14.04.2008/Sayı:182
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye  

AB komiseri mi
AKP Beyoğlu İlçe Başkanı mı?

Olli Rehn
Olli Rehn

Başbakan konuştu,
ülke kargaşanın içine yuvarlandı

Son bir aydır Türkiye gündemini işgal eden olaylara şöyle bir göz attığımız zaman, zamanımızı ne kadar boşa harcadığımızı, enerjimizi incir çekirdeğini doldurmayan şeylere heba ettiğimizi görür ve üzülürüz. Sonra da oturur dövünürüz. Eller aya giderken biz neden yerimizde sayıyoruz? İşte bunlardan…

Başbakan İspanya’ya gidiyor ve başka hiçbir sorun yokmuş gibi oradan türban hakkında bazılarına şirin görünmek için konuşuyor. Mesaj veriyor ve sonra düğmeye basılıyor, Anayasa değiştiriliyor, ülke bir türban krizinin içerisine zorla itiliyor. Sadece kriz olsa iyi, aynı zamanda büyük bir kaosun içine yuvarlanıyor. Üniversitelerin büyük çoğunluğu, yapılan değişikliğin eksik olduğunu savunuyor ve türbanlı öğrencileri okula sokmuyor… Kavgalar, gürültüler arasında YÖK Başkanı yetkilerini aşarak türbanlı öğrencilerin üniversitelere alınması için genelge yayınlıyor. Rektörler dinlemiyor ve YÖK Başkanı’nın istifasını istiyor. Durup durduk yerde karmaşa ve kargaşa… Bütün ülke medyası ile, bürokratı ile, üniversitesi ile, hatta sokaktaki vatandaşı ile bu olaya kilitleniyor.

Bu kaos ve kargaşa içinde Cumhuriyet Başsavcısı, laiklik karşıtı eylemlerin odak noktası olduğu ve Cumhuriyet’in bütün kazanımlarını ortadan kaldırmak istediği gerekçesi ile AKP hakkında kapatma davası açıyor. Kıyamet kopuyor! Medyanın Şeriatçı ve Kürtçü kesimi ile, AB yanlısı liboş kesimi alıyor sazı eline ve başlıyorlar her telden çalmaya… Gündem bir anda değişiyor ve suçu işleyen AKP ve kurmayları değil de, sanki Cumhuriyet Başsavcısıymış gibi bir ortam yaratılıyor. Cumhuriyet Başsavcısına ölüm hatırlatılıyor, azledilmesi isteniyor, hainlik ve satılmışlıkla suçlanıyor. Ve DTP de kendisine de dava açıldığı için AKP’nin yanında yer alıyor; “Demokrasilerde parti kapatmanın ayıbını yaşamayalım” diyor.

Ne yapmış bu Cumhuriyet Başsavcısı? Suçu ne? Yasaların kendisine verdiği bir hakkı kullanmış. Diğer partilere açtığı gibi, AKP’ye de kapatma davası açmış. Görevini yapmış ve görevini yaptı diye de suçlanmış, tehdit edilmiş… Şimdi soralım liboş ve demokrat takımına: Hangi demokrat ülkede böyle bir şey olur? Hangi demokraside hukukun üstünlüğü prensibi bu kadar ayaklar altına alınır? Sanki kapatma davası açılan ilk parti AKP… Başka partilere kapatma davası açıldığı zaman neredeydiniz diye adama sorarlar.

İspanya’da parlamenterler tutuklanıp hapse götürülürken neden hiç sesiniz çıkmadı?

Bu ittifak yetmiyormuş gibi, AB ilgilileri, ABD yöneticileri başka hiç işleri yokmuş gibi bu davanın yanlış olduğunu, demokrasilerde parti kapatılmasının mümkün olmadığını söyleyerek davaya müdahil oluyorlar, karışıyorlar. İspanya’da parti kapatılırken, ki İspanya bir AB üyesidir, neredeydiniz sayın AB ilgilileri? Oraya niye müdahale etmediniz? Parlamenterler tutuklanıp hapse götürülürken neden hiç sesiniz çıkmadı da, şimdi bizim bir iç sorunumuzda çeneniz hiç kapanmıyor? Çünkü İspanya’nın sizi tersleyeceğini biliyorsunuz değil mi? Çünkü AKP hükümetinin kulunuz köleniz olduğunu iyi biliyorsunuz değil mi? Onu kurtarmanın kendinizi kurtarmak olduğunun farkındasınız değil mi? İspanya’ya ses yok, Türkiye’ye tehdit! Bu çifte standartın nedeni, sömürge imparatorluğunuzun bir parçası haline getirmeye çalıştığınız Türkiye’nin size sadık hükümetinin yanında yer almak mı, yoksa gerçekten demokratik ortamı korumak mı? Eğer size bakarsak demokratik ortamı korumak, güldürmeyin beni, buna kargalar bile güler... İspanya parti kapatırken demokratik ortamın korunması kaygısı niye taşımadınız da, Türkiye’de sadece dava açılması sırasında bile bu kaygıyı taşıyorsunuz? Bu tavrınız bile, niyetinizin ne olduğunu açık olarak ortaya koyuyor değil mi?

AB komiseri mi, AKP Beyoğlu İlçe Başkanı mı?

AB Komiseri Olli Rehn bir sömürge valisi edasıyla; “Demokrasilerde parti kapatmayı Avrupa’da kimseye anlatamazsınız. Hele yüzde kırk yedi oy almış bir partiyi” diyor. Zannederseniz ki, adam AB komiseri falan değil, AKP’nin Beyoğlu İlçe Başkanı… O da aynı şeyleri söylemişti de... Joost Lagendijk ve Olli Rehn’in bir sömürge valisi edasıyla söylediklerinin daha mürekkebi kurumadan, AB Komisyon Başkanı Jose Manuel Durao Barosso da, hem de Türkiye’de, açmış ağzını yummuş gözünü…Bunlar “demokrasinin kalesi” denilen AB’nin saygın yöneticileri! Ve bu nasıl demokrasi, bu nasıl hukukun üstünlüğü anlayışı siz karar verin. Olli Rehn “demokrasi için lâiklik ilkesinin çiğnenebileceğini” söyleme cüretinde bile bulunmuş ve böylece; “Laiklik olmadan demokrasi olamaz” şeklindeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararını bile hiçe saymıştır. Bakın, görün ve ibret alın; AKP’nin dostlarının kimler olduğunu iyice görün!

Bu arada iki çatlak ses de ABD’den geliyor. Dünyaca meşhur Newsweek dergisi adeta AKP’nin avukatlığını üstleniyor. Orada Morton Abromowitz ve Henry J. Barkey, ABD Başkanı Bush’a seslenerek; “AKP kapatılırsa Türkiye ile ilişkilerinizi sona erdireceğinizi bildirin” diye yazıyorlar. Bu doğrudan doğruya Türk yargısına bir tehdit olduğu halde, hiç kimse çıkıp da “Siz kimsiniz?” diye sormuyor. “Siz ne diyorsunuz? İçişlerimize nasıl müdahale ederseniz?” demiyor. Sanki Türkiye adamların müstemlekesi... Bağımsızlık duygusundan zerre kadar nasibi olan insan, bu tür beyanlara isyan eder ve “Kendi işinize bakın!” der. Hadi hükümet desteği bulduğu için sesini çıkarmıyor, ya muhalefet? Bu tür beyanlara neden karşı çıkmaz anlamak mümkün değildir.

Muhataplarınız uzlaşmak istemiyor, bu ısrarınız niye?

Anayasa Mahkemesi’nin oybirliği ile dava açılmasını kabul etmesi, AKP kurmaylarını işin ciddiyeti hakkında oldukça telaşlandırdı. Bir şeyler yapabilmenin telaşına düştüler.

Şimdi işin kritik bir noktaya gittiğini fark ettikleri için parti kapatmayı zorlaştıracak ve kendilerini kurtaracak yeni bir formüle yöneldiler. Bunun çalışmasını yapmaya başlamaları, hatta stratejik ortak MHP’yi bile tehdit etmeleri, niyetlerinin ne olduğunu en açık şekilde ortaya koymasına rağmen, birçok bağımsız kuruluştan, inanılır gibi değil ama İlhan Selçuk’tan da gelen “uzlaşma” çağrıları ortalığı kaplayıverdi. Sanki her şey normalmiş de, iş sadece tansiyonun düşürülmesine kalmış. Adamlar yasa tanımıyor, kendilerine zarar verdiğini gördükleri yasa, Anayasa maddesi bile olsa kaldırıyor, yol faşist diktatörlüğe gidecek şekilde açılıyor. Birileri de çıkıyor, bunları görmüyor ve uzlaşın diyor. Başbakan; “Geriye bir adım atmam. Ben bugünü beş yıldan beri bekliyordum” diyerek uzlaşma çağrısı yapanlara niyetinin uzlaşma olmadığını, aksine toplumu gererek niyetini gerçekleştirmeye çalışacağını, yani rejimi zorlayacağını gösterdi. Böyle bir durumda dahi uzlaşma çağrısı yapan bu uzlaşmacı beylere şunları sormak gerekir: Bir, bugüne kadar neredeydiniz? İki, muhataplarınız uzlaşmak istemiyor, bu ısrarınız niye?

AKP’nin ekmeğine yağ sürüyorlar

Bunlar, yani uzlaşma çağrıları yapanlar, artık sıranın kendilerine gelmekte olduğunu anladılar gibime geliyor. Öyle ise bu uzlaşma çağrısı samimi değil… Olası bir beladan kurtulabilmek için, ya da Başbakana; “Bize dokunma, biz de sendeniz!” diyebilmek için uzlaşma çağrısı yapıyorlar. Sanki RTE’yi tanımıyorlar! Biliyorlar, ama artık iş rayından çıktı, kimin ne zaman gözaltına alınacağını hiç kimse bilmiyor. Böyle bir toz duman içinde, en sağlıklı yolun Başbakanın yanında yer almak olduğunu düşünmüşler ki, böyle bir uzlaşma önerisi yaptılar. AKP’nin ekmeğine yağ sürdüler. AKP’yi yaptıkları için adeta alkışladılar ve haklı olduğunu teyit ettiler.

Bütün bu olaylar ve gelişmeler politik ortamı bir belirsizliğe sürüklüyor, geriyor, memleketin bir sürü sorunu ortada dururken bu sorunlarla uğraşması gerekenler, kendilerini kurtarmanın hesaplarını yapıyorlar. Geçen sayımızda Gökçe Fırat’ın ortaya koyduğu dört seçenek hâlâ geçerliliğini koruyor. Politik arena belirsizlik içerisinde, piyasalar allak bullak, dünyayı saran ekonomik kriz kapımızda, esnaf siftah yapmadan dükkanını kapatıyor, çiftçinin ürünü tarlada kalıyor, kayıt dışı ekonomi gittikçe yayılıyor, vergi veren kesim azalıyor, PKK her gün silahlı ya da kitlesel eylemler yapıyor, Güneydoğu sanki artık Türkiye’nin bir parçası olmaktan çıkmış, Kıbrıs’ta bir şeyler oluyor, İran savaşı kapıda, NATO zirvesinde restleşmeler ve sonra başbaşa görüşme ile anlaşma var, AB ilgilileri görüşmeleri durdurmakla tehdit ediyorlar, (durdursalar sevinirim, ama sadece gözdağı veriyorlar) memurlar, işçiler sokaklarda ve Başbakan (inanılmaz gibi ama gerçek) kürsüden ilköğretim çocuklarına bedava verdikleri ders kitaplarını anlatıyor. AKP kurmayları kapatma davasına savunma hazırlıyor, muhalefet uzlaşmacılara kızıyor, ama aslında kendileri de uzlaşma istiyor. Yani iktidarı ve muhalefeti ile ülkenin önünde dağ gibi yığılan sorunlarla ilgilenen yok! Koyun can derdinde, kasap et derdinde...

Kendileri batmasın yeter

Ekonomik krizin üstüne bir de sosyal kriz geliyor. Açlık ve yoksulluk, doğal olarak yolsuzluklar da yayılıyor. Ama hükümet bunlarla uğraşacağına eften püften konularla uğraşmaya devam ediyor. Ha bir de, AKP Milletvekili Ali Bayramoğlu’nun trilyonlara varan çay yolsuzluğu için araştırma izni veren devlet memurlarına soruşturma açılması talimatı veriliyor. Çünkü devlet malı deniz değil mi? Uğraşması gerekenlerle uğraşırsa, kendini sıkıntıların içinde bulacak. Yolsuzluklar, hırsızlıklar ortaya çıkacak ve zora girecek... Dikensiz gül bahçesi içinde rahat dolaşmak varken neden kendilerini sıkıntıya soksunlar ki? Onlar için, “önce can, sonra canan” ilkesi geçerli… Memleket batıyormuş, ifadeleri ile “Beytül Mal” (devlet hazinesi) soyuluyormuş, umurlarında mı? Kendileri batmasın yeter!

Son bir haftanın Türkiye manzarası bu! Şöyle bir bakın: Ülkenin hangi sorunu öne çıkarılmış, hangi sorunu konuşulmuş, hangi sorun halledilmiş? Var mı böyle bir şey? Yok! Neden? Çünkü ülke gündemi yapay, hükümet incir çekirdeğini doldurmayacak sorunlarla meşgul! Ekonomik krizin neler getireceğinden habersiz, borçların nasıl ödeneceğinden habersiz, piyasanın canlandırılması gerektiğinden habersiz, Kıbrıs’ta, Irak’ta, İran’da ve Rusya’da olan bitenden habersiz... Varsa yoksa türban, varsa yoksa kapatma davası… Bunlardan önemli hiçbir şey yok bunlar için… Uzmanlar uyarıyor: Küresel ısınma var, ülke tarımına büyük darbe vuracak, önlemler şunlar, alın bu önlemleri... Kimse kılını kıpırdatmıyor. Varsa yoksa türban, varsa yoksa kapatma davası… Kendi atadıkları bürokratlar ekonomik krizin çok büyük olumsuzluklara neden olabileceği uyarısında bulunuyorlar, önlem alalım diyorlar. Sanayi Bakanı önlem alacağı yerde Merkez Bankası Başkanı’nı azarlıyor! Çünkü onların ekonomik krizle bir sorunları yok, onların derdi türban ve kapatma davası. Millet yanmış, millet erimiş, millet bitmiş onlara ne? Tuzları kuru ya...

“Yiyin efendiler yiyin, Bu han-ı iştiha sizin!”

Milyonlar aç kalmış, milyonlar açlık sınırının altında yaşıyormuş size ne? Siz yiyorsunuz, siz içiyorsunuz, siz geziyor ve eğleniyorsunuz... O zavallılardan size ne? Bakmayın açız maçız dediklerine! Nasıl olsa seçimler yaklaşıyor, birer paket yiyecek, beş-on kilo kömür verirsiniz, yine oylarını alırsınız değil mi?

Yiyin, yiyin, ama hiç bırakmadan tümünü yiyin ki, kimseye bir şey kalmasın! Sonra da utanmadan halkın önüne çıkın ve “Biz sizin için varız! Biz sizin için çalışıyoruz!” deyin, her zaman dediğiniz gibi...

Bu durumdan kurtulmanın yolu, mevcut siyasi partilerden birini iktidar yapmak değil, bunu iyi anlamak gerekiyor. Bunların birbirlerinden hiçbir farkı yoktur. Al birini vur ötekine… Peki yol ne? Yol; yeni, tam bağımsızlıkçı, Atatürkçü, antiemperyalist, devrimci bir parti kurmak ve orada bütünleşmektir! Gerçekten inanmış yepyeni kadrolarla ülke yönetimini ele geçirmektir. Bu parti hazırlanıyor, destek bekliyor. Gerçek Atatürkçüden, gerçek demokrattan, gerçek antiemperyalistten, gerçek devrimciden destek bekliyor. Var olan ve kurulmaya çalışılan tüm partilerden farklı olacak olan parti sizin partinizdir. Emekçinin, memurun, işçinin, çiftçinin, ezilenin, hakkı yenilenin, küçük esnafın, ev hanımının, çalışanların partisi, hepimizin partisi… İşte milleti tümüyle kucaklayan, emperyalizme, gericiliğe, Kürt-İslam faşizmine, AB’ye, ABD’ye, Dünya Bankası’na, IMF’ye, emperyalist tüm kuruluşlara karşı koyabilecek ve Türkiye’yi aydınlık yarınlara taşıyacak tek parti ve tek kurtuluş yolu budur.

Hepinizi bekliyoruz! Temsilcilerimizle temas kurunuz, bize ulaşınız! El ele, gönül gönüle, aydınlık Türkiye için ileri!...


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe