21.04.2008/Sayı:183
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Özgür Erdem

Ülkücüler hayatlarında hiç
PKK’lılarla çatıştı mı?

Hiç olay yaşanmayan bir üniversitede silahlar niye patlar?

Akdeniz Üniversitesi’ndeki olaylardan sonra, bir MHP tartışması doğal olarak başladı.

Ortada bir provokasyon olduğu çok açık.

Öncelikle olayların yaşandığı yer açısından baktığımızda durum böyle.

Akdeniz Üniversitesi… Türkiye’de gelişen olayları birazcık izleyen birisi, yalnızca televizyonların ana haber bültenlerini bile izlese, Akdeniz Üniversitesi’nde hiçbir öğrenci eylemi ya da çatışma duymadığını görecektir.

Peki, ne oldu da bugüne kadar en ufak bir siyasi kavga haberini bile duymadığımız bir üniversitede bu olaylar çıktı?

Üstelik öyle sıradan bir olay da değil. Silahlar patlıyor.

Halbuki, yine hafızalarımızı zorlarsak, 80 sonrasında silahların patladığı bir öğrenci eylemini bile hatırlamak çok zor.

Yani hiç olay yaşanmayan bir üniversitede, yine hiç yaşanmayan bir silahların patladığı öğrenci kavgası…

Tüm bunlar yan yana gelince ve tabii ki Şeriatçı basının olaylara yaklaşımını görünce, provokasyonun gerçek amacı da ortaya çıkıveriyor: Hedef Akdeniz Üniversitesi’nin Rektörü.

Peki ne yapmış AÜ’nün rektörü Mustafa Akdoğan?

PKK Atatürkçü gençlere saldırırken
ülkücüler neredeydi?

PKK'lılar Atatürkçü gençlere saldırıyor

Tarih: 5 Mayıs 2003. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde bir araya gelen PKK önderliğindeki bölücüler, üniversitelerde Atatürkçü Düşünce Kulüpleri’nde faaliyet yürüten Atatürkçü gençlere saldırmıştı. Atatürkçü gençler bu bölücü saldırıya karşı can siperane kendini savunmuştu. Pek çok arkadaşımızın linç edilmeye çalışıldığı saldırıda, çok ciddi yaralanmalar da gerçekleşmişti. Atatürkçü gençler, üniversite kantinlerinin PKK’nın adeta işgali altında bulunduğu günlerde, bölücülüğe karşı mücadele etmekten çekinmediklerini 5 Mayıs 2003’teki direnişleriyle göstermişti. Bugün Akdeniz Üniversitesi Rektörü aleyhindeki bir provokasyonda PKK’lılarla sözde bir kavgaya tutuşan MHP, o günlerde bu bölücü saldırılar sırasında sessiz kalmıştı. 80 sonrasında üniversitelerin adım adım PKK’lılar tarafından işgal edilmesine sessiz kaldıkları gibi. Tarihleri boyunca ne üniversitelerde ne de sokaklarda PKK ile hiç karşı karşıya gelmemiş MHP’nin bir anda Akdeniz Üniveritesi’nde PKK karşıtı kesilmesi provokasyonun büyüklüğünün de bir göstergesi olsa gerek.

PKK’lıların Atatürkçü gençlere saldırmak için kullandığı satırlar, bıçaklar...

PKK’lıların Atatürkçü gençlere saldırmak için kullandığı satırlar, bıçaklar...

Bölücü Teröre Karşı Gençliğin Milli Direnişi

Türban tartışmaları sırasında AKP’ye ve AKP’li YÖK Başkanına yönelik Cumhuriyeti ve laikliği savunan o ağır bildiriyi kaleme alan Üniversiteler Arası Kurul’un (ÜAK) sözcülüğünü üstlenmiş.

Zaten Vakit de kendini ele veriyor. Önceki sayımızda da yayınladığımız manşetini bir kez daha hatırlatıyoruz: “Eli silahlı olan girer, başı örtülü giremez”

Tabii çok komplocu kafa olayları tersinden de kurabilir.

Yani zaten olaylar olmuştur. Şeriatçı basın da en azından fırsat bu fırsat rektörü hedef tahtasına oturtalım demektedir.

Deşifre olan MHP de bu şekilde kendisini aklayacaktır.

Halbuki Şeriatçı basının yayınlarına devam etmesi olayın hiç de böyle olmadığını gösterdi.

Koroya AKP de bizzat katıldı. AKP’nin atadığı Vali ve AKP’nin atadığı Emniyet Müdürü üniversite güvenliğinin rektörün sorumluluğunda olduğunu yaptıkları bir basın toplantısında söyledi.

Tabii Rektör Akdoğan bu suçlamalar karşısında sessiz kalmadı. Gerekli yanıtı verdi. 6 Nisan’daki silahlı saldırı olaylarından üç gün önce olayların alev aldığını görüp üniversiteye polisi davet ettiğini belgeleriyle gösterdi. Ve esas hedefin türban yasağının kalkmasına karşı olan ÜAK ve Atatürkçü rektörler olduğunu açıkça söyledi.

Yani o Şeriatçı basının iddia ettiği gibi Emniyet’in uyarılarını kulak ardı eden bir Rektörle karşı karşıya değiliz.

Şeriatçı basın tüm bunlara karşın, Akdoğan’a karşı saldırılarına devam etti.

Örneğin Vakit Ankara temsilcisi Serdar Arseven’i Antalya Üniversitesi’ne kadar gönderdi ve “araştırma”lar yaptırdı.

Arseven Akdeniz Üniversitesi’ne gidiyor ve okulda “sol” örgütlerin ve “PKK”nın cirit attığı tespitine ulaşıyor.

Tabii bir başka tespiti de üniversiteye türbanlıların sokulmuyor olması...

Gören de PKK Akdeniz Üniversitesi’ni ele geçirmiş sanacak. Zaten Vakit okulun adeta bir “kurtarılmış bölge” olduğunu iddia ediyor.

Şeriatçılar aynı duyarlılığı Nevruzda alanlarda Apo posterleriyle gösteriler yapan PKK’lılara karşı gösteriyor mu peki? Ya da Meclis’te grup kuran PKK’lılara bir şey yapıyor mu? Neredeyse bütün Güneydoğu’nun PKK’nın kurtarılmış bölgesine dönüşmesine ses çıkardılar mı?

Tabii ki hayır. Zaten PKK’nın son 6 yılda AKP iktidarı altında ne kadar güçlendiği de ortada...

Kısacası bu kadar da aymazlık olmaz! Neredeyse bütün Türkiye’yi PKK’ya teslim edeceksiniz. Sonra da Atatürkçü bir rektörü okulu PKK’nın kurtarılmış bölgesine dönüştürmekle suçlayacaksınız.

Açıkçası hiç inandırıcı değil.

MHP’nin rolü ne?

Peki tüm bu provokasyonda MHP’nin rolü ne?

Bu soruyu yanıtlamak için MHP’yi iyi tanımak gerekiyor.

Son yıllarda MHP, 80 öncesi misyonunu unutturacak adımlar atmaya çalıştı.

Bahçeli’nin teşkilatlarına gönderdiği “sarkık bıyık ve beyaz çorap yasağı” akıllardadır herhalde.

MHP’liler akılları sıra, Türk milletine korku veren o görüntülerini düzeltmek istiyordu.

Halbuki sorun tabii ki görüntüde değil, MHP’nin o uğursuz misyonunda.

MHP, kuruluşundan itibaren, bir provokasyon örgütüdür.

Nerede bir faşist saldırı gerekli, nerede bir provokasyon tezgahlamak gerekiyor, MHP teşkilatları görev başındadır.

68’de Devrimci Gençlik, üniversitelerden başlayarak köylere kadar bir halk örgütlenmesine gittiği zaman MHP’nin komando kampları kurmaya yönelmesi bu nedenledir. Kitleselleşen sol örgütlenmeye karşı baskı ve korku duvarı kurulmak istenmektedir.

70’lerde de MHP’nin misyonu değişmez. Sol, gerek meslek örgütleri, gerek işçi sendikaları gerekse öğrenci hareketiyle Türk milletini örgütlemeye girişirken MHP büyük kentlerden taşraya tüm Türkiye’de “paramiliter” bir örgütlenmeyle sol uyanışı engelleme çabasındadır.

MHP solcu öğrencilerin çoğunlukta olduğu yurtları basar... MHP, öğretmen sendikalarının mitinglerine saldırır… MHP, işçilerin direnişte olduğu fabrikalarda grev kırmak için taşlı sopalı saldırılar düzenler… Bununla da yetinmez, Maraş gibi koca bir şehri büyük bir provokasyonla kan gölüne çevirir... Okuldan çıkan solcu öğrencilerin üzerine el bombası atar… Kahvehaneleri otomatik silahlarla tarar… İnsanları evinden çıkarıp ormanlık alanlara götürüp infaz eder…

MHP’nin uğursuz rolü işte budur. Bırakın örgütlenip eylem yapmak, sol düşünceye merak salmak bile MHP’nin saldırılarında hedef olmak için yeterlidir. Amaç solculaşan ve devrimcileşen bir milleti sindirmektir.

