21.04.2008/Sayı:183
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Ünal Yaltırık

Yargı geç uyandı

Kıyameti koparıyorlar... AKP hakkında kapatma davası isteminde bulunan erdemli bir Baş-savcıya şirretçe saldırıyorlar.

Utanma yok, terbiye yok, iz’an yok...

Fena halde köşeye sıkıştılar.

Parkinson hastalığına tutulmuş gibiler... Tir tir titriyorlar, soğuk soğuk ter döküyorlar. Ağızları köpük içinde...

***

Hesap günü kıyamete kalmamış, bugünlere nasip olmuştur.

Geç bile kalındı... Yargı geç uyandı.

Hesap çok önceleri sorulmalıydı.

Bu hesap; “Ben Muhammed Müslüman ümmetindenim. Türkiye dinsiz, laik bir memleket haline gelmiştir. Hayatımı Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma, Türkiye’yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime, Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda ümmet esasına dayanan Şeriat devletinin kurulması için çalışacağıma, di-nim, Allahım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kasem ederim” diye yeminler edildiği zaman sorulmalıydı...

“En üst belirleyici, İslamın ilkeleridir. Her şey ona göre belirlenir”,

“Türkiye’nin yarınında artık Kemalizm ve Kemalizm benzeri rejimlere yer yoktur” ,

“T.C. 1923’ten beri sürekli gerileyiş içindedir...”,

“Bize göre demokrasi amaç değil, ancak bir araçtır. Hangi sisteme gitmek istiyorsanız, bu düzenlerin seçiminde bir araç-tır...” dendiğinde sorulmalıydı...

“Hem laik hem Müslüman olunmaz. Ya Müslüman olacaksın ya laik. İkisi bir arada ters mıknatıslanma yapar...”,

“Referansımız İslamdır. Tek hedefimiz İslam devletidir...”,

“Ben elhamdülillah Şeriatçıyım...”,

“Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor... Yahu bu millet istedikten sonra, tabii elden gidecek... Sen bunun önüne geçemezsin ki...” diye haykırdıklarında sorulmalıydı...

“Ben tekkeye değil dergaha gittim...”,

“Ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok...”,

“İstanbul’u Medine yapacağız...”,

“Bütün okullar imam hatip yapılacak...”,

“Sadece imamlar resmi nikah kıysın...”,

“Ben İstanbul’un imamıyım...”,

“Cumhurbaşkanının imam hatipli olacağı günler yakındır...” diye zırvaladıkları zaman sorulmalıydı...

“Camiler kışla, minareler süngü, kubbeler miğfer, müminler askerimizdir...”,

“Demokrasi bizim için bir tramvaydır. İstediğimiz durağa gelince ineriz...” diye saçmalandığında sorulmalıydı...

“Nedir bu laiklik Allah aşkına?... Bu ne menem şey..”,

“Biz Kemalist düzenin koruyucusu olamayız, bu mümkün değil...”,

“Sana mı kaldı türban konusunda karar vermek? Bu ulemanın işidir. Ulema ne di-yorsa o olur...”,

“Efendi sen kim oluyorsun? Buna mecelle karar verir...”,

“Biz hukuka aykırı bir şey yapmıyoruz. Mecelle’de böyle bir kaide var...”,

“Cumhuriyetmiş, laiklikmiş, bunlar karın doyurmaz...” diye gürlediklerinde sorulmalıydı...

Başbakan oğlunun nikâh davetiyesine “29 Zilkade 1421” tarihi konulduğunda sorulmalıydı...

Ve, “Atatürk Devrim ve İlkelerini yok etmek için devlet makamlarının mollalara, dervişlere tahsis edildiği, dinci söylem ve eylemlerle milletin sürekli gerdirildiği, halkı inananlar-inanmayanlar diye ayırıp bölücülük yapıldığı, eğitimin imamlaştırıldığı, yeteneksiz, dinci kadroların dev-letin başına belâ edildiği, eşler ve yakınların sıkmabaş ve türban gibi dini sembollere bü-ründürüldükleri, alt kimlik-üst kimlik laflarıyla kargaşa yaratıldığı, meslek liselerinin önü açılıyor diye çağdaş eğitimin önünün tıkandığı” zamanlarda sorulmalıydı.

***

Şimdi, oturmak için işe yarayan kısımlarına nal çivisi batmış gibi bar bar bağırıyorlar.

Söyleyebildikleri tek laf, % 46 ile iktidara gelmiş olmaları...

Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad % 99,9, Saddam % 90’la iktidar olmuşlardı.

Ya Hitler, Mussolini?...

Ne oldu?

O halde yüzde çok’la seçilmek marifet sayılmamalı...

“Madem ki oy çokluğu bende, dilediğimi yaparım” mantığı, ya da aptallığı artık bir kenara bırakılmalıdır.

Bilinmelidir ki, oy çokluğu, üstün zekâlı çocuklar gibidir. Problemleri de fazladır. Kontrol edilemediği taktirde çok kere zararlı sonuçları da beraberinde getirir.

Tıpkı şimdi AKP’nin durumu gibi.

***

Ne yapacaklarını şaşırdılar.

Kapatma davasından yakalarını kurtarabilmek için olmadık çarelere başvuruyorlar...

Bataklık içinde çırpınanlar gibi battıkça batıyorlar.

Anayasa’yı değiştirip, işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar.

Zor değiştirirsiniz... Meydan o kadar da boş değil...

Ünlü İngiliz siyasetçisi Richard Sheridan 200 yıl önce şöyle demiş: “Çaresizlik içinde bunaldıklarında ne yapacaklarını bilmeyen insanların, kafalarını zaman zaman duvara vurduklarını işitmiştim. Ama kafalarını duvara vurmak için özel olarak bir duvar inşa ettirdiklerini ilk defa görüyorum...”

İşte kurtuluşu sağlamak için Anayasa değişikliğine gitmek de böyle bir duvar inşa etmeye kalkışmaktır.

Böylesine garip ve utanç verici teşebbüs, eskilerin tabiriyle, “emraz-ı akliyyeden, kratenizm denilen hastalığın arazını” akla getirir.

***

AKP’nin gözbebeği ve Başbakan Erdoğan’ın akıl hocası Sör Mir Dengir Mehmet Fırat bakınız ne diyor: “Siyasi irademizi Anayasa’nın arkasına koyacağız...”

İşte zihniyet!...

Arkasına mı, önüne mi konulacağını bilemem ama görünen odur ki, artık takiyyeye bile gerek duymadan niyetlerini açıkça sergiliyorlar...

2 Ağustos 2002 tarihinde, Meclis’te, sinir oynatan ses tonu ile, katil terörist başı Abdullah Öcalan’ı kastederek; “Asamadınız, asamazsınız, asamayacaksınız...” diye bangır bangır feryad eden Dengir Efendi, şimdilerde de, hapishane üniforması benzeri, geniş çizgili ilginç kostümünün içinde, ellerini oğuşturarak, Tayyip Erdoğan’ı gaza getiriyor ve partisini giderek uçurumun kenarına yaklaştırıyor... Farkında değiller.

***

Yarım arşınlık paçavra için ülkeyi perişan ettiler... Milleti birbirine soktular... Atatürk’ün kemiklerini sızlattılar.

Sözüm ona, 28 Şubat’ın rövanşını, daha doğru bir ifadeyle intikamını alacaklar!..

İşleri güçleri cin’lik ...

Milletvekili zamları ile türban konusunu kara harekâtı gecesine rastlatmaları, türbanla ilgili Anayasa değişikliğinin, bilinçli fanatik Cumhurbaşkanı tarafından, göstermelik ve gereksiz yere bekletilip 28 Şubat’ta onaylanması hep; “Aslan kaçmış müdürüm...” “Çaktırma...” hikâyesi!...

***

Ortalık kara çarşaflılardan geçilmiyor... Cüppeli, takkeli, bellerine kadar sakallı ve elleri tespihli taksi şöförleri İstanbul caddelerinde cirit atıyorlar.

Türbanlı kafalar giderek artıyor.

Güzelim İstanbul’u bir Malezya kasabasına çevirdiler.

Anayasa Mahkemesi’ndeki çoğunluğun iktidar yanlısı olması için özel ve sinsice çaba harcanıyor...

Laikliğin yeniden tarifi için kollar sıvanmış vaziyette...

MGK’nın etkisi azami derecede azaltıldı. Ordu’dan gericilik nedeniyle atılanlara geri dönme imkânı araştırılıyor...

YÖK zaten iktidara bağlandı.

Devletin en önemli kurumlarının başına, AKP yanlısı, badem bıyık, ıslak dudak yandaşlar getirildi.

Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan, özellikle Milli Eğitim Bakanlığı’na geçişler had safhada...

Ders kitaplarında alenen dincilik yapılıyor... Devletin çalışma saatleri Cuma namazına, oruca göre ayarlanıyor...

Bazı okullarda türbanlı kız öğrenciler için ayrı otobüsler tahsis ediliyor.

Tarikat yurtları akıl almaz biçimde çoğalıyor...

Saymakla bitmeyecek kadar çok dinsel yaptırımlar her geçen gün biraz daha Türkiye’nin gündemine yerleşiyor.

Bütün bu durumları görmezden gelmek mümkün mü?..

Değil elbette!

Bunların ağababası yıllar önce; “Gün gelecek, rektörler türbana selâm duracaklar...” dememişmiydi?..

İşte şimdi bunu gerçekleştirme çabasındalar...

Tabii yine cin’lik yapıp “rektör” demişler. Asıl niyetleri “asker” demek ama yürekleri sıkmamış !..

1901 yılında Thomas Bernardo bakınız ne demiş: “Çoğu politikacı katıra benzer... Ne ecdadıyla övünebilir, ne ahva-dıyla!...”

***

Maksadı kap kalaylamak değil, k.. kıvırmak olan kalaycı misali, kalemlerini kaşık olarak kullanmaya alışık bazı medya mensupları ile AKP yandaşı bazı basın organları istedikleri gibi çığlık atmaya devam ededursunlar, kesinlikle ifade edelim ki, halkın büyük çoğunluğu açılan bu kapatma davasından memnundur, kıvançlıdır ve de ülkemizin geleceği için umutla yüklenmiştir.

Artık, hükümet oksijen çadırında, AKP de yoğun bakımdadır.

Sağolsun Yargıtay Başsavcısı...

Atatürk Cumhuriyetini koruma, kollama ve savunmada gösterdiği vatanseverlik ve üstün görev anlayışı her türlü takdir ve övgünün üstündedir.

Elleri dert görmesin.

***

Ve yazımızı, biz de bir cin’lik yapıp şu dörtlükle bitirelim:

Hele varki bir tablo,

Görse şaşar Anibal

Ördeklerden bir filo

Bir de kazdan Amiral !..

Kalın sağlıcakla...

(Maya Dergisi’nin 147. sayısında yayınlanmıştır: www.mayadergisi.com)


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe