| Gökçe Fırat |
Ulusal Sol ve Devrimci Parti!
Evet, TÜRKSOLU yedinci yılına girdi. Geride bıraktığımız altı yılın anlamı ne peki? Ve elbette TÜRKSOLU’nun anlamı ne? 2002 yılının Nisan ayında yayın hayatına başlarken iki temel slogan belirlemiştik, birincisi “Komprador değil ulusal sol” ikincisi ise; “Batının değil Türkiye’nin, sermayenin değil solun gazetesi” idi. Demek ki TÜRKSOLU’nun temel sloganlarına da yansıdığı gibi, verilecek mücadelenin temel ekseni ulusal olacaktı ama bu eksen aynı zamanda sol bir çizgiyi temsil edecekti. Görünen tehlike, solun mücadele zemininin ulusallıktan sapmış, solun neredeyse tümüyle kompradorlaşmış olmasıydı. Böylesi bir sol, AB’yi çok rahat bir şekilde savunabildiği gibi, tam da 11 Eylül ertesinde ABD’nin bile savunusuna girişebilmişti. Türk ve Türkiye düşmanı diyebileceğimiz bir konuma yuvarlanmış bir sola karşı ulusal bir sol mücadelesi başlatmak ise bugün görüldüğü kadar kolay değildi. Bu noktada bazı şablonların yıkılması, alışkanlıkların bırakılması gerekiyordu. TÜRKSOLU bu tehlikeli alana girmekten hiç çekinmedi. İlk önce, solun ulusal olması kavgasının teorik temeline vurgu yapıldı ve enternasyonalizme karşı milliyetçilik yeniden tanımlandı ve inşa edildi. Bu, kimileri için basit bir taktik gibi görülebilirdi ya da güncel bir politik konumlanış. Ama TÜRKSOLU için çok daha derin bir teorik inşanın zemini oldu milliyetçilik. Enternasyonalizmin reddi ve solun yurtseverlikle de değil, ulusallıkla da değil, doğrudan milliyetçilikle birleştirilmesi yepyeni bir sayfanın açılması demekti solun tarihinde. Bu noktada sadece Türkiye için değil, tüm dünya için çok önemli bir teorik kalkış noktasını TÜRKSOLU ortaya koymuş oldu. Ama bu aynı zamanda son derece pratik sonuçları olan, tüm dünyadaki antiemperyalist mücadelelere yol gösterecek kadar dinamik bir tespitti. Bu noktada iddialı bir saptama yapmaktan çekinmiyoruz: Marks, 1848 yılında Komünist Manifesto’yu yazarak kendinden önceki tüm sosyalist anlayışları yıkacak bir formül bulmuştu, nitekim Marks’tan sonra sosyalizmin adı Marksizmle özdeşleşti. Bundan 60 yıl sonra Lenin, Marksizmi aşacak bir devrim gerçekleştirdi; Bolşevik Devrim. Bu tarihten sonra ise Marsizmin sonuna ya Leninizm eklendi ya Bolşevizm. TÜRKSOLU ise, Marks’ın ve Lenin’in inandırıcı, etkileyici, peşinden sürükleyici teorisinin gerçeklik zemininden uzakta, adeta cennette kurgulandığını gördü. Bu kurguyu gerçek yapmak için onu gerçekle buluşturdu: Ulusallıkla. Böylelikle dünya sol ve sosyalizm tarihinde yeni bir dönemin başlangıcıdır aynı zamanda TÜRKSOLU. Peki TÜRKSOLU’ndan önce yok muydu Ulusal Sol düşünce? Elbette vardı ama sadece düşünce olarak. Batı karşıtlığı 70’li yıllarda önemli bir birikim yaratmıştı, dünyanın pek çok yerinde ulusal görevlerin ve mücadelelerin önemi kavranmış ve Milli Demokratik Devrim tezleri geliştirilmişti, kimi yerlerde doğrudan milliyetçi bir sosyalist hareket kurulmuştu ama bunun ideoloji olarak sistemleştirilmesi görevini ise TÜRKSOLU tamamladı.
Gerçek Atatürkçülük TÜRKSOLU, Ulusal Sol ideolojiyi inşa ederken, bunu kitapların arasına gömülerek yapmadı elbette. Önemli olan teorinin tarihsel deneyimden çıkarılması, mücadeleden damıtılmasıydı. Bu, tarihsel bir inşa demekti aynı zamanda. Bu noktada TÜRKSOLU çok büyük ve önemli bir adım atarak, Türkiye’nin tarihini değiştirecek bir denklemi kurdu: Atatürkçülükle solu birleştirmek! Yani milliyetçilik zemininde tanımlanan sosyalizmin Atatürk’le buluşturulması. Bu buluşmanın zemini de yine kitaplarda, kurgularda değil, tarihin bulduğu çözümde bulundu: Altı Ok. Atatürk’ü küçümseyen, onu beğenmeyen ya da beğendiğini söylese bile O’nu aşma görevini ortaya koyarak aslında Atatürk’ün yine de göreli geriliğine vurgu yapan tüm sol kesimlerin aksine, dünyada genel adı sosyalizm olan düşüncenin Türkiye’deki adının Atatürkçülük olduğunu tespit ederek yaptı. Bu kimilerinin tüylerini diken diken edecek bir ifadeydi. Ama sadece solcuları değil, hatta solculardan önce sağcıları... Nitekim öyle de oldu. Komprador sola karşı ulusal solun mücadelesini veren TÜRKSOLU aynı zamanda Atatürk’ü halktan koparan, O’nun devrimciliğini gözlerden uzak tutan, kısacası Atatürkçülüğü bir gardrop ideolojisine dönüştüren sözde Atatürkçülere karşı da gerçek Atatürkçülük mücadelesi başlattı. Böylelikle “komprador değil ulusal sol” sloganının yanına “gardrop Atatürkçülüğüne karşı gerçek Atatürkçülük” sloganı eklenmiş oldu. Bu eklemlenme son derece normaldi çünkü Türkiye’de işbirlikçi sol sağcılara eklemlenmiş, uluslararası kapitalizmle birlikte hareket etmeyi enternasyonalizmmiş gibi yutturmaya çalışırken Ulusal Sol da uluslararası kapitalizm karşısında bu ülkenin direnç noktası Atatürkçülükle birleşecekti. Yani sağcılar bir tarafa solcular bir tarafa... Sol’da kalmak! Ama TÜRKSOLU’nun yola çıkarkenki ikinci sloganı tam da bu olacaklara karşı en baştan tespit edilmişti: “Batının değil Türkiye’nin, Sermayenin değil Solun gazetesi.” Burada milliyetçiliğin nasıl da halkçı ve sol bir zeminde tanımlandığına geri dönmek gerekir. Dünya emperyalist sisteminde bizim gibi ezilen ulusların temel sömürülme biçimi Batıya kaynak aktarımıdır. Bu kaynak aktarımı kesilirse ezilen ulus hem bağımsız olabilir hem de kalkınabilir. Ama bu kaynağın kesilmesi için Marksistlerin adına enternasyonalizm dediği, kapitalistlerin ise küreselleşme dediği bağın kesilmesi gerekir, bu bağı ise ancak ve ancak ezilen ulus milliyetçiliği ile kesebilirsiniz. Her ne kadar daha ileri ya da daha köklü gibi gözükse bile, proletarya diktatörlüğü gibi sistemler küresel ekonomik sistemi yıkmaz aksine devam ettirir. Sömürü sistemini yıkacak sihirli formül, ezilen ulusların milliyetçi devrimidir. Ama bu milliyetçi devrimin ulusal sermaye ile bir ilgisi elbette yoktur. Burada da Atatürk’ün Altı Ok’unun tarihsel değeri ortaya çıkar: Halkçı, devletçi bir sistem, küresel kapitalizme karşı ezilen ulus sosyalizminin yolunu gösterir. Kısacası “Sermaye olsun da yeter ki ulusal olsun bizden olsun” palavralarına kapılar daha 1920’lerde kapanmıştır bu topraklarda... O halde solun bir kesimi ulusallıktan koparken nasıl da uluslararası sermaye ile birleşiyorsa, kendini ulusal olarak görenlerin bir kısmı da sermayeyle birleştiği için yine ulustan kopmaktadır. O halde ulusal zeminde kalmanın tek yolu vardır: Solda kalmak! Evet kimilerinin hoşuna gitmese de, işine gelmese de gerçek budur: Gerçek bir milliyetçilik ancak emekçi halkla birlikte verilebilir ve sosyalizmi kurmaya yönelmeyen her milliyetçilik de uluslararası sermayenin tarafına yuvarlanır. Devrimin partisi Tüm bunların ötesinde Türkiye’nin en önemli sorununu da tespit edelim: Partisizlik. Atatürk, Türk Devrimi’ni başlatırken, Kuvayı Milliye’ye dayanıyordu, Cumhuriyet’i kurarken bunu partiye dönüştürdü ve CHP’yi kurdu. Ama bildiğimiz bir gerçek var, CHP hiçbir zaman devrimin partisi olmadı. Hatta Atatürk’ün yaşamında dahi devrimci olan Atatürk’tü, tutucu olansa CHP. Fakat CHP gibi tutucu, elit, son tahlilde sağcı bir partinin ne yanında ne de ona alternatif olarak bir sol parti, devrimci parti kurulamadı. 1930’larda Kadrocular henüz fikir aşamasındaydılar harekete geçemeden kapatıldılar. 1960’taki TİP deneyimi çok kısa sürdü. Devrimci Gençlik partileşemeden yanlış yollara saptı. YÖN hareketi partileşmek yerine zinde güçlere dayanarak bir askeri ihtilal yapma yolunu tuttu. Dünyanın neresine giderseniz gidin, bu yüzyılın başında kurulmuş bir sol partisi vardır, o partinin en az dört kuşaklık bir geleneği vardır, tabanı vardır, köklü bir ideolojisi vardır. Bunun olmadığı tek ülke ise Türkiye’dir. Bunun sebebi ilk başta CHP’nin tutuculuğu, Atatürkçülüğü devrimcilik olarak algılamayışıdır. Ama 60’lardan sonra gelişen mücadele de bir türlü Atatürkçülükle tam olarak buluşamamış, yanlış ve kolay çözümler peşine takılmıştır. Ve en sonunda 2000’li yılların Türkiye’sinde Faşist Parti’nin %50 oy aldığı bir yapı kurulmuştur. Bu yapıyla mücadele etmek içinse herkesin bir formülü vardır. Kimileri için bunun yolu yalnızca milliyetçiliktir, bunlar ısrarla soldan uzak dururlar, çünkü bir yanları ile emperyalizme bağlıdırlar. Kimileri için bunun yolu Atatürkçülüktür, ama sadece laikliğe indirgenmiş bir Atatürkçülük, bunun sonu da AB’ciliktir, Amerikancılıktır. Atatürkçülükle milliyetçiliği sol bir zeminde birleştiren tek hareket ise TÜRKSOLU’dur ve o nedenle de tek antiemperyalist ve devrimci harekettir. Ve TÜRKSOLU Kadrocular gibi sadece fikir hareketi olarak kalmayacak, Devrimci Gençlik gibi silahlı mücadele türü yanlış yollara sapmayacak, Yöncüler gibi askeri ihtilal heveslerine kapılmayacak ve partileşecektir. Yoksulların, ezilenlerin devrimci partisini kuracaktır.
|