14.04.2008/Sayı:182
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Okan İşbecer

TRT mi? FGRT mi?

Mümtaz'er Türköne
Mümtaz'er Türköne

Tamer Korkmaz
Tamer Korkmaz

Emre Aköz
Emre Aköz

AKP iktidarına yandaş televizyon kanallarına bir yenisi daha eklendi. Son dönemlerde TRT’de yaşanan değişim sıkça gündeme geliyor. Önceki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in defalarca veto etmesine rağmen AKP tarafından ısrarla Genel Müdür yapılmaya çalışılan İbrahim Şahin, Gül göreve gelir gelmez ataması onaylanarak TRT’nin başına getirilmişti. İbrahim Şahin’in TRT Genel Müdürü olmasından sonra ise kurumda hızlı bir değişim yaşanmaya başlandı.

İlk zamanlarda birtakım işten çıkarmalarla gündeme gelen TRT’de daha sonra ise program formatlarında değişim başladı. “TRT’yi Türkiye’nin BBC’si yapacağız” parolasıyla harekete geçen İbrahim Şahin’in birkaç aylık icraatı TRT’nin hızla Fethullahçılaştırılması operasyonuna dönüştü.

Son dönemde program formatı değişen TRT, bu konuyla ilgili çokça eleştiri almaya başlamıştı. İbrahim Şahin gelir gelmez Amasya ile ilgili programların sayısındaki artış dikkati çekmişti. Çünkü Şahin Amasyalıydı ve memleketini tanıtma atağı başlatmıştı. Daha sonrasında ise Ermenice ve Kürtçe yayın tartışması başladı. AKP’nin Kürt paketi içerisinde yer alan Kürtçe yayın konusu ile ilgili çalışmalar sürdürülürken, kanal alttan alta Fethullahçılarla dolduruldu. Bu hususla ilgili haberler de özellikle son hafta medyada geniş yer buldu.

Burada dikkati çeken en önemli şey, son dönemde program hazırlayanların hemen hepsinin medyadaki Tayyip yanlıları olmaları. Özellikle Zaman gazetesinin büyük ağırlığının hissedildiği son dönemki transferlerle TRT’yi tanımak artık imkansız hale geldi. Geçtiğimiz hafta, İlahiyat fakültesinde öğretim üyeliği yapan bir bayanın türban üzerine taktığı perukla yayına katılmasının ardından dikkatleri yeniden üzerine çeken TRT’deki bazı programları hazırlayanlar ise özetle şöyle:

TRT’de sabah 07.00’de yayınlanan ve günlük gazetelerin başlıklarının ve kısa özetinin sunulduğu programda ilk sırayı Fethullah’ın Zaman gazetesi aldı. Bunun gerekçesi de gazetelerin tirajlarına göre sıralanmasıymış. Zaman’ın tirajının gerçeği yansıtmadığı defalarca gündeme gelmiş olmasına rağmen hâlâ kendini en yüksek tirajlı gazete olarak ortaya koyması ve TRT’cilerin de bunu dayanak göstererek ilk sırada Zaman’ı vermesi oldukça komik kaçıyor. Bu arada sabahları özeti verilen gazetelerin arasına Vakit de katılmış. Ara sıra Tayyip’in de kendilerini uçağına alarak boy göstermelerine yardımcı olduğu Vakitçileri kimsenin ciddiye almadığını sanıyorduk.

Yaklaşık üç ay kadar önce bir programa türbanıyla katılan Yeni Şafak yazarı Fatma Karabıyık Barbarosoğlu’ndan sonra epey eleştiri alan TRT, daha sonra program yaptırdığı türbanlı İlahiyat hocasına peruk taktırarak kamusal alan kuralını delmeye çalışmıştı.

Fethullahçıların hazırlayıp sunduğu programlardan biri de Gündeme Dair programı. Programı hazırlayanlar Sabah yazarı Emre Aköz ve Zaman yazarı Mümtaz’er Türköne. Bu süper ikili, hazırladıkları programda haftanın olayları ile ilgili kafa bulandırıyorlar. Sosyolog sıfatlı Emre Aköz, birkaç yıl önce Fethullah ile ilgili hazırladığı yazı dizisinin ardından önlenemez yükselişe geçmişti. AKP Milletvekili Özlem Türköne’nin eşi olan Mümtaz’er’i artık tanımayanınız yok. Eskinin hızlı ülkücüsü, sonra Çiller’in danışmanı, en sonranın Kürtçüsü.

Dikkati çeken bir başka program ise Ezberbozan. Zaman’dan Yeni Şafak’a transfer olan Tamer Korkmaz sunuyor. Ezber bozma son yıllarda sıkça duyduğumuz kavramlardan biri. Nerede bir İkinci Cumhuriyetçi, liberal solcu ya da AKP’ye destek veren “fikri” yandaş varsa bilin ki ezber bozuyorlardır. Ezber bozma dedikleri de Atatürk düşmanlığı, Cumhuriyet düşmanlığı ve milliyetçilik düşmanlığından başka bir şey değildir.

Bir diğer yeni program ise Enine Boyuna. Programı sunan Dr. İbrahim Kalın, Zaman ve Today’s Zaman’daki yazılarından tanınıyor. Programı hazırlayanlardan Doç. Dr. Talip Küçükcan ise İngiltere’de verdiği “Fethullah Gülen” tebliği ile gündeme gelmişti.

Sen-Siz Olmaz/Olur mu? programının sunucusu ise Önder Aytaç. Aytaç, Polis Akademisi’nde Dekan Yardımcılığı yapıyor. Geçtiğimiz yıl adı TESEV’in Ordu ile ilgili hazırladığı raporda geçmiş ve Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt tarafından eleştirilmişti. Önder Aytaç aynı zamanda Taraf gazetesinde köşe yazarlığı yapıyor.

Zaman ve Yeni Şafak’ta yazıları yayınlanan Prof. Dr. Teoman Duralı’nın hazırladığı programın ismi ise Felsefe Konuşmaları. Düşünce İklimi programını ise Abant Platformu’nun koordinatörü Prof. Dr. Kenan Gürsoy sunuyor. Ayrıca daha önce Kanal 7’de yayınlanan Bedirhan Gökçe ile Gecenin Kıyısında programı da TRT’nin yenilerinden.

Görüldüğü gibi TRT’nin son transferlerinin tamamının ortak özelliği Fethullahçı olmaları. Anlayacağınız TRT’nin sadece adı TRT kalmış. Böyle giderse yakında onu da değiştirirler. Ne mi yaparlar? FGRT (Fethullah Gülen Radyo Televizyonu)!


AKP’den “yanlışlıkla” Ermeni propagandası

AKP’den “yanlışlıkla” Ermeni propagandasıAKP’nin geçtiğimiz hafta düzenlenen Ankara İl Kadın Kolları toplantısı vahim bir hataya sahne oldu. Ankara Selim Sırrı Tarcan Spor Salonu’nda düzenlenen toplantıya Başbakan ve bazı bakanlar da katıldılar. Toplantının başında hazırlanan sinevizyon gösterisinin sunumunda söz konusu vahim hata ortaya çıktı.

AKP döneminde kadının siyasetteki etkisinin arttığının vurgulandığı sinevizyon gösterisinde Türk kadınının Cumhuriyet öncesi dönemde çektiği sıkıntılara ve Cumhuriyet’in ilan edilmesinden sonra kazandığı haklara (nasıl olmuşsa?) değinildi. İşte sinevizyonun Cumhuriyet öncesi dönemden bahsedilen kısmında yer alan bir fotoğraf, AKP’nin bilerek ya da bilmeyerek Ermeni propagandasına bulaşmasına neden oldu. Söz konusu fotoğrafta çölde yürüyen, kucağında bir bebek olan bir kadın ve arkasında da başkaları görülüyor.

Fotoğrafı çeken Armin Wegner, 1915-1916 yılları arasında Osmanlı ordusunda teğmen rütbesiyle görev yapmış bir Alman’dır. Görev süresinde Ermeni tehcirine tanıklık eden Wegner, tehcirin fotoğraflarını çekerek Almanya ve Amerika’ya ulaştırmayı başarmıştır. Bugün bile sözde Ermeni soykırımının kanıtları olarak ortaya sürülen Wegner’in fotoğraflarından birinin AKP Kongresinde, hem de Türk kadınının çektiği acılara örnek olarak gösterilmesi gerçekten de affedilmez bir yanlışlık. Tabi arkadaşlar Kurtuluş Savaşı’nı bilmedikleri için cepheye mermi taşıyan kadınlarımızın resimleri yerine böyle bir resmi tercih etmişler.

AKP tarafı her ne kadar bu fotoğrafın yanlışlıkla sinevizyona konulduğu açıklamasını yaptıysa da, açıkçası buna pek inanan çıkmadı. AKP’nin Ermeni meselesinde aldığı tavır dikkate alınacak olursa böyle düşünenler haksız da sayılmaz. AKP’nin sözde soykırım konusunda almış olduğu tavır bundan önceki hükümetlerin tavrından farklı ve devlet politikasının da tamamen dışında. Zaten Kıbrıs sorunundan Kürt meselesine kadar bütün kritik meselelerde Türk devletinin geleneksel tavrının dışında tavır aldı. Hatta geçtiğimiz yıl ABD Temsilciler Meclisi’nde sözde soykırımın oylanmasından önce, o dönem TBMM Başkanlığını yürüten Bülent Arınç, Temsilciler Kongresi’nde Ermeni tezlerini en çok destekleyen üye olan Nancy Pelosi’ye bir mektup göndererek “1915’i sorumsuzca bir reddediş içinde değiliz” demişti. Aslında tek başına bu örnek bile AKP zihniyetinin meseleye bakışının ne olduğunun anlaşılması için yeterli. O nedenle AKP Kongresinde yapılan hata da basit bir dikkatsizliğin eseri olmasa gerek.


İlhan Selçuk, Rober Hatemo’nun bacağı etmiyor

Rober Hatemo
Rober Hatemo

İlhan Selçuk
İlhan Selçuk

İlhan Selçuk son günlerin başlıca gündem maddesi oldu. Önce Ergenekon Operasyonu kapsamında gözaltına alındı. Gerekçe, örgütün fikri lideri olmasıydı. Tutuksuz yargılanmasına karar verildi. Çıkar çıkmaz Başbakana zeytin dalı uzatarak herkesi şaşırttı. Daha sonra rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı. Şimdi ise bambaşka bir sebepten gündemin baş köşesine kuruldu.

Geçtiğimiz haftalarda Cumhuriyet gazetesine atılan molotof kokteyllerinden sonra başlatılan soruşturma birtakım ilginç tertipleri ortaya çıkardı. Bunlardan en ilginci ise hiç kuşkusuz İlhan Selçuk’a düzenlenmesi tasarlanan suikast oldu.

Hatırlanacağı gibi 30 Mart tarihinde Cumhuriyet gazetesinin Şişli’deki binasının otoparkına üç kişi tarafından molotof kokteyli atılmıştı. Daha sonra yakalanan saldırganların çocuk yaşta oldukları görülmüştü. İşte yürütülen soruşturma kapsamında ifadeleri alınan saldırganlar, daha sonraki günlerde İlhan Selçuk’a suikast düzenlemeyi planladıklarını itiraf ettiler.

Zanlı Bedirhan Şinal’in verdiği ifadede, suikast emrinin Sedat Peker tarafından verildiği iddia edildi. Cezaevinde bulunan Ülkü Ocakları Eyüp İlçe Başkanı Bora Ballı tarafından yönlendirildiğini belirten Şinal, baskılara dayanamayarak en sonunda molotoflu saldırıyı gerçekleştirdiğini belirtti. Suikast için 20 bin YTL’ye anlaştığını anlatan Şinal, Bora Ballı’nın kendisine cezaevinde bakılacağını ve avukat tutulacağını söylediğini de söyledi.

Adı suikast iddialarına karışanlardan biri de şarkıcı Rober Hatemo. Bedirhan Şinal’in ifadelerine göre suikast düzenlemeyi düşündükleri isimlerden biri de Rober Hatemo’ydu. Rober Hatemo’nun sadece ayağına sıkacaklarını söyleyen Şinal’in gerekçesi ise oldukça ilginç: İstiklal Marşı’nı usulüne uygun söylememek (Daha doğrusu İstiklal Marşı’nı i… gibi söylemek ). Yine Şinal’in ifadelerine göre bu iş için de 50 bin YTL’ye anlaşmışlar. Sanki adamı ayağından vurunca sesi kalınlaşacak ya da söyleyiş tarzı değişecek!

Bütün bu iddiaların ne kadarı doğrudur bilemeyiz. Son bir aylık sürede o kadar garip şeyler olmaya başladı ki, açıkçası insan neye inanacağını şaşırıyor. Son bir haftada en az üç yerden seri numaraları silinmiş el bombaları çıktı. Bu el bombaları neredeyse çocuk oyuncağı haline geldi. En son İstanbul otogarında içinde küçük çaplı bir cephanelik bulunan bir sırt çantası ele geçirildi. Son olarak bu suikast hikayesi ortaya atıldı. Bununla ilgili ayrıntılar henüz ortaya çıkmadığı için işin içyüzü tam olarak anlaşılabilmiş değil ama birilerinin ortalığı karıştırmak için bir şeyler tezgahladığı açık.

Tabi suikast söylentilerinde dikkati çeken bir şey var. O da eylem yapanlara ödenecek ücret. Yani İlhan Selçuk için 20 bin, Rober Hatemo’nun sadece bacağına sıkmak için 50 bin YTL fiyat biçilmiş. Bu fiyatlar belirlenirken neye göre belirlenmiş bilinmez ama bilinen bir tek şey var: İlhan Selçuk, Rober Hatemo’nun bacağı etmiyor.


Metin Uca’dan Faşizm tahlili

Metin UcaAKP’nin son dönem takındığı tavır ve kullandığı söylemler nedeniyle faşist yüzünü iyice göstermesi çeşitli kesimlerde Hitler dönemiyle benzerlikler kurulmasına neden oluyor. Bilindiği gibi AKP’nin faşist karakterini ilk tahlil eden ve bunu Kürt-İslam faşizmi kavramıyla açıklayan tek siyasi kurum biziz. Yıllardır Kürt-İslam faşizmi konusunda Türk Milleti’ni uyarıyor ve antifaşist mücadeleye çağırıyoruz. AKP iktidarının gerçek yüzünü ortaya koyan fikirlerimiz son dönemde toplumun çeşitli kesimleri tarafından da benimsenir oldu. Özellikle türban konusunda AKP’nin takındığı dayatmacı tutumla birlikte etkisi gitgide artan faşist yönü, kapatma davasının açılmasıyla birlikte yargı kurumları üzerinde de etkisini hissettirmeye başladı.

Son dönemde belli başlı köşe yazarları AKP’nin uygulamalarıyla Hitler dönemi arasında paralellikler kurmaya başladılar. AKP iktidarı Meclis’teki çoğunluğunu bir dayatma unsuru olarak kullanıyor ve “dediğim dedik, çaldığım düdük” misali her istediğini yapabileceğini düşünüyor. Ancak bunun böyle olmadığını Türk Milleti onlara gösterecek.

Her neyse. AKP’yle, daha doğrusu Başbakanla Hitler arasındaki paralelliği son olarak sunucu Metin Uca kurdu. Hatırlarsanız Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin krize girdiği dönemde tepki olarak Cumhurbaşkanlığına adaylığını koyarak gündeme gelen Metin Uca, geçtiğimiz hafta katıldığı bir televizyon programında AKP’yi ve Tayyip’i yerden yere vurdu.

AKP’nin bazı uygulamalarını Nazilere benzeten Uca; “Yeniden dönüp faşizmin tarihini okuyorum. İster alınsın, ister kızsın ama bazı siyasetçilerin o gücü, mutlak gücü elinde bulunduruyorum anlayışıyla; Nazilerin yönetime demokratik yoldan geldikten, seçimlerle geldikten sonraki kurumları değiştirme çabaları arasında büyük benzerlik görüyorum. Kimseye bir şey söylemiyorum. Çünkü bir sayın rektörümüz söyledi, ‘Naziler de yüzde 40’la gelmişlerdi’ diye. Ama Nazi olmamak önemli. Siz 5 yıldır Anayasa değişikliği yapmadınız, Anayasa değişikliğini iki maddeye indirgeyip türban sorununa dönüştürdünüz. Size nasıl güvensinler? Siz şimdi mahkemede yaptıklarınız nedeniyle yargılanma noktasındasınız. Çıkıp savunma vermek yerine yine Anayasa’yı delmeyi, Anayasa’da değişiklik yaparak bunu da mı yırtmayı düşünüyorsunuz? Bu nasıl bir namus anlayışı? Bu nasıl bir anlayış olabilir ki...”

Kendini sosyal demokrat olarak tanımlayan Metin Uca AKP’nin gerçek yüzünü görmüş. Buradan “Tehlikenin Farkında mısınız?” deyip de tehlikeden bihaber olanlara duyurulur, Kürt-İslam faşizmi kavramını bizden bir yıl sonra köşelerinde kullanan köşe yazarlarına duyurulur, topluma önderlik etmeye çalışan ama toplumsal muhalefet dışında arayışlara yönelen kimi duayenlere duyurulur.

Bu arada Metin Uca, Meclis’te yan gelip yatan ve oylamalarda ellerini kollarını kaldırıp partilerinin verdiği önergeleri evetlemekten başka bir iş yapmayan milletvekillerine de “parmak çocuklar” yakıştırmasını yapmış. Bizce güzel bir benzetme olmuş.


Size de rüşvetçilik yakışır

Deniz Baykal

Tayyip Erdoğan

Geçtiğimiz haftanın en çok tartışılan konularından biri de Başbakanın rüşvet verdiğini itiraf etmesi sonrasında çıkan rüşvet tartışmasıydı. AKP Malatya Gençlik Kolları 2. Olağan Kongresi için Malatya’ya giden Tayyip, burada yaptığı konuşmanın bir yerinde CHP Lideri Baykal’ı eleştirmeye çalışırken işi eline yüzüne bulaştırıp rakiplerine koz verdi.

Gençlere hitaben yaptığı konuşmanın bir yerinde; “Baykal’ın Enerji Bakanı olduğu zaman rüşvet vererek akaryakıt istasyonundan benzin alınıyordu. Ben de aldım, ondan biliyorum. Ama biz bunu yaşatmayacağız” dedi. Bu sözleri ile aklı sıra Baykal döneminin ne kadar rüşvetçi bir dönem olduğunun altını çizmeye çalışıyordu ama neticede kendi kazdığı kuyuya kendi düştü. Çünkü rüşvet alan kadar rüşvet veren de suçludur.

Tayyip’in bu açıklamasından sonra bir rüşvet tartışması aldı yürüdü. Tayyip’in sözlerine cevap veren CHP Genel Başkanı Baykal; “‘30 yıl önce rüşvet verdim’ diyor. Rüşvet verdiğini itiraf ediyor. Bundan da Deniz Baykal’ı suçluyor. Senin tiğnetinde rüşvet vermek varsa Deniz Baykal ne yapsın?” dedi. Rüşvet vermek ve rüşvet almanın aynı kapıya çıktığını ifade eden Baykal; “Rüşvet almanın da rüşvet vermenin de hukuki ve ahlaki konumu aynı değil mi? Rüşvetle bu kadar yakından ilgiliyse kendi Enerji Bakanlığı’na bir bakıversin. Partisinin üst yöneticileri, bürokratları, müteahhitleri nasıl ihaleleri paylaşmışlar, bunlar nasıl ortaya çıktı, bunlar devletin arşivlerinde var. Başbakan bence rüşvet lafını çok fazla ağzına almasın, tavsiye etmiyorum. Başbakan bu konulara fazla girmesin” dedi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en yolsuz dönemlerinden birinin AKP dönemi olduğu dikkate alındığında Baykal’ın pek de haksız sayılmayacağı ortada.

Daha sonra Meclis Genel Kurulu’na da taşınan tartışmalarda CHP’li ve AKP’li milletvekilleri karşılıklı atıştılar. CHP Edirne Milletvekili Rasim Çakır; “‘Başka ülkede olsa bunu söyleyen bir kişi istifa, hatta intihar eder” dedi. CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu da; “Rüşvet veren bir kişi, rüşvet almaya da açıktır” diye tepki gösterdi.

Rüşvet tartışmaları almış başını yürürken bizim de aklımıza Turgut Özal geldi. Bildiğiniz gibi devlet kademelerinde rüşvet türü şeylerin yaygınlaşması Turgut Özal döneminde başladı. Siyasi literatüre geçmiş olan “Benim memurum işini bilir” sözleri de zat-ı muhteremlerine aittir. Hatırlarsanız seçimlerden önce bilboardları süsleyen bir afiş vardı. Afişte Menderes, Özal ve Tayyip’in resimleri vardı ve altında da “Milletin Adamları” yazıyordu. Zaten Tayyip’in en büyük övünç kaynaklarından biri de Özal’ın devamcısı olmak. Hemen her konuda Özal’ı aşma gayretinde olan Tayyip, rüşvet konusunda da geri kalmamış anlaşılan.


 


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe