| Yılmaz Ekinci |
Hukuk yoksa demokrasi de yoktur Anayasa Mahkemesi olmadan siyasi bir rejim düşünülemez Bülent Arınç: “Avrupa Birliği ülkelerinin hiçbirinde zaten Anayasa Mahkemesi yoktur.” Anayasa Mahkemeleri, kuvvetler ayrılığına dayalı demokrasilerin güvencesidir. Çünkü Anayasa, yönetenlerin tüm eylem ve işlemlerinin hukuk devletine tabi olacaklarını öngörür. Çoğunluğu ele geçirenlerin her istediğini gerçekleştirmesi bir sistem çürümesi yaratır. Böyle çürümüş sistemlerde Mussolini ve Hitler, halklarına çok ağır bedeller ödettirmişlerdir. Meclis’in değişiklik yapma yetkisi mevcut Anayasa ile sınırlıdır. Ne usul sınırları ne de Anayasa’nın temel felsefesi değiştirilemez. İngiltere hariç tüm AB ülkelerinde Anayasa Mahkemeleri vardır. İngiltere’de yazılı hukuka dayanmayan boşlukları bugüne değin kesintisiz süren geleneksel demokrasi kuralları doldurmuştur. İngiltere’de Anayasa Mahkemesi bulunmuyor ama Parlamento’nun aldığı kararlar mahkemelerce denetlenebiliyor. ABD’de de Anayasa Mahkemesi bulunmuyor ancak yerel mahkemelerin tamamı yasa denetimi yapabiliyor. Yüksek Mahkeme daha sonra bu kararları nihai karara bağlıyor. Anayasa Mahkemeleri, çoğunluk iktidarlarının olası yanlışlıklarını azaltmak vazifesini görür. Seçimle oluşan yasama organlarının Anayasa’yı değiştirme yetkileri sınırlıdır. Anayasa Mahkemesi sayısal güçle bile kaldırılamaz. Anayasa’nın değiştirilemez hükümleri arasında hukuk devleti ilkesi de vardır. Arınç bilahare açıklamasında; “Anayasa Mahkemesi’ni kapatırız şeklinde ifade kullanmadım. Anayasa Mahkemesi kaldırabilir, hükümler değiştirilebilir dedim” demiştir. Kapatmakla, kaldırmanın farkını da açıklığa kavuşturmamıştır. TBMM’nin gücü; hukuk, uluslararası sözleşmeler, demokrasi ve Cumhuriyet’in nitelikleriyle sınırlıdır. Erdoğan Teziç; “Anayasa’daki yetkilerden yasama, yürütme ve yargının birlikte sorumlu olduğunu ve hepsinin alanının belirlenmiş olduğunu” belirtmiş ve “Tarih, yargı kararlarına boyun bükenlerle doludur”demiştir. İktidarda olmak bir partiye yasalar karşısında dokunulmazlık sağlamaz ve sağlayamaz. Demokrasinin güvencesi hukuktur. Suç varsa cezası da vardır. Demokrasi hukuku, dolayısıyla hukuk da demokrasiyi korur. Hukuk, partilerin Anayasa’ya aykırı eylemlerine göz yumamaz. %46.5 oyu almış bir parti kapatılabilir mi? Hukuk, partileri aldığı oy oranına göre değil, yasalara bağlılığına göre değerlendirir. Aksi uygulama ülkeyi çoğunluk diktasına götürür. Çoğunluk partisi de, en az oy alan parti de aynı hak ve sorumluluklara sahiptir. Demokraside yüzde doksan oy da, yüzde 1 oy da halkın iradesidir. Bu nedenle iktidardaki çoğunluk parti hakkında kapatma davası açılması halk iradesine saygısızlık olarak tanımlanamaz. Çoğunluk olmak suç işleme hakkı tanımaz. Halkın yüzde 92’yle kabul ettiği Anayasa da milli iradedir. İktidara seçimle gelinir fakat bu yetki çoğunluğun sınırsızlığı anlamını taşımaz. Milli irade, partileri Anayasa çerçevesi içinde hizmet amacıyla göreve getirir. Anayasa dışına çıkan bir iktidar halk tarafından verilen yetkiyi tek taraflı olarak feshetmiş olur. Hiç kimse veya kurum demokrasinin avantajlarını sadece kendileri için isteme hakkına sahip değildir. Görevi, siyasi partilerin eylem ve söylemlerinin Anayasa ve yasalara uygunluğunu denetlemek olan Yargıtay Başsavcısının dava açması kadar doğal bir şey olabilir mi? Her rejim kendisini koruyacak yasal önlemleri alır. Ayrıca Sayın Başsavcı iki kez halka açık uyarı da yapmıştır. YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu; “Görülmekte olan bir davada mahkemenin ne karar vereceği veya vermesi gerektiği hususunda akıl yürütmek ve yol göstermek Anayasa uyarınca, haddimize değildir, ancak kimsenin de haddine değildir” demiştir. Halkın iradesine karşı açılmış bir davadır... Halk desteği, bir siyasi hareketi meşrulaştırmaya yeterli değildir. Nazilerin de halk desteği vardı. Hitler de demokratik bir seçimle, tek parti ve tek hükümet olarak iktidara gelmiştir. Ama Nazi iktidarı halktan aldığı destekle tüm Avrupa’yı kana bulamıştır. Bedelini de tüm dünya ödemiştir. Etnik ve dinsel bölücülük Anayasamıza aykırıdır. Cumhuriyet’in niteliklerine karşı suç işlemekle suçlanan bir iktidarın, suçlandığı konulardan arınmak için Anayasa’yı değiştirerek referanduma götürmesi ne demokrasi ne de Cumhuriyet anlayışına uygun olamaz. Bu yanlışa düşülmemelidir. Anayasa Mahkemesi eski üyesi Prof. Dr. Yılmaz Aliefendioğlu; “Anayasa’nın 138. maddesine göre, süren bir davanın seyrini etkileyecek Anayasa değişiklikleri yapılması Anayasa’ya aykırıdır” demiştir. Hukukun temel ilkelerinden biri de yasaların geriye işlememesidir. Suçlananların kanun düzenlediği bir rejime hukuk devleti denemez. Referandumlar genelde faşist yönetimler tarafından bir yöntem olarak kullanılmıştır. Halka en basit şekliyle sorun: Devlet vergi alsın mı? Almasın mı? Ne cevap alacağınızı da yüzdesiyle noterden referandum öncesi zarfa yazıp teslim edeyim. Bir parti meşruluğunu; eylemlerinin, söylemlerinin, liderlerinin hukuka uygunluğundan alır. Yargının siyasallaştığını öne sürenlerin yaptıkları açıklamalar yargıyı adeta siyasallaştırmaktadır. Geçmiş dönem TBMM Başkanı Bülent Arınç, Meclis’te tıraş olduğu berbere: “Mümtaz, savcının istediği gibi bir tıraş olsun!” Meclis eski Başkanının söylemi, yargının saygınlığına aykırılığı su götürmez gerçekliktedir. Yüksek yargı mensuplarının tarafsızlığı dolaylı bir şekilde sorgulanırken, neden tüm hakim ve savcıların bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlayacak yasa çıkartılmamaktadır. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın; “Kapatma davası Ergenekon’un önünü kesmek için açıldı” sözünü basından okuyoruz. İktidar kanıtlama ve icraat yeridir. Kanıtsız söylenti üretimi dedikodudur ve devlet yönetiminde yeri yoktur. Ayrıca mahkemeyi etkilemeye çalışmak anayasal bir suç teşkil eder. Dinen de ispatlanamayan iddiaların cezası 100 değnektir! “Garabet”, “Demokrasi ayıbı”, “Kin ve garez ürünü”, “Hakimler hükümeti”, “Bu adam derhal azledilmeli”, “Cüppeli muhtıra”, “Devletin hükümete karşı kalkışmasıdır”, “Milli iradenin önündeki engel”, “İddianame kin ve garezin ürünüdür”, “Yargıtay kendine yeni bir halk bul”, “Bu ülkede kanı bozuk olanlar var”, “Ben 23 Nisan çocuklarına ne diyeceğim” vs gibi yargı ve yargıç için siyasilerin ve yandaşlarının söylemleri, hukuki davayı siyasi alana yönlendirme faaliyetleridir. İngiltere’de hiçbir makamın yüksek yargıya gözdağı verdiği görülmemiştir. Yargının yetkisini kullanması sorgulanamaz Anayasa’nın 138. maddesinde; “Görülen dava hakkında Yasama Meclisi’nde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, herhangi bir beyanda bulunulamaz” hükmü bulunmaktadır. Bu şekilde verilen tepkilerin demokrasi adına ve demokratik bir tepki olduğu söylenebilir mi? Bu sözlerini muasır medeniyet dedikleri Avrupa demokrasilerinde söyleseydiler her birinin ağır cezada yargılanmaları kaçınılmazdı. Kuvvetler ayrılığı bu kadar hafife alınamaz. Hasan Gerçeker (Yargıtay Başkanı): “Siyasiler hukuka siyaset sokmak yerine, hukuku siyasete egemen kılmalı. Hukuk yoksa, demokrasi de yoktur.” Ayrıca hukuksal olarak açılmış bir davada, partiler üstü konumda olması gereken Cumhurbaşkanı, kapatma davasıyla ilgili olarak; “Meclis’te bu kadar çoğunluğu olan bir iktidar partisiyle ilgili yapılan bu taleplerin Türkiye’ye ne kazandıracağı, ne kaybettireceği iyi düşünülmeli” dedi. Hukukun üstünlüğü ilkesinin kabul gördüğü bir ülkede bu ifade, siyaset üstü bir söylem olarak kabul görebilir mi? AKP’nin hukuk kurmayı olan Prof. Dr. Ergun Özbudun’un RP ile ilgili olarak AİHM’e yapmış olduğu savunma: “Şayet köktendinci parti yüzde 2-3’lük marjinal bir parti olsaydı belki hoş görülebilirdi. Fakat temsil ettikleri tehlike ve sahip oldukları güç dolaysıyla Anayasa Mahkemesi tarafından uygulanan yaptırım, demokratik bir toplumda gereklidir.” Bu sözlerin şimdi tam tersini savunabilen Özbudun’un hazırlamış olduğu Anayasa taslağının güvenirliğini takdirlerinize bırakıyorum. AİHM, 2003 tarihli kararında Refah Partisi’nin kapatılmasını demokrasiye ve örgütlenme özgürlüğüne uygun bulmuştur. Türban eylemleri gibi belirli davranış ve eylemlerin özgürlük kapsamında kabul edilemeyeceğini açıklamıştır. Başbakan RTE, devamlı suretle siz ve biz kavramlarını kullanarak toplumu adeta ayrıştırmaktadır. Biz kimiz, siz kimsiniz? Böyle bir demokratik anlayış olabilir mi? Oysa; “demokratik uzlaşma” denilen kavramın temeli anlayışlı olmaktır. İktidar, başına kendisinin atama yapmadığı hiçbir kurum ve kuruluşla uzlaşma sağlayamamaktadır. Düne kadar Teziç döneminde hiç uzlaşma sağlayamadığı YÖK’te, Özcan’ın YÖK Başkanlığına getirilmesiyle hemen uzlaşan iktidar, ödenek sorununu derhal çözümleyerek YÖK Başkanının lojman ve makam aracı sorununu uzlaşı içinde öncelikle çözümleyivermiştir. Kabahat uzlaşma sağlamayanlarda! Uzlaşmayıp, bildiri yayınlayan Hukuk Fakültesi dekanları için ise; “İş dekanlara mı düştü?” denilmektedir. Mehmet Türker: “Türkiye’yi Türkiye yapan değerler de kimsenin şamar oğlanı değildir!...” Sabih Kanadoğlu: “Seçimlerde alınan yüzde 45.6 oyu, yapmayı düşündükleri böylesi eylemlerde milli irade olarak görmek gaflettir.” Mustafa Kemak Atatürk: “Türk genci inkılâpların ve rejimin sahibi ve bekçisidir.” Yazıyı hoş bir alıntı dörtlükle kapatalım. “Suskunluğum asaletimdendir…
|