Üçüncü Dünya’ya farklı, Batılıya farklı!
IMF’yi tanımayanımız yoktur. Yıllar boyunca bir arada yaşadığımız, ekonominin dümenini kendisine teslim ettiğimiz için çektiğimiz her sıkıntıda kendisini hayırla andığımız bir kurumdur IMF. Ne zaman Türkiye gibi bir Üçüncü Dünya ülkesi ekonomik sıkıntıya girse, IMF yetkilileri anında orada bitiverir. Kendilerinden yardım alınmazsa ülkenin batacağı, halkın açlık ve yoksullukla boğuşacağı propagandasına başlayıverirler.
IMF’nin önerdiği kurtuluş reçetesi ise hep tek bir madde ile özetlenebilir: Satın, ne bulursanız babalar gibi satın. İktidarlarında işbirlikçilerin bulunduğu ülkeler IMF’nin bu isteklerini hemen yerine getirip elde ne var ne yoksa satmaya başlarlar. Fakat aradan geçen zamanla birlikte durum daha ilginç bir hal almaya başlar. “Yapısal uyum programları” kapsamında elde olan her şey satılmıştır ama durum iyiye gideceği yerde daha da kötüleşmektedir. Üstelik artık ülkenin satacak bir şeyi de kalmamıştır. Duruma erken uyanan ülkeler IMF politikalarından anında çark edip, IMF’nin dediklerinin tam tersini yapmaya başlarlar. Ve yine ilginçtir ki ekonomik veriler bu dönüşün ardından nedense düzelme eğilimi göstermeye başlar.

Dominique Strauss Kahn |
|
Evet, söz konusu Üçüncü Dünya ülkeleri olunca IMF’nin önerdiği reçete nedense hep özelleştirme ve devletin ekonomiden elini çekmesi olur. Ama emperyalist ülkeler krize girdiği zaman önerilen politika anında değişiverir. Örneğin tüm Batılı ülkeleri etkileyen ve dünya ekonomisinde resesyona yol açacağı söylenen son ekonomik krize bir bakalım.
Belki farkındasınızdır, belki değilsinizdir ama şu anda tüm Batılı ülkeler mali piyasalardan kaynaklanan bir krizin içindeler. Emlak piyasalarına verilen krediler yüzünden başlayan kriz artık tüm dünyayı sarmış durumda. Dolar avro karşısında tarihinin en düşük, Japon yeni karşısında ise son 12 yılın en düşük değerinde dolaşıyor. New York borsasındaki rekor düşüşleri FTSE, CAC 40, Dax gibi en büyük endekslerin rekor kayıpları izliyor. Ardı ardına uluslararası birçok banka tarihi zararlar açıklıyor. Örneğin İsviçre’nin en büyük bankalarından UBS’nin yalnız ilk çeyrekteki zararı 12 milyar dolar civarında. Alman banka devi Deutche Bank ise yılın ilk çeyreğinde 4 milyar dolar zarar beklediklerini açıklıyor.
Fakat bazen zararla kurtulmayı başaramayanlar oluyor. Bir zamanlar ABD’nin en büyük beşinci yatırım bankası olan Bear Stearns buna güzel bir örnek. Bear Stearns, ABD Merkez Bankası’ndan gelen baskılar sonucunda yine dünyanın en büyük yatırım bankalarından birisi olan JP Morgan Chase tarafından bir hamlede yutuluverdi. Bir yıl önce hisseleri 160 dolar civarında işlem gören Bear Stearns’a JP Morgan’ın biçtiği değer ise hisse başına yalnızca 10 dolar. Aslında bu bile iyi bir rakam sayılır. Çünkü JP Morgan eğer çok yoğun eleştiriler gelmeseydi hisse başına 2 dolar ödeyerek Bear Stears’ı satın alacaktı. Bears Stearns’ın kurtarılması son derece önemliydi; çünkü Bear Stearns New York Borsası’ndaki takas işlemlerinin büyük bir kısmını yapmasının yanı sıra, Amerika enerji piyasasındaki en büyük oyunculardan biriydi. Gelen haberlere göre zor duruma düşen şirket çalışanlarının evlerini ucuza kapatmak için emlakçılar bankanın girişinde sıraya girmişler.
Anlayacağınız üzere piyasalar şu anda toz duman içinde. IMF’ye göre kredi sıkışıklığının dünya piyasalarına vermesi beklenen zararın boyutu şimdilik 945 milyar dolar. Fakat 1929 yılında tarihin en büyük ekonomik krizini yaşayan kapitalist ekonomiler bu konuda deneyimli sayılırlar. Geçmişin deneyimi sayesinde piyasaların kendi başına düzene girmeyeceğini bildiklerinden, kapitalizmin doğasına aykırı olsa da, Batılı hükümetler birbiri ardına piyasalara para pompalıyor, daha fazla şirketin batmasını önlemek ve krizin daha da yayılmasını engellemek için gereken bütün önlemleri alıyor. Yalnızca ABD Merkez Bankası bankaların bu kriz ortamında birbirlerinden borçlanmalarını kolaylaştırmak için 200 milyar dolar değerinde devlet tahvilini mali piyasaların kullanımına sunacağını açıkladı. Amerikan Merkez Bankası tarihinde ilk defa bir yatırım bankasına, bir başka banka aracılığıyla da olsa, nakit sağlamak zorunda kaldı. Görüleceği üzere kapitalist ekonomiyi kurtarmak için alınan önlemlerin hepsi kapitalizmin doğasına aykırı. Son krizde kamu müdahalesi en üst düzeye varmış durumda.
İşte böyle bir ortamda IMF’nin Üçüncü Dünya ülkelerine önerdiği kurtuluş reçetelerinin formülü de bir anda değişiveriyor. Daha düne kadar “Özelleştirin, devlet piyasalara müdahale etmesin” diyen IMF, Batılı ülkeler için başka bir reçete sunuyor: Krizin aşılması için kamu müdahalesi lazım!
Bu açıklamayı yapan ise Uluslararası Para Fonu Direktörü Dominique Strauss Kahn. Üstelik Kahn tek bir ülkenin değil, küresel çapta bir kamu müdahalesi gerektiğini söylüyor. Piyasalardaki çalkantıların dünya ekonomisindeki büyümeye sekte vuracağını söyleyen Kahn, devletin piyasalara müdahalesinin gerekliliğinin artık daha açık biçimde hissedildiğini açıklıyor. IMF’ye bakılırsa yapılan onca kamu müdahalesi bile yetersiz kalmış durumda: “Başlıca merkez bankalarının yaptığı emsali görülmemiş müdahalelere rağmen, finans piyasaları ciddi bir baskı altında bulunmaya devam etmektedir. Bu durum şimdi daha da kaygı verici bir makro ekonomik ortam, zayıf sermayeli kuruluşlar ve borcun sermayedeki oranının artışı ile birleşmiştir.”
Kapitalist Batılı devletler için gerçekten acınılacak bir durum! Yıllar boyunca kamu ekonomiden elini çeksin diyenler iş kendilerine gelince, merdiveni bir kez daha atmayı tercih ediyor ve kamu müdahalesi 1929 yılından bu yana görülmemiş düzeylere ulaşıyor. Keynes’in kulakları çınlasın! Kim bilir, belki de IMF tarihin çöplüğünde yerini almaya hazırlanıyor...
Söz IMF’den açılmışken, IMF’nin düştüğü acınılacak duruma da değinelim. Bilindiği gibi birçok ülke IMF’ye olan borcunu ödemesinin ardından bu kurum ile yollarını ayırmayı tercih ediyor. Bazıları ise borcunu vaktinden önce ödeyerek yakasını bir an önce IMF’den kurtarmaya çalışıyor. IMF üyesi 155 ülke olmasına karşın, IMF’ye borcu olan artık yalnızca 5 ülke var: Türkiye, Irak, Dominik Cumhuriyeti, Gabon ve Arnavutluk. IMF’ye olan toplam borcun % 90’ı ise Türkiye’ye ait.
IMF’den borç alan ülkelerin sayısındaki bu keskin düşüş, IMF’nin gelirlerinde çok büyük bir azalmaya neden olmuş. Gelişmekte olan ülkelerin artık kapısını çalmamasının faiz gelirlerinin azalmasına yol açması üzerine sürekli açık vermeye başlayan IMF, bu durumdan kurtulmak için rezervlerindeki altınları satmaya karar vermiş. Rezervlerin % 12’sinin satışından 11 milyar dolar gelir bekleyen IMF, gelen bu parayı yatırıma dönüştürerek yılda 300 milyon dolar kazanmayı hedefliyormuş!
Hani diyorum, hazır kamunun ekonomiye müdahalesi başlamışken birisi de hayrına IMF’ye bir kamu müdahalesinde bulunsa ne iyi olur! Belki de IMF için bir “yapısal uyum programı” gerekiyordur. Yoksa onların da sonunda satacak fazla bir şeyleri kalmayacak.
|