NATO toplantısı başladı
26 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarını buluşturan NATO doruk toplantısı Romanya’nın başkenti Bükreş’te başladı. Türkiye’yi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Dışişleri Bakanı Ali Babacan ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün temsil ettiği 20. doruk toplantısının en önemli gündem maddesini, oldukça sorun çıkaracağı belli olan, yeni genişleme süreci oluşturuyor. Doruk toplantısının diğer önemli gündem maddeleri ise Afganistan ve NATO-AB ilişkileri. Doruk toplantısına katılacak askeri temsilcilerin özellikle Afganistan konusu üzerinde durmaları bekleniyor. Afganistan’da gün geçtikçe kan kaybeden ve birçok bölgenin denetimini Taliban güçlerine kaptıran NATO (ABD olarak anlayın) üye ülkelerden operasyonun daha da genişletilmesi için destek isteyecek.
Doruk toplantısına, Pentagon’un ardından dünyanın en büyük binası olan ve halk tarafından devrilen Çavuşesku’nun inşa ettirdiği saray ev sahipliği yapıyor. Üç bini aşkın odasıyla ve nükleer saldırı da dahil olmak üzere her türlü saldırıya hazır olmasından dolayı saray toplantı için biçilmiş kaftan konumunda. Üç bini aşkın delegenin katılması beklenen doruk toplantısının en önemli konuğu ise hiç kuşkusuz ki, NATO ile aralarında soğuk rüzgarlar esen, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin. Putin ilk kez NATO’nun bir doruk toplantısına katılıyor. Putin’in toplantıda her ikisi de eski Sovyet cumhuriyeti olan Ukrayna ve Gürcistan’ın üyeliğine karşı çıkması bekleniyor. ABD Başkanı George Bush, Putin’in endişelerini gidermek için NATO’nun artık Rusya’ya karşı bir savunma örgütü olmadığını söylese de, “özgürlük çemberi” olarak nitelediği NATO’ya Ukrayna ve Gürcistan’ı da katmak için elinden gelen çabayı esirgemeyeceğini de belirtiyor.
Ukrayna ve Gürcistan’ın üyeliklerine karşı olan Rusya’ya destek ise NATO ittifakının diğer iki büyük üyesi olan Almanya ve Fransa’dan geldi. Geçtiğimiz hafta Almanya Başbakanı Merkel’in, hemen dibindeki bir nükleer devi karşısına almak istemediği için yeni genişleme sürecine karşı çıktığına değinmiştik. Bükreş’teki doruk toplantısının ilk gününde de benzer ifadeler Fransa’dan geldi. “Gürcistan ve Ukrayna’nın üyeliğine karşıyız. Çünkü bunun Avrupa’daki ve Avrupa’yla Rusya arasındaki güç dengeleri anlamında doğru yanıt olmadığına inanıyoruz.” diyen Fransa Başbakanı François Fillon, Rusya ile diyaloga açık olduklarını belirtirken Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO’ya üyeliklerinin son derece zor olduğunu açıkça söyledi. İttifaka yeni üyelerin katılması için alınan kararlarda oybirliği gerektiği için Ukrayna ve Gürcistan’ın bu aşamada NATO’ya dahil olmaları artık çok zor görünüyor.
ABD büyük olasılıkla Ukrayna ve Gürcistan’ı NATO üyesi yapmayı başaramayacak ama bu toplantıda bazı başarılar da kazandı. Bunlar içinde en önemli olanı ise ABD’nin Avrupa’ya füze savunma sistemi kurulması önerisinin üye ülkeler tarafından onaylanması oldu. İttifak üyesi ülkeler, tüm üye ülkeleri kapsayacak bir füze kalkanı kurulması konusunda NATO’ya yetki verdiler. ABD’nin diğer önemli bir kazanımı ise Bush’un finosu lakabı takılan Sarkozy sayesinde oldu. Fransa, ABD’nin isteği doğrultusunda 800 askeri Afganistan’a göndermeye hazırlanıyor. “Fransa’nın Afganistan’daki varlığını, doğu bölgesine bir taburla güçlendirmeye karar verdim.” diyen Sarkozy lakabının hakkını böylece vermiş oluyor. Sarkozy ayrıca NATO’nun askeri kanadına da dönmeye hazırlanıyor. 1966 yılında, ABD’nin yalnızca kendi çıkarlarını düşünen dış politika anlayışını eleştirerek, Fransa’yı NATO’nun askeri kanadından çeken De Gaulle, ABD çıkarlarını düşünerek Fransa’yı tekrar NATO’nun askeri kanadına sokmaya çalışan Sarkozy’i görse herhalde şaşkına dönerdi.
Doruk toplantısının sıradan insanlar için en dikkat çekici yönü ise her zamanki gibi abartılmış güvenlik önlemleri. Çok sayıda önemli insanı ağırlayacak doruk toplantısında olası bir saldırıya karşı Romanya ve Bulgaristan’daki askeri üslerde savaş uçakları hazır durumda bekletiliyor. Bükreş’te her sokak başında görünen güvenlik önlemleri ve devriye gezen binlerce polis-asker ise Bükreşliler için yaşamı son derece zorlaştırmış durumda. Bölge sakinleri polisin kendilerini; “Doruk toplantıları sürerken başınızı pencereden çıkarırsanız, kuşkulu kişi olarak hayatınızı tehlikeye atarsınız.” diye uyardığını bildiriyor.
Güvenlik önlemlerinden bunalan binlerce kişi tatil bölgelerine akın ederken, Bükreş’ten kaçmayı başaramayanlar ise ilginç protesto yöntemlerine başvuruyorlar. Bunların en ses getireni ise genç bir bilgisayar uzmanı Bogdan Surdu’nun yaptığı protesto eylemi oldu. Kendisine ait internet sitesinde Bükreş’in merkezinde bulunan evinin balkonunu kiralık katillere sunacağını açıklayan Bogdan Surdu çok kısa bir zaman sonra Romanya İstihbarat Örgütü görevlileri tarafından karga tulumba içeri alındı.
Sitedeki ilanda evinin balkonunun doruk toplantısının düzenlendiği sarayın tam karşısında olduğunu ve ABD Başkanı George W. Bush’a ve İngiltere Başbakanı Gordon Brown’a suikast düzenlemek için en ideal yer olduğunu yazan Surdu, kira bedeli olarak da günlük 5.000 avro talep ettiğini belirtti. Kira bedeli her ne kadar yüksek görünse de, çok sayıda kişinin balkonu kiralamak istemesi insanların NATO toplantısı için neler düşündüklerini ortaya koyuyor.
|
Irak’ta iktidar kavgası devam ediyor

Maliki’nin en büyük avantajı,
işgal kuvvetlerine
Sadr’a oranla çok daha olumlu yaklaşması |
|
Irak’ta hükümet kuvvetleri ve Sadr’a bağlı Mehdi Ordusu arasında başlayan çatışma yüzünden Bağdat’ta ilan edilen sokağa çıkma yasağı dördüncü günün sonunda kaldırıldı. Sokağa çıkma yasağının kaldırılması, Mukteda es Sadr’ın kendisine bağlı Mehdi Ordusu’na hükümet güçleriyle herhangi bir silahlı çatışmaya girmemesini bildirmesinin hemen ardından geldi. Basra’da başlayarak ülkenin diğer büyük kentlerine kadar yayılan çatışmalarda şu ana kadar 200’ü aşkın kişinin öldüğü bildiriliyor.
Hükümet tarafı Sadr’ın bu açıklamasını memnuniyetle karşılasa da, operasyonların yine de süreceğini kaydediyor. Hükümet yetkilileri yapılan operasyonların zaten Mehdi Ordusu’na yönelik olmadığını, bölgedeki suç unsurlarını temizlemek ve düzeni sağlamak için yapıldığını söyleyerek çatışmaların daha da süreceği sinyalini veriyor.
Mukteda es Sadr hükümet güçleriyle çatışmayı neden sona erdirdikleri konusunda ise şu açıklamayı yapıyor: “Dini sorumluluk gereği, Iraklıların kanının akmasını durdurmak, Irak’ın birliğini korumak, işgalcilerin Irak halkı arasında yaymaya çalıştığı fitneye son vermek için, Basra ve diğer vilayetlerdeki silahlı mevcudiyete son verilmesi çağrısında bulunuyoruz.”
Hükümet güçleriyle çatışmayacaklarını açıklayan Sadr tarafının şimdi hükümetten bir beklentisi var: Genel af ilan ederek tutukevlerindeki tüm mahkumları serbest bırakması. Fakat belirttiğimiz gibi, Irak hükümeti genel af ilan etmek bir yana çatışmaları durdurmayı da düşünmüyor. El Maliki gazetecilere yaptığı açıklamada Sadr’ın kalesi konumunda olan başkentteki Sadr ve Şula semtlerinin suç çetelerinin denetimine girdiğini söyleyerek buraların olası bir operasyonun hedefi olacağını belirtti.
Tabii gerçek nedenin suç çetelerini temizlemek olmadığını, Irak’ta bir güç savaşının yaşanmakta olduğunu herkes biliyor. Zira işgalin başlamasının ardından ülkenin zaten bütün bölgelerinde kargaşa yaşanıyor. Mukteda es Sadr’a bağlı güçler ise şimdi 2005 yılında iktidara gelmesine yardımcı oldukları Maliki’ye bağlı güçlerle çatışıyor. El Maliki her ne kadar suç unsurlarını ortadan kaldırmak için böyle bir operasyon düzenlendiğini açıklasa da bütün gözler Ekim ayına kadar yapılması gereken eyalet seçimlerine çevrilmiş durumda. Çatışmaların arkasında da bu seçimler yatıyor. İki Şii grubun çatışmalarının temel nedeni, petrol yönünden son derece zengin olan Irak’ın güneyinde iktidarı kimin ele geçireceği. İki taraf da kıyasıya bu egemenlik için mücadele veriyor. Yani Irak’ta herkes petrol egemenliğini ele geçirme derdine düşmüş durumda. Maliki’nin bu konudaki en büyük avantajı ise işgal kuvvetlerine Sadr’a oranla çok daha olumlu yaklaşması.
Sadr yanlıları ise, şimdi 9 Nisan tarihine kilitlenmiş durumdalar. 9 Nisan tarihi Saddam Hüseyin rejiminin devrilip ABD’nin Irak’a egemen olduğu tarih. Vaktiyle Saddam rejiminin devrilmesini kutlayan ve işgal güçlerinin temsilcisi Maliki’nin iktidara gelmesine yardımcı olan Sadr bile tarihin garip bir cilvesi sonucu bu tarihte Amerikan işgaline karşı Necef’te bir protesto gösterisi düzenlemeye hazırlanıyor. Iraklılardan Amerikan zorbalığına karşı seslerini yükseltmelerini isteyen Sadr, protesto gösterisine katılan herkesin Irak’ın birliğini simgeleyen bayrak ile katılmalarını istiyor. Saddam Hüseyin döneminde gerekmediği için belki de kimsenin dikkatini çekmeyen bazı şeyler yıllar sonra işgal yüzünden insanların dikkatini çekiyor.
|
PKK terör örgütleri listesinden çıkıyor
Avrupa Birliği, Türkiye’ye karşı iki yüzlü tutumunu bir kez daha gösterdi. Kendi ülkelerinde gerçekleştirilen saldırıları terörist saldırı, saldırıyı gerçekleştiren örgütleri de terörist örgütler listesine dahil eden AB, iş Türkiye’deki terör örgütlerine gelince bir kez daha yan çizdi. Avrupa Adalet Divanı, PKK terör örgütünün AB terör örgütleri listesine alınmasına ilişkin AB Konseyi kararını iptal etti.
11 Eylül saldırıların ardından terör örgütleri listesi hazırlamaya başlayan Avrupa Birliği bu listenin en üst sırasına Hamas’ı koymuştu. Türkiye de uzun yıllar boyunca bu listeye PKK ve diğer terör örgütlerinin dahil edilmesi için çaba harcıyordu. Fakat görünen o ki bu çabalar Avrupa Birliği’ni ikna etmeye yetmedi. Merkezi Lüksemburg’da bulunan Adalet Divanı’nın, PKK’nın terör örgütleri listesine eklenmesi ve mal varlıklarının dondurulması kararını iptal etmesinin gerekçesi ise kararın AB yasalarına aykırı olması!
Hamas’ın listeye dahil edilmesine onay veren bir mahkemenin PKK’yı listeye dahil etmemesi kararın ne derece siyasi olduğunu gözler önüne seriyor.
Osman Öcalan’ın avukatları vasıtasıyla başvurduğu ve PKK’nın terör örgütleri listesine dahil edilmemesi isteğini değerlendiren mahkeme, karşı tarafın gerekçeleri dinlenmediği ve savunma hakkı verilmediği gerekçesiyle PKK’nın ve KONGRA-GEL’in terör örgütleri listesine alınmamasına hükmetmiş. Yani PKK’nın kadınları, çocukları, yaşlıları niçin öldürdüğünü, büyük kentlerde niçin bombalama eylemleri gerçekleştirdiğini anlatmasına fırsat verilmediği için bu karar alınmış. İnsan bu yargıçlar sadist mi, yoksa akıllarında bir noksanlık mı var diye düşünmeden edemiyor. Türkiye bütün Avrupa ülkelerinin gözü önünde PKK terörüne 35.000 şehit verirken mahkeme daha hangi gerekçeyi bekliyor acaba?
Adalet Divanı’nın aldığı bu karar elbette ki şaşırtıcı değil. Terör örgütü yandaşlarının, örgütleri listeye dahilken bile AB kurumlarının yanı başında örgüt lehine gösteri yaptıkları anımsanacak olursa bu sadece fiili bir durumun hukuksal bir kılıfa uydurulmasından başka bir anlam taşımıyor. PKK, DHKP-C gibi birçok terör örgütü zaten Avrupa ülkelerinde izinli gösteri düzenleme hakkına sahipler. Avrupa ülkelerindeki temsilciliklerinden söz etmeye ise hiç gerek yok. Anlaşılan Avrupa Birliği yüzsüzlük işini iyice abartıp bugüne kadar terör örgütlerine verdiği gizli-kapaklı desteği alenileştirmeye karar verdi. Belki de yılanın onları da sokması gerekiyor.
|
Chavez’den yeni ekonomik adımlar
Chavez uluslararası petrol şirketlerine kök söktürmeye devam edecek gibi görünüyor. Petrol fiyatlarının 100 doların üstüne çıkmasıyla kârlarına kâr katan petrol şirketlerini Venezüella’da artık daha zor günler bekliyor. Zira Chavez yönetimi aşırı kâr elde eden petrol şirketlerine yeni vergiler getirmeye hazırlanıyor.
Yeni vergi planı uygulamaya konulduğunda, ham petrolün varil fiyatı her yükseldiğinde artık petrol şirketleri değil, Venezüella halkı kazanacak. Yeni plana göre petrolün varil fiyatı 70 doların üzerinde ise vergi oranı yüzde 50, petrolün varil fiyatı 100 doların üzerinde ise yüzde 60 olacak. Böylece petrol fiyatları her artışa geçtiğinde kazanan Venezüella halkı olacak. Bu vergi yalnızca uluslararası şirketler için değil, devlet şirketi PDVSA için de geçerli olacak.
Yasa tasarısını meclis gündemine getiren milletvekillerinden Angel Rodriguez, petrol şirketlerinin kârlarının artık olağan sınırları aştığını ifade ederken; “Petrol gelirlerini, petrolün gerçek sahibi olan halkımıza dağıtmanın bir yolu da bu vergidir.” diyerek ulusal zenginliklerden halkın yararlanması programlarına devam edeceklerinin işaretini verdi.
Venezüella ekonomisiyle ilgili diğer bir gelişme ise ülkede yaşanan başarılı parasal değişim süreci. Venezüella Merkez Bankası tarafından dolaşıma sokulan yeni para birimi “güçlü bolivar” ekonomik sistemin de güç kazanmasına yardımcı oldu. Merkez Bankası yetkilileri “güçlü bolivar”ın şu anda ülke ekonomisinde dolaşan kağıt para miktarının yüzde 85’ini oluşturduğunu söylüyor.
Bu değişimin yaklaşık üç ay içinde olumlu sonuçlarını tam olarak göstermeye başlayacağı uzmanlar tarafından ifade ediliyor.
|
Malezya’da el ele tutuşmak da yasak
Türkiye Malezya olur mu tartışmaları geçtiğimiz aylarda Türkiye’nin gündemini oldukça meşgul etmişti. Türkiye olarak Malezya olup olmayacağımızı tartışaduralım, Malezya adım adım Afganistan olmaya doğru yol alıyor. Şeriatçıların giderek egemenleştiği ülkede artık farklı dinlerden olanlara bile Şeriat hükümleri uygulanması tartışılıyor.
Malezya’da ülkemizdeki Şeriatçı partilere bilinçsizce oy verenlerin bile garip karşılayacağı bir yasak var. Evli olmayan iki kişinin halka açık yerlerde el ele tutuşmaları yasak. Bu yasağa uymayan Müslümanlar ise Şeriat mahkemelerinde yargılanıyor.
Aslında burada da tipik Şeriatçı kurnazlığı her zamanki gibi devrede. Kişilerin kendilerine özel mekanlarda el ele tutuşmaları saptayamayacağını bilen Şeriatçı kafa yasağı yalnızca halka açık alanlarda uyguluyor. Yani halka açık yerlerde el ele tutuşmak günah, halkın göremeyeceği yerlerde ise değil. İşte böyle bir garabet mantık var Malezya’daki Şeriatçılarda. Ne yani, insana şah damarından daha yakın olan Tanrı insanları kapalı yerde görmüyor mu?
Neyse lafı uzatmadan son gelişmeye dönelim. Şeriatçılar bu yasağın yalnızca Müslümanları kapsamasını yetersiz bulmuş olacak ki, şimdi de gayri Müslimler için aynı yasağı getirmeye çalışıyorlar. Şeriatçılar tarafından düzenlenen bir seminerde hükümete bu önerinin yapılması kararlaştırıldı.
Ülkenin tanınmış yargıçlarından Mohd Asri Abdullah, bir gazeteye verdiği demecinde el ele tutuşan Müslümanların Şeriat mahkemesinde, gayri Müslimlerin ise sivil mahkemede yargılanmaları gerektiğini açıkladı.
Malezya nüfusunun yüzde 40’ını İslamiyet dışındaki dinlere inananların oluşturduğu düşünülürse, nüfusunun yüzde 98’ini Müslümanların oluşturduğu bir ülkeye Şeriat geldiğinde neler olabileceğini varın siz kestirin.
Malezya’daki yüzde 40’lık kesimin şimdiye kadarki tüm karşı çıkışlarının işe yaramadığı düşünülürse Türkiye için durum çok daha vahim olarak gözüküyor.
Şeriat geldiği zaman şimdi erkek arkadaşıyla el ele dolaşan türbanlı görmek de herhalde olanaksız olacak!
|
Wilders’in son “Fitne”si

Geert Wilders
|
|
Yobaz Müslümanlardan bahsedip de yobaz Hıristiyanlardan bahsetmemek olur mu? Hangi dinin üyesi olursa olsun, dini yobazlık derecesine vardıranlar bütün insanlar için tehlike oluşturuyor. Hıristiyan yobazımızdan daha önce bahsetmiştik. Hani Kuran’ı Hitler’in Kavgam kitabına benzetip Hollanda’da satılmasının ve camilerde okutulmasının yasaklanmasını isteyen aşırı sağ partilerden Özgürlük Partisi’nin lideri Geert Wilders. Hatta yasaklanmayacaksa bile Kuran’ın yeni baştan yazılmasını isteyerek bütün tepkileri üstüne çekmişti.
Fakat yobaz yobazlığından vazgeçmez hesabı Wilders hiç durmaksızın yeni “fitne”leri ortaya çıkarmaya devam ediyor. Gelen tepkiler ise hiç umurunda değil. Kuran’ın yasaklanmasını isteyen Wilders son olarak ise film yapımcılığına soyunmuş durumda. Yapımcılığını üstlendiği filmin adı ise “Fitne.” Wilders kısa metrajlı filminin sinemalarda ve televizyonlarda gösterilmesini sağlamaya çalışsa da hiçbir sinema, filmi yayınlamayı kabul etmedi. Wilders bunun üzerine hiçbir kamu ve özel yayıncı kurumun filmi yayınlamak istemediğini söyleyerek filmi internet üzerinden yayınlayacağını açıklamıştı.
Hollanda hükümetinin, çıkarlarına zarar vereceği için yaptığı tüm engelleme girişimleri boşa gitti ve film internet üzerinden yayınlanmaya başladı. Wilders’in filmi Kuran kapağı görüntüsüyle başlıyor. Sonrasında ise salvo ateşle İslamiyet karşıtı ne kadar öğe varsa hepsi sıralanıyor. Film boyunca İslamiyet’in dünya üzerindeki terörün kaynağı olduğu propagandası yapılırken, 11 Eylül ve Madrid saldırıları ekrana geliyor. Filmin son karelerinde Kuran’ın sayfalarını çeviren biri görüntüye geliyor ve ardından bir kağıdın yırtılma sesi geliyor. Burada da Hıristiyan yobazların bir kurnazlığı devreye giriyor ve herkes Kuran’ın yırtıldığını düşünürken ekrana Müslümanlara yönelik bir öneri geliyor: “Duyduğunuz yırtma sesi bir telefon defterine ait. Kinci ayetlerin bulunduğu sayfalarını yırtmak bana değil, Müslümanlara düşer. İslamlaştırmayı durdurun. Özgürlüğümüzü savunun.”
Görüleceği üzere ister Müslüman, ister Hıristiyan olsun yobazlar insanları birbirine düşürmekten ya da yaşamlarını zorlaştırmaktan başka bir şeyle uğraşmıyorlar. Geert Wilders’a yayınladığı bu filminden dolayı kendi ülkesinden bile sayısız tepki geliyor. Hollanda Meclisi film nedeniyle özel bir oturum düzenlemek zorunda kalırken, bütün partiler Wilders’in filminin kutuplaşmayı artırmaktan başka bir işe yaramadığı konusunda ortak fikirdeler. Hollanda Dışişleri de büyükelçilikleri uyararak gelebilecek saldırılara karşı hazır olmasını istedi.
En ilginç tepki ise, Hz. Muhammed’i tasvir eden bir karikatürü dolayısıyla tüm İslam ülkelerinde infial yaratan ve günlerce protesto edilen Danimarkalı karikatürist Kurt Westergaard’dan geldi. Fitne’de karikatürünün izinsiz kullanılmasına itiraz eden Westergaard; “Karikatürümün orijinal içeriğinden koparılıp tamamen farklı bir amaç için kullanılmasını kabul etmiyorum.” açıklamasını yaptı. Wilders bu kez gerçekten yalnız kaldı ama başta da dediğimiz gibi yobaz hiçbir zaman yobazlığından vazgeçmez. Bakalım Wilders bundan sonrası için ne gibi fitneler düşünüyor.
|
|