| Prof. Dr. Şener Üşümezsoy |
Araştırma sonuçları yalnızca bilim adamlarına sunulmamalı Arminjo ve arkadaşlarının 2005’teki, Pondard ve arkadaşlarının 2007’deki makalesi, Atalante gemisinin Marmara Denizi tabanında depremde yırtılan fayların haritalamasını açıklıkla ortaya koymuştur. Yukardaki iki makale aslında bu çalışmanın beklenen sonuçlarının bilimsel çevreye ve topluma sunulmasıdır. Bu çalışmaları bilimsel çalışmalar gibi sınırlayıcı bir şekilde ele almak ve bunu yalnızca bilim ortamına sunmak İstanbul halkından bu sonuçları saklamak anlamına gelmektedir. 17 Ağustos’tan beri İzmit Körfezi’yle Gaziköy arasında Marmara’yı boydan boya kateden 180 km. uzunluğunda stres yüklü bir fayın bulunduğu, bu fayın da en geç 30 yıl içinde kırılıp 7.8 büyüklüğünde bir deprem oluşturacağı ve bu depremin İstanbul kıyılarında 10-11 şiddetinde bir yıkım yapacağı söylenegelmiştir. Bu rapor Marmara’daki gerçek riskin yalnızca Orta Sırt’ta, Silivri Çukuru’yla Çınarcık Çukuru arasındaki alanda yer aldığının altını çizmektedir. Bunun anlamı, en fazla 70 km.lik bir fayda stres bulunduğu, bunun da en fazla 7.2’lik bir deprem oluşturma potansiyeli olduğudur. Bu 70 km.lik fayın kırılmasıyla oluşacak 7.2’lik deprem büyüklüğü ile 180 km.lik fayın kırılmasıyla oluşacak 7.8’lik depremin arasındaki fark, Marmara çevresindeki insanların karşılaşacağı deprem riskinin ve bu depremin boyutlarının ortaya konması için hayati önemdedir. Şöyle ki, 60 km.lik stres yüklü faya karşı 180 km.lik stres yüklü fay söylemi görünüşte deprem riskinin üç misli abartılması gibi görünmektedir. Oysa ki 7’lik bir deprem ile 8’lik bir deprem arasındaki enerji boşalımı farkı 30 kattır (Şekil 1a ve 1b). Buradan hareketle kurulacak deprem senaryasonun 60 km.lik bir faya göre yapılmasıyla 180 km.lik bir faya göre yapılması yaşanacak depremin yıkıcılığını 30 kat daha büyük olacağını söylemek abartma olmayacaktır.
17 Ağustos’tan sonra bilinçlenen insanları kandırmaları artık zor Yukardaki durumu göz önüne aldığımızda; “180 km.lik bir fay kırılacak, 7.8 şiddetinde bir deprem olacak” söylemini 17 Ağustos’tan beri tekrar edenler, bugün bu fayın 60 km. ve deprem büyüklüğünün 7.2 olacağını söylerken toplumun gözünden bu büyük farkı kaçırdıklarını sanmaktadırlar. Oysa toplum 17 Ağustos’tan bu yana bilinçlenme sürecinde 60’la 180 arasındaki fay uzunluğu farkının 7’yle 8 arasındaki deprem büyüklüğü farkına eşit olduğunu, bu iki büyüklük arasındaki enerji farkının 30 kat olduğunu ilk okuyuşta anlayacak noktaya gelmiştir. Bu nedenle sözde beni eleştirmek için; “Fay 60-70 km. uzunluğunda, deprem 7-7.2 büyüklüğünde” diyerek kendilerini savunma noktasında bugüne kadar söyledikleriyle bütünüyle çeliştiklerinin farkına varmasalar da toplumun bunun farkına vardığını bilmelidirler. Diğer taraftan 180 km.lik fayın doğu kesiminin Çınarcık Çukuru’nda 1894 yılında kırılması ve bu kırılmanın Çınarcık Çukuru’nda 50 km.lik taze bir yırtık oluşturması, bu yırtık Hersek Burnu’na doğru uzatıldığında 70 km.lik bir yırtığın 1894 depreminde olduğu, bunun da hem Kuzey Anadolu Fayı’nın batı uzanımının Yalova-Çınarcık kıyı düzünde yer aldığı hem de Doğu Marmara’da Adalar Fayı da dahil olmak üzere stresi boşalttığını göstermektedir. 1894 yılında MS 7.3 büyüklüğündeki deprem bu bölgedeen az dört-beş metrelik bir atımla stresini boşaltmıştır. Bunun anlamı ise günümüzde bu fay üzerinde biriken stresin en fazla 2 metrelik bir atıma sahip olduğu, bir başka ifadeyle bu fayın tekrar yırtılması için 4-5 metrelik atımla yüklenmesi gerektiği ve bunun da günümüzden itibaren en az 100-150 yıllık bir süre alacağı gerçeğidir. Aynı biçimde Tekirdağ ve Silivri Çukurlarında 1912’de yırtılan Batı Marmara Fayı da 4-5 metrelik bir atımla stresini boşaltmıştır. Bu fayın tekrar yırtılması için 4-5 metrelik atım birikimine sahip olması gerekir. Bu gerçek, Orta Marmara Sırtı’ndaki fayın ve daha sonra Doğu Marmara ve Batı Marmara’daki fayların kırılacağı gibi bir ifadeyi bütünüyle çürütmektedir. 17 Ağustos sonrası fay uzunlukları ve deprem söylencesi 17 Ağustos’tan hemen sonra Sismik- 1’in verilerine dayandığı iddia edilerek İzmit Körfezi ile Gaziköy arasında 180 km.lik fayın tek seferde kırılacağı ve 7.8-8.1 büyüklüğünde bir depremin İstanbul’u beklediği söylemi vurgulanmıştır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, Sismik-1’in verilerinde böyle bir fayın olmadığını vurgulayarak bu modeli eleştirmiştik. Bu modeli kanıtlamak için getirilen Le Suroit gemisiyle yapılan çalışmadan sonra fayın iki parça olduğu, bir kolunun Hersek Burnu’ndan Adalar Fayı’nca uzanıp Çekmece’ye kadar kuzeye bükülen kol olduğu, diğer kolun ise Çekmece’den Gaziköy’e kadar uzanan 110 km.lik bir fay olduğu vurgulanmıştır. Bu model Aral Okay’ın açıkladığı modelin bire bir tekrarıdır. Bu modele göre risk taşıyan fay Yeşilköy’den başlayıp Gaziköy’e kadar uzanan 105-110 km.lik faydır. Bu fayın kırılmasıyla en az 7,5 büyüklüğünde bir deprem olacaktır. Bu fay en son 1766 yılında kırıldığı için 2006’dan önce bir kez daha kırılacağı söylemi ortalığı kaplamıştır. Oysa biz bu fayın iki parçalı olduğunu, bir seferde kırılmayacağını ve iki ayrı kırılmayla en fazla 7 büyüklüğünde bir deprem oluşturucağını vurguladık. Daha sonra Atalante gemisiyle deniz tabanındaki fay yarıklarını inceleyen Arminjo ve arkadaşlarının bu raporda yayınlanan çalışması yapıldı. Bu çalışma ile 1912’de Tekirdağ ve Silivri Çukurlarında 60 km.lik bir yırtılmanın olduğu, bu yırtılmanın üzerindeki çökerlerden yaşının 100 yıldan daha genç olduğu ve söylendiği gibi 1766’dan beri kırılmamış olduğu çürütülmüştür. Bu durumda risk taşıyan fayın uzunluğunun 50 km. olduğu, bunun da en fazla 7 büyüklüğünde deprem oluşturabileceği resmi olarak açıklanmıştır. Bu üç açıklamayı da 180 km, 7.8, 110 km 7,5, 50 km 7 açıklaması TÜBİTAK Başkanı olması sıfatıyla Naci Görür tarafından resmen yapılmıştır.
Deprem senaryoları bilimsel araştırma verileri gözardı edilerek yapıldı Hepimizin ve İstanbul halkının çok yakından takip ettiği bu süreç çok açıklıkla bilinmesine karşılık bu dönemde JICA tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesi’yle birlikte yapılan deprem riski ve deprem senaryosu bu süreci göz ardı ederek yapılmıştır. Yani Arminjo ve arkadaşlarının yaptığı bilimsel çalışmaların sonuçları yok sayılarak deprem riski senaryosu 175 km.lik fayın bir seferde yırtılarak 7.8 büyüklüğünde bir deprem oluşturacağı varsayımı üzerine kurulmuştur. Burada altının çizilmesi gereken nokta, 180 km.lik fay kırılacak ve 7.8’lik deprem oluşturacak söylemini soyut bir söylem olarak ileri sürmekten çok daha büyük bir sorumluluk isteyen, İstanbul’da yaşanacak bir depremin kayıplarını esas alan bir modele temel alma noktasında karşımıza çıkmaktadır. Oysa TÜBİTAK’ın 180 km.lik risk modelinden resmi olarak vazgeçerek önce 110 km.lik, sonra 50 km.lik riskli bir fay modelini kabul etmesi gerçeğinin gözardı edilmesi, bu konuda yapılacak deprem senaryosu modellerini geçersiz kılacaktır. JICA tarafından onca emek harcanarak İstanbul zemin etütleri yapılmış, mikro bölgelendirmeler ayırtlanmıştır. Fakat Hersek Burnu’ndan başlayıp Gaziköy’e kadar uzanan 175 km.lik bir fayın tek seferde kırılarak 7.8 şiddetinde bir deprem oluşturacağı varsayılması ve buradan hareketle de İstanbul kıyılarında 500-600 mili-gal’e varan PGA’ların (yer ivmeleri) oluşacağı varsayımları bu senaryoların hatalı başlangıcını oluşturmaktadır (Şekil 2a). 17 Ağustos’ta yaşanan en büyük PGA ivmelerinin Adapazarı’nda 400 mili-gal, İzmit’te 330 mili-gal, Hereke’de 250 mili-gal, Adalar’da 110 mili-gal, Bakırköy’de 170 mili-gal, Avcılar’da 200-250 mili-gal olduğunu göz önüne aldığımızda, İstanbul’da 7.8’lik depremin oluşturacağı pick ivmelerin 500-600 400-500, 300-400 gibi 9-10 şiddetine ulaşan şiddet dağılımı paterninin ne derece korkutucu olacağı görülmektedir. Oysa bu değerler 180 km.lik fayın bir seferde kırılmasıyla, İstanbul’a 5-10 km mesafeden geçen Adalar Fayı’nın kırılmasıyla elde edilen varsayımsal ivme değerleridir. Bu yanlış başlangıcın temel alınarak İstanbul’da yıkım bölgelendirmesi yapılmasıyla Şekil 2b’de gösterilen harita ortaya çıkmıştır. Buna göre 59.000 bina ağır hasar görecek, 128.000 bina ağır ve orta hasar görecek, ağır, orta hasarlı ve kısmen hasarlı bina sayısı ise 300.000 olacaktır. Bu modele göre böyle bir depremde 87.000 kişi ölecek ve 135.000 kişi ciddi yaralanacaktır (Şekil 2b). Burada çizilen resmin ağırlığı ve korkutuculuğu aslında 180 km.lik bir fayın tek seferde kırılması, 7.8’lik bir depremin olması ve 500-600 mili-gal’e varan ivmelerin üretilmesi sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Oysa bu sonuçların temelini oluşturan yanlış, Şekil 1a’da da gözüken Hersek Burnu’ndan başlayıp Gaziköy’e kadar uzanan 175 km.lik fayın bir seferde kırılmasının esas alınmasıyla başlamıştır. Şekil 1a’daki fay modeli ile Arminjo ve arkadaşlarının raporlarındaki riskli fay modelini yan yana koyduğumuzda bu abartılı felaket seneryosunun nedeni ortaya çıkacaktır. Şekil 1a’da görülen 175 km.lik stres yüklü fay yerine, Orta Marmara Sırtı’nda 50-60 km. uzunluğundaki fayın gerçek riski oluşturması göz önüne alındığında karşımıza burada çizilen resimden farklı bir senaryo ortaya çıkacaktır. Arminjo bu raporunda tarih boyunca 180 km.lik bir fayın kırılmadığının, 7.8 şiddetinde bir deprem olmadığının ve gelecekte de bölye bir deprem olmasının olanaksız olduğunun altını çizmiştir. Le Pichion ve Şengör ise 1509 depreminde 180 km.lik bir fayın kırılmasıyla 8.1 büyüklüğünde bir deprem olduğunu ileri sürmüşler ve bunu beklenen İstanbul depremi ile özdeşleştirmişlerdir. Büyük kıyamet olarak tanımlanan ve 17 Ağustostan sonra sürekli vurgulanan bu deprem Ambraseys tarafından “1509 Depremine Yeniden Ziyaret” adlı makalede ele alınmıştır. Ambraseys 2002’de yazılan bu makalesinde 1509 depreminin Çınarcık Çukuru’nda 70 kmlik bir fayın yırtılması sonucu oluştuğunun ve deprem büyüklüğünün MS 7.2 olduğunun altını çizmiştir. Buna kanıt olarak Galata Kulesi, Rumeli Hisarı, Ayasofya ve Fatih Cami’nde yaptığı çalışmaları göstermiştir. İstanbul’da 7.8 şiddetindeki bir depremin olanaksızlığı Sonuç olarak 1509 depremi İstanbul için en yıkıcı deprem olmuştur ama hiçbir zaman 180 km.lik bir fayın kırılmasıyla oluşan 7.8 büyüklüğündeki bir deprem söz konusu değildir. Le Pichion ve Şengör’ün bu modelini eleştirerek 1509 depreminin büyük kıyamet olarak kullanılmasına son vermiştir. Diğer taraftan 180 km.lik bir fayın kırılarak 7.8 büyüklüğünde deprem oluşturması kırılma fiziği açısından da olanaklı değildir. Tibet’teki Kunlun ve Alaska’daki Denali depremlerindeki 7.7’lik büyüklük ancak 400 km.lik ve 300 km.lik fayların kırılmasıyla oluşmuştur. Depremin büyüklüğü; fayın uzunluğu, fayın yırtılma derinliği yani kitlenme derinliği ve deprem anındaki atımla oranlı olarak saptanır. Bir başka ifadeyle depremde yırtılan fayın yüzeyi ve atım miktarından büyüklük ortaya çıkar. Burada diğer bir faktör de fay düzlemindeki sürtünme katsayısıdır. Büyük depremlerde uzun fayların yırtılmasında çok yüksek atımlı ve yüksek atımlı bölgelerin alanları ile bu alanların atım miktarlarının çarpımı depremde büyüklüğü vermektedir. Buna efektif yırtılma alanı ve efektif atım miktarı denmektedir. Dolayısıyla çok uzun fayların yırtılmasıyla oluşan depremlerde asıl enerji boşalımı bu yüksek atımlı kitlenme bölgeleridir. Buralara depremlerin centroitleri ismi verilir. Depremin başlangıç noktasından farklı bir mesafede en yüksek atımlı en yüksek yıkım bölgesi ortaya çıkar. Şimdi bu bilgiler ışığında üç kavramın deprem büyüklüğünü saptamamız için bilinmesi gerekmektedir. 1- Yırtılan fayın uzunluğu. Arminjo’nun deniz tabanındaki fay yırtıklarını haritalayarak depremlerde yırtılan fayın gerçek uzunluğunu saptaması bu nedenle zorunlu ve diğer modelleri çürütmektedir. 2- Fayların kitlenme derinliği. 17 Ağustos sonrası GPS ağı ile Marmara Denizi çevresindeki deformasyonlar MIT’ten Rob Rellinger ve Meade tarafından incelenmiştir. Yaptıkları araştırma ile İzmit Körfezi’nden Adalar Fayı boyunca kuzeye sapan ve kuzeyden Orta Sırt boyunca devam eden fay hattında kitlenme derinliğinin 2 km. olduğunu saptamışlardır. Bunun da anlamı burada deprem oluşturacak bir kitlenmenin olmayacağıdır; çünkü fay düzlemi 2 km. derinlikten sonra sürekli akarak stres boşaltmaktadır. Bu durumda, kuzeye sapan Okay’ın ve onun tekrarı olan Le Pichion’un fay modelinin çalışan bir fay olmayacağı noktasına gelinmiştir. Adalar Fayı ve onun devamı olan Orta Sırt’taki fayın, yani Yolava’dan Adalar’a, Adalar’dan Çekmece’ye kadar giden fay hattının kitlenme derinliği çok sığ olduğu için bu fayın kitlenerek bir stres biriktirmesi mümkün değildir. Sonuç Sonuç olarak Hersek Burnu’ndan çıkıp Çekmece’ye kadar uzanan fay hattı üzerindeki modellemeler ve bunlara dayanan deprem senaryoları bu veriler tarafından çürütülmüştür. Kaldı ki, Orta Sırt’taki 70 km.lik bölgede 1766’dan bu yana stres biriktiğini kabul etsek bile buradaki 7.2’lik depremin 8’lik bir depremle mukayasesi mümkün değildir. Diğer taraftan Pondard ve diğerleri Orta Sırt’taki riskli bölgenin batıdaki 25 km.lik kesiminde, yani Yeşilköy’le Büyükçekmece arasında hiçbir yırtılma izine rastlamamışlardır. Keza burada aktif bir fayın olmadığı, Adalar Fayı’nın devamı olan düşey bir fay olduğu tarafımdan vurgulanmıştır. Bu durumda Orta Sırt’ta en fazla 40 km.lik riskli bir fay vardır. Bu fayda da büyük olasılıkla akma nedeniyle stres birikmemektedir. Yalova Kanyonu’ndaki fayın 1999’da kırılan kesimi Adalar Fayı’na değil, 1894’de kırılan Çınarcık Çukuru güney kesimine doğru uzanmaktadır. İzmit Körfezi’nden çıkan KAF hattı, Çınarcık Çukuru güneyinden batıya doğru ilerleyerek Bozburun’dan güney batıya doğru bükülüp oradan Zeytinbağ-Manyas kuzeyi ve Yenice-Gönen Faylarına doğru uzanır. Önümüzdeki dönemde yırtılacak riskli bölge Çınarcık’tan güneybatıya doğru uzanan Bozburun-Mudanya-Zeytinbağ faylarıdır.
|