| Yunus Yılmaz |
Kürt-İslamcılar
Araf’ta değil,
Araf okuyanlar kime taraf Arap dili ilginç bir dildir. Örneğin kelime anlamıyla orta yer anlamına gelen Araf’ın başına Türkçemizdeki “t” harfini koyarsak “taraf” kelimesi ortaya çıkar ki, bu sefer ortada bir yer değil; bir uçta, bir kutupta olma söz konusu olur. Şimdi diyeceksiniz ki bu konuya neden girildi! Bundan 3-4 ay önce Araf diye sözde bir korku filmi vardı. Bu konuya o nedenle girilmediği gibi, Elif Şafak’ın Araf adlı romanı için hiç girilmedi. Bu konuya Fethullah’ın desteklediği Taraf gazetesi için de girmedik. Peki, öyleyse ne için girdik? Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın AKP’ye, laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği gerekçesiyle kapatma davası açması, AKP’de büyük bir hayal kırıklığına neden olmuştu. AKP ilk şoku atlatınca ilk yaptığı şey de, kin ve öfkeyle oraya buraya saldırmak olunca, AKP’li siyasetçilerden Kürt-İslamcılıklarına uygun sözler çıkmaya başladığını gözlemledik. Tayyip, kapatılma sürecinin başlamasından sonra, AKP Yalova İl Kadın Kolları 2. Olağan Kongresine katılmış, burada türban sorununun çözümüne yönelik girişimlerinden dolayı açılan kapatma davasını ve muhalefetin tavrını eleştirmişti. Kongrede, “Vur vur inlesin, Baykal dinlesin!” sloganlarından sonra Tayyip; “Gözü var ama görmüyor, kulağı var ama duymuyor” diyerek Araf suresi 179. ayetini okumuştu. İşte bu nedenle bu konuya girdik; gerçi Tayyip bu ayeti daha önce de okumuştu. Bizim merak ettiğimiz konu şu: Tayyip neden bu ayeti okuma gereği duydu? Öyle ya, Mekke’de inen bir sure ile Baykal’ın veya AKP’nin kapatılmasını isteyenlerin ne gibi bir bağlantısı olabilir? Tayyip acaba ne demek istemiş olabilir? Tayyip sürekli “ötekiler”, “diğerleri” diye eleştirdiği diğer tarafın kendisini hiç anlamadığını mı demek istiyor? Yahut; “Biz Müslümanız, siz laiksiniz. İsteseniz de bizi anlayamazsınız” mı demek istiyor? Tayyip, Çanakkale’de yapmış olduğu bir konuşmada da; “Seyit Onbaşı’yı Seyit Onbaşı yapan imandır. Hadi onu da inkar etsinler. Hadi ona da laikliğe aykırı desinler” diyerek, kapatılma istemine tepkisini gösteriyordu. Dikkat edilirse gerek ayet okuyarak, gerek dini söylemler kullanılarak, konu hukuk kapsamından dışarı çıkartılıyor. Yanlış anlaşılmasın, Tayyip ayet okuyamaz demiyoruz. Zaten Türkiye’nin “The İmam”ı olan Tayyip’in ayet okumasından daha normal ne olabilir ki? Ancak şehitler için “kelle”, bölücübaşı için “sayın” ifadelerini kullanan birinin; iş şehitlik, gazilik, iman gibi konulara gelince konuşmaya hiç hakkı olmadığını buradan açıkça ifade etme ihtiyacını hissediyoruz. Kaldı ki, Türkiye’nin imamı, okuduğu surenin bile ne anlama geldiğini bilmemektedir. Eğer Tayyip, Araf suresini baştan sonuna kadar okumuş olsaydı, bu ayetin bizzat kendi eylemlerini tarif ettiğini anlayacaktı! O surede bazı peygamberlerin yaşadığı olaylar anlatılır. Bu surede Musa Aleyhisselam’dan da bahsedilir. Herkesin bildiği gibi Musa Aleyhisselam İsrailoğullarına gönderilen bir peygamberdir. Yani bugünkü Yahudilerin atalarına peygamber olarak gelmiştir. Bu surede Yahudilerin, Hz. Musa’nın getirmiş olduğu hak dini anlayıp yeterince idrak edemedikleri, dolayısıyla helak edildiği anlatılır. Araf suresinin 179. ayeti de bu konuyla bütünlük arz etmektedir. Kalpleri olup da anlamayan, gözleri olup da görmeyen, kulakları olup da işitemeyenlerden birileri de Yahudilerdir! İşte Türkiye’nin imamı, Ortadoğu’da milyonlarca Müslümana zulmeden, öldüren Yahudi İsrail ve Evanjelist ABD ile işbirliği yapmaktadır. Biz iddia etmiyoruz; kendisi demedi mi “Ben BOP eşbaşkanıyım” diye? Yani Tayyip, en baştan beri kimlerden taraf olduğunu bizlere açıkça itiraf etmiştir: Tayyip, Yahudilerden taraftır! Tayyip, Araf suresini okuyarak laik kesimi eleştirmeye çalışmaktadır ama Tayyip; kalbi mühürlenmiş, hakkı ve hakikatı göremeyecek kişilerle sarmaş dolaş olmuştur. Dün siyonizme sövenler, bugün siyonist dostu olmuştur. Ama bir zamanlar Tayyip; “Radikal değil orta yolcuyum. Hiçbir zaman uçta olmadım” diyordu (Hürriyet, 10 Temmuz 1998). “Tayyip şimdilerde Araf’ta (orta yer) mıdır, yoksa ABD ve İsrail’in tarafında mıdır?” gibi bir sorunun cevabını Tayyip’e gönül verenler aslında bizden çok iyi bilmektedirler. O zaman bu soruyu AKP’ye gönül verenlere soruyoruz: Tayyip o yıllarda orta yolcu ise, şimdi neyin yolcusudur? TÜRKSOLU, üzerine düşen uyarma görevini yapmıştır Orta yolcu olduğunu iddia eden Tayyip ve diğer Milli Görüşçülerin o yıllarda nasıl sözde siyonizm karşıtlığı yaptıklarını herkes biliyor. Ama o yıllarda başta Erbakan olmak üzere iktidara geldiklerinde İsrail ile askeri ve ticari işbirliği antlaşmalarının altına imza attığını da biliyoruz. İsrail ile yapılan bu antlaşmalardan anlaşılacağı gibi, içeride sözde siyonizm karşıtlığı ile halkın gözünde antiemperyalist olan Milli Görüşçüler, dışarıda siyonizm yandaşlığı yaptılar. Her şey açık seçik ortada olmasın karşın, 28 Şubat sürecinde Milli Görüşçüler iktidardan uzaklaştırıldıklarında; antisiyonist oldukları gerekçesi ile İsrail ve ABD gibi emperyalist ülkelerin müdahalesi ile uzaklaştırıldıklarını bile iddia edebildiler. TÜRKSOLU olarak, Şeriatçılık zemininde emperyalizme karşı verilecek hiçbir mücadelenin başarıya ulaşamayacağını devamlı söylüyoruz. Oysa buna karşın Arap dünyasında milliyetçi-halkçı bir zemine sahip devrimci mücadelenin her zaman başarıya ulaştığı görülecektir. Kaldı ki, Türkiye’deki hiçbir dinci akım antiemperyalist olamaz, olsa olsa işbirlikçi olabilir. Bu nedenle Erbakan’ın öğrencilerinin ABD ve İsrail dostu olmasına pek şaşılmamalıdır. Bu durum bile TÜRKSOLU’nun tezini doğrulamaktadır. Kaldı ki, bugün Filistin’de iktidara gelen Hamas bile emperyalist ülkelerle uzlaşma ihtiyacı hissetmektedir. TÜRKSOLU olarak Erbakan’ın öğrencilerinin sözde Müslüman geçinip Yahudi ve Hıristiyanlarla nasıl işbirliği yaptıklarını daima deşifre ettik. TÜRKSOLU gazetesi 19. sayısında; “NATO Mollası Müslüman Ülkesini Amerikan Üssü Yapacak” diyordu. Sözde Müslüman Tayyip ise; “Amerikan askerlerinin ülkelerine sağ salim dönmeleri için dua ettiğini” söylüyordu. Hatta; “NATO çıkarları için kendi evlatlarını seve seve ölüme göndermiş bir milletin lideri olmaktan gurur duyduğunu” açıklıyordu. TÜRKSOLU gazetesi 23. sayısında; “Bunların Nesi Müslüman? AKP Şeytanın Emrinde!” diyordu. Tayip ise; “Politikalarının ABD ve Siyonizm karşıtlığı olmayacağı yönünde güvence veriyordu” (Cumhuriyet, 29.07.2001). TÜRKSOLU gazetesi 113 sayısında Tayyip için; “İsrail Seninle Gurur Duyuyor” diyordu (Not: Bu sayının çıktığı tarihlerde İsrail Lübnan’ı işgal ediyordu). Bu tarihlerde İsrailli Bakan Şimon Peres; “Türkiye’de AKP’nin iktidar olması hem İsrail için hem de dünya için çok büyük bir fırsattır. AKP’ye ve Tayip Erdoğan’a İsrail olarak hayranız. Teşekkürlerimizi iletiyoruz” diyordu. Okuduğunuz gibi İsrail AKP’den memnun, AKP İsrail’den memnun. Filistin’de, Lübnan’da, Irak’ta milyonlarca Müslüman kanı dökülüyor ama bunlar hâlâ Müslüman olduklarını iddia ediyorlar. Hatta ne diyorlardı Cumhurbaşkanlığı seçiminde: “Dindar Cumhurbaşkanı seçtirmiyorlar.” O sözde dindar geçinenlere, Müslüman olanlara, o ayetleri okuyanlara İslami bir müeyyideyi hatırlatmak isteriz. Nedir o: “Zulmün karşısında susanlar dilsiz şeytandır.”
Müslüman kanına karşılık Tayyip’in para pazarlığı Amerika Irak’ı işgal ediyor, milyonlarca Müslüman öldürülüyor, kadınların ırzlarına geçiliyor, Tayyip ise olaya para yönünden bakıyor ve 1 Mart tezkeresinin Meclis’ten geçmesi için şöyle diyordu: “Savaşa hayır diyenler yarın maaş alamayıp aç kalınca söylediklerini unuturlar. ABD’ye destek olmazsak daha ağır ekonomik program uygulamak zorunda kalırız, dengeler altüst olur” (Cumhuriyet, 02.03.2003). Tayyip başka ne diyordu: “Ben ülkemin kasasına ne girer buna bakarım. Gerektiğinde tabii onun pazarlığını da yapacağım.” Tayyip’ten sonra AKP’nin en büyük fedaisi Cemil Çiçek ise; “Dahil olmadığımız bir işten dolayı zarar görüyorsam ve göreceksem ve ABD’yle pazarlığa girmezsem bu ahmaklık olur” diyordu (Cumhuriyet, 23.02.2003). Sözde dindar olanlara bak sen! Dini imanı para olmuş. Ama Tayyip; “Paranın dini olmadığı gibi ekonominin de kesinlikle dini olmayacağını” belirtiyordu (Cumhuriyet, 20.01.2004). Evet, Türkiye’nin imamı fetva vermeye devam ediyor. Tayyip başka ne diyordu: “Siyasette bir marketing var, bunu bilmiyorlar. Ben ülkemi pazarlıyorum. Aynı şeyi KKTC için de söylüyorum” (Cumhuriyet, 01.11.2005). Türk kanıyla sulanmış Türkiye’yi ve KKTC’yi para için satan, Müslümanların büyük bir çoğunluğunun yaşadığı Ortadoğu’yu hayli hayli satar! Adam zaten BOP eşbaşkanı. Kürt-İslamcılar dün olduğu gibi bugün de ABD ve NATO’nun tarafındadır AKP, iktidara geldiği 3 Kasım 2002 yılından beri ABD’nin emrinden çıkmamaya özen göstermektedir. Özellikle 1 Mart tezkeresi olsun, Afganistan’a Türk birliği gönderilmesi olsun ABD’nin hiçbir isteği geri çevrilmemektedir. Son olarak bunu Lübnan’a Türk birliği gönderilmesinde gözlemledik. Yakın bir zamanda da Dick Cheney’in Türkiye’ye gelmesi, NATO askeri gücünün artırılması için yine Türk askeri istediği herkesin malumudur. Yalnız unutturulmaya, gözden kaçırılmaya çalışılan bir konu vardır; o da ABD’nin İran’ı işgal etme planıdır. İşte bu planda Türkiye’ye büyük bir rol biçilmiştir. Sözde Müslüman AKP’lilerin Irak işgalinde olduğu gibi İran işgalinde de Müslümanların yanında değil, ABD’nin yanında olacağını TÜRKSOLU gazetesi olarak sürekli olarak yazdık. Ortadoğu’da Müslümanların kanına girilecektir ama ortada Müslümanız diye gezen AKP’liler yine olacaktır; bundan hiç şüpheniz olmasın. Önemli olan Müslümanların çıkarı değildir! Nasıl övünüyordu Tayyip hatırlayalım: “NATO çıkarları için evlatlarını seve seve ölüme göndermiş…” Nasıl övünmesin? Kendine örnek aldığı DP daha NATO’ya alınmadan önce Amerikan çıkarı için Kore’ye asker göndermedi mi? Gönderdi. Hiç merak buyurmayın, Türkiye’de dinini, imanını, ruhunu Amerika’ya satanlar olduğu sürece, Türk askeri Ortadoğu’daki İslam ülkelerine karşı kullanılır. Hele başta AKP gibi bir parti varsa! Sonuç olarak şunu söylemek istiyoruz: AKP’ye açılan kapatma davası Türkiye’nin hayrına olduğu gibi Ortadoğu’daki Müslümanların da hayrınadır. Yoksa AKP, bu zihniyetle daha çok Müslümanın kanına girecektir. Olaya bu gözle de bakılmalıdır. Gerçi bugün AKP gitse bile AKP ayarında bir parti her zaman gelecektir. Deniz Gezmiş Savunma’sında ne diyordu: “Türkiye bu çağdışı koşullardan kurtarılmadıkça; Süleymancılık, Nurculuk, şeyhlik, derebeyi artığı toprak ağalığı ve işbirlikçi sermaye kurumları tasfiye edilmedikçe DP’liler, AP’ler hep iktidara geleceklerdir. Ve hem de ‘Milli İrade’yi temsil ettiklerini söyleyeceklerdir” (Savunma, İleri Yayınları, s. 188). Deniz Gezmiş’in 1970’li yılların Türkiye’si için söyledikleri bugünü de anlatmıyor mu? Anlatıyor, hem de tam olarak bugünlerde yaşadığımız AKP sorununu anlatıyor. Bundan dolayı DP’ler, AP’ler, ANAP’lar, AKP’ler başta oldukları sürece, yani özetle Kürt- İslamcılar başta olduğu sürece ABD’nin Ortadoğu’yu yeniden düzenlemeye yönelik çalışmaları aksamayacaktır. Eski Dışişleri Bakanı Gül; “BOP’ta askeri müdahale yok” (Cumhuriyet, 06.03.2006) diyerek işbirlikçiliklerini gizlemeye çalışsa da, ABD’nin gerek Afganistan, gerek Irak’a yaptığı askeri müdahaleler bunun tam aksini göstermektedir. Kaldı ki, Ortadoğu’da 22 ülkenin sınır ve rejimlerinin değişeceğini hesaba katarsak, askeri müdahalenin olmaması söz konusu değildir. Kürt-İslamcılar karanlık emellerini ve işbirlikçiliklerini ne kadar gizlemeye çalışsalar da, yalanları gün be gün çıkmaktadır. 90’lı yıllarda yurtsever, gerçekten aydın yazarlarımız Kuzey Irak’ta bir Kürt devletinin kurulmaya çalışacağını ısrarla yazıyorlardı. Birileri de çıkıp; “Bunlar komplo teorileridir” diyerek Tanzimat aydını olmanın gereğini yerine getiriyordu. Peki ne oldu? 10-15 sene içinde Kürt aşiretleri Irak’ın başına getirildi. Yani Irak tümden Kürt devleti oldu! Dikkat edilirse, ANAP ve AKP gibi süper Kürt-İslamcılar iktidara gelince, ABD Ortadoğu’nun haritası değiştirmekte zorlanmamaktadır. Neden acaba? Neden acaba sözde Müslüman siyasetçiler iktidara geldiklerinde, Ortadoğu’daki Müslümanların görmekte oldukları zulüm bir kat daha artmaktadır? Neden?
|