Ancak MHP’nin başrolü oynadığı tüm bu provokasyonlar aslında bir MHP iktidarı altında da gerçekleşmez. MHP 80 öncesinde hiçbir zaman tek başına iktidar olamamıştır. Öyle bir iddiası da yoktur zaten. Ancak AP’nin başında bulunduğu işbirlikçi iktidarların hep tetikçisi olmuştur. 65-70 arası Demirel iktidarının koşulsuz destekçisidir. Devrimciler AP iktidarına karşı çıkarken sokaklarda devrimci avına çıkan AP’liler değil MHP’lilerdir.

70’lerde ise MHP, Milliyetçi Cephe içinde iki kez AP’nin koalisyon ortağı olur. Aslında alt tarafı 3-5 milletvekili vardır. Ve AP’nin de MHP’nin Meclisteki desteğine çok ihtiyacı yoktur. Ancak Milliyetçi Cephe, zaten adı üstünde bir Cephe’dir. Yani halk örgütlenmesine karşı kurulmuş Amerikancı bir barikattır.

MHP de bu barikatın silahlı gücüdür 70’lerde…

Türkiye hızla 1980 12 Eylül’üne, yani Amerikancı faşist bir askeri yönetime doğru sürüklenirken başrolde yine ülkücüler vardır. Ülkenin kan gölüne dönüşmesinin bir numaralı sorumlusudur.

Zaten o yüzden 12 Eylül’den sonra “Biz içerideyiz, fikirlerimiz iktidarda” demişlerdir.
Ancak biz biraz da “provokatör”ün poliste ve basına yaptığı açıklamalara dikkat çekmek istiyoruz. Neymiş efendim, “keskin nişancıymış”. İstese vururmuş. Öyleyse soruyoruz. “Keskin nişancı” olduğunu nereden biliyorsun? Nişancılığını nerede sınadın? Anlaşılan daha önce hedef gözetip vurduğun insanlar oldu. Öyleyse yetkililere sesleniyoruz. Bu “provokatör”ün kullandığı silahın izini bir sürün. 30 yıldır Antalya’da işlenen ve faili meçhul kalmış bütü faşist saldırıları da bir sorun kendisine. Böylece “keskin nişancı” olduğuna nasıl kanaat getirdiği ortaya çıkabilir belki.

Ancak biz biraz da “provokatör”ün poliste ve basına yaptığı açıklamalara dikkat çekmek istiyoruz. Neymiş efendim, “keskin nişancıymış”. İstese vururmuş. Öyleyse soruyoruz. “Keskin nişancı” olduğunu nereden biliyorsun? Nişancılığını nerede sınadın? Anlaşılan daha önce hedef gözetip vurduğun insanlar oldu. Öyleyse yetkililere sesleniyoruz. Bu “provokatör”ün kullandığı silahın izini bir sürün. 30 yıldır Antalya’da işlenen ve faili meçhul kalmış bütü faşist saldırıları da bir sorun kendisine. Böylece “keskin nişancı” olduğuna nasıl kanaat getirdiği ortaya çıkabilir belki.

MHP, PKK’yla ne zaman mücadele etmiş ki Antalya’da da etsin

MHP’nin Akdeniz Üniversitesi’nde PKK’lılarla çatıştığı iddiası da olayların bir provokasyon olduğunu gösteriyor. MHP tarihi boyunca ne üniversitelerde ne de sokaklarda PKK’yla karşı karşıya hiç gelmemiştir.

Sokaklarımız Kürt istilasının işgali altındayken MHP’den de MHP’lilerden de ses çıktığını gördünüz mü? Ya da PKK’nın afişlerini bile rahatça astığı kimi üniversitelerde MHP örgütlenmesi hiçbir zaman müdahale etmemiştir. Üniversitelerde bir tek Atatürkçü gençler bölücü örgütlenmelere karşı durmuştur. MHP’liler bu konuda da Atatürkçü gençlere destek olmak bir yana, PKK’lıların Atatürkçü gençlere saldırılarını izlemekle yetinmiştir. Hatta, MHP’lilerin PKK’yla mücadele eden Atatürkçü gençlere saldırdığı bile görülmüştür.

Bununla da sınırlı değil. Tüm Türk milleti şehit cenazelerinde PKK’yı ve bölücülüğü lanetlerken, MHP “itidal” çağrıları yapmıştır. Yani MHP PKK’yla mücadele etmek şöyle dursun, mücadele etmek isteyenlere karşı gelmiştir. Bu yüzden Akdeniz Üniversitesi’ndeki sözde PKK örgütlenmesine karşı MHP’lilerin durduğu koca bir yalandan ibarettir. MHP nerede PKK örgütlenmesine karşı durmuştur ki, Akdeniz Üniversitesi’nde dursun.

MHP: AKP’nin koltuk değnekliğine devam ediyor

MHP’nin geçmişteki bu uğursuz provokatif rolünü tam anlamadan günümüzde AKP’yi destekleyen son provokasyondaki rolünü göremeyiz.

22 Temmuz’dan beri Anayasa tartışmalarından türban meselesine MHP her konuda AKP’yi desteklemedi mi?

AKP’ye kapatma davası açıldığında Anayasa değişikliği için her tür desteği vermeye hazırız mesajı vermedi mi?

Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesini oylamalara katılarak sağlamadı mı?

MHP, 22 Temmuzdan beri Meclis’te bir an olsun AKP’ye karşı muhalefet yürüttü mü?

Hayır, hayır, koskoca bir hayır.

Tersine, AKP’nin ne zaman başı sıkışsa, MHP Meclisteki gücüyle yardıma koştu.

MHP’nin 80 öncesi misyonuyla günümüzdeki misyonunu yan yana getirdiğimizde Akdeniz Üniversitesi’ndeki provokasyonun nedenleri de açığa çıkmış oluyor.

“Provokatör”ü sorgulayın 80 öncesi açığa çıkar

Şimdi ekranlarda silah sıkarken görüntülenmiş “provokatör”ün üstendi biraz duralım.

MHP’liler “aramıza sokulmuş bir provokatör” diyerek saldırganı sahiplenmediler. Ancak görüntüleri dikkatle izleyen birisi, “provokatör”ün MHP’lileri üniversite bahçesindeki kavgada korumaktan öte, yönlendirdiğini de görecektir.

“Provokatör”ün son birkaç yılda katıldığı MHP etkinliklerinin görüntüleri de yayınlandı.

Üstelik bu etkinliklerde en önde, MHP’nin Antalya teşkilatının başkanının hemen yanında görülüyor. Artık koruması mıdır bilemiyoruz ama “şer güçler” tarafından MHP’nin içine sızdırılmış biri olmadığı ortada.

Zaten “provokatör” gibi pek çok kişiyi MHP teşkilatlarında görmek olasıdır.

Türk milletinin “aramıza sızdırılmış” açıklamalarına itibar etmemesinin nedeni de budur.

MHP’nin genel olarak çizdiği görüntü de “provokatör”ün ta kendisidir. O kadar ki, Türkiye’de 100 kişiye “provokatör”ün resmini gösterip hangi partiden diye sorsanız, 90’ı MHP’lidir yanıtı verecektir. Kalan 10’u ise partimize sokulmuş provokatör diyen MHP’liler olacaktır! Ancak biz biraz da “provokatör”ün poliste ve basına yaptığı açıklamalara dikkat çekmek istiyoruz.

Neymiş efendim, “keskin nişancıymış”. İstese vururmuş. Öyleyse soruyoruz. “Keskin nişancı” olduğunu nereden biliyorsun? Nişancılığını nerede sınadın? Anlaşılan daha önce hedef gözetip vurduğun insanlar oldu.

Öyleyse yetkililere sesleniyoruz. Bu “provokatör”ün kullandığı silahın izini bir sürün.

30 yıldır Antalya’da işlenen ve faili meçhul kalmış bütü faşist saldırıları da bir sorun kendisine.

Böylece “keskin nişancı” olduğuna nasıl kanaat getirdiği ortaya çıkabilir belki.

MHP’den de MHP’liden de medet ummayın

Ancak biz burada Atatürkçülere bir çağrı yapmak istiyoruz. 22 Temmuz öncesinde “solcular CHP’ye sağcılar MHP’ye çağrısı” yapan Tuncay Özkan’ların ve İlhan Selçuk’ların peşinden gidenlere sesleniyoruz.

MHP gördüğünüz gibi aynı MHP. Hiçbir değişiklik yok.

Genel Merkezleri önünde oldukça basit ve barışçıl bir “siyah çelenk koyma” eylemi yapan emekli subaylara bile saldırmışlardı.

Bugün de provokasyon yapılması gereken bir üniversite oldu mu hemen başrole soyunuveriyorlar.

Siyaseten de AKP’nin dümen suyunda oldukları, AKP iktidarına muhalefet yürütmek bir yana, her destek ihtiyacında iktidarın yanında oldukları da ortada.

Akdeniz Üniversitesi’ndeki bu son provokasyon bunun da bir göstergesi.

Öyleyse ısrarla MHP’den Atatürkçülük ve solculuk adına bir şeyler beklemenin anlamsızlığı da ortada.

Ancak şimdi de bir “MHP tabanını ikna etme” modası başladı. MHP yönetimiyle MHP tabanını birbirinden ayırmak gerekiyormuş.

Halbuki, parti yönetimlerinin tabanların bir sonucu olduğunu unutmamak gerekiyor.

Yani bir partinin tabanı çok Atatürkçü, çok milliyetçi ve çok “insancıl”sa, yönetimi nasıl bu kadar AKP yandaşı, Amerikancı ve saldırgan olabiliyor? Ve nasıl alternatifsiz kalabiliyor.

Üstelik kritik dönemeçlerde, MHP’nin mevcut yönetimlerine alternatif gibi gösterilenlerin Amerikancılıkta, Şeriatçılıkta, sol ve halk düşmanlığında hiç farklı olmadıklarını da görmüyor muyuz?

Örneğin Yeniçağ gazetesine bir bakalım. MHP yönetimin muhalifi çevrelerin sözcüsüdür.

Türban tartışmalarında türbanın yanında mı yer aldı, karşısında mı?

Akdeniz Üniversitesi’ndeki son olaylarda da MHP üst yönetiminden farklı bir tavırları olmadı. 80 öncesi üstlendikleri o uğursuz rolü aklama derdine düştüler.

MHP’nin tabanına da bir bakalım isterseniz. Akdeniz Üniversitesi’nde fotoğrafı çekilen o “provokatör”den farklı bir resimle karşılaşacak mıyız acaba? MHP içinde “Biz 80 öncesinde kullanıldık. Artık silahı, şiddeti, halk düşmanlığını bırakalım” gibi bir tavır gördünüz mü hiç?

MHP’nin misyonu da bellidir, tarihi de. Üstelik MHP’nin tarihsel misyonlarıyla hesaplaştığı görülmemiştir. Yönetimiyle de, tabanıyla da.

O yüzden bir siyasi hareketin günahları üç beş “provokatör”ün üstüne yıkılmasın.

O siyasi hareket, kuruluşundan itibaren şiddetin içinde yer almış, Amerikancı ve halk düşmanı olmuş, Şeriatçılık yapmıştır. Tarihinin hiçbir döneminde ise Atatürkçü olmamıştır. Zaten ABD tarafından tam da bu amaçlarla kurulmuştur.

MHP’nin bu yönünü bile bile hâlâ o partide yer alanlardan, o partiye oy veren tabandan medet ummak siyaseten ne kadar doğrudur bir tartışmak gerekiyor.

Zaten kimi çevrelerin kazanmak istediği o MHP tabanı 22 Temmuz’da AKP’yi destekledi. Hatırlatalım. Yıllardır MHP’nin kalesi sayılan İç Anadolu’da büyük oranda AKP kazandı. Bahçeli’nin memleketi Osmaniye’de bile birinci parti AKP!

Yıllardır sola oy veren kıyı şeridinde ve büyük şehirlerde ise MHP’nin bir yükselişi söz konusuydu. Kısacası kimileri MHP’yi Atatürkçülüğe ikna etmeye çalışırken, Atatürkçüleri MHP’ye ikna etmiş oldu. MHP’lileri de AKP’ye...

Kısacası Türkiye’nin AKP’den MHP sayesinde kurtulmayacağı ortaya çıktı. Aksine AKP iktidarını MHP desteğiyle sağlamlaştırıyor.

Öyleyse bize düşen MHP’nin ne Atatürkçü ne de milliyetçi olmadığını, olamayacağını da tüm Türkiye’ye göstermek olmalıdır.

Gerçek milliyetçilik Atatürkçülüktür.

Tüm bunları yapmak da MHP’lileri kazanmaya çalışmakla değil, MHP zihniyetiyle mücadele etmekle mümkündür.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe