07.04.2008/Sayı:181
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Kapak Kuzey Fırat

Mandacılığa karşı antiemperyalizm

Paranoya Değil Gerçek Emperyalizm Böler

Amiral Battı

Dayan Irak Dayan Saddam Ezilen Halklar Yanınızda

Müttefik Kuşatması

Stratejik Düşmanımız Amerika

ABD'den Dost Olmaz

Türkiye'ye ABD Kuşatması Yahudi Kürt Ermeni Seddi

Ufuktaki Türk-Amerikan Savaşı

Her koşulda ABD karşıtı olduk

TÜRKSOLU, 6 yıldır emperyalizme karşı devrimci stratejiler önerdi. Ezilen milletlerin esas düşmanın ABD olduğu gerçeğinden hareketle devrimci analizler yaptı.

TÜRKSOLU, her koşulda ABD’nin karşısında yer aldı. ABD karşıtlığının devrimciliğin en temel kıstası olduğunu savundu ve bunun propagandasını yaptı.

Ulusal kuvvetlere, Atatürkçü, devrimci bakış açısıyla yol gösterici olmaya çalıştı.

Emperyalizme karşı saldırıyı tüm ezilenler gibi her durumda sevinçle karşıladı. Emperyalizm için üzülmeyi reddetti.

Emperyalizme karşı “Savaşsa savaş” sloganını yükselten, emperyalizmden korkmayan, emperyalizme yalvarmayan tek devrimci hareket oldu.

Her dönem emperyalizme karşı mücadele eden Üçüncü Dünya devrimcilerinin yanında oldu ve mücadelelerini desteklemekten kaçınmadı.

Emperyalizme karşı tutarlı mücadelenin ancak solculukla verilebileceğini söyledi ve insanları solculuğa çağırdı.

TÜRKSOLU daha ilk sayılarından itibaren, emperyalizmin ulus devletleri yok etmek için yapay ayrılıklar çıkardığı gerçeğinden hareketle emperyalizmin bölme saldırılarına karşı karşı ulusal bir direniş önerdi. Demokratikleşme adı altında Kürt bölücülüğünün güçlenmesine, azınlıklara ayrıcalıklar verilmesine karşı çıktı. Bu uyarılar dönem dönem paranoyaklık olarak görüldü. Ancak, bugün PKK’lılar Meclise girdi. Yüzbinlerce Kürt, Apo posterleriyle her gün gösteri yapıyor. Ve Öcalan’ın “Özgür Kürdistan”ın başına geçeceği günün hesabını yapıyorlar.

“Emperyalizmin ezilen ulusları bölme faaliyeti sürüyor. Sıra yavaş yavaş Türkiye’ye geliyor. Hedefleri: Kürdistan ve Ermenistan. Sevr’e paranoya diyenlere biraz tarih dersi... Türkiye’de azınlık yaratmaya hizmet eden tüm politikalar demokratikleşme değil bölünme getiriyor. Önce Kürtçe eğitim, televizyon sonra Kürtlere ayrı devlet. Ülkenin bölünmesine hizmet eden bir insan ve azınlık hakkı olamaz. ” (Özgür Erdem, sayı 5, 03.06.2002)

TÜRKSOLU Saddam’ı destekledi,
bugün Irak halkı Saddam’ı arıyor

Emperyalistler, kimi zaman ayrılıkları körüklerken kimi zamanda ulus devletlere doğrudan saldırıyordu. Ve ABD Irak’a fiili saldırı başlattı. Amaç sadece Saddam rejimini devirmek değildi. Esas amaç Irak’ı etnik ve mezhepsel olarak parçalamak ve kukla Kürdistan’ı kurmaktı. ABD Irak’a saldırı başlattığında Saddam’ı destekleyen bir tek TÜRKSOLU oldu. “Dayan Irak, dayan Saddam” sloganını yükselti. TÜRKSOLU’nun Saddam’a desteği çok tartışma yarattı. TÜRKSOLU’ndan başka kimse ABD’ye karşı Saddam Hüseyin’e sahip çıkma cesaretinde bulunamadı. Şimdi Saddamsız Irak’ın durumu ortada. Sadece bizler değil Kürtlerden başka herkes Saddam Hüseyin’i arıyor. Ve Saddam Hüseyin mücadelemizde yaşıyor.

“ABD saldırısı ve Irak halkının iradesi neden Saddam Hüseyin ve Irak halkıyla dayanışma içinde olmamız gerektiğini açıklamaktadır. Bu tavrın alternatifi Amerikancılıktır. ABD ile birlikte ‘Saddamsız, özgür ve demokratik Irak’ sloganıyla hareket edenler, Irak halkının neden Saddam Hüseyin’e bu kadar bağlı olduğunu anlayamamaktadırlar. Irak halkının bağlılığıyla, ABD’nin Saddam düşmanlığı aynı sebeptendir: Saddam Irak’ın devrimci rejiminin lideridir.” (Erkin Yurdakul, sayı 26, 25.03.2003)

Stratejik düşmanımız: Amerika!

Türkiye’nin ABD ile stratejik müttefik olduğu miti Süleymaniye’de 11 askerimizin esir alınmasıyla yerle bir olmuştu. TÜRKSOLU, tam bu dönem ABD’nin stratejik müttefikimiz değil tersine stratejik düşmanımız olduğunu söyledi. ABD, Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit ediyordu.

Türkiye’nin ulusal güvenliğinden sorumlu olanların ABD ile ilişkilerini gözden geçirmesini istedik. Ve ABD dışında bir ulusal güvenlik seçeneği yaratılması zorunluluğunu belirttik. TÜRKSOLU’nun bu uyarıları dikkate alınmadı. ABD her dönem Türkiye’yi, dünya hakimiyeti için stratejik düşman olarak gördü. Sonuç, ABD’ye teslim edilmiş bir ulusal güvenlik ve artan PKK terörü!

“Dün ABD ile stratejik müttefiklik kavramının yanlızca bir çarpıtma ve yanılsama olduğunu söylemek önemli bir şeyken bugün bunun söylemek artık çok önem taşımıyor. Bugün ABD ve Türkiye’nin durumu hakkında tam doğruyu ortaya koymak istersek tek bir kavram kullanabiliriz: ‘Stratejik düşmanlık’. ABD’nin ‘Stratejik düşman’ olduğunu görmeden Türkiye’nin güvenliği üzerine söz söylemek mümkün değil. Tabii bunun tersi de doğru. Türkiye’nin varlığı da ABD’nin “dünya hakimiyeti” politikasının stratejik düşmanı.” (Erkin Yurdakul, sayı 36, 04.08.2003)

Amerikancılar ve AB’ciler Türkiye’nin ulusal güvenliği konusunda hep aynı noktadan hareket ettiler. Onlara göre ABD ve AB Türkiye’nin dostuydu. Türkiye bölgede lider ülke olmak için ABD ve AB ile arasını iyi tutmak zorundaydı. ABD planları için her yere koşulmalıydı. ABD jandarmalığı kabul edilmeliydi.

Bu dönemde “Türkiye’nin kuşatılması” tabirini ilk TÜRKSOLU kullandı. Ancak TÜRKSOLU dışında kuşatma tabirinin kullananlar, Türkiye’nin kimin tarafından kuşatıldığı gerçeğinden özenle kaçındılar. Adeta olmayan bir güç Türkiye’yi kuşatıyordu. Kuşatmaya karşı önerilen, Türkiye’nin ABD ve AB ile ilişkilerini daha da geliştirmesiydi. İşte böyle bir dönemde TÜRKSOLU “Müttefik Kuşatması” tespitinde bulundu. Doğru, kuşatılan bir Türkiye vardı ama kuşatmyı yapan ABD ve AB idi. Yani “müttefik kuvvetler”. Şimdi kimse ABD’nin, AB’nin Türkiye’nin dostu ve müttefiki olduğununu iddia edebilir mi?

“Bir yanda Yahudi-Kürt-Ermeni seddi, diğer yanda kurulacak Orta Asya-Ortadoğu-İsrail boru hattı. Buna uygun bir coğrafi zeminin de yaratılması gerekir. Bu zemin ise Sevr’dir. İsrail, vaadedilmiş topraklarına doğru, yani Güneydoğu Anadolu’ya doğru genişleyecektir. Kürtler Kuzeye Türkiye’ye doğru genişleyecektir. Ermeniler ise güneye Türkiye’ye doğru genişleyecektir. Büyük İsrail, Büyük Kürdistan, Büyük Ermenistan bu plan dahilinde kurulacaktır.” (Gökçe Fırat, TÜRKSOLU, sayı 65, 20.09.2004)

“ABD ile Türkiye’nin stratejik hedefleri ve planlamaları arasında bir kopukluk, hatta karşıtlık vardır. İkincisi, ABD ile Türkiye’nin karşıt amaçları, artık silahlı çatışmalara yol açmaktadır. O halde herkesin şu soruyu yanıtlaması gerekmektedir: Ortak hedefleri kalmayan, ortak mücadele yürütmeyen iki ülke arasında, bu noktadan sonra, bir “müttefiklik”ten söz edilebilir mi? Kaldı ki, bu bile durumu eksik tespit etmektedir, temel politika ve stratejileri, bu kadar zıt olan, hatta bu zıtlık nedeniyle kimi silahlı çatışmaların bile yaşandığı iki ülke arasındaki konum, “düşmanlık” olarak ortaya konulsa daha doğru bir tespit yapılmış olmaz mı? Türkiye ile ABD arasındaki müttefiklik ilişkisi sona ermiş, düşmanlık ilişkisi başlamıştır.” (Gökçe Fırat, TÜRKSOLU, sayı 77, 07.03.2005)

Türk-Amerikan savaşı hâlâ gündemde

“Müttefik kuşatmasının” kaçınılmaz sonucu müttefitler arası savaştır. Türk milleti ya kendisini yok etmek için saldıran, etrafını kuşatan kuvvete teslim olacak ya da var olma savaşına tutuşacaktır. Türk-Amerikan savaşı kaçınılmazdır. Ancak bu savaşın hangi koşularda ve ne şekilde verileceği belli değildir. Ya savaş verilecek ve Türk varlığı korunacak ya da yok olunacaktır. Bugün ABD’nin desteğiyle ulusal varlığı korumaya çalışanlar da bu gerçekten kaçamayacaklardır.

“Tüm Ortadoğu’yu sömürgeleştirmeye yönelik köklü bir proje, bu projenin önündeki en önemli engeli aşmadan gerçekleşemez.” (Ali Özsoy, sayı 70, 29.11.2004)

Bu engel ise ABD’nin her adımına “kırmızı çizgi” diye itiraz eden, bölgedeki yegane güçlü ordu ve ulus devlete sahip Türkiye’dir.

Türkiye en büyük hatayı ABD’nin Türkiye’yle çatışmaktan kaçınmayı isteyeceğini düşünerek yaptı. Oysa bu sırada ABD kendi “kötünün kötüsü ihtimalini” bertaraf etmek için her türlü önlemi aldı ve Türkiye etrafındaki çemberi tamamladı. Şimdi artık Türkiye’deki sorumlu kurumlar da gerçekten kaçamıyorlar...

“ABD, Türkiye siyasetine sağı ve soluyla tamamen egemen olmasına rağmen, isteklerini normal yollardan Türkiye’ye kabul ettirememektedir. Çünkü ABD’nin Ortadoğu ve Türkiye için ortaya koymuş olduğu hedefler devletleri yıkıp, parçalamaya odaklanan hedeflerdir. Hiçbir ülkeye bunlar siyasi baskı veya manipülasyonla kabul ettirilemez. ABD’nin köklü emperyalist planları, doğrudan Türkiye’nin devlet olarak varlığını ve bütünlüğünü hedef aldığı için savaş doğurucu niteliktedir.” (Ali Özsoy, sayı 70, 29.11.2004)

ABD’den dost olmaz

ABD’nin Türkiye’yi bölme planlarına karşı mücadele yürüten, devrimci stratejiler ortaya koyan TÜRKSOLU, ABD’nin dost değil, Türkiye ve tüm ezilenlerin düşmanı olduğunu 6 yıllık mücadelesiyle gösterdi.

Türkiye’nin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü korumanın ancak ABD’ye karşı mücadeleden geçtiğini Türk milletine anlatmaya çalıştı. ABD’yi dost göstermeye çalışan tüm anlayışlarla mücadele etti. ABD’yi ikna etmeyi öneren anlayışlarla mücadele etti. ABD ile dostluğun işgalle sonuçlanacağını Türk milletine göstermeye çalıştı.

TÜRKSOLU, dostluğun tersine ABD ile ancak savaşılabileceğini ve bu savaşın kaçınılmaz olduğunu iddia ediyor, tüm ezilen milletleri “Emperyalistten dost olmaz, ezilenlerin dostu sadece ezilenlerdir” sloganıyla ABD emperyalizmine karşı mücadeleye çağırıyor.

“Ancak tartıştığımız meselenin en önemli boyutu ideolojik boyutudur: ABD’nin dosta ihtiyacı var mı? Bizim gibi ülkelerin, yani emperyalist olmayan, hatta emperyalizme bağımlı ülkelerin siyasetçilerinin değişik bir algılayışı vardır. Onları tek övüncü şu veya bu emperyalist ülkenin, tabii onlar buna büyük ülke derler, dostu olabilmektir. ‘Dost ve müttefik Amerika’ lafı bile bizimkileri cezbedici, kendinden geçirici bir tamlamadır bu açıdan. Tabii emperyalist güçler için böylesine dostluk gibi kavramlar yoktur. Emperyalist ülkelerin çıkarları, hedefleri vardır ve bu çıkarları gerçekleştirebilmek, hedeflere varabilmek için kullanacakları çeşitli ülkeler, topluluklar, gruplar, şahıslar vardır... Örneğin Osmanlı parçalanacağı zaman emperyalist İngilizler Arapları Türklere karşı desteklemiştir. Buradan İngilizlerin Arap dostu olduğu sonucunu ya da Arapların İngilizlerin bölgedeki dostu olduğu sonucunu bugün sanırız kimse iddia etmiyordur! Ama o gün için İngilizlerin çıkarı Arapları desteklemekti. Benzer bir örnek, Sovyetler Birliği’ne karşı Afganistan’ı destekleyen ABD elbette bu desteği Afgan dostluğundan yapmıyordu. O gün ABD için Sovyetler’e karşı savaşan Ladin güçlü bir Şeriatçı etki yaratıp dünya çapında bir güç olmaya başlayınca işler değişti. Nitekim ABD için bir dostluk olmadığı bugün çok açık görülüyor çünkü Afganistan’da bugün Amerikan işgali var! Başka bir örnek yine çok yakınımızdan Irak’tan. ABD İran’daki İslamcı karşıdevrimden hemen sonra İran’a karşı Irak’ı ve Saddam yönetimini destekledi. Ancak bunun sonucunda Saddam liderliğinde Irak çok güçlendi ve Arap dünyasına liderlik yapabilecek bir güce erişti ve bu yönde adımlar atmaya başladı. İşte dostluk o zaman bitti. Irak bugün hâlâ Amerikan işgali altında!

Gelelim Türkiye’ye... Ve Türkiye’nin ABD’nin dostu olması gerektiğini önerenlere: Deli misiniz siz ABD’nin Türkiye’yi işgal etmesini mi istiyorsunuz!” (Gökçe Fırat, sayı 168, 07.01.2008 )

Sadece ABD emperyalizmine karşı değil,
tüm emperyalist güçlere karşı devrimci mücadele!

Türk Tezi Rusya Kimin Dostu

Fransız Mallarını Boykot Ediyoruz 

TÜRKSOLU sadece ABD emperyalizmini düşman olarak görmedi. ABD dışındaki diğer emperyalist güçlerle mücadeleyi devrimci bir görev olarak benimsedi. Özellikle ABD karşıtlığıyla birlikte Türk milletine dayatılan Avrasyacılık gibi mandacı anlayışlarla mücadele etti. Ve Amerikancılığa, Avrupacılığa, Avrasyacılığa karşı bir Türk tezi ortaya koyarak Türk devrimcilerine antiemperyalist mücadelede yol gösterici oldu, üçüncü dünya devrimcilerine emperyalizme karşı devrimci mücadelede bakış açısı sundu.

“Türkiye’de AB ve ABD emperyalizmine karşı direniş ideolojisi olarak lanse edilen Avrasyacılık, Türkiye kaynaklı bir fikir değil. Türkiye’de yeni Sevr tehdidine karşı gelişen anti-emperyalist milliyetçi tepkiyi yanlış stratejilerle yanlış yöne saptırmak için planlı bir faaliyet sürdürülüyor. Bu faaliyette Avrasyacılık AB-ABD emperyalizmine karşı tek seçenek olarak sunuluyor ve büyük kaynaklar harcanarak Avrasyacılığın Türkiye çapında yayılması sağlanıyor. Özellikle Atatürkçü çevrelerde Avrasyacılık yegane anti-emperyalist seçenek olarak kabullenilmiş durumda. Peki nasıl oldu da Rus yayılmacılığının yeni adı olan Avrasyacılık bu derece yaygınlaştı? Avrasyacılığın gündeme gelmesinin esas nedeni bir gizli servis işi.” (Özgür Erdem, Sayı 51, 08.03.2004)

Emperyalizmin sözcüleri sömürge aydınlarına karşı mücadeleyi antiemperyalist mücadelenin bir parçası gördü ve aydınlara karşı mücadele etti, Türk milletini mücadeleye çağırdı.

“Türkler 1000 yıldır Anadolu’dadır. 1000 yıllık Türk hakimiyeti Türk insanı ile coğrafyayı bütünleştirmiştir. Türk insanının toprağına olan bağlılığı Türk Tezi’nin en önemli dayanağıdır. 1000 yıldır Anadolu’dan atılamayan Türkleri bu topraklardan atabilecek bir güç mevcut değildir. (...)

Türkiye Cumhuriyeti’nin harcı Türk milletidir. Bu da Türk’ün her tür ırkçılığa karşı kendisini ortaya koymasını, kendi varlığını savunmasını gerektirir. Yükselen bölücü ırkçılığa karşı, birleştirici bir Türk örgütlenmesi ihtiyaç haline gelmiştir. Bu mileltin asıl sahipleri haklarını savunmak için örgütlenecektir. (...)

Artan Kürt bölücülüğü ve azınlık ırkçılıkları, Türk nüfusunu sıkıştırmaktadır. Kürtçülük istilacılık şeklinde yayılmakta, Türk nüfusunu eritmektedir. Buna karşı Türk bölgelerde bir Türk seddi kurulacaktır. Kürt istilacılığının yayılma noktası olan, Akdeniz’le Güneydoğu Anadolu’nun birleşme noktasında Türk seddi kurulacaktır. O nedenle Hatay-Adana-Mersin bölgesi ile Antep ve Maraş’tan oluşacak bölge Türk direnme bölgesi olarak belirlenerek burada bir Türk direniş örgütlenmesine gidilecektir.” (Gökçe Fırat, Sayı 64, 06.09.2004)


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe