| Eser Özaltındere |
Kıbrıs’ta dönen dolaplar (2) -Talat bilgisizdir, beceriksizdir ve dış politika gerçeklerini hiç bilmeyen kumandalı bir demogogdur. CTP, SSCB döneminden kalma ideolojik dogmalar ve AKEL bağımlılığının etkisinden kurtulamadığı için dış politika konusunda zırva üzerine zırva inşa etmektedir. Bu yüzden attığı her adım bir fiyaskodur. Önce yaptığı yanlışla Annan Planı’nın temel alınmasına imkan hazırlamış, daha sonra ise Annan Planı’nın temel alınmasına ters düşecek şekilde 8 Temmuz 2006 antlaşmasının altına imza atmıştır. Yani KKTC’ nin Cumhurbaşkanı olarak kendi halkının var olma haklarını kendi eliyle Annan Planı’nın daha da gerisine çekmiştir. O antlaşmaya imza atmaktan rahatsız olmuş olmalı ki, 3 Nisan 2007’de BM Genel Sekreterine bir mektup yazarak bir çocuk gibi, Rumların 8 Temmuz antlaşmasını istismar ettiklerini, yanlış noktalara kanalize ettiklerini ima eden şikayetlerde bulunmuştur. Bütün bunlar onun acemiliklerinin en güzel göstergeleridir. Oysa dış politika da bu tür zikzaglara yer yoktur. Attığın her imza seni bağlar. Nitekim Hristofyas, teslimatçı Talat’ın Gambari sürecinde attığı imza ile 8 Temmuz kararlarını kabul etmesini kullanmakta ve Talat’ın attığı imzanın gereklerini yerine getirmesini istemektedir. Attığı o imzadan sonra artık Talat’ın, bu müzakereleri daha iyi noktalara taşıması mümkün değildir. Rauf Denktaş gibi Türk tarihine geçmiş muhteşem bir liderin arkasından, Talat gibi oynak ve demagog bir yetersizin KKTC’nin başına geçmesi Kıbrıs Türk halkı adına büyük bir talihsizliktir. -Rauf Denktaş ve dava arkadaşlarının kan ve onurla getirdiği nokta, önce CTP ve teslimatçı Talat tarafından daha gerilerdeki Annan Planı çizgisine taşındı. Şimdilerde ise bu çizgi aynı kadrolar tarafından daha da aşağılara çekilerek 8 Temmuz kararları seviyesine indiriliyor. Yani, bu M. Ali Talat yönlendiriciliğindeki CTP denen yanaşma parti, Kıbrıs Türk halkının var oluş haklarını her defasında daha da geriye götürerek onun oksijensiz kalmasına ve yok olmasına imkan hazırlıyor. Ve çok enteresandır, tehlikeyi görüp geri adım atmamakta da ısrar ediyor. Bile bile ve göz göre göre; KKTC halkının Rum’a köle edilmesi konusunda hiçbir rahatsızlık duymadan ve kararlı bir şekilde yürüyor. -Hristofyas’ın Başkan olmasından hemen sonra, CTP nin komprador ve doğmatik sözde sol geleneğine bağlı Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, heyetiyle birlikte AKEL’i ziyaret ederek 8 Temmuz antlaşmalarına bağlılıklarını dile getiriyor. Bu zât-ı muhterem genel sekreter olduğuna göre, CTP nin görüş ve politikalarını temsil ediyor demektir. Dolayısıyla, Talat’ın Gambari sürecindeki 8 Temmuz kararlarını imzalamasını da işin içine katarsak, “çav bella” Ferdi Sabit ve tüm CTP kimliksizlerinin, Hristofyas’la Talat’ın görüşmelerinde 8 Temmuz kararlarının baz alınması konusunda hemfikir olduklarını rahatça görebiliriz. Böyle olunca da bu işbirlikçi takımını, Rauf Denktaş kazanımlarından sonra Annan Planı doğrultusunda ödünler veren ve onun ardından da 8 Temmuz sürecine gerileyerek KKTC halkına ihanet eden teslimiyetçiler olarak ilan edebiliriz. -Bütün bu gelişmeler göz önüne alındığında ve derinlemesine bir inceleme yapıldığında Talat-Hristofyas-AKEL ve CTP arasında kapalı kapılar arkasında özel görüşmelerin ve pazarlıkların yapıldığı çok kolay anlaşılabilir. Nitekim Büyükanıt da, çözüm politikalarından halkın bilgilendirilmesi gerektiğine dikkat çekmişti. -Hemen seçimlerden sonra, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani bir açıklama yapıyor ve şunu söylüyor: “Artık garanti antlaşmalarına ihtiyaç yoktur. Azınlıkların hakları, insan hakları çerçevesinde AB hukuku tarafından güvence altına alınmaktadır.” Görüldüğü gibi, 8 Temmuz 2006 antlaşmasının Talat tarafından imzalanmasından sonra, Rum-Yunan ikilisi birçok avantaj elde etmelerinin rahatlığı ile garantörlük antlaşmaları ve TSK’nın Kıbrıs’tan çekilmesi üzerine yoğunlaşmaktadırlar. Bu durumdan Talat da pek şikayetçi değildir. Oysa anketlere göre KKTC halkının % 90’lık bölümü TSK’nın Kıbrıs’tan çekilmesini istememektedir. Hatta, böyle bir durumda Kıbrıs’ı terk etmekten bahseden kişiler bulunmaktadır. -Dikkat edilirse Büyükanıt, tam da garanti antlaşmalarına ve askersizleştirmeye yoğunlaşıldığı ve askeri güvenlik için önemli olan Lokmacı Kapısı’nın açılması aşamasında KKTC’ye geliyor. Bu da tabii ki Talat’a, onun aymazlar güruhundan oluşmuş partisi CTP’ye ve AB’li “kuş yumurtaları”na özel bir mesaj oluyor. -Büyükanıt, Talat ile birlikte yaptığı açıklamalarında Talat’ın “...adil ve kalıcı barış sağlanana kadar Türk askeri adada kalacaktır...” sözlerine; “...kalıcı ve adil barış ama ‘nasıl’ kalıcı ve adil bir barış...” sözleriyle cevap verirken, aynı zamanda Talat’a; “Senin anladığın anlamdaki kalıcı ve adil barış, benim anladığım anlamdakilere pek benzemiyor ve bu konuda kuşkularım var...” demeye de getiriyor. Nitekim, daha sonra yaptığı açıklamada; “...Lokmacı’nın açılması daha adil ve kalıcı barışa giden bir adım değil...” diyerek Talat’ın ağzının payını veriyor. Yani kısaca; “Sen, Lokmacı’da askeri güvenlik için çok önemli bir bölgeyi Rumlara peşkeş çekiyorsun. Bu durumda ben senin adil ve kalıcı barış anlayışına nasıl güvenirim?” demek istiyor. -Büyükanıt’ın KKTC’den ayrılırken yaptığı açıklamalarında verdiği diğer mesajlar şunlardır: a) Askeri güvenlik bölgesi Lokmacı’da Türk askeri bir metre bile geri çekilmeyecektir. b) Adada adil ve kalıcı barış sağlansa bile, Türk askeri gözlemci olarak adada kalmaya devam edecektir. c) Rastgele bir adil ve kalıcı çözüm kesinlikle kabul edilemez. Bu tür çözümün parametreleri vardır ve halk çözüme yönelik politikaların ne olduğunu bilme hakkına sahiptir. d) Bu anlaşmanın mutlaka Türklerin egemenliğine ve eşitliğine dayanması gerekmektedir. -Bu açıklamalarda; TSK’nın Garantörlük Antlaşması’na dayanan haklarından vazgeçmeyeceğinden, kalıcı ve adil barış gerçekleşse bile o barışın bozulup bozulmadığını gözlemlemek için adada kalacağından ve Kıbrıs Türk halkının egemenliğine dayanan eşitliğinden bahsediliyor. Bu egemenliğe dayalı eşitlik ise kaçınılmaz olarak iki devletliliği zorunlu kılıyor. Dolayısıyla Büyükanıt’ın çözümü, kesinlikle 8 Temmuz 2006 antlaşması ve Talat’ın görüşleriyle uyuşmuyor. Zaten BM’nin yaptırdığı kamuoyu yoklamalarına göre KKTC’de halk ,% 70 civarında iki devletli çözümden yana görüş bildirirken, halkın AB ve BM’ye güveninin de % 30’lara indiği görülüyor. -Tabii ki, Büyükanıt’ın vurguladığı eşitlik Rumların anladığı eşitlik değil. Çünkü Rumlar eşitliği bireysel anlamda ele alıyorlar. Halk ve toplum bağlamında değerlendirmiyorlar. Yani Türklere de; “Siz ancak nüfusunuza denk düşen % 30 oranında eşit olabilirsiniz” diyorlar. -Hristofyas’ın 11 maddelik seçim programında, KKTC’deki “kuş yumurtaları”nın da içinde bulunduğu “anti-işgal” bloğu oluşturma projesi vardı. Nitekim, CTP’lilerden Sorosçulara kadar geniş bir yelpazede yer alan bu uzaktan kumandalılar seçimin hemen ardından Hristofyas’tan randevu talep ediyorlar. Şeyhlerine bağlılıklarını bildirecekler herhalde! İşte, Büyükanıt’ın KKTC ziyaretinde; “...bazı kesimler gelmemden pek mutlu olmadılar...” derken kasdettiği de bu kökensiz ve kimliksizlerdir. -Talat görüşmesinden sonra yaptığı açıklamalarından birinde Hristofyas; “...Türk liderliği, ilerlememiz için yeşil ışık yaktığı konusunda bizi ikna edemedi...” demiş. Görüldüğü gibi adamlara bir türlü yaranamıyorsunuz. Annan Planı’na “evet” diyorsunuz olmuyor, 8 Temmuz antlaşmasına imza atıyorsunuz olmuyor, ne yaparsanız yapın kendinizi beğendiremiyorsunuz... İllâ Kıbrıs Türk halkının kellesini istiyorlar. -Papadopulos’un EOKA’cı partisi DİKO’dan Meclis Başkanı Karoyan bakın nasıl konuşmuş: “…tarihi ve acılı bir uzlaşıya hazırız, ancak bu uzlaşı Helenizmin Kıbrıs’taki varlığını tehlikeye sokamaz...” İyi de, ortada Helenizm dururken uzlaşı olur mu? Helenizm gölgesinde yapılan bir uzlaşı, Rumlar için mi yoksa Türkler için mi “tarihi ve acılı bir uzlaşma” olarak ortaya çıkar? O uzlaşı olsa olsa köle ruhluların bir uzlaşısı olur ki, nlarında kimler olduğu zaten herkes tarafından çok iyi biliniyor. -İnanılmaz bir çark ediş örneği... Teslimatçı Talat, Lokmacı’nın açılmasından sonra yaptığı basın toplantısında bakın neler diyor: “Lokmacı diğer kapılar gibi sadece bir kapıdır. Kıbrıs sorununun çözümünde sembolik bir değeri bile yoktur. Şimdiye kadar açılan kapılar Türkler ile Rumların arasını iyileştireceğine, birbirlerinden uzaklaşmalarına neden olmuştur...” Talat’ın başına ya taş düştü, ya da Büyükanıt’ın zılgıtı onda şok etkisi yarattı. -Flaş, flaş, flaş! Lokmacı gündüz açıldı, akşam kapandı, gece yarısı yine açıldı... İşte Rumlar bunlar!... Kapı kapandı; çünkü Rumlar ara bölgenin BM’ye teslim edilmesini ve Türk askerinin 50 metre geriye çekilmesini bekliyorlardı. Hatta belki de, yukarıda belirtildiği gibi ve Rum gazetelerine göre Talat ve Hristofyas bu konuda anlaşmışlardı. Büyükanıt’ın Osmanlı tokadı gelince işin şekli değişti. Ayrıca Kilise de kapının açılmasına karşıydı. Daha sonra ise BM aşırı baskı yapınca tekrar açmak zorunda kaldılar. “Yes be annem”ci kimliksizler bir de, örnekte görülen bu her tarafı oynayan Rumlar ile iç içe yaşamak istiyorlar... -Fıkra gibi bir olay... KKTC’deki milliyetsizlerin gazetesi olan Afrika, kıssadan hisse çıkarılacak bir “1 Nisan” şakası yapmış. 1 Nisan günü; “1960 Antlaşması’na dönülüyor. Türk milletvekilleri ortak Meclis’te yer alacak, Cumhurbaşkanı ve yardımcılığı dönüşümlü olarak el değiştirecek” biçiminde bir haber geçmiş. Bunu ciddi zanneden Rum tarafında yer yerinden oynamış. Haber anında Rum yetkililer tarafından yalanlanmış. Hem de “resmi” olarak... Peki, herifçioğullarının 1960 Cumhuriyeti’ne dönüşü dile getiren “1 Nisan” şakalarına bile tahammülleri yoksa, bu iki halk nasıl birlikte yaşayacaktır?... -Kıbrıs, Türkiye ve BOP için çok önemlidir. Bir harita alın! Rodos’u, Yunanistan’a ait adaları ve Kıbrıs’ı kırmızıya boyayın! Kıbrıs da dahil tüm adaların etrafını 12 millik bir kuşakla çevirin! İsrail’i, hayali bir Kürdistan oluşturup onunla Ermenistan’ı da kırmızıya boyayın ve ortaya çıkan resim ile Türkiye’nin kuşatılmışlığına iyice bir bakın! İşte o zaman Kıbrıs’ın hangi anlama geldiğini, Talat ve CTP işbirlikçiliğinin ne ifade ettiğini, Başbakanın BOP’un Eşbaşkanı olarak Kıbrıs’taki misyonunun ne olduğunu daha iyi kavrayacaksınız! |
|