| Celal İmren |
Tuncay Özkan’a uyarı: Ağlamak bir eylem biçimi olabilir mi? Yani eylem midir ağlamak? Bence değil. Hatta olamaz da, olmamalıdır da! Ağlamak, olsa olsa bir boşalım yoludur. Duygu yükünün gözyaşlarıyla dışavurumudur. Bir de duygu sömürüsünün aracı olabilir. Geçtiğimiz pazartesi akşamı Abbas Tuncay’la kankası Kerimcan, kanallarının canlı yayınında oturup karşılıklı ağlaştılar. Türkiye’nin içinde bulunduğu durum onları derinden(!) etkilemiş. Gözyaşlarıyla ajitasyon yaptılar. İnsan duygulanır elbette. Ağlar da… Ağladığı için kimseye “sulu gözlü şey” de diyemeyiz. Ama “Oturup ağlayacağına çözüm üret!” demek de şart. Peki, ülkenin içinde bulunduğu duruma ağlayanlar çözüm üretiyorlar mı? Örneğin Abbas Tuncay ile Kerimcan?… Bu ikilinin ortaya koydukları çözüm nedir? Bir TV kanalı, iki dernek, bir platformun dışında önerdikleri çıkış yolu nedir? Tuncay; “Beş yılda Türkiye’yi düzlüğe çıkaracağız” dedi o akşam. Projeleri de hazırmış… Peki nasıl, hangi mekanizmaları çalıştırarak? Bunun yanıtı yok. Muhtemelen partileşerek. Daha önce yazmıştık, parti kurmak çadır kurmaya benzemez! Başka? Saat kurmaya… Komplo kurmaya… Ganyan bayiinde altılı kurmaya… Köprü kurmaya… Hele hele hayal kurmaya hiç benzemez!... Gördüğümüz kadarıyla Tuncay parti kurmayı, yukarıda saydıklarımızı kurmaya benzetiyor. Ve konuşuyor. Konuştukça coşuyor. Coşunca da kantarın topunu, topuzunu kaçırıyor: “Türk’ü, Kürdü, Lazı, Çerkezi…” “Milliyetçisi, ülkücüsü, AKP’lisi…” “Kategorize etmeden herkesi alacağız!” Bunları söylüyor Abbas Tuncay. Kerimcan da onaylıyor. Yani bu sözlerden şu çıkıyor: Kategorize etmeden topladıkları kişileri, anlayışları bir potada eritecekler. Ortaya bir yapılanma, bir de sentez çıkacak. Bu sentezde sol yok! Ulusal Sol hiç yok! 6 Ok? Esamesi bile okunmuyor! Atatürkçülüğe iki sözcükle yaklaşılıyor: Atatürk çağdaşlığı. O kadar. Saatlerce süren konuşmadan bizde kalan, bak bu güzel dedirtecek bir izlenim yok. Aksine; “Ne kötü, Tuncay yine başa dönüyor” diyoruz. Bir farkla! Bu kez solcuları CHP’ye, sağcıları MHP’ye göndermiyor, yanına çağırıyor: Ne olursan ol gel! Bir de cevher yumurtluyor Tuncay: “Sağı, solu, siyaseti yok!..” Ne var? İlkesiz birlik… Tuncay’ın söylediklerinin özeti tam da bu işte: İlkesiz birlik… Atatürk’ün 6 Ok’u? Olmasın varsın; biri ikisi yeter! Emperyalizme karşı milliyetçi duruş? Duruş şart değil, anlaşırız! Laiklik? Kolay, bir yolunu buluruz; isteyen başı açık gezer, isteyen türban takar, hatta kara çarşafa bürünür. AKP? Kapansın, yerine biz geçeriz! Parti kuruyoruz ya: “İlkesiz Birlik Partisi…” Gerçeklerden, olaylardan, öngörülerden bihaber olan Tuncay’ın ikinci bir hayal kırıklığı yaşayacağı kesin. Tuncay’ın düştüğü ve düşeceği durum devrimcileri ilgilendirmez ve üzmez de. Devrimcileri ilgilendirecek ve üzecek olan şey, tıpkı 22 Temmuz öncesinde yanlış yöne sevkedilen insanların 23 Temmuz sabahı yaşadıkları travmayı bir kez daha ve daha ağır bir şekilde yaşamalarıdır. O nedenle, Tuncay’ın söyledikleri değil, ona inanma hatasına düşecek insanların bugünkü konumlanışları çok önemlidir. O nedenle, bizi Tuncay’ın siyasi geleceği değil, onun anlayışı nedeniyle insanların kaybetmeye tahammül edilmeyecek gelecekleri ilgilendirmektedir. O nedenle Tuncay’ın (kaldıysa) kaybedeceği itibarı değil, Türklerin onuru değerlidir. Tuncay’ı dikkate alışımız bundandır… |
|