21.04.2008/Sayı:183
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Başyazı Gökçe Fırat

Bocalamaya son!
Devrimci Parti geliyor

15-16 Haziran 1970200 yıllık düzen

Türkiye’nin en önemli sorunu partisizlikse, solun en önemli sorunu da tabansızlıktır. Dolayısıyla yeniden bir devrimci parti inşasına girişirken, aynı zamanda bu taban sorunu da çözülmelidir.

Türkiye açısından sorunu ilk ortaya koyan düşünürlerimizden Niyazi Berkes olmuştu ve şu soruyu ortaya atmıştı: “200 yıldır neden bocalıyoruz?”

Osmanlı sistemi Batıya tam bağımlı bir yarı sömürge ekonomisiydi. Dolayısıyla Osmanlı’nın toplumsal yapısını biçimlendiren de bu ekonomik düzen oldu.

Bu ekonomik düzen, toplum içinde iki ana kesim yarattı: Birinci kesim, ekonomik bağımlılıkta Batı ile işbirliği yapan burjuva kesimler, ikinci kesim ise Batı ile işbirliğinin yıkıma uğrattığı yerli üretici kesim olan halk.

Burjuva kesimler özellikle ithalat-ihracat alanında yoğunlaşırken, ülkenin sanayileşmesi gibi bir adım hiçbir zaman atılamadı. Fakat ithalatla birlikte Batı tipi bir tüketici katman yaratıldı. Bu katman genellikle bürokrasi çevrelerinden oluşan, özellikle memurlardan oluşan bir kesimdi.

Halkın durumu ise yalnızlığa ve ölüme terk edilmekti. Çünkü Batı ile girilen ekonomik ilişkiler yerli sanayinin öncüsü olan atölyeleri yıkarken aynı anda tarım alanı da çöküyordu. Halkın gittikçe yoksullaşması ile beraber aynı zamanda kronik bir işsizlik ortaya çıkıyordu.

Bugün bile gördüğümüz ikili yapı, yani bir yanda işadamı, üst düzey memur, serbest meslek sahibinden oluşan elit kesim ile diğer yanda adına halk denilen işçi, memur, çiftçiden oluşan ama bunun yanında çok büyük bir işsiz kitlesini barındıran halk kesiminden oluşur.

Böylesi bir ikili yapı, Batı tipi sosyoloji ile pek açıklanamaz. O nedenle açıklama çabalarında ciddi yanlışlıklar yapılmıştır.

Şeriatçılar ve sağcılar bu yapıyı açıklarken çok büyük bir saptırmaya girişirler. Onlara göre Kemalizm, bir bürokratik diktatörlük yaratmıştır.

Oysa toplumun elit kesimleri denilen kesimin öncüsü, hiç de bürokratlar değildir. Tersine bu kesimin başını burjuvazi çekmektedir. Ve bu burjuvazi de 200 yıldır sağcı, Şeriatçıdır. Ama Kemalist bir jurjuvazi yoktur.

Bu açıklama tarzı ile sağcılar kendilerinin sınıfsal kökenini gizlemeye çalışırlar. Ama daha büyük bir tahrifata daha girişirler. Onlara göre halkın temsilcisi de sağdır, nitekim halk hep sağ partilere oy vermektedir.

Bu da çok büyük bir yalandır, 200 yıl önce girişilen Batılılaşma modelinin öncüsü bugünkü sağcıların atası olan padişahlardı. Ama Şeriatçı akım uyanıklık edip Batılılaşmanın yarattığı tepkiyi Şeriatçı bir ideoloji etrafında örgütlediler.

Hem halkın ekonomik geçim alanını yıkıp onu işsiz bıraktılar hem de işsiz bıraktıkları halka Şeriat ideolojisi pompaladılar. Buna tarikat ve aşiret bağlarının yok edilmemiş olmasının etkisini de ekleyin. İşte size sağın oy deposu.

O halde sağcıların ve Şeriatçıların, kendilerinin halkı temsil ettiği solcuların ve Atatürkçülerinse elit kesimleri temsil ettiği argümanının içi boştur. Asıl gerçek şudur ki, Batı ile işbiriği yapan burjuva kesim onlardır, Batıya hizmet eden üst düzey bürokratlar da kendileridir ve Batı ile girilen ilişkinin halkı işsiz bırakmasının nedeni de kendileridir.

Ama böyle yapmaları da son derece doğaldır, çünkü üreten, iş güç sahibi, dolayısıyla belli bir temel eğitimdan geçen, sanayide ufku açılan üretici bir halk olsa, elbette sağ bu insanlardan oy alamaz.

O nedenle sağcı iktidarlar bizim gibi ülkelerin halkını işsiz bırakır, lümpenleştirir, varoşlara hapseder. Böyle yapar ki geri bıraktığı bu kesimden her daim oy alabilsin.

Bu yapı emperyalistlerin de istediği yapıdır. Batılı ülkeler de bizim gibi ülkelerde sanayileşmiş bir Batı tipi toplum istemez. İşsiz halk sağ için nasıl oy deposu ise, Batı için de tüketim deposudur. Böylece hem emperyalistler hem de onlarla işbirliği halindeki sağcı burjuva kesimler, halkın üretimden kopmasından sağlarlar geçimlerini.

Sol’un antiemperyalist cephesi

Böylesi bir ekonomik ve toplumsal yapı Türkiye’de sol kesimlerin handikapı olmuştur. Batı tipi bir sanayi işçi sınıfı oluşmadığı için işçi sınıfı merkezli bir örgütlenme çabası genellikle sonuç alamamıştır.

Hatta büyük sanayi işçilerinin de ayrıcalıklılaşması ile birlikte işçi sınıfı içinde de bir bölünme yaşanmıştır. İşçi sınıfının büyük bölümü küçük üretim içine hapsolurken, bir kısım devlet teşekkülü ile büyük sanayide çalışan işçilerin durumu farklılaşmış, deyim yerinrde ise bunlar da elit kesimin içine dahil olmuştur.

Sol partilerin taban sorununu aşması için ikinci bir alternatif eğitim düzeyi yüksek halka hitap etmek olmuştur. Bu ise doktor, öğretmen, mühendis, avukat vb. meslek gruplarında sol görüşlerin hızla yaygınlaşmasına yol açmıştır.

Ancak bu da farklı bir sorunu ortaya çıkartmıştır. Bu kesimler içine giren sol, halk kesiminden uzaklaşmaktadır. Ve üstelik halkın tepkisini bile çekmektedir. Çünkü sol, teoride işçinin, yoksulun, ezilenin temsilcisidir, ama gerçekte tabanı bu kesimlerden değil memur ve serbest meslek sahiplerinden oluşmaktadır.

Tüm bu haldikapları yaşayan sol açısından bir çıkış yolu aranmaya başlanmıştır 60’lı yıllarda. Ve çok önemli bazı adımlar da atılmıştır.

İlk adım YÖN dergisinin teorik açılımıdır: Yani solu bir cephenin sözcüsü haline getirmek. Böylelikle Sol cephe, Atatürkçü, milliyetçi, sosyalist tüm kesimlerin toplanacağı bir bileşim kümesidir. Antiemperyalist cephedir.

YÖN’ün açtığı bu yol, gerçekten de solun hızla büyümesini ve genişlemesini beraberinde getirir. Daha önce dar bir çevre içine hapsolan sol, birden toplumun en geniş cephesini oluşturmaya başlar.

Bunun toplumsal alana yansıması ise şu şekilde olur. Aydınlar, üniversite öğretim üyeleri, üniversite öğrencileri, öğretmenler. bürokratlar, memurlar, mühendisler, doktorlar ve hatta subaylar...

Bir gazete olarak YÖN’ün işçi ve köylü kesimlere hitap etmesi pek olası değildir. Ama bu noktada da önemli bir başarı kazanır ve özellikle sendikalı, büyük sanayi işçisine ulaşır.

TİP de böylesi bir ortamda ve cephe içinde kurulur. Ve kurulur kurulmaz da çok büyük bir ilgi ile karşılanır. Genişlemeye başlar.

65’in ortalarından itibaren gençlik hareketi olgunlaşmaya başlar. Dev-Genç artık gelmektedir. 68 yılına gelindiğinde yığınsal bir gençlik hareketi ortaya çıkar ve antiemperyalist sol cephenin en önemli bileşeni haline gelir.

Hareket gayet iyi ilerlemekte ve önüne çıkan sorunları aşmaktadır. Dev-Genç burada kilit rol oynamaya başlar. Binlerce Dev-Gençli fabrikalara ve köylere dağılarak solun halkla, işçi ve köylüyle buluşmasını sağlamaya başlarlar. Üniversite işgallerine toprak eylemleri eklenmeye başlanır.

70’e doğru Türkiye, 10 yılda bütünüyle değişmiş bir Türkiye’dir. Sağ iktidar Demirel liderliğinde zor durumdadır. Sol, gümbür gümbür gelmekte ve 200 yıllık bocalamayı aşmaktadır!

CIA’nın oyunu

İşte bu noktada devreye CIA girer. Amerikalı efendiler Türkiye’nin sağın elinden çıkıp solcuların eline geçmesine izin vermek istemez. O noktadan itibaren ülkede bazı tezgâhlar, tuzaklar, oyunlar oynanmaya başlanır.

Buna bir de sol kesimin yanlışları eklenince 10 yıllık birikim 2 yılda tüketilecektir.

CIA özellikle gençlik hareketinin gelişmesinden büyük kaygı duymaktadır. Çünkü Dev-Gençliler doğrudan Amerikan hedeflerine yönelik bir hatta girmiştir.

CIA’nın bulduğu ilk çözüm ülkücüleri komando kamplarında eğitip solcu gençlerin üzerine salmaktır. Bu politika ile halk içinde ilk bölünmeyi yaratır CIA. Kardeş kavgasına dönüşecek 80 öncesinin ilk adımı 70 öncesinde atılır.

Bugün kardeş kavgası gibi lanse edilen, hem solcuları hem de sağcıları Amerika kulllandı şeklinde açıklanan olayların gerçek faili CIA’dır; CIA’nın taşeronu ise solcu, devrimci gençler değil ülkücüler olmuştur!

CIA Atatürkçü, solcu, milliyetçi Antiemperyalist cephenin karşısına, sağcı, ülkücü, Şeriatçı bir Amerikancı cephe kurmaya girişir. Yine 80 öncesinde Milliyetçi Cephe hükümetlerine dönüşecek bu Amerikancı faşist cephenin ilk adımları da 70 öncesinde atılır.

Tabii CIA bununla kalmaz. 27 Mayıs askeri ihtilali CIA için uyarı olmuştur. Hele subay kesiminin hızla solculaşması ayrı bir sorundur. O nedenle CIA, Ordu içinde Amerikancı, sağcı, faşist bir klik oluşturmaya başlar. Ordu içindeki sol güçlere tuzaklar kurar.

CIA’nın bir diğer yöntemi ise solu kendi içinde bölmektir. Bunun içinse Devrimci Gençlik çatısının parçalanması, yerine fraksiyonların geçmesi gerekmektedir. Bunun için de uygun bir ismi bulur ve kullanırlar.

TİP içine giren Perinçek, TİP’e Kürtçülüğü sokar. Nitekim TİP Perinçek grubunun aldığı Kürtçü bir karar nedeni ile kapatılacaktır!

Ama Perinçek sadece TİP’i değil Dev-Genç’i de bölecektir. TİP’i Kürtçülükle bölen Perinçek Dev-Genç içine ise Atatürk karşıtlığını ve Maoculuğu sokar. Yine sol içinde ilk silahlı gerilla fikirlerini bunlar yaymaya başlar.

Antiemperyalist sol cephenin dinamitlenmesi demektir bu. O andan itibaren Atatürkçülükle sosyalistlik arasına bir kama sokulur, yine Kürt meselesi solun içine sokulur.

