14.04.2008/Sayı:182
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Ali Özsoy

AKP’ye karşı
doğru denklemi kurmak

Faşist Parti Kapatılsın

ABD’li ve AB’li yetkililer en üst düzeyde AKP’den yana açıkça tavır alıyorlar. Hatta Türkiye ile ilişkileri askıya almayı ve dış borçları istemeyi önerenler bile var. Kısacası 28 Şubat’ın reformist hayalleri geride kaldı. Bize de gerçek Atatürkçüler olarak Türk halkını “Ya İstiklâl, Ya Ölüm” parolasıyla antifaşist ve antiemperyalist örgütlenmeye çağırmak kalıyor. Ve tıpkı Mustafa Kemal gibi ulusal saflara sızan mandacı zihniyetin aptallığını ve ulus için yarattığı büyük tehlikeyi açığa vurmamız gerekiyor. Atatürkçüler ve Türk halkı ise hep kötünün iyisini seçmeye zorlanıyor. Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç’ın “eski” yol arkadaşı Şener bile umut kaynağı olarak öne sürülebiliyor. Oysa artık geri adım atacak bir mevzi kalmadı. Mesele AKP’nin değil, AKP’yi iktidara taşıyan Kürt-İslam faşizminin tasfiye edilmesidir. Bu ise siyasi, ekonomik kaynakları ve dış desteğiyle ayakta duran büyük bir düşmana karşı topyekûn devrimci mücadeleyi gerektirmektedir.

Ya kapatılmazsa

Son bir aydır kamuoyu AKP kapatılırsa neler olabileceğini tartışıyor. Ancak çok da tartışılmayan bir konu var: Eğer AKP kapatılmazsa ne olur?

Bunun yanıtını ise AKP kurmayları ve emperyalist destekçileri çok açık bir şekilde verdi.

Önce Bülent Arınç ölüm, şahdamarı ve yargı üzerine “özlü” sözler, daha doğrusu tehditler savurmuştu. Sonra Tayyip Erdoğan AKP’nin kapatma davasını Ergenekon ile bağdaştırıp, yargı mensuplarını çete üyesi olmakla suçlamış ve sindirmeye çalışmıştı.

Ardından Ergenekon operasyonu genişletildi. Erken seçim, Anayasa değişikliği ve referandum tartışmaları gündeme taşındı.

En sonunda geçtiğimiz hafta AKP MKYK’sı toplandı ve faşist iktidarlarını korumak için A planı ve alternatif planlar hazırladılar.

Yaşanan gelişmeler aynen TÜRKSOLU’nun önceden öngördüğü şekilde ilerliyor. Geçtiğimiz hafta Başyazarımız Gökçe Fırat’ın yaptığı uyarıları buradan tekrar hatırlatmak gerekiyor. Atatürkçülerin AKP’nin tabanını oluşturan Kürt-İslam hareketine ve faşizmine karşı köklü çözüm önerileri ortaya koyamamaları ve eylem planları geliştirememelerinden dolayı, AKP kapatılsa da kapatılmasa da faşist iktidarını koruyup, planlarını uygulayacak yollar bulabiliyor.

Bu noktada artık AKP ya kapatılamazsa şeklinde olumsuz senaryoyu bizlerin düşünüp, en kötü ihtimal için A-B ve hatta C planları geliştirmemiz gerekiyor.

Hatta olasılıklar genişletilmeli. Büyük ihtimal ki, AKP kapatılsa bile yerine seçimlere girecek başka bir Kürt-İslamcı parti Meclis’te çoğunluğu ele geçirebilecek. Kürt-İslam faşizminin önemli liderleri siyasi yasaklı olsa bile bağımsız aday olarak seçilerek başbakanlık ve bakanlık görevlerini üstlenebilecek.

O zaman Tayyip Erdoğan’ın çokça bahsettiği hesaplaşma başlayacak.

Öyle ya da böyle faşist hareket kolay teslim olmayacak. Ancak Cumhuriyet ve demokrasi güçlerinin Anayasa Mahkemesi’ndeki kapatma davasından başka hiçbir kozları yok.

Artık biz de saflarımızı sıklaştırmalı ve alternatif eylem planları çerçevesinde örgütlenmeliyiz.

Emperyalist baskıya karşı halk seferberliği

İlk olarak AKP’ye karşı çıkışın vatanseverliğin ilk şartı olduğu halk içinde tekrar işlenmelidir.

Bilindiği gibi AKP’yi kapatma davasının iddianamesi esas olarak AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiğini temel alıyor. İddianame sağlam, delillerle donanmış ve hukuk açısından açık vermeyen bir belge.

Ancak hukuki mücadele bağımsız yargıda verilirken, siyasi mücadelenin zemini çok farklı yerlere kayabiliyor.

AKP bunun bilincinde olduğu için mahkeme kararını etkilemek için her türlü komployu ve siyasi baskı mekanizmasını devreye soktu.

Ancak AKP karşıtı çevrelerce, bu siyasi tahakküm saldırısına karşı bir siyasi kampanya başlatılamadı. Daha çok sinme ve mahkeme kapısında karar bekleme havası egemen.

TÜRKSOLU hariç hiçbir kesim “AKP Kapatılsın” talebini bile açıkça dillendirmeye cesaret edemedi.

Oysa Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Başsavcısı büyük bir kuşatma altında.

AKP halk içinde bu davanın Müslümanlara ve demokrasiye karşı açılmış bir dava olduğunun propagandasını yapıyor. Davayı açanın karanlık güçler olduğunu, bu güçlerden hesap soracaklarını iddia ediyorlar.

AKP, MHP’den DTP’ye kadar çok geniş bir Cumhuriyet karşıtı koalisyon kurarak anayasal rejime karşı darbeyi dava kapanmadan Meclis’te tamamlamak yollarını da arıyor.

Tüm bunların yanı sıra Ergenekon operasyonunu da devam ettiriyor.

Ve tabii AKP emperyalist destekçilerini seferber ederek Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsız ve egemen kurumlarını teslim almaya çalışıyor.

AKP karşıtları ise bu cephelerin hiçbirinde karşı bir atak gerçekleştirmediği gibi savunma mevzisi bile kurmamış durumda. Başsavcının adeta tek başına koskoca bir faşist hareketi tasfiye etmesi bekleniyor.

Laiklik cephesinde bağımsız yargının verdiği mücadele toplumsal bir mücadeleyle desteklenmezse yargının bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü ilkeleri de ortadan kalkacaktır.

Nitekim AKP Anayasa Mahkemesi’ni tamamen ortadan kaldırmak dâhil pek çok olasılığı gündeme aldı.

AKP’ye karşı Atatürkçü ve devrimci güçler her düzeyde bir taarruz başlatmak zorundadır. Bunun temel dayanağı ise halk seferberliği olmalı.

Sadece laikliğe dayalı ve sistem için iktidar senaryolarına angaje olan bir halk seferberliğinin karşı tarafı yıkmadığı gibi daha da güçlendirdiği, geçtiğimiz sene Cumhuriyet Mitingleri sürecinde görüldü.

AKP’nin en zayıfladığı dönemler, AKP’nin vatan satıcılığına karşı büyük milliyetçi tepkilerin kabardığı dönemlerdi. Cumhuriyetçi tepki zaten antiemperyalist tepkiyle özdeşleştiği anlarda güçlü ve etkili olabildi.

O yüzden bugün de ABD, AB ve AKP’ye karşı vatanı savunma ilkesi halk içi siyasi çalışmanın temel ekseni olmalıdır. Zaten sömürge ve yarı sömürge ülkelerde faşizm emperyalist işgal ve bölünmeyle eş anlamlıdır. Faşizme karşı verilen mücadele ise aynı zamanda vatan için verilen Milli Mücadele’dir.

Bugün ABD yetkilileri, AB temsilcileri çok açıkça Türkiye Cumhuriyeti’ni AKP için tehdit ediyorlar. Lagendijk yargı neslinin ortadan kalkmasını öneriyor. AB yetkilileri Barroso ve Rehn ise TBMM’ye kadar gelip tehditlerini yineleme cüretini gösterebildi.

Karşılığında AKP 301. maddeye Türk karşıtı ırkçı ve AKP karşıtı muhalefeti susturacak faşist bir içerik kazandıracak adımları atıyor. ABD’nin İran planlarına Türkiye’yi alet etmeye çalışıyor. PKK’yla birlikte parti kapatmaya karşı ortak eylem içine giriyor.

AKP gericiliğin 200 yıldır değişmeyen stratejisine oynuyor. Emperyalizme daha çok hizmet, vatana daha çok ihanet pahasına ülkeyi gerici karanlığa daha çok taşıyabilmek…

Bu noktada AKP’nin PKK’dan ABD ve AB’ye kadar olan tüm Türk düşmanı suç ortakları ortaya serilmelidir. Türk halkı AKP’nin vatan satıcılığı ve bölücülerle işbirliği konusunda uyarılmalıdır. AKP’nin kapatılmasının sadece laik Cumhuriyet’in korunması için değil, Türk vatanı ve devletinin de korunması için şart olduğu vurgulanmalıdır.

Faşist rejim ve sömürge idaresi

Aksi takdirde AKP kapatılsa bile Kürt-İslam faşizmi tasfiye edilemeyecek, hatta daha güçlenerek süreci tekrar lehine çevirebilecektir.

Nitekim son AKP MKYK’si alternatif planlar geliştirmek için yaptığı toplantıda bu yönde kararlar aldı.

AKP kapatılırsa nasıl yola devam edileceği ve iktidarın korunacağı tartışıldı.

Diğer olasılık olarak ise kapatmayı engellemek için seferber edilecek Meclis hileleri ve emperyalist baskılar belirlendi.

Tayyip Erdoğan “yolumuz AB” diyerek ve AB ülkelerine yeni bir gezi düzenleyerek Haçlı dünyasını yeni tavizlerle ikna edip arkasına alma stratejini ortaya koydu.

AKP ilk olarak iktidar gücünü ve Meclis çoğunluğunu faşist bir idare için sonuna kadar kullanacağını belli etti. Anayasa’ya karşı parlamenter darbe çalışmaları DTP ile birlikte başladı. MHP de büyük oranda çalışmalara destek veriyor.

Diğer yandan emniyet teşkilatı ve AKP’li yargı mensupları iyice politize olarak Meclis dışından faşist stratejiye destek veriyor.

Ancak iç baskıyla faşist iktidarlarını koruyamayacaklarını çok iyi bilen AKP’liler işin dışarıdan çözülmesi için de harekete geçti.

AKP şu gerçeği çok iyi biliyor. Kuracakları faşist rejimin Türk halkının % 90’ını baskı altında tutabilmesi için aynı zamanda bir sömürge idaresi olması gerekmektedir. Nitekim teslim alınamayan Ordu-millet güçlerini bir tek işgal güçleriyle yenebileceklerini düşünüyorlar.

ABD ve AB yetkililerinin bu denli Türkiye’nin içişlerine müdahale etmeleri, Cumhuriyet kurumlarına ve bağımsız yargıya hakaret etmeleri, hatta TBMM kürsülerine kadar çıkmaları bundan.

Eğer faşist idare engellenmezse Türkiye çok kısa bir sürede sömürge idaresine teslim edilecek. Yarı sömürge değil tam sömürge olacağız. Çünkü yıkılmayan, hatta emperyalistlere verdiği tavizler sayesinde daha da güçlenen Kürt-İslam faşizmi ilk iş olarak Türk Ordusu’nu tasfiye edecek. Bu noktadan sonra Sevr planının uygulanmasının önünde hiçbir engel kalmayacak.

Atatürkçüler uyanmalı

Atatürkçü güçler arasında ne yazık ki bu tehlike açıkça görülmemektedir. Hatta ABD ve AB’yle iyi geçinip AKP’nin kapatılma davası sürecinde kozları artırmak gibi sonu felaket olan önerilerin propagandası bile yapılabilmektedir.

Bilindiği gibi bu propaganda 22 Temmuz seçimlerinden önce CHP’nin teziydi. Ancak hezimetle sonuçlandı.

Aynı yönde telkinler sürekli Kanaltürk ekranlarında yinelendi. Yine Cumhuriyet gazetesi ilk sayfasından ABD Büyükelçisine ve Başkanına ricacı olarak mektup yazacak kadar işi ayağa düşürmüştü.

Hatta ne yazık ki “kepenkleri kapatma” ve ABD’yle uzlaşma eğilimi çok stratejik bazı noktalarda bile egemen oldu.

Bugün gelinen nokta ortadadır. Batıyı AKP’ye karşı gelmeye ikna edelim çizgisi hezimete uğradı. Ama Türkiye’ye de çok şeyler kaybettirdi.

ABD ve AB emperyalizmi şüphesiz ki asla tek ata oynamaz. Ama Türkiye için kararlarını çoktan verdiler. Kürt-İslam faşizmine destek ve “Büyük Kürdistan”ın kurulması onların kırmızı çizgileridir.

Bu yüzden bırakın Atatürkçülere destek olmayı, merkez sağın bile tasfiyesine göz yumdular.

Ancak özellikle ABD Derin Devleti bazı sahte Atatürkçüleri kullanarak halk kitlelerini ve ulusal güçleri manipüle etmeye çalışmaya devam ediyor.

“ABD’yle uzlaşalım, AKP’den uzaklaşsın” önerileri bu yüzden sadece bir psikolojik savaştır. Gerçek siyasi gelişmelerle veya ABD’nin tavrıyla desteklenebilecek hiçbir yönü yoktur.

Burada Sivas Kongresi’nde ABD mandasını savunan işbirlikçilere Atatürk’ün verdiği yanıtı hatırlatmak bizlere görev olarak düşüyor.

Mandacılar Atatürk’ün başlatacağı hareketi maceracılıkla suçlamış ve ABD’nin tarafsız bir devlet ve Türk dostu olarak Türkiye’nin bütünlüğünü koruyabileceğini ileri sürmüşlerdi.

Atatürk ise mandacılara; “Tezlerinizi destekleyecek bir tane Amerikalı devlet adamı var mı?” diye doğal olarak sordu. Atatürk’ün karşısına çıkara çıkara bir ABD’li gazeteci çıkardılar. O gazeteci ise Atatürk’ü doğrulamak zorunda kaldı. Tamamen yetkisiz olduğunu ve ABD’nin Ermenistan projesinden vazgeçeceğini hiç zannetmediğini itiraf etmek zorunda kaldı.

Kısacası özgürlük aşığı Türk Milleti’ni “Ya istiklâl, ya ölüm!” parolasıyla ayağa kaldırmayı bilen Atatürk, esaret düşkünü mandacı Osmanlıları ise sadece “Aptalca davranmayın” diyerek uyarmış oldu.

Bugün de farklı bir durum yok. Hatta bugün AKP’ye karşı Türkiye Cumhuriyeti’ni savunacak bir tane ABD’li gazeteci bile bulamazlar.

ABD’li ve AB’li yetkililer ise en üst düzeyde AKP’den yana açıkça tavır alıyorlar. Hatta Türkiye ile ilişkileri askıya almayı ve dış borçları istemeyi önerenler bile var.

Kısacası 28 Şubat’ın reformist hayalleri geride kaldı.

Bize de gerçek Atatürkçüler olarak Türk halkını “Ya istiklâl, ya ölüm!” parolasıyla antifaşist ve antiemperyalist örgütlenmeye çağırmak kalıyor.

Ve tıpkı Mustafa Kemal gibi ulusal saflara sızan mandacı zihniyetin aptallığını ve ulus için yarattığı büyük tehlikeyi açığa vurmamız gerekiyor.

AKP’den kurtulmak için Kürt-İslamdan kurtulmak

Tekrar yineleyelim. Emperyalizm tek ata oynamaz. Yine aynı şekilde emperyalizmin sömürge rejimini kurmaya ant içen Kürt-İslam faşistleri de kendilerini tek stratejiye asla bağlamazlar.

AKP’nin yedek partisi şimdiden ortaya çıktı. Adı Güçlü Türkiye Partisi…

Diğer yandan AKP geçiş sürecinde Kürt-İslam hareketinde çatlamaları engellemek için önemli manevralar yapıyor.

Bazı “Atatürkçü”lerin merkez sağı toparlayacak diye hevesle beklediği AKP kurucusu Abdüllatif Şener en son AKP MKYK toplantısına davet edildi.

Böylelikle hareket devamlılık ve birlik sinyalleri verdi.

Tayyip Erdoğan’ın siyasi parti üyeliği yasaklanırsa, yeni partinin başkanlığını Şener’in üstlenmesi bile konuşulan olasılıklar arasında.

Abdüllatif Şener’in birileri tarafından yedek at olarak önceden bir köşeye ayrıldığı ortaya çıkıyor.

Türkiye öyle bir hâle geldi ki… Eğer gerçekten Şener’e, AKP’ye karşı “merkezi” toparlamak görevi verilirse, bu iki tane Amerikancı ve Kürt-İslamcı güçlü partinin egemenliğinden başka bir anlam taşımayacak.

“Merkez” de, dinci kanat da aslında aynı kadroların ve zihniyetin liderliğinde toparlanacak. Sömürgeleşme ve Kürt-İslam faşizmi süreci kaldığı yerden devam edecek.

Atatürkçüler ve Türk halkı ise hep kötünün iyisini seçmeye zorlanıyor. Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç’ın “eski” yol arkadaşı Şener bile umut kaynağı olarak öne sürülebiliyor.

Oysa artık geri adım atacak bir mevzi kalmadı.

Mesele AKP’nin değil, AKP’yi iktidara taşıyan Kürt-İslam faşizminin tasfiye edilmesidir.

Bu ise siyasi, ekonomik kaynakları ve dış desteğiyle ayakta duran büyük bir düşmana karşı topyekûn devrimci mücadeleyi gerektirmektedir.

Faşist hareketin kökeni kurutulmazsa, geçici önlemler yarardan çok zarar getirebilir.

Gerçek Atatürkçü önlemlerin uygulanabilmesi için ve gerçekten “1000 yıl sürebilmesi” için ise antifaşist ve antiemperyalist bir iktidar şarttır.

Kürt-İslam faşizmi ve emperyalizmin A planı var. B’si de var.

O yüzden bizlerin A-B-C veya Z’ye kadar giden tüm planlarımızda, “AKP kapatılsın, devrimci parti kurulsun” denklemi en baş köşede bulunmak zorundadır.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe