| Gökçe Fırat |
Yine Nisan... Oyuna dikkat!
Yine bir Nisan AKP’ye açılan kapatma davası ile birlikte yeni bir döneme girmiş bulunuyoruz. Ancak bu yeni dönemin aslında geçtiğimiz yıl yaşadığımız dönemin bir “tekrarı” olup olmayacağı üzerinde düşünmemiz gerek. O nedenle biraz geçtiğimiz yıl yaşananları da hatırlayarak önümüzü görmeye çalışalım. Geçtiğimiz yılın Nisan ayına geri dönelim... Geçtiğimiz yıl Sezer’in görev süresinin bitimine yaklaşırken Cumhurbaşkanlığı krizi yaşanmaya başlanmıştı. Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığına karşı büyük bir toplumsal tepki vardı. Ve tam da o tepki günlerinde Genel Kurmay Başkanı Org. Büyükanıt bir basın toplantısı düzenledi. 12 Nisan tarihli basın toplantısı siyasi dengeleri alt üst etti. Büyükanıt “sözde değil özde laik bir Cumhurbaşkanı” beklentilerini açıklıyordu. Bu açıklamadan iki gün sonra Ankara Tandoğan’da ADD’nin öncülüğünde bir miting düzenlendi. 1 milyon insanın katılımı ile gerçekleşen miting siyasi dengeleri toptan alt üst etti. Bunun hemen sonrasında ise CHP 367’yi Anayasa Mahkemesi’ne götürerek iptal ettirdi. AKP açısından kabus günleri başlamıştı. Hemen ardından İstanbul Çağlayan’da ve İzmir Alsancak’ta yine 1 milyonluk katılımlarla dev mitingler düzenlendi. Bu sürecin sonunun ne olacağı kimileri açısından belli değildi ama, aslında AKP’nin köşeye sıkıştırılmasının getireceği sonuçları tahmin etmek hiç de zor değildi. Çünkü AKP’nin bu sürece bir erken seçim resti ile karşı koyacağı belliydi. Nitekim AKP böyle de yaptı. 22 Temmuz için alınan erken seçim kararı ile birlikte insanlar duruldu ve 22 Temmuz’u beklemeye başladı. Tüm bu süreç içerisinde mitingler sürecine kurumsal olarak katılmayan ve katılmayı da yanlış bulan bizler bu köşede bazı önemli uyarılar yaptık. İlk uyarı yazımız yazıldığında henüz meydanlar milyonlarla doluydu ve kimileri için AKP çoktan bitmişti bile. Bizse şu uyarıyı yapıyorduk: “Dolayısıyla gelinen aşamada toplumsal muhalefeti siyasi bir hedefe yönlendirmek, mücadeleyi siyasal düzleme çekmek Türkiye’nin geleceği açısından son derece gereklidir. Yoksa tüm bu kalabalıklara rağmen AKP sandıktan yine birinci parti olarak çıkacaktır. Cumhurbaşkanlığı için bu kadar hazırlık yapanların bundan sonrası için bir hazırlığı var mıdır peki? İşte bu nokta 1 milyonun dağılacağı noktadır. Siyasal bir hedef ve slogan etrafında birleşmeyen tepkili kalabalık sandık başında farklı partilere dağılacaktır. Bu ise AKP’ye yarayacaktır.” (23/04/2007, Başyazı, İşte millet işte sine) TÜRKSOLU’nun üç aşamalı planı Bu noktada TÜRKSOLU üç aşamalı bir plan önermişti. İlk aşama CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne gitmeden Meclis’i boşaltması ve hükümeti yıkacak bir halk muhalefetini örgütlemesiydi. Ancak CHP kendisi mücadele etmek yerine Anayasa Mahkemesi’ne gitmeyi tercih etti. Böylelikle AKP halk muhalefeti ile değil Mahkeme kararı ile yıkılan bir hükümet konumuna yükseltilmiş oldu. Fakat seçim kararının alınması ile birlikte yine de ne olursa olsun AKP’yi yıkmak için mücadele etmek gerekiyordu. Çünkü gelecek seçimin yeniden AKP’nin zaferini getireceği ortadaydı. Bu aşamada planımızın ikinci aşamasını önerdik: AKP’yi kapatın! O tarihte, yani seçimlerden önce AKP’ye açılacak bir kapatma davası AKP’nin seçim zaferine engel olabilecek tek yoldu. Ancak bu seçenek de o dönem devreye sokulmadı. Seçimlere bir ay kala şu uyarıyı yaptık: “Böylesi bir ortamda girilecek seçimlerden ne sonuç alınabilir peki? Görülen o ki, bu haliyle bir seçimde, AKP yine birinci parti olacak, hatta tek başına hükümet kurmaları için gereken 276 milletvekilliğini bulabilecektir. CHP oylarını bir kaç puan artırsa bile milletvekili sayısı azalacaktır. Çünkü geçen seçimdeki iki partili meclis tablosunun avantajını yitirecektir. Dolayısıyla yeni parlamento yine AKP ağırlıklı, belki bunun yanında DP’nin de CHP’den güçlü olduğu ve DTP’nin de 30 kadar milletvekili ile temsil edildiği bir meclis olacaktır. Şimdi soralım bu tablo mudur başarı? ... Bu noktada Türkiye’nin gelişen milliyetçi, Atatürkçü halk tabanını yansıtacak, antiemperyalist bir seçeneği yaratmak yerine, AKP karşıtı muhalefeti merkez sağ-merkez sol ittifakı olarak kurgulamak bu ülkeye büyük bir ihanet olacaktır. Dahası bu tür bir ittifak doğrudan antiemperyalist, milliyetçi ve Atatürkçü halk muhalefetini engellemek, yatıştırmak için kurulmaktadır! Bu nedenle halk güçlerinin oyun içindeki oyunlara karşı uyanık olması, bağımsızlığını yitirmemesi gerekmektedir. Atatürkçü güçleri hiç kimsenin böylesi düzen içi bir satranç oyununda piyon olarak kullanmasına izin verilmemelidir (14/05/2007, Başyazı, Ulusal Şahlanışa Laiklik Elbisesi Dar Gelir) Ancak artık iş işten geçmişti. Seçim çalışmaları başlamıştı ve bu seçim çalışmalarında ortaya çıkan tablo AKP’nin başarılı olacağını açıkça gösteriyordu. CHP ise ortalıklarda yoktu. Bu noktada artık yapılacak tek hamle kalmıştı. Bizim önerdiğimiz planın üçüncü aşaması Türk Ordusu’nun Kuzey Irak’a müdahale ederek dengeleri değiştirmesiydi. Ancak bu da yapılmadı ve ondan sonrasında 22 Temmuz geldi. Tüm bu dönem boyunca yani 12 Nisan-22 Temmuz arasında süren üç aylık dönem boyunca muhalif güçlere yönelik eleştirilerimizi ancak bu şekilde ifade edebildik. Çünkü bu dönemde AKP’nin kullanabileceği herhangi bir hareketten kaçınmak zorundaydık. Yeni bir Nisan Fakat tüm eleştiri noktalarımızın ve uyarılarımızın ne kadar da doğru olduğu ortaya çıkmış oldu. Şimdi geçtiğimiz Nisan ayında yaşadığımıza benzer bir süreç sanki yeniden kurgulanıyor ve biz bu defa önceden açık uyarılar yapma ihtiyacı hissediyoruz. Geçtiğimiz Nisan ayında CHP Anayasa Mahkemesi’ne gitmişti, bu defa AKP’nin kapatılması için dava Anayasa Mahkemesi’nde. Doğan Medya ve iş çevreleri geçtiğimiz yıl da bu dönemde AKP’ye karşı konumlanmışlardı bugün de o pozisyondalar. Geçtiğimiz yıl da Nisan ayında ADD öncülüğünde mitingler başlatılmıştı şimdi 12 Nisan’da yine bir miting var... Ve kapatma davası sürecinde köşeye sıkışan AKP yeniden bir erken seçim resti çekmeye zorlanıyor. Ve böylesi bir ortamda insan ister istemez birileri Atatürkçülük adına, AKP ile mücadele adına bize yine aynı filmi mi izlettirmeye çalışıyor sorusu geliyor! Anlaşılıyor ki kapalı kapılar ardında bazı hesaplar dönüyor. Ancak bu hesapları yapanların toplumla en ufak bir bağı olmadığı için, AKP’nin defterini sandıkta dürmek yerine bürokrasi-yargı-iş dünyası üçgeninde sorun çözmeye çalışıyor. Açık olalım ve soralım. 1-)Farzedelim AKP kapatıldı ve yeniden bir erken seçim resti çekti. Hem de yerel seçimlerle birleştirerek. Ve yine yaz aylarında. Sandıkta AKP’nin karşısına çıkacak bir alternatif var mı, yok mu! Herkes biliyor ki yok. O halde muhalefeti yeni bir sandık hezimetine zorlamanın bir mantığı var mı? 2-)AKP’yi mevcut parlamento içi bazı oyunlarla yıkmanın, bölmenin hesabını yapanlar ortalıkta yeni hükümetler kotarıyorlar. O insanlara şunu soralım: Türkiye’nin belası AKP mi, yoksa sadece Tayyip mi? Mesela sadece Tayyip’in siyasi yaşamın dışına atılacağı bir seçenekte Abdullah Gül ya da Abdüllatif Şener’i halkın önüne umut olarak mı süreceksiniz? 3-)Ve biraz daha olumsuz seçenekleri düşünelim. Mesela Tayyip 2002 seçimleri öncesinde de siyasi yasaklıydı ve muhtar bile seçilemezdi. Ama ne oldu, partisi seçimi kazandı, bazı yasaları değiştirdi ve bu siyasi yasakları da kaldırdı. Yine aynı tür bir düzenlemeye gidilemeyeceğinin bir garantisini verebilir misiniz? 4-)Ya da çok daha olumsuz düşünelim. Mesela AKP resti çekse ve erken seçime gitse. Ama tam da bu dönemde bir Başkanlık sistemi yasası geçirse. Ve siyasi yasaklı olan Tayyip’i siyasetçi olarak değil Başkan olarak halka seçtirirlerse! AKP’yi engellemenin yollarını düşünenler her yolun sonunda AKP’nin kıskaçtan çıkmak için izleyeceği yolların neler olabileceğini de düşünmek zorunda. Yoksa geçtiğimiz Nisan’da yaşananların aynısını ama bu defa çok daha büyük bir hüsranla yaşarız. Çözümünüz var mı? Üstelik çok daha başka bir şey söyleyelim. AKP’nin yerine kurgulanan seçeneklerin Türkiye’ye bir faydası olacak mıdır? Yine geçtiğimiz seçimlerden önce şu soruları ortaya atmıştık: “22 Temmuz seçimleri bu açıdan önemli bir sınanma noktası olacaktır. Cumhuriyet’i korumaktan bahsedenlerin, tehlikenin ne ölçüde farkında oldukları burada ortaya çıkacaktır. Şimdi esas büyük sorunu ortaya koyalım: Türkiye AKP iktidarının yıkılması ile birlikte, 23 Temmuz sabahı, hangi sorununu çözmüş olacaktır? Mesela ülkemizdeki Kürt devleti planı ne ölçüde engellenmiş olacaktır? Ermeni, Rum vb. azınlıkların, ulusal bütünlüğümüze karşı eylemleri ne olacaktır? Daha açık soralım: 22 Temmuz seçimleri ile birlikte AKP’nin yıkılması, sokaktaki Kürt istilasını ortadan kaldıracak mıdır? Bu nedenlerle AKP’yi yıkmak için girişilen her tür eylem ve toplumsal mücadele gelip bir noktada odaklanmaktadır: “Kürt meselesi”ne çüzümünüz nedir? O nedenle AKP karşıtı bir hareket ve eylemin ne kadar AKP karşıtı olduğunun sınanma noktası da budur. Mesela AKP karşıtlarına soralım, AKP yıkıldıktan sonra AB ile ve ABD ile ilişkileri nasıl devam ettireceksiniz? AB’ye üyelik hedefi sürecek mi? Ya ABD ile stratejik müttefiklik? Bu sorulara verilecek cevap her şeyden önemli ve tek belirleyicidir. Eğer hem AKP’ye karşı çıkıyor hem de AB sürecini devam ettirmekten bahsediyorsanız, hem AKP’ye karşı çıkıyor hem de ABD’yi karşımıza almayalım diyorsanız, sizin misyonunuz da Kürtçülüğün laik maskesi olarak kullanılmak olacaktır. Oysa bu ülkenin tek sahibi olan Türk milletinin artık maskelerle ve gölgelerle savaşmak gibi bir lüksü kalmamıştır. 28 Şubat döneminde Şeriatçı partiden sonra gelen partiler bu ülkenin hangi sorununu çözdüler?” Evet Türkiye’nin kısır döngüsüne geri dönüyoruz: AKP’yi yıkmak isteyenler de aslında en az AKP kadar AB’ci, ABD’ci! Ama çok daha garibi, AKP’yi yıkmak isteyenler aslında gizliden AKP’ci. İstedikleri tek şey AKP’nin kendilerine dokunmaması. Yoksa düşünün hele... Tayyip’in Kürtçülüğüne sesleri çıktı mı? Hayır, aksine daha fazla Kürtçü olalım, hatta asıl Kürtçü biz olalım ki Kürt oylarını biz alalım diyorlar! Peki Tayyip’in Amerikancılığına, AB’ciliğine? Hayır, bugünkü muhalefet AKP’ye Türkiye’yi AB’den uzaklaştırdığı için karşı çıkıyor, ABD’nin İran saldırısına kendilerinin daha iyi hizmet edeceğini Bush’a bile mektup yazarak anlatıyorlar! Peki türban Çankaya’ya çıkarkan bir itirazları oldu mu? Hayır, paşa paşa ellerini sıktılar! O halde soralım, sizin Cumhuriyet’ten kastınız ne allahaşkına? Kürtçülüğe, Amerikancılığa, Avrupacılığa, türbana evet dedikten sonra, Atatürk’ün Cumhuriyet’inden geriye bir şey kalıyor mu! Neyi savunuyorsunuz açıklayın da biz de öğrenelim!.. Evet, uyanık olma zamanı. Uyanık olmanın tek yolu ise devrimci olmaktır! Karşı devrimin partisi var, devrimin partisi yok. Tek çıkış noktamız da bu: Devrimci Parti’yi kurmak!
|