| Eser Özaltındere |
Kıbrıs’ta dönen dolaplar * Hristofyas ile Papadopulos biri Dışişleri Bakanlığı olmak üzere üç bakanlık ve Meclis Başkanlığı karşılığında anlaştılar ve Papadopulos ikinci turda Hristofyas’ı destekleyerek Cumhurbaşkanı olmasını sağladı. * DİKO-AKEL-EDEK koalisyonu oluşturuldu. Türk düşmanı EDEK’e iki bakanlık verildi. * EDEK sosyalist, AKEL komünist, Papadopulos’un DİKO’su faşist! Rum sosyalistleriyle komünistleri, faşist bir partiyle koalisyon oluşturuyorlar. Ne günlere kaldık ey gazi hünkar!... * Bu üç parti de referandumda Annan Planı’na “hayır” oyu kullanmışlardı. * Hristofyas, Komünist AKEL’in Genel Sekreteri’dir ve bu partinin tüzüğünde “Enosis” amacı mevcuttur. Bir tarafta komünistlik, diğer tarafta “Enosis!” Gel de akıl sır erdir!... * Hristofyas seçimi kazandıktan sonra Yunanistan’ı ziyaretinde; “Elen olmaktan büyük gurur duyduğunu ve Atina’nın kendisinin Kâbesi olduğunu” açıklıyor. Tipik bir milliyetçi komünist!... * Geçmiş hükümet de aynı partilerden oluşmuştu. Bir öncekinde Papadopulos Cumhurbaşkanı, Hristofyas Meclis Başkanı iken, yeni kabinede Hristofyas Cumhurbaşkanı oldu. Meclis Başkanlığı da Papadopulos’un partisine verildi. Yani değiş-tokuş yapıldı. Geçmişteki Papadopulos iktidarının en büyük ortağı Hristofyas’ın AKEL’i idi. Hristofyas hükümetinin en büyük ortağı ise Papadopulos’un DİKO’su oldu. Ha Ali-Veli, ha Veli-Ali… Görüntünün dışında değişen hiçbir şey yok. * DİKO’dan yeni Dışişleri Bakanı, Kipriyanu’nun oğludur. UBP Genel Başkanı Sayın Tahsin Ertuğruloğlu’nun bir anısı bu Dışişleri Bakanı’nı çok iyi tanımlıyor. ABD’de diplomatik bir yemekte Ertuğruloğlu’nun kravat iğnesi KKTC bayrağı sembolü şeklindeyken, masanın karşısında oturan oğul Kipriyanu kalkıp Ertuğruloğlu’nun yanına geliyor ve o iğneyi çıkarması gerektiğini; çünkü o iğnenin kendisini çok rahatsız ettiğini söylüyor ve tabii ki ortalık karışıyor. KKTC bayraklı bir kravat iğnesine bile tahammülü olmayan Rum ırkçısı bir Dışişleri Bakanı… * Hristofyas’ın 11 maddelik seçim programında “anti-işgal” bloğu oluşturulması yer alıyor. Bu bloğun bir bölümünü KKTC’deki uzaktan kumandalılar oluşturacak. Hristofyas, bunların işbirlikçiliği, teslimiyetçiliği ve kimliksizliğinden o kadar etkilenmiş, aynı zamanda o kadar da yararlanmış ki, sonunda ekmek yediği bu bloğu resmileştirmeye ve maddi-manevi desteklemeye karar veriyor. Meğer KKTC’deki milliyetsizler ne kadar da önemliymiş adamlar için, “özel blok” projeleri bile geliştiriliyor. * 2. turda DİSİ’nin adayı Kasulides’i Kilise destekledi. Ve az bir oy farkıyla Başkanlığı kaybetti. Kasulides’in kendisini desteklemesiyle ilgili olarak Kilise hakkındaki söyleminde şu ifade dikkat çekiciydi: “Ülke tarihinde çok önemli bir yere sahip Kilisenin görüşleri bizim için çok önemlidir…” Nitekim Kilisenin desteği sayesinde Kasulides yarışı az bir oy farkıyla kaybetti. Yine Kilise, EOKA’nın kuruluş gününde, Ledra Kapısı’nın açılmasına karşı çıkışına getirilen eleştirilere; “Kilisenin Kıbrıs sorunu konusunda söz söylemeye hakkı vardır… Daha hükümetler ortada yokken Kilise vardı ve Rum milleti onun sayesinde bugünlere geldi…” şeklinde bir yanıtla karşılık veriyor. Yani, Kıbrıs’ı ilgilendiren her konuda “ben hazır ve nâzır olacağım” diyor. İlginçtir, EOKA’nın kuruluş kutlamalarındaki ayine II. Hrisostomos ile birlikte Hristofyas da katılıyor. Demek ki, sadece milliyetçi değil aynı zamanda dini de bütün bir komünist… * Ulusal Konsey Rumlar için çok önemlidir. Hiçbir parti Ulusal Konsey kararlarının dışına çıkamaz. Rum tarafındaki her türlü siyasi görüşe sahip partiler Rum Ulusal Konseyi içerisinde yer alırlar. Bu konsey Rum ulusal çıkarlarını korur. Diğer bir siyasi güç Kilisedir. Ulusal Konsey+Kilise dayanışması “Rum Milli Bloku”nu oluşturur. Nitekim, referandumda Annan Planı’na “evet” oyu veren ve ikinci turda Hristofyas’ın karşıtı olarak onunla yarışan Kasulides’i destekleyen ve “iyi polis”i oynayan DİSİ, “Türk askerinin çekilmesi” konusunda Hristofyas’a tam destek verdiğini açıklıyor. * EOKA’cı Papadopulos ikinci tura kalamıyor ama oylarını arttırıyor. Yani EOKA’cı faşist bir partinin oyları sürekli yükseliyor. Peki Türkler, bu şekildeki Rum ırkçısı bir partiye desteğini arttırarak devam ettiren bir halkla nasıl birleşerek sözde “Birleşik Kıbrıs”ı oluşturacaklar? * Seçimleri kazandıktan sonra ve Talat görüşmesinin hemen öncesinde Hristofyas; “İzolasyonların kaldırılmasına gerek olmadığını, Kıbrıslı Türklerin Rum limanlarını kullanabileceklerini” ifade eden bir açıklamada bulunuyor. Bu açıklama ile de “milliyetçi komünist Hristofyas”; şu anda varolan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tek geçerli devlet olarak tanıdığını ve Türkleri de o devletin içinde yaşayan ve o devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan bir “azınlık” olarak gördüğünü açıkça ortaya koymuş oluyor. * Tam Rum tarafındaki ikinci tur seçimleri öncesi Schröder KKTC’ye geliyor. Rum tarafı ayağa kalkıyor. Talat ve CTP takımına AB’nin yüzde yüz desteğini gösteriyor ve onlara kandırmaca üzerine kurulmuş sanal bir gösteriş imkanı hazırlıyor. Kanıksanmış sömürgeci yalanlarını tekrarlıyor. Bu uzaktan kumandalıların Hristofyas görüşmelerinde daha verici olmaları konusunda halka sempatik görülmeleri için makyajlarını tazeliyor. * Arkasından da, Hristofyas-Talat görüşmeleri öncesinde tazminatçı Alman Roth KKTC’ye ayak basıyor. Hem de Ercan Havaalanı’ndan! Alkışlanıyor, alkışlanıyor… Görüntüsünü yeniledikleri yıllanmış “Berlin Duvarı” maketini CTP seçilmişlerine sunuyor. Yine bir gösteriş ve göz boyama furyası yaşanıyor. Daha sonra Doğu Akdeniz Üniversitesi’ndeki bir sempozyumda, Kıbrıs’ın askersizleştirilmesinden ve Birleşik Kıbrıs’tan bahsediyor. Hocalarımızdan biri yanaşıp; “Bu Kıbrıs’ın askersizleştirilmesi ne demektir?” diye sorunca; “Bunu sadece ben demiyorum ki, sizin Cumhurbaşkanınız da aynı şeyi söylüyor” diyor. Yani bir bakıma küreselcilerle Talat’ın ve onun taşeron partisi CTP’nin danışıklı dövüş şeklinde birlikte hazırladıkları tiyatroyu deşifre ediyor. Bu sömürgeci yeşil solcunun gündeminde bir de Lokmacı Kapısı’nın ziyareti vardı. Biliyorsunuz bu Lokmacı Kapısı bu aralar çok meşhur. Neden derseniz, şundan: Hristofyas, Lokmacı Kapısı’nı açmak gibi kıytırık bir jest yaparak Papadopulos’un uzlaşmaz görüntüsünü silip bunun arkasından ve karşılık olarak Maraş’ın açılması, sembolik asker çekilmesi şeklindeki öze yönelik diplomatık jestleri isteme hakkına kavuşmuş olacak. Ya da sömürgeciler; “Bak, Hristofyas Lokmacı’yı açtı, siz de Maraş’ı açın!” şeklindeki dayatmalarla Hristofyas’a destek verecekler. Bu kapının açılmasına verilen önemin diğer bir nedeni de, askeri güvenlik bölgesinde bulunan bu kapı kullanılarak Lefkoşa’nın, dolayısıyla da adanın askersizleştirilmesinin önünü açmak. Nitekim Yaşar Büyükanıt’ın apar topar adaya getiren de Lokmacı Kapısı’nın açılmasıdır. Bilindiği gibi bu kapının açılması projesinin mimarlarından biri de Talat’tır. Hatta geçmişte, bu kapı ile ilgili üst geçidin yıkılmasıyla ilgili olarak işi istifa noktasına kadar getirmişti. Ancak Talat’ın attığı bu zarf tutmamış ve final noktasında Büyükanıt’tan gereken cevabı almıştır. Yani kısacası Hristofyas, 1 (hatta çeyrek bile değil) verip 3 isteme avantajı elde etmek istiyor. Bütün bunlar bir araya getirildiğinde; AB, Talat, CTP ve Hristofyas arasında KKTC’yi yok etme ve Türk halkını azınlık haline getirme hedefine yönelik çok gizli bir çalışmanın uzun zamandır hazırlandığını anlıyoruz. * Peki, şöhret meraklısı Alman Roth neden durup dururken Lokmacı’yı ziyaret ediyor? Gaipten bir ses; “Git Lokmacı’da şöyle bir dolaş” mı dedi acaba? Oysa neden belli! Çünkü o, kapının açılacağını önceden biliyordu. Bu, elinde “Berlin Duvarı” maketiyle gösteri yapmasından da belliydi. Nitekim Hristofyas-Talat görüşmesinin hemen akabinde Lokmacı Kapısı’nın açılacağı ilan edilerek büyük bir iş başarılmış gibi bu kapının açılmasıyla ilgili çalışmalara başlandı. Anlaşılan o ki, bir çok şey çok önceden planlanmış ve o plandan “Sarışın Cleopatra” Alman Roth’un da haberi varmış. Herşeyin planlayıcısı “Küreselci Derin Devlet” de zaten onu oraya Lokmacı Kapısı’nın açılmasını “gündeme taşıması”, Berlin Duvarı havası vererek dikkatleri o kapıya çekmesi ve açılmasının büyük bir olaymış gibi gösterilmesi için göndermiş. * Anımsanırsa Rauf Denktaş ve KKTC’yi bitirmek için ilk düğmeye basan Karen Fogg denilen Alman olmuştu. İlk Sorosçu sivil örümcek ağları da KKTC’de devreye sokulmuştu. Daha sonra ise Rauf Denktaş’ın dışlanması çalışmalarının en büyük ustalarından biri “Nazi Çavuşu” lakaplı “pişik dudak” Verheugen’di. Bu sömürgeci bürokratı da Alman’dı. Bir sonraki aşamada ve en kritik Rum seçim döneminde KKTC’ye Schröder geldi. İlginçtir o da Alman! Hem de öyle böyle bir Alman değil! Eski Alman Başbakanı! Burnundan kıl aldırmayan bu Almanlar kolay kolay her yere gidip birilerini pohpohlamazlar. Hele bir de sâbık bir Başbakansa… Demek ki, “Küreselci Derin Devlet” bu defa Schröder’i görevlendirdi. Çünkü, Hristofyas-Talat görüşmesinden AB ve Rumlar lehine çok önemli kazanımlar elde etmeyi planlıyorlar. Bu konuda son periyoda girdiklerini çok iyi biliyorlar. Onun için de, KKTC’ye Schröder gibi büyük başları gönderiyorlar. Peki sonrasında KKTC’ye kim geldi? Claudia Roth! İşin enteresan tarafı, o da Alman milletinden. Görüntüye göre, “Küreselci Derin Devlet” KKTC’yi ele geçirme görevini Almanlara vermiş. * Peki bu merkezi kapı açılacak da ne olacak? Bu işten Türk esnafı mı yararlanacak yoksa Rum tarafı mı?... Tabii ki Rum ekonomisi! Belki Türk esnafın işlerinde biraz hareketlenme olabilir. Ama esas kaymağı yiyen Rum ekonomisi olacak. Çünkü millet alışveriş yapmak için bu merkezi kapıdan akın akın Rum tarafına akacak. Zaten o kapının açılmasında Türk esnafa yönelik yapılan kazanç propagandaları bir kamuflajdır. Askeri güvenlik açısından önemli olan o kapının asıl açılma amacı, “askersizleştirmeye” bir başlangıç sağlamak ve TSK’nın tavrına yönelik bir yoklama çekmektir. Nitekim Büyükanıt’ın KKTC’den ayrılmasından sonra Rum tarafında çıkan bir-iki gazete Lokmacı’nın açılmasının asker çekilmediğinden dolayı tehlikeye girdiğini filan yazdılar. Hatta 21 Mart’taki Talat-Hristofyas görüşmesinde asker çekilmesi konusunda anlaşıldığını bile iddia ettiler. Bu tür haberler ise, Büyükanıt’ın yaklaşan tehlikeyi gördüğünü ve Talat’ın kapalı kapılar arkasında bir şeyler çevirmeye çalıştığını anlamaya yetiyor. * Sonunda Lokmacı Kapısı açıldı. Fakat Arasta esnafı dükkanını siftahsız kapattı. Açılışa turistlerin dışında katılan Rum sayısı yaklaşık 50 civarında iken, KKTC’nin kimliksizleri ellerinde malum pankartlarıyla ve davul-zurnalarıyla hazır kıta oradaydılar. Rum tarafından geçişlerde KKTC gümrük polisleri sinek avlarlarken, KKTC’den Rum tarafına geçişlerde izdiham yaşanıyor. Zaten görünen köy de kılavuz istemiyor.
|