| İlyas Salman |
Yukarıda sözettiğim betimlemeyi daha doğrusu buna “Akılsızlık Cinayetleri” demeyelim de “para için yoksul kanı dökmekten zerre kadar utanç duymayan ve kendini akıllı zanneden tüccar mantıklı hırsız zenginlerin iğvasına yalanlarına yönlendirmelerine ve dolduruşa gelen ırkçı dinci gerici akılsız yığınların cinayetleri” diyelim. İkinci Paylaşım Savaşında yaklaşık 40 milyon insan faşistlerin insanlık karşıtı para yanlısı cinayetlerine kurban gitti. 1933’de Hitler faşizmi Almanya’da iktidara geldiğinde, dünya zenginlerinin hiçbirinin kılı kıpırdamamıştı. Almanya’da Krupp, Tysen, Mercedes Benz nasıl faşizmi desteklemişse dünyanın büyük sermayedarları da alttan alta Nazi İmparatorluğu’nu desteklediler. Alttan alta diyorum çünkü onların mallarını tüketen dünya emekçi halklarını kendilerine düşman etmek istemiyorlardı. Onların asıl korkusu Alman faşizmi değildi. O alçakların asıl korkusu Rusya’da yaşama savaşı veren Ekim Sosyalist Devrimi’nin Orta Avrupa’da giderek yayılmasıydı. Bu alçak kapitalist-emperyalist dünyanın Alman faşizmine karşı çıkmaları 1943’ün sonlarında Kızıl Ordu’nun faşist ordulara karşı kafa tutar hale gelmesiydi. Eğer Kızıl Ordu İkinci Paylaşım Savaşı’nı tek başına kazansaydı vay gele kapitalist dünyanın başına. Alman faşizminin yenilmesine ramak kala sermaye dünyası Almanlara karşı yardımı kestiler. Ve paylaşımdan yararlanmak için Rusya’yla anlaşma imzaladılar. Ve savaşa katılmak zorunda kaldılar. Bu olay kapitalizmin ya da sermaye dünyasının alçakça bir manevrasıydı. İnsanların şöyle bir yanlışa saplandığını dünyanın bütün akıllı insanları anladılar: Spartaküs isyanından bu yana (Ahmed Arif, Spartaküs için dünyanın ilk gerillası, ilk sevgilisi diyordu.) hiçbir savaş ne din için ne ırk için yapılmıştır. Bütün savaşların altında yatan temel neden para denen pisliğe tapmışlığımızdır. Haçlı Seferlerini ele alalım. Haçlı Seferleri giderek güçlenen Ortadoğu’daki zenginliği başta ekonomik olmak üzere gelişen bilimsel gücü ortadan kaldırmaktı. Bizim Anadolu Alevilerinin şöyle bir yanlış anlayışı var: Hz. Ali’nin öldürülmesi de, Kerbela’daki kıyım da, Maraş, Sivas, Malatya katliamlarında da (mezhebin daha doğru bir anlayışla mezhep ayrılığının önemi yok demiyorum) daha çok aklın ve üretimin doğru bir tespitle Alevi halkının giderek aydınlık geleceğe, sosyalist halk devrimine, Türkiye’nin tam bağımsızlığına daha çok inanır olmalarıydı. Alevi halkı Osmanlı gericiliğinden giderek sıyrılıyor. Dünyevi gerçeklere, bilimsel aydınlığa; açıkçası kapitalist dünyanın yalanlarına fazla inanma, dünyanın değerlerini daha 1800’lü yıllarda üretiminin ve paylaşımın değerlerini önceden görmüş olan Marks’ın, Engels’in, Lenin’in materyalist dünya görüşlerine daha çok yaklaşmışlardı. Bu gerçek yoksul insanları uyuşturup esrittikten sonra kolayca sömüren gerici güçlerin işlerine gelmiyordu. Çünkü uyanan insan yobazlar ve zenginler için her devirde tehlikelidir. Kerbela katliamını bir Alevi-Sünni savaşı olarak görenler büyük yanılgı içindeler. Çünkü bu katliam giderek parasal açıdan yükselen Emeviler’e karşı yoksullaşan Ehli Beyt’in ekmek kavgasıydı. Maraş’ta yaşanan da aynı şeydi çünkü Maraş’ta demokrat gençlerin koltuk altlarında Deniz’lerin, Mahir’lerin, Yusuf’ların, Hüseyin’lerin yaşamlarını ve mücadelelerini anlatan kitaplar vardı. Gider ayak sömürü aleminin daha çok farkına varıyorlardı. Şimdi sonuca gelelim. Bırakın Alevi, Sünni, Müslüman, gâvur yapay ayrımlarını da insanlık koltuğu tek kişilik de olsa iki kişi yan yana oturalım. Evimizdeki kese kâğıdında (sakın naylon poşet olmasın) bulundurduğumuz kuru da olsa ekmek parçasını paylaşalım, sevgimizle birlikte. Bizim en büyük kaybımız hep malları paylaşmaktan söz ederiz de sevgileri paylaşmak bir türlü aklımıza gelmez. Gelin aydınlık beyinlerimizden yayılan sevgi kokusu bütün dünyaya yayılsın, göğsümüz biraz daha hızlı atsa da daha sıkı kucaklaşalım. Korkmayın sağlam yürek hızlı atmaktan durmaz. Genç yaşta ölen Arkadaş Zekai Özger demiş ki; Başını göğsüme yasla
Not: Şu iki buçuk-üç ay içerisinde TÜRKSOLU’na yazılarımı zaman zaman iletemedim. Çünkü Bosna’da bir dizi çekimindeydim. Orada da 1992 yılında yine emperyalizmin kışkırtmasıyla -daha doğrusu silah tüccarlarının diyelim- Boşnak Müslüman Türklerle Sırplar arasında bir savaş yaşandı ve 320 bin insan katledildi emperyalist silahlardan çıkan kurşunlarla. Yoksa ben ne Mustafa Kemal Atatürk’ün tam bağımsız Türkiye ülküsünden vazgeçerim ne de TÜRKSOLU’ndan. Bütün TÜRKSOLU okurlarına tekrar selamımı iletiyorum. Yazılarıma devam edeceğim. Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye! Bu pazardan itibaren İzmir’de Tüyap Kitap Fuarı’nda çok önemli yazarlarla -çünkü ben kendimi önemli yazar olarak görmüyorum, ben bir yazarcığım- kitaplarımızı imzalayacağız. Bütün İzmir halkını bekliyoruz. Saygılar.
|
|