Böylesi bir politik yönelim, solu hızla Kürtçüleştirecek, Atatürkçülükten uzaklaştıracaktır. Ama çok daha önemlisi o güne kadar, yani 27 Mayıs’tan 70’e kadar süren, Ordu-millet ittifakını da parçalayacaktır.

Tüm bu CIA operasyonlarının sonunda 68’e kadar genişleyen ve büyüyen sol hareket yeniden sıkışmaya başlar. Ve bu noktada ayrışmalar baş gösterir.

YÖN hareketi dağılır, Avcıoğlu liderliğindeki bir grup askeri ihtilal örgütlemeye girişir. Böylelikle halkla birleşme ve halkı örgütleme görevinden çekilir.

TİP Atatürkçü bir sosyalizm anlayışından koparak Marksist bir parti olmaya yönelir ve halkı kaybeder.

Devrimci Gençlik ise yalnızlaşır ve bu işi halkla değil silahlı devrimle çözmeye girişir.

Sonuç, öncü kuvvetlerin halkı örgütlemek, onu politik bir güç haline getirmek ve devrimi halkla birlikte yapmak görevinden kaçınmasıdır. Bu şekilde öncü devrimciler bir yana halk bir yana ayrılır.

Bu ayrılma noktasında da CIA’cı bir faşist klik yönetime el koyar: 12 Mart darbesi.

Doğrular, yanlışlar ve Devrimci Parti

Şimdi 68’den 40 yıl sonra, doğrularla yanlışlar çok net ortaya çıkmaktadır. O halde bugün yapılması gereken de doğruları tekrarlamak, yanlışlardan kaçınmak olmalıdır.

Türkiye’de sol bir parti, antiemperyalist bir halk cephesi şeklinde örgütlenmeli ve devrimci parti bir halk partisi olmalıdır. Bunun formülü ise Atatürkçülük, milliyetçilik ve sosyalizmin birleştirilmesidir.

TÜRKSOLU bunun adımlarını atmakla kalmamış, bunu Ulusal Sol bir ideoloji olarak sistemleştirerek, sonradan ayrışmayacak şekilde bir araya getirmiştir.

O halde ilk adım atılmış demektir.

Ancak ikinci adım çok daha önemlidir. Bu ikinci adım ise partileşmedir. Sol’un başarısızlığının nedeni partisizlikti. Partisiz kalan devrimciler mutlaka yanlış yola sapar. O yanlışlardan uzak tutacak şeyse bir parti disiplinidir.

Askeri ihtilal ya da gerilla tipi öncü kuvvet devrimleri 70’li yıllarda belki bir çözüm gibi durabilirdi. Hatta parlamenter sistemin hep sağı sandıktan çıkarması gibi temel bir doğru önerme de bu tür yolları öne çıkartabilirdi.

Ama bugün bu noktada çok önemli iki tecrübeye sahibiz.

Son 10 yıldır Latin Amerika solu, başarılamaz denileni başarmış ve sandıkta yenmiştir sağı. O halde Latin Amerika deneyiminden ders almak gerekir.

Nasıl olmuştur da sağ sandıkta yıkılmıştır?

Formül çok basittir: Solu, antiemperyalist, halkçı, devletçi bir modelde tanımlarsanız ve kendinize taban olarak da sağın on yıllardır sömürdüğü yoksul halkı seçerseniz bu işi başarırsınız.

Ama çok daha eski bir başarı örneği de bizim ülkemizden: Atatürk aynı şekilde halkçı, devletçi bir antiemperyalist modeli, yine yoksul halkla birlikte hayata geçirdi.

Demek ki başarının formülü 100 yıldır aynı: Toplumsal yapınıza uygun bir sosyalizm; yani halkçı-devletçi bir model ve bu sosyalizmi kuracak bir halk; yani yoksul halk.

İşte bugün TÜRKSOLU’nun kuracağı parti, böyle bir parti olacaktır.

Devrimci Parti, 200 yıllık bocalamaya son verecek, 100 yıllık devrimci tarihimizin derslerini çıkaracak ve Türkiye’yi düzlüğe çıkartacaktır: Devrimle.

Hem de sağı sandıkta yenerek!

Büyütmek için lütfen tıklayın


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe