| Nur Arslan |
Atatürkçü Milliyetçi Sosyalist sentez:
Üç cephede mