| Şükrü Aykutlu |
6 yaştan yansıyan yüzyıllar... “…Türkiye bir devrim içindedir. Bu devrim durmadı. Bugüne kadar tanık olduğumuz muazzam kıyam manzaraları onun (devrimin) bir aşamasıdır. Bu devrim, kendine ilke ve onu yaşatacaklara bilinç olabilecek bütün teorik ve fikirsel unsurlara sahiptir. Ancak bu unsurlar devrime ideoloji olabilecek bir fikir sistemi içinde toplanıp düzenlenmiş değildir. Gerek ulusal özellikleriyle, gerekse uluslararası kapsam ve etkisiyle tarihin en anlamlı hareketlerinden biri olan devrimimizin ileri fikir ve ilkelerini açıklamak devrim aydınlarına düşen ivedi ve onurlu bir görevdir. Devrimin ilkelerini bilmeye, benimsemeye ve benimsetmeye zorunluyuz. Kadro bunun için çıkıyor…”
*** 1932 yılında yayınına başlayan, gelecek on yıllarda egemenlerin büyük çabalarıyla unutturulmaya, hasır altı edilmeye çalışılacak olan Kadro dergisinin öncelikli hedefi belli idi: Kemalizmi incelemek, tanımlamak, açıklamak ve kuramlaştırmak! Kemalist düşünceyi sistemleştirmek gibi önemli bir işlevi yerine getirirken sağdan ya da soldan ağır saldırılarla karşılaştı. Nasıl olmasın ki? Kapitalizm ve uluslararası sosyalizmin yanına üçüncü bir toplumsal yolu kuram olarak getirip koymaktaydı dergi. Bundan daha büyük bir suç olabilir miydi şabloncu alem için?... Batının varsıllığını, Doğunun sömürülmesi üzerinden anlatan; kapitalizmin gücünü, sömürge zenginliklerinin ele geçirilmesine atfeden; sömürgelerin bağımsızlıklarını kazanmaları durumunda bile bu kez liberal politikalar yoluyla metropollere değer aktarıldığını anlatan dergi, son derece de önemli bir ipucu vermekteydi: “…Kapitalizmin bunalım dönemleri, sömürgelerdeki karışıklık ve savaş dönemleridir!...” Yanlış mıymış?... Kemalizmi “mazlum millet ideolojisi” zemininde yetkin bir biçimde tefsir eden, kuramlaştıran; ezilen bir ulusun manifestosunu sunan; iktisadi devletçiliğin, emek yanlı bir halkçılığın, sınıfsız bir toplumsal ulusalcılığın çerçevesini çizen Kadro, yayınlandığı süre içinde soldan “faşizm”, sağdansa “komünizm” suçlamalarına muhatap oldu. Özellikle liberaller, muhafazakarlar ve Marksistlerin bir dolu olumsuz kampanyasına hedef oldular. 6 Ok’un, ulusal/toplumsal bir sistemin temel bileşenleri ve koruganları olduğuna dayanan ideolojiyi oluşturmayı başarmışlardı. Kadro, yayın hayatına son verdiği 1935 yılında sadece 3 yaşında idi. *** Karşıdevrimin en azgın yıllarının az da olsa kesintiye uğratıldığı 60’ların başında yayın hayatına “Yeni Devletçilik” (YÖN manifestosu) metni ile giren YÖN dergisi, devletçiliğe yaslanan bir sosyalizm düşüncesini yeniden ve kuramsal boyutlarıyla hatırlatma işine girişiyordu. YÖN bildirgesi ile dönemin siyasal ve entelektüel yaşamına güçlü bir şekilde müdahale eden YÖN, ülkeyi yasal sol ile tanıştırmış TİP’i de derinden etkileyecekti. Uyarıları, kitleselleşmeye açık bir sol partinin ve programının mutlaka ideolojik zemine oturtulması, bunun içinse “Ulusal Sol” olarak adlandırılabilecek olan Kemalist ideolojinin toplum katmanlarına daha iyi anlatılması yönündeydi. Ülke, 60’ların ikinci yarısında uluslararası Stalinci rüzgarın ve yurtiçindeki temsilcilerinin TİP dışından gazelleriyle teorik müdahaleleri sonucu TİP krizine toslayacaktı. Uluslararası sosyalizmin beylerine göre “ulusal reaksiyonlara” yer yoktu enternasyonalizmde. Hepsi en çok birkaç yıl içinde itibarsızlaşma denilen o toplumsal cezaya çarptırıldılar. YÖN’se, yayın hayatını tamamladığı 1967 yılında 6 yaşını henüz bitirmekteydi. Ulusal Sol’a yeniden hayat verme misyonlarını başarıyla noktalamışlardı. Dönemin Stalinci stratejileri gereği “zinde güçlerin” ve aydın çevrelerin öncülüğündeki milli devrimlere destek sunan enternasyonalizmin yanında bu kez, sol gövdeye vurulan balta darbesi ile büyük yarılma yaşandı: Milli ve Demokratik bir Devrim önermesi, yani aşamalı bir devrim modeli... Henüz daha 3 yıl bile geçmeden, tozu dumana katan bu rüzgarın da tarih sahnesinden çekilişi... …ve 70’ler... Solun havarileri önderliğinde yüz binlere varan kitleselleşmenin yaşandığı, düşmanlıkların filiz verdiği, savrulmaların, uluslararası esaretlere yelken açmaların izlendiği, teorilerin teorileri takip ettiği, Ulusal Sol’dan, milliyetçi devrimcilikten gün be gün uzaklaşıldığı yıllar... Şablonculuğun, Batı terminolojisine esir oluşun, tabansızlığın, öndersizliğin ve dayanaksızlığın vardığı sonuçsa malum: Faşizme toslayış!... *** 20 yıllık küresel faşizmin hüküm sürdüğü ve ülke içinde kendi hizmetkarlarını, besleme sol/liberal kompradorlarını ürettiği dönemin ardından, bu kez 6 Ok’un kırık bir tanesinin bir daha kopmamacasına yapıştırılma kavgasına soyunan TÜRKSOLU. Devrimciliği milliyetçilik ile buluşturan; Ulusal Sol kuramı yeniden ayağa kaldıran yeni bir rüzgar. Fırtına bu kez kasırgaya dönüşeceğe benziyor. Karşıt cephe gene değişmemiş görünüyor: Liberaller, muhafazakarlar, yobazlar... Bir de bu güruha eklenen besleme sol. Soros’tan otlanan, çok “Bilgi”li üniversitelerimizde nesillenen, mikro milliyetçi ırkçılıklarını Sevr aşkıyla haykıran, Batı felsefesi aşığı, kapitalist enternasyonalin uşakları... Mustafa Suphi’den feyz almamış, Nâzım’ı tefsir edememiş, Mahir’lerin, Deniz’lerin ulusal reaksiyonlarına bir anlam yükleyememiş komprador sol! TÜRKSOLU 6 yaşında! Kemalizm 85... Batının ırkçı zemindeki sapkın anlayışına inat, ulusal direnişin milliyetçiliği yüzlerce yaşında... Devrimcilik ruhu ise insanlık tarihi ile yaşıt. Kıyamet kopana kadar yaşayacaklar. Kutlu olsun!
|