| Prof. Dr. Türkkaya Ataöv |
Ermeni Diasporası: 1915 yılı ve ona yakın tarihlerde Türklerin Ermenilerle ilişkileri üstüne kimi yabancı meclislerin karar ve bildirileri konusuna topluca eğilen bir yazı yayınladım. Üçüncü tarafların kendi yöntemleriyle seçilmiş üyelerinden oluşan bu denli siyaset kuruluşlarının tarihi inceleme ya da sanki bağımsız yargı eviymiş gibi hakça kararlar verme yeri değil, içte baskı kümelerinin rüzgârlarına uyan ve dışta “güç kaynaklı siyaset” denen oluşuma boyun eğen bir alan olduğunun üstünde durmak gerektir. Ancak, bundan önce, Ermenilerin daha çok nerelerde yoğunlaştıklarına ve bu toplanmanın nasıl oluştuğuna kısaca bakmalı. Başka ülkelere çok eskiden beri göçmüş olan Ermeniler özellikle Fransa, Belçika, Hollanda, Britanya, İsviçre, ABD ve Kanada gibi Batı ülkelerinde ve Rusya’nın Avrupa topraklarında, sayıları az da olsa, etkili konumdadırlar. İran, Lübnan ve Suriye gibi komşu ülkelerde de daha çok ticaret alanında bir azınlığı oluştururlar. İngiliz etkisinden yararlanarak Britanya sömürgesi Hindistan’a bile göçmüşlerdir. O denli ki, ilk Ermenice gazete olan Azdarar 1794’de Madras’ta yayına başlamıştır. Ermenilerin en azından gittikleri belli başlı ülkelerde ufak bir azınlık da olsalar, önce varlıklı, sonra da etkili oluşlarının kısa bir görünümünü çizmek yararlı olur. Ermenileri Kafkasya’dan ilk dağıtanlar Persler ve Bizanslılardı. Sasani Kralı İkinci Şapur (309-379) onların bir bölümünü bugün İran dediğimiz toprakların içlerine yerleştirdi. Şah Abbas da 1200 yıl sonra aynı şeyi bir kez daha yaptı. Bu tarihlerin arasında, 451’de Bizans’ın desteklediği Çalsedon (Chalcedon) Kurulunun Ermeni Gregoryen Kilisesini Hıristiyan saymaması önemli bir olaydır. Bana New York’ta kimi Türklerce söylendiğine göre, Ankara’da bir araştırma merkezi olan ASAM’a bağlı Ermeni Araştırmaları Merkezi Müdürü Emekli Büyükelçi İ. Lütem Türk Evinde Türklere hitaben konuşurken kendisine Ermeni Kilisesinin genel (oecumenic) kuruldan neden ayrıldığı sorulduğunda, Hıristiyan tarihi bilmediğinden soruyu yanıtlayamayacağını söylemiş. Oysa, hem soru basit, hem de Ermeni uzmanının bilmesi gerekir. Bu türlü genel Hıristiyanlık kurulları tapınma ilke ve uygulamalarının ayrıntılarını, kilise hizmet kurallarını, türlü din kavramlarını ve “sapıklık” dedikleri inançlarla savaşım yollarını saptarlar. Bizans imparatorlarının önerisiyle oluşmuş, ilki 325’te İznik’te toplanmıştır. Dördüncüsü İsa’nın Tek Doğalı (Monofisit) olduğu inancını “sapık” saymıştır. Yani, İsa hem gerçek Tanrı, hem de gerçek İnsan olarak İki Doğalı tek kişidir. Buna karşın, Ermeni Kilisesini 1461’de olduğu gibi kabul edip onun başındakine devlet aşama düzeninde yer veren Fatih Sultan Mehmet’tir. Ermenilerin yeryüzüne dağılımını sürdürelim. Aya Sofya Kilisesini yaptıran ve kendi adıyla bilinen yasaları çıkaran İmparator Petrus Sabbatius Jüstinyen (483-565) yaklaşık on binini Kıbrıs’a sürdü. Birkaç yıl sonra, başka bir Bizanslı onları bugünkü Bulgaristan’ın bir köşesine yerleştirdi.
*** Fransız kökenli (ve Clermont doğumlu) Papa İkinci Urban’ın (1035-1099) “Deus vult!” (Tanrı istiyor) çağrısıyla 1095’de başlayan Haçlı Seferleri Franklarla Ermenileri birbirine yaklaştırdı. Akdeniz’in doğusunda Araplara ve Selçuklu Türklerine karşı olan bu saldırıların başını böylece Fransızlar, ya da Norman-Fransızlar, çekmişlerdi. Doğu’da onlara Ermeniler şiş kebap, şarap ve kadınlarıyla kucak açmışlardı. Aynı papa Doğu ve Batı kiliselerinin birliği için çalışmış, Müslümanların İspanya’dan sürülmelerini desteklemişti. Haçlıların marifetiyle strateji ve ticaret yönünden çok önemli (Batılıların o zamanki ağzıyla) Kilikya’da “tâbi baron” (ya da kral) niteliğinde olan Levon başka Ermenilerce düşürüldükten sonra (Fransa krallarının da gömüldüğü) Saint Denis Basilikasında toprağa verildi. Franklarla Ermeniler arasındaki dostluk, o zaman “Edessa” denen Urfa’da yöneticiliğe getirdikleri Ermeniyi öldürme gibi kanlı olayların varlığına karşın, iki yüz yıl kadar sürdü. Bu süre içinde, Ermenilerin görünümleri, giyim-kuşamları ve kimi alışkanlıkları değişti. Örneğin, Frankların etkisiyle, saçlarını ve sakallarını kestiler, bol şalvarları çıkarıp dar pantalonlar giydiler, çocuklarına “Jak” gibi adlar koydular ve “kont”, “baron” ya da “general” gibi ünvanlara özendiler. Louis XIII’ün başbakanı olan (ve bu arada Académié Française kurucusu) meslekten papaz Kardinal Richelieu (1585-1642) 1635’de onlara Fransa’da özel ticaret yapma ayrıcalığı tanıdı ve Osmanlı sınırları içinde Fransız etkisini onlar eliyle yürütmeyi tasarladı. Louis XIV’ün bakanlarından Jean-Baptiste Colbert de (1619-1683) onların Fransız ticaret çıkarlarını Osmanlı topraklarında yaymada çok yardımcı olduklarını söylüyordu. Fransa birkaç binini de Katolik yapıp kendine daha sıkı bağladı. Gregoryanlıkta direnen İstanbul’daki (Tokatlı) Patrik Avedis’i kaçırıp götüren de Fransızlardı. Orada başına demir maske geçirildiği de yazılıyor. Böylece, zamanla Katolik Kilisesinin yapısı içinde yükselen Ermeni papazları da oldu. Örneğin, kardinalliğe ulaşan Agagianyan’ın (1895-1971) papalığı bile söz konusu edilmişti. Napolyon Mısır’a girince (1798) Ermenilerle orada tanıştı. Birkaçını özel koruması olarak yanına aldı. 1802’de İstanbul’daki Fransız Elçisine Ermenilere kol-kanat germesi için yazılı bir buyruk yolladı. Ermenileri araştıran ilk yazarlar da bu sırada ortaya çıktılar. Örneğin, J. Saint-Martin, Victor Langlois, M.-F. Brosset, Le Vaillant de Florival ve Edouard Dulaurier. Ama Yirminci Yüzyıla girildiğinde, öne çıkan ad Antoine Meillet’dir. İlk “Ermeni Araştırmaları Dergisi” (Revue des Etudes Arméniennes) 1920’de Paris’te yayına başladı. İlk dizisi 1933’de sona erdi, 1964’de gene yayına başladı. Arada önemli bir olay var. Fransızlar silâhlandırdıkları Ermenilerle Güney Anadolu’da kan dökümü dışında bir şey yapamayınca, ilk çağ yapıtlarını kaçırmış olmakla da ün yapan Albay Edouard Brémond onları gemilerine yerleştirip Marsilya’ya götürdü. Masal yanıyla bilinip Hollywood’da yakında herhalde film konusu yapılacak olan “Musa Dağı olayı” da bu çatışmalar ve Fransız zırhlıları içinde kaçışla bağlantılıdır. Franz Werfel (1890-1945) Ermenilerden dinleyerek etkilendiği bu olayı yıllar sonra bir roman (Die vierzig Tage des Musa Dagh) çerçevesinde öyküleştirmiştir. Bir tarih yöntemi izlememiş, bir Türk görüşüyle karşılaşmamış, ama ölümünden önce bu konuda tek yanlı davrandığını kimi yakınlarına söylemiştir. Yahudi kökenli bir Avusturyalıydı; bu nedenle, Ermenilerle Yahudileri özleştirme yoluna girmiştir. “Jön Türkler” deyince usuna Naziler geliyordu. Nazi baskısıyla ABD’ne kaçmış, oyun yazarı da olduğundan soluğu Hollywood’da almıştı. Yazarın bu bağlantıları nedeniyle, Türkiye’ye gelen İsrailli gezginlerin kiraladıkları araçlarla Musa Dağı eteklerine gidip sızlandıklarını ülkemizde de pek az kişi bilmektedir. Bremond’a dönelim. Kendi devletinin siyasetine uyarak Ermenilerin silâhlanmasına ve kıyıma girişmelerine omuz veren bu yabancı asker hem yenilen, hem de Anadolu’da oturmayı sürdürecek yüzleri kalmayan bu azınlığı alıp Marsilya’ya götürdükten sonra, bu Fransız liman kentinde bir yere albayın heykeli dikildi, adına verilen bir ödül kondu. Bunlardan birini Ermeniler B.M. için “soykırım yazanağı” hazırlayıp (benim de 1986’da Cenevre’de bir ay süren toplantılarda kapıştığım) İngiliz Benjamin Whitaker’e verdirdiler. Adana ve çevresindeki Ermeniler Fransız askerlerinin korumasında Mersin kıyılarına ulaşmışlardı. İç bölgelerden deniz kıyısına doğru bu zorunlu yürüyüşte, Paris’te yayınlanan Turcica dergisine göre, birkaç bin Ermeni yolda hastalıktan ve yorgunluktan öldü. Bunları Fransızlar öldürmediler; 1915 yılının göç olayındaki koşullar orada da geçerli oldu. Fransızların bu karşılaştırmayı yapmalarında yarar var. Halep gibi Suriye ve Beyrut örneği Lübnan kentlerine doluşan ve 1939’da Hatay’ın anayurtla birleşmesi üzerine daha güneye inen Ermeniler Fransızlarla gitgide iç içe olmaktaydılar. Avrupa’da en kalabalık Ermeni azınlığı, 250.000’in üstünde olarak, Fransa’dadır. Fransız dili ve kültürü içinde yerlerini alanlardan şarkıcı Charles Aznavour “Ararat” adlı baştan sona tek yanlı ve yanlışlarla dolu bir filmde başrolü oynamıştı. Ünlü Fransız Ermenileri arasında şarkıcı Sylvie Vartan, Rosie Armen, Marc Aryan, Henri Tashan ve Agnes Sarkis, oyuncu Anouk Aimée, film yapımcısı (Türkiye doğumlu) Henri Verneuil (Aşot Malakyan) ve akademisyen Henri Troyat (Tarosyan) sayılmalıdır. Ancak, Ermeni yayınlarıyla onların yandaşlarının yazdıklarında geçmişin kimi önemli kişilerini Ermeni kökenli göstermek gibi yaygın bir hastalık da vardır. Örneğin, şu Bizans İmparatorunun, beriki devletin bayrağındaki armanın, hattâ Urartular gibi koca bir devletin bütününün Ermeni olduğuna ilişkin ciddî tarihçilerin onaylamadıkları yanlışlara ve abartmalara da rastlanır. Bunların biri de Napolyon’un mareşallerinden ve sonra Napoli Kralı olan Joachim Murat’ın (1767-1815) olduğu palavrasıdır. Gerçekte, bu kişi La Bastide-Fortunière’de Fransız bir hancının oğludur ve Ermenilerle bir bağlantısı yoktur.
Ama Ermenilerin Fransa’da kiliseleri, okulları ve yayınları vardır. Ermenistan’da Eçmiadzin’e bağlı olan kiliselerin başlıcası (1906’dan bu yana iş gören) Paris’teki Jean-Goujon Sokağında Vaftizci Johanna Katedralidir. Fransa başkentindeki Ermeni başpapazı tüm Batı Avrupa Ermenilerinin de başıdır. Başkentin geri kalan bölümünde Alfortville, Arnouville-les-Gonesse, Chaville ve Issy-les-Moulineaux’da da dört kilise var. Ayrıca, Lyons’da ve daha küçükleri Décines ve Pont de Cheruy’de de. Marsilya ve çevresinde tam dokuz kilise bulunuyor. Nice’de ve Valence’da da birer tane boy gösteriyor. Bu kiliselere küçük hastahaneler, kız ve erkek okulları bağlıdır. Paris’tekinin sağlık bakımevi var. Başkent yakınlarında Raincy’de Tebrozassère Koleji diye bilinen yer gerçekte 1879’da İstanbul’da kurulmuş olan ve Ermeni öğretmen yetiştirmekle görevli, Ermeni Apostolik Kilisesinin korumasında yatılı bir kız okuludur. 1924’de Marsilya’da açılmış, sonra Paris’e taşınmıştı. Fransa’daki Ermeni aileleri çocuklarını genelde devlet okullarına yollarlar. Ama kiliselerin Ermeniliği işleyen kültür merkezleri vardır. Oralarda kendi dillerini ve yazın bilgilerini geliştirirler. Bunlardan Paris’te iki, çevresinde altı ve Marsilya, Lyons ve Valence’da birer merkez bulunmaktadır. Fransa’da, sayıları Gregoryenlere göre onda-bir olmakla birlikte, Katolik Ermeni topluluğu da vardır. Onların katedrali de Paris’te Charlot Sokağındadır. Daha yedi kentte de ufak kiliseleri bulunur. Onlara bağlı olarak Sèvres’de Samuel Moorat adıyla erkek, üç başka kentte de Katolik kız okulları görev yapıyor. Protestan Ermenilerinin büyük çoğunluğu ABD’nde yerleşmişse de, Fransa’da da (binin biraz üstünde) Protestan mezhebinden olanlar var. Bunların da ayrı kiliseleri ve toplulukları gene aynı kentlerde yer alıyor. Fransa’daki Nubarian Kitaplığını merkezi New York’ta olan Ermeni Genel Yardım Birliği (AGBU) kurmuştur. Kitap sayısı on binin biraz üstündedir ki, Ermeni dili, tarihi, sanatı ve özellikle mimarisi üstüne az sayılır. Fransız Ermenileri Kültür Birliği (UCFAF), Ermenistan Cumhuriyeti başta olmak üzere, kişi değiş-tokuşunu, konuşmaları ve sergileri düzenler. Ona bağlı bir gençlik örgütü de (JAF) vardır. Daşnak Partisi orada da, en azından Paris’te ve üç kentte daha, eylem yanlısıdır. Yalnız Ermeni gençleri için “Nor Seround” (Yeni Kuşak) adlı örgütlenme Daşnakların desteklediği bir yan kuruluştur. “Ilımlı” bilinen Ramgavar-Azatakan ile sözde sola açık Hınçak’lar da Fransa’da örgütlüdür. “Démocrate Arménien” kümesinin önceleri Fransız Komünist Partisiyle bağlantısı biliniyordu.. Fransa’da on iki Ermeni gazetesi ve dergisi yayınlanıyor. Günlük Haraç (İleri) 1925’ten, haftalık Aşkarh (Dünya) 1960’dan bu yana çıkmakta. Fransızca aylık Haiastan (Ermenistan) Nor Seround gençler kümesinin sözcüsüdür. Aylık Banber (Bülten) 1922’den beri Marsilya’da basılır. AGBU aylık Nor Şinarar’ı (Yeni Yapıcı) çıkarır. Hınçak’ların Hagtanak (Zafer) adlı dergileri de aylıktır. Marsilya yakınlarında Gardanne’de 1971’den bu yana Fransızca aylık Arménie de yayınlanıyor. Fransa’da Muşlu, Kayserili Ermeniler gibi Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelmiş olanların kurdukları çok sayıda birlikleri var. Ermeni Kızıl Haçı, Ermeni Doktorlar Birliği gibi kuruluşlar da ayrı. Üç tane de düşkünler ve yaşlılar evi bulunuyor. *** Belçika ve Hollanda’daki Ermeni varlığı da eskidir. Daha 1345’de Bruges Katedrali önünde halı satma izni almışlardı. Aynı kentte rahipler denetiminde bir konuk (ve düşkünler) evi 1478’de açılmıştı. Ermeniler Amsterdam borsasına on yedinci yüzyılda girdiler ve Hollanda ticaret gemilerinden epeyi yararlandılar. Venedik’te 1512’de ilk Ermenice kitap basıldı. Anton adlı Ermeni kökenli bir tür su mühendisi Venedik limanını temizleyerek ün ve servet yaptı. 1571’deki Lepanto deniz savaşının kimi teknik hazırlıklarında da onun payı vardı. İlk Ermenilerin Londra’ya 1346’da geldikleri sanılıyor. Haçlı Seferlerinde İngiliz-Fransız işbirliğini önerenler arasında da onlar var. Doğu Hint Kuruluşu eliyle Britanya’nın Hindistan sömürgesine de el attılar. 1840’lardan sonra da daha çok Manchester’de yerleştiler. Ama bugün on binin üstündeki Ermeninin çoğunluğu başkent Londra’da yaşıyor. Her iki kentte birer kiliseleri var. |
|||||