| Yekta Güngör Özden |
1980 öncesi olaylarını anımsatan karşılıklı öğrenci-gençlik saldırıları yanında güneydoğu sorununa çözüm arama çabaları kapsamında kürtçülük açılımları gündemin sıcak maddelerini oluştururken içişlerimize karışmaktan vazgeçmeyen batılıların yargıya baskılara yeltenmesinin kazandığı yoğunluk üzücü düzeye gelmiştir. AB içinde yer alınca üyelerin birbirine karışmaları doğal karşılansa bile ülkelerin birbirinin her işine karışması birlik ortaklığını aşan bir ölçüsüzlüktür. Örneğin, Türkiye batıdaki monarşilerin cumhuriyet olması önerisinde bulunmamakta, daha başka alanlarda yasal düzenlemelere ve uygulamalara karışmamaktadır. AB Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana’nın “Anayasa Mahkemesi mantıklı olmak zorunda” sözü politik terbiye gerekleri dışına çıkan bir çirkinliği taşımaktadır. Mahkemelere yol göstermenin ötesinde tam bir baskı ve hukukun temeli olan mantığı öğretmeye kalkışma düşüncesizliğidir. Sanki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı mantıksız davranarak dâva açmış izlenimini uyandırmaktadır. Yabancıların bu terbiye dışı elatmalarına devlet temsilcilerinin gereken yanıtları vermemesi düşündürücü ve o ölçüde üzücüdür. Avrupa Adalet Divanı’nın PKK hakkındaki kararı ortadayken, Belçika’nın Fehriye tutumu belirgin iken Avrupa’nın telâşı ve kendini bilmezliği AKP sempatisinden kaynaklanmaktadır. AB ve ABD, kendi amaçlarına en elverişli siyasal kurum-araç olarak AKP’yi gördüklerinden bu olanağı yitirmek korkusuyla Türk Yargısı’na saldırmaya kalkışmışlardır. Dâva yeni başlamışken yönlendirici ve etkileyici olmaktan kaçınmak yerine istedikleri amacı sağlamak çabasıyla konuşmaları, ziyaret ve görüşmeleri yakışıksızdır. İktidar kanadının dâva sürerken Anayasa değişikliği çabaları da boşunadır. Gereksizdir, sonucu sayıyla alsalar da geçersizdir. Kendilerini kurtarmak için devletin bozulmasını umursamayarak Anayasa, yasalar ve hukukla oynamayı, en sağlıklı güvence, özde tam gerçekçi ve yurtsever yargıyı yıpratmayı uygun bulan yöneticiler seslerini çıkarmamakta kanım odur ki sataşma ve saldırılardan mutlu olmaktadır. Çeteler ve Ergenekon saptırmalarıyla suçlamaları savuşturup kendi sav ve savunmalarına bahaneler aramaktadır. Kürtçülerin isyan denemelerine karşı yetersiz kalışları da böyledir. Hükûmet sözcüsü “Rektörler ve Dekanlar üniversitelerine dönsün” demekten çekinmemekte, değişik sakıncalı eylemlere karşın üniversitelerin haklı tepkilerini yersiz bularak dudak bükmektedir. Körükçüler boş durmuyor Tutumlarını durumlarına göre ayarlayan çıkarcılar iktidarı körüklemeyi sürdürüyor. Demokrasiyi başıbozukluk sayan kalemler sütunlarında ne inciler döktürüyor. İnsanlık, hukuk ve demokrasi bilincinden yoksunluklarını çirkin sözcüklerle, teröre hedef göstermekle sergileyen bu aymaz ve sapkınlar saygısız yaklaşımlarla Türk Yargısı’nı karalamayı beceri sanıyor. Kendilerinin ya da yakınlarının ilişkileri nedeniyle iktidar yanlısı kesilenler ekranlara AKP’lileri okşayacak konuşmacıları çıkararak, hukukçu olmayanlardan hukuksal görüş isteyerek goygoyculuk yapıyorlar. Eski partici, dinci, sabıkalı, tarikatçıların tanıklık ve desteğine gereksinim duyacak kadar sapıtıp saptırıyorlar. Ülkenin önemli sorunlarıyla ilgilenmeyi de gereksiz buluyorlar. Üniversitelerde silâhların kullanılmasını, balta ve bıçaklarla kavgaları, öğrenimin kesilmesini, terör örgütü başının doğum günü için değişik illerden yüzlerce kişinin yürüyüşe geçerek binlerce insanımızın ölümüne neden olan hükümlünün doğum yerinde buluşmaya kalkışılmasını, üniversitelerde bu nedenle toplantı yapılmasını, anamuhalefet partisi liderinin yeni açılımları gündeme getireceği sözünü ele almıyorlar. Ulusal onurumuzu korumak için yabancıların Anayasa Mahkemesi’ne gözdağı vermelerine karşı çıkmıyorlar. DTP TBMM Grup Başkanı’nın her konuda devleti eleştirip cumhuriyetimize yönelik saçma savlarına kulaklarını tıkıyorlar. Kimi üniversitelerde PKK yandaşlarının etkinlik ve egemenliğinden yakınılıyor. Yönetimler suçlanıyor. AKP’ni kapatma dâvasını sonuçsuz kılmak için girişilen gereksiz ve geçersiz Anayasa değişiklikleriyle Türk Ceza Yasası’nın 301. maddesi konusunda doyurucu bir tepki duyulmuyor. TBMM’ndeki sayısal çoğunlukla kotaracakları değişikliklerin ne anlama geleceği ve nasıl kullanılacağı sonra görülecektir. Kapatma dâvalarına ilişkin genel bir düzenleme biçiminde getirilerek biçimsel yönden Anayasaya aykırılığı örtseler bile amaç ve anlam yönünden aykırılığı asla örtemezler. Yargıya müdahale açık bir siyaset darbesi olur. Bunun da demokrasiyle bağdaştığını kimse savunumaz. Olumsuz eleştiriler Ekonomik kırılganlık rakam oyunlarının yapaylığını ortaya koyacak açıklıkla sürüyor. Üretici enflâsyonu 10.5 oldu. Belde belediyelerine ilişkin oy amaçlı düzenlemenin tepkisi de böyle. Sıkmabaş inadı doludizgin atakta. Şanlıurfa’da geçen yıl Genelkurmay Başkanı’nın eleştirdiği durum yinelendi. Mustazaflar ile Dayanışma Derneği bu yılki Kutlu Doğum Haftası’nda iki sıkmabaşlı çocuğa şiir okuttular. TRT “Hayat ve Din” programına sıkmabaşı üstüne peruk takan bir öğretim üyesini çıkarmaktan çekinmedi. Selçuk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde görevli bir bayanın bu tutumu aynı zamanda üniversite yönetimi için de sorumluluğu gerektirmektedir. Darülaceze’de sıkmabaşlı hemşire, ilköğretim okullarında (İstanbul Çınar Okulları) sıkmabaşlı öğrenciler, Trabzon Valisi’nin odasında Başbakanın korumalarınca köpekle bomba aranması olumsuz ilginçlikler olarak önceki haftanın önemli olaylarındandır. Ülke kaynaklarının yabancılara peşkeş çekilmesinin ağırlığı giderek artıyor. Gereksiz ve sakıncalı özelleştirmelerin yeni satımı 22 Şubat 2008’de Tekel’in BAT (British American Tobacco)’a 1 milyar 720 milyon dolara verilmesidir. Özde lâiklerin irtica tehlikesine karşı ne yaptıkları, son olaylardaki tutumları tartışılmaktadır. Kitap Şair Mehmet Kıyat’ın üretkenliğinin yeni ürünü “Sorusunu Unutan Toplum” adıyla ulaştı. Toplumsal sorunlara yaklaşımındaki çağdaş tutumuyla örnek eleştiriler içeren şiirleri okurlarımıza öneriyorum.
|