21.04.2008/Sayı:183
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye

Okan İşbecer

Tayyip kayboldu, ama ne yazık ki bulundu

Pippa Bacca

Tayyip kayboldu, ama ne yazık ki bulundu

Tayyip kayboldu, ama ne yazık ki bulundu

Dünyanın en ilginç Başbakanı herhalde bizimkidir. Kendi devletiyle ve halkıyla bu kadar kavgalı bir Başbakan, tarihin hiçbir döneminde hiçbir devlete nasip olmamıştır. Bir gün bakarsınız çiftçiye küfreder, başka bir gün medyayı tehdit eder. Seçim zamanı meydanlarda Cumhurbaşkanını yuhalatır, onlarca korumayla gezer, bazen küser kimseyle konuşmaz, arada bir de ortadan kaybolur.

Evet, ortadan kaybolur. Geçtiğimiz hafta Türkiye Cumhuriyeti yaklaşık 30 saat Başbakansız kaldı. Çünkü Tayyip sırra kadem basmıştı.

Geçtiğimiz hafta Çarşamba günü dinlenmek için Ankara’dan ayrılan Başbakandan haber alınamayınca medyayı bir telaş aldı. Bunun ardından da çeşitli senaryolar üretilmeye başlandı.

Bir senaryoya göre Başbakan Eskişehir’de kaplıcalardaydı. Gazeteci ordusu hemen hücum etti ama nafile. Başbakan orada değildi.

Sonra İstanbul’da evinde olduğu söylentileri yayıldı. Gazeteciler bu kez evini kuşattı ama Başbakan burada da yoktu.

Allah Allah nerede bu Başbakan diye düşünürken birden akıllara Abant geldi. Tabi ya, Başbakan Abant’ta olabilirdi. Çünkü Abant’ın partisinin kurulmasında da özel bir anlamı vardı ve partisi kapatılma arifesindeyken de istihareye yatmak için burayı tercih etmiş olması kuvvetle muhtemeldi.

Gazeteci ordusu bu kez Abant seferine çıktı ama yetkililerden gelen yanıt olumsuzdu. Otelde Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün toplantı yaptığı açıklaması geldi. Ancak korumaların ısrarla görüntü almayı engellemeleri gazetecileri işkillendirdi ve kuşatma devam ettirildi. Çarşamba gecesi başlayan kovalamaca perşembe öğlen saatlerinde son erdi. Başbakan tahmin edildiği gibi Abant’taki otelde ortaya çıktı. Kucağında torunu olduğu söylenen bir çocukla otelin bahçesinde kısa bir gezinti yapan Başbakan, kendisi ile ilgili merakları giderdikten sonra yeniden kaldığı otele döndü. Böylece Türkiye ilk Başbakan krizini atlatmış oldu.

Tayyip’in 30 saatlik şok kaybolmasının ardından yine aniden ortaya çıkması ise Türk Milleti’ni adeta kahretti. Haber sitelerine vatandaşlar tarafından gönderilen mesajlar, Türk Milleti’nin Tayyip’i ne kadar sevdiğinin de bir göstergesi.

“Tüh ya bulundu! Bitti gelecek heveslerim”

“Offfffffffffff! Moralim bozuldu”

“Ne vardı ki sanki bulacak, bırakın bir kaybolsun yav...”

“Allah senden razı olsun Başbakanımız. Sen de arada bir kaybolmasan ne yapar bu millet. Vallahi kafayı yerler.”

“Ne güzel kurtulmuştuk, ne gerek vardı bulunmasına?”

“Bana onu bulanı getirin!”

“Bu günün sabahını milli bayram ilan edelim, öğleden sonrasını milli matem günü olsun...”

“O bulan kimse gitsin kendini yüksek bir yerden atsın”

“Keşke bir kaç gün daha bulunmasaydı, her gün fırça yemekten bunalmıştık”

“Bulundu taraftarları sevindi. Bulunmasaydı 70 milyon sevinirdi”

“Niye bulundu ki? Bir şeye mi lazımmış kendisi?”

Şimdilik bu kadar. Tayyip kendisiyle ne kadar övünse azdır. Ne diyelim, bu kadar vatandaş sevgisi her Başbakana nasip olmaz.

Bu arada aklımıza gelmişken belirtelim, Tayyip’in verilmiş sadakası varmış. Hatırlarsanız geçtiğimiz hafta da Türkiye’de bir kayıp vakası yaşandı. İtalyan Barış elçisi Pippa Bacca da kayıplara karıştıktan sonra başına bir kaza geldi ve öldürülmüş olarak bulundu.

Allahtan Tayyip’in yolu Gebze’den geçmemiş. Yoksa mazallah...


Birgün’den TÜRKSOLU reklamı

TÜRKSOLU  TÜRKSOLU

Yeşil Elma Koalisyonunun sol tarafı Birgün gazetesi geçtiğimiz haftaki nüshalarından birinde reklamımızı yapmış. Reklam kısmına geleceğim ama önce kısa bir girizgah. “Halkın Gazetesi” sloganıyla yayınlanan ancak içerisinde halk dışında herkesin yer aldığı Birgün, bu aralar yine bir yazı dizisi furyası başlattı. Zaten gazetenin aylar süren yazı dizileri meşhur biliyorsunuz. Adamlar yazacak bir şey bulamadı mı pat bir yazı dizisi... En az bir ay sürer! Konu ile ilgili-ilgisiz kim varsa konuşturulur ve böylece bir sonuca varılamaz.

Bilenler bilir, mesela bu arkadaşlar seçimlerden sonra yaşanan dağılmayı atlatabilmek için bir tartışma dizisi başlatmışlardı. Ama başlattıkları dizinin adı bile sakattı: “Peki Şimdi Ne Olacak?” Sola yol gösterme iddiasındaki bir günlük gazetenin duruma bakışı ancak bu kadar sakat olabilirdi. Kendilerinin önerebilecekleri bir yol olmadığı için çaresizlik içinde soruyorlardı: “Peki Şimdi Ne Olacak?” Cevabını bilmedikleri için de Türkiye’de ne kadar piyasa solcusu varsa hepsini birer gün konuk edip; “Ne olacak bu solun hali?” diye sordular. Neticede Ağustos’tan Ekim ayına kadar süren bu “beyin fırtınası”nın sonucu, sıfıra sıfır elde var sıfır. Çünkü aylar süren bu tartışma dizisinde her gelen farklı bir şey önerdiği için ortak bir akıl ve de doğal olarak fikir oluşamadı. Ha ne oldu, gazetenin bir sayfası iki ay boyunca her gün dolmuş oldu ve arkadaşlar gazeteyi çıkarırken zorlanmadılar.

Bu aralar gazetede Kızıldere katliamının yıldönümü dolayısıyla Mahir’leri anlatan bir yazı dizisi yayınlanıyor. Her yazı dizisinin yer aldığı sayfada da bir kutu açılarak 60’lı ve 70’li yıllarda çıkan sol dergi ve gazeteler tanıtılıyor. Bu yazı dizisinin 13.’sünde 1967 yılında yayın hayatına başlayan ve bir sayısında Deniz Gezmiş’in de yazısının yer aldığı TÜRKSOLU gazetesine yer veriliyor. Bu sayfayı hazırlayan arkadaşlar dergiyi tanıtırken araya da “Günümüzde aynı adla yayımlanan, neo-faşist ve ırkçı bir söylemi savunan dergiyle ad benzerliği dışında hiçbir ilgisi bulunmamaktadır” cümlesini ekliyorlar. Güzel güzel tanıtımını yapmak varken bu arkadaşlar neden araya bizi de sokuşturmak gereği duymuşlar anlamak güç. Anlaşılan 68’lerden sonra TÜRKSOLU adlı bir gazete çıkarmak bizim aklımıza geldiği için kuduruyorlar. Bunlara sorsanız hemen hepsi Deniz’lerin, Mahir’lerin devamcısı olmakla övünürler ama onların çıkardığı gazeteyi aynı adla günümüzde çıkarmaya cesaret edemezler. O günlerden günümüze kadar Türkiye’de on binlerce sol dergi gazete yayınlanmış ama bunları yayınlayan o çok solcu arkadaşların aklına nedense Deniz Gezmiş’in yazı yazdığı gazeteyi yeniden çıkarmak gelmemiş. Çünkü onlar ne Türk’tür ne de sol. Bu iki kelimenin yan yana gelmesi bunların en büyük korkusudur. Oysaki ne Deniz’lerin ne de Mahir’lerin böyle kaygıları asla olmamıştı. Soros’un çanak yalayıcısı, Kürtçü, AB’ci, neo-liberal arkadaşlara bu işi bırakmalarını tavsiye ediyoruz. En azından solun adını kirletmemiş olurlar.

Peki bu yazıda olumlu hiç bir şey yok mu diyecek olursanız, elbette ki var. Bölümün başlığı hem eski TÜRKSOLU’nu hem de bizi en iyi anlatan kelimelerden oluşuyor: “Emperyalizme ve İşbirlikçilerine Karşı TÜRKSOLU Dergisi.” En azından bu kadarını anlayabildikleri için kendilerini kutluyoruz.


Oral Çalışlar hatırlamaya başlamış

Oral Çalışlar

Oral Çalışlar

Türkiye’de son yıllarda bir dizi furyasıdır aldı yürüdü. Televizyonlarda yayınlanan onlarca dizi ne işe yarıyor diye soracak olursanız tek cevabı var: Türk insanını ekran başına hapsetmek. Özellikle bizim gibi ülkelerde dizi sektörü oldukça gelişmiştir. Bütün TV kanalları onlarca dizi yayınlar, bu dizilerin bazıları tutar bazıları tutmaz ve kısa zamanda yayından kaldırılır. Ama dizi furyası bir türlü bitmez. Çünkü bu dizilerin en önemli işlevi halkı ekran başında uyutmaktır.

Bu diziler içerisinde bazı diziler var ki, son dönemde içeriği ile ön plana çıkmaya başladı. Bunlardan biri şüphesiz ki “Kurtlar Vadisi” serisi. Yer yer siyasi mesajlar vermeye de çalışan bu dizi, başladığı ilk günden beri gündeme oturmuştu. Yine son dönem adını sıkça duyduğumuz bir diğer dizi ise “Hatırla Sevgili.” 27 Mayıs Devrimi ile başlayan dizinin hikayesi, 68 ve 78’li yılları da içine alarak devam ediyor. Türkiye tarihinin en hareketli dönemlerini anlatan dizi, özellikle son dönemde adından söz ettiriyor. Dizinin danışmanlığını Mustafa Yalçıner yapıyor. 68’li olan Yalçıner, Deniz Gezmiş’in kurucusu ve lideri olduğu THKO geleneğinden geliyor. Ama sadece gelenekten geliyor. Yoksa şimdiki Yalçıner’in Deniz Gezmiş’in düşünceleri ile uzaktan yakından alakası kalmamış durumda. THKO davasından ceza alan Yalçıner, daha sonra TDKP ve EMEP gibi örgütlerde yöneticilik yaptı. 2002 seçimlerinde Kürtçü DEHAP çatısı altında seçimlere katıldı. Son olarak ise kapanana kadar PKK’nın gazetesi olarak bilinen Gündem’de köşe yazarlığı yapıyordu. Yalçıner, gazete kapandıktan sonra kendine dizi danışmanlığını meslek edinip Deniz’ler üzerinden para kazanma yolunu seçmiş anlaşılan.

Bu dizi sadece Yalçıner’i değil, pek çok kişiyi de yeniden o yıllara götürmüş. Bunlardan biri de Cumhuriyet’in “Sıfır Noktası” --siz etkisiz elemanı da diyebilirsiniz- Oral Çalışlar. Dizinin belki de en çok izlenen bölümü olan Deniz’lerin idam sahnesinin bulunduğu bölümünden sonra Oral Abi sık sık o günleri yad etmeye başladı. Bölümün yayınlanmasının hemen ardından bütün gazetelerde yayınlanan haberlere göre Deniz’i anlatan kitapların satışında patlama yaşanmıştı. Satışlardaki artış yüzde 300’lerle ifade ediliyordu. Bilenler bilir, Oral Abi’nin de “68 Anılarım” isimli bir kitabı vardır. Her ne kadar Oral Abi ve Deniz farklı kulvarlarda olsalar da 68 kitabı yazıp da Deniz’den bahsetmemek olmaz. Velhasıl satışı patlayan kitaplardan biri de Oral Abi’nin kitabıymış. Oral Abi, yazdığı yazılarda ve verdiği demeçlerde bu durumdan duyduğu memnuniyeti dile getirmekten geri kalmadı. Medyada yer alan haberlere göre Deniz’le ilgili kitapları alanlar genellikle lise ve üniversite öğrencileriymiş.

Çok izlenen bir televizyon dizisinin Deniz’lerden bahsetmesi, Deniz’lere olan ilginin artmasına sebep olmuştur belki ama söz konusu dizi yayınlanmadan önce de yine genç kesimin en çok okuduğu kitaplar arasında Deniz’le ilgili yazılanlar başta geliyordu. Özellikle lise dönemindeki gençlerin, hele sola da meyilliyse, ilk okuduğu kitaplardan biri Deniz Gezmiş’in hayatıdır. Tabii bu arada birkaç tane de Oral Abi’nin kitabı satılınca, Oral Abi talep patlaması zannetmiş olabilir.

Bir de Oral Abi o dönemden bahsederken öyle bir hava yaratıyor ki, sanki Deniz’le yediği içtiği ayrı gitmiyor zannedersiniz. Halbuki bunun da gerçeklikle bir alakası yoktur. Çünkü Oral Abi o dönemler Perinçek’in has adamlarındandır ve başta belirttiğimiz gibi Deniz’lerle farklı kulvardadırlar. Tek ortak noktaları da aynı dönemde yaşamış olmaları ve aynı cezaevinde yatmış olmalarıdır. Geçenlerde kendisinin de yazdığı bir anısı, Deniz’le Oral Abi arasındaki ilişkinin niteliğini ortaya koyuyor:

“Deniz’lerin idamından kısa bir süre önceydi. Ankara Mamak Askeri Cezaevi’nde, Deniz’ler bir başka hücrede kalıyor, bizler yani Dev-Genç davasından yargılananlar bir başka koğuşta.

Geceleyin sayım yapıldıktan sonra kapımız çalındı. Gardiyan Nafiz kapıdaydı, ‘Deniz seni çağırıyor’ dedi. Gece vakti sayımdan sonra kapıların açılması mümkün değildi. ‘Bir dakika! Pijamamı çıkarıp geliyorum’ dedim. Telaşlanmıştım. Deniz gece yarısı beni neden çağıracaktı ki! Üç dört zincirli kapıyı geçtikten sonra, Deniz’lerin kaldığı ön hücreler denen bölüme geldim. Semih Orcan’ın kaldığı hücrede yere oturmuşlardı. Semih elini beline koymuş acı içinde kıvranıyordu. Ben telaşla; ‘Ne oldu Deniz?’ diye sordum. Semih’i işaret etti: ‘Bütün gece böbrek ağrısından uyuyamadı. Biz de bir çare bulamadık, sonunda sana başvurmaya karar verdik. Sen şuna bir akupunktur yapsan da acısı geçse...’ Hep birlikte gülmeye başladık. Ben Maocuydum ve akupunktur bir Çin tedavi metoduydu.”

Demek ki Deniz’e göre Oral Abi günün her saatinde çağırılıp kafa bulunacak biriymiş.

Deniz mevzusu açılınca çok duygusallaşıyormuş Oral Abi. Belki de vicdanı sızlıyordur. O günleri görmüş geçirmiş biri olarak 68 kuşağını yeterince temsil edemiyor çünkü. Bugün AB’cilik ve Kürtçülükle ön plana çıkan Oral Abi, aslında hem 68 kuşağına hem de Deniz’lere en büyük ihaneti yaptı. Tıpkı THKO davasından ceza alan Mustafa Yalçıner’in ABD uşağı PKK’nın kalemşörlüğünü yapması gibi. Deniz’leri geleceğe taşımanın yani onları yaşatmanın tek yolu var: Onların antiemperyalist, devrimci mücadelesini sürdürmek. Yoksa hem AB’ci olacağım hem Kürtçü olacağım hem de Deniz’lere sahip çıkacağım derseniz karşınızda Deniz’leri bulursunuz, ona göre.

Bu arada söz Oral Abi’den açılmışken, geçtiğimiz günlerde Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf’ın (TAKSAV) düzenlediği panelde bir araya gelen beş 68’li eski dost, geçmişi yad edip gelecekle ilgili konuşmuşlar. Aydın Çubukçu, samanlık kaçkını Ertuğrul Kürkçü, Oğuzhan Müftüoğlu, Mahir Sayın ve Oral Çalışlar gibi isimler; “Sosyalistler AB projesini desteklemeli mi karşı mı çıkmalı? Solda yükselen milliyetçiliğin geçmişte kökleri nelerdi? Militarizm ve Ordu’yla sol arasındaki ilişkinin geçmişten gelen ne gibi etkileri oldu? 1968’de Kürt sorununa nasıl yaklaşıyorduk, bugün nasıl yaklaşıyoruz? AKP’ye karşı tutum ne olmalıdır?” sorularının cevabını aramışlar. Ayrıca bütün sosyalistlerin nasıl birleştirilebileceği üzerine de kafa patlatmışlar.

Daha önce verdiği röportajlardan birinde; “68 kuşağına misyon yüklemeyin” diyerek biz bu işleri bıraktık demeye getiren Oral Abi, birden bire sosyalistleri birleştirmekten bahsetmeye başladı. Başkası olsaydı; “Kimbilir emperyalistler gene ne planlıyorlar?” diye işkillenmek icap edebilirdi ama söz konusu Oral Abi olunca endişeye gerek yok. Zira ondan cacık bile olmaz!


Demokrasi yıldızlarının acıklı sonu...

Demokrasi yıldızlarının acıklı sonu

Demokrasi yıldızlarının acıklı sonu

Geçtiğimiz hafta 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölüm yıldönümüydü. Bu vesileyle mezarı başında bir anma toplantısı düzenlendi. Düzenlenen devlet törenine ailesi ve devlet erkanı, yani iktidar temsilcileri, katıldı.

Bütün gazetelerde ve televizyonlarda Özal’ın ne kadar büyük bir devlet adamı olduğundan filan bahsettiler. Aslında medyada yer alan bu haberler olmasa kimsenin günün anlam ve önemini hatırlayacağı yok ya, burada da medya üzerine düşeni hakkıyla yerine getiriyor.

Mesela aynı gün bir başka olayın da yıldönümüdür ama bunu da kimse hatırlamaz ve medya da özellikle hatırlatmaz. Ne mi? Tabii ki toplumsal tarihimizin önemli adımlarından biri olan Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü. Köy Enstitülerini sadece oradan mezun olan ve sayıları her yıl biraz daha azalan mezunları anarken Turgut Özal gibi tescilli Amerikancıları cümbür cemaat medya anmakta.

Malum iktidar da bildiığiniz gibi sürekli olarak Özal’ın devamcısı olmakla övünür. Seçimlerden önce bilboardları süsleyen ve Menderes, Özal ve Tayyip üçlüsünün resimlerinin yer aldığı ve “Milletin Adamları” yazılan afişleri hepimiz hatırlıyoruz. Ve cumhurbaşkanlığı seçimleri döneminde bu kesimlerin Özal’ı örnek vererek “dindar cumhurbaşkanı” talepleri de herkesin aklındadır. Gerçekten de Turgut Özal bu ülkenin ilk tarikatçı cumhurbaşkanıydı. Bugün Gül’e kızıp da Özal’ı rahmetle ananlara duyurulur.

Her neyse, biz yine milletin adamları mevzusuna dönelim. Turgut Özal’ın kimin adamı olduğunun güzel bir örneği bu yılki anmalarda ortaya çıktı. Merhum Özal henüz yaşarken gezilerinden birinde Marmaris’in Çamlı köyüne gider ve oradaki küçücük mescid’i görünce üzülür. Dindar ya hemen o zamanın parasıyla 230 milyon lira harcayarak büyük ve güzel bir cami yaptırır. Ama dindar cumhurbaşkanının ömrü yetmez ve kendi adı verilen camide namaz kılamaz.

Ancak adını taşıyan camide adına her yıl mevlit okunur. Bu yılki mevlide de 15 kişi katılmış. Yanlış okumadınız 15 kişi. Milletin bu kadar “yoğun” katılım gösterdiği mevlidi Özal’ın aslında hiç de milletin adamı olamadığını gösteriyor. Sonuçta Türk Milleti sadece kendine hizmet edeni anar.

Rahmetli Özal henüz yaşarken kendisi ile ilgili eleştirileri cevaplarken birgün “insanlar şimdi anlamıyorlar ama benim değerimi yıllar sonra anlayacaklar” mealine gelen-dindar ya o yüzden meal- sözler sarfetmişti. Bozuk saatin iki kez doğruyu gösterdiği bir kez daha ispatlandı. Gerçekten de üzerinden zaman geçtikçe insanlar kimin ne mal olduğunu anlıyorlar.

Son sözümüz de Özal’la aynı kareye giren Tayyip’e. Allah gecinden versin siz öldüğünüzde korkarım altına gireceğiniz toprak bile bulamayacaksınız.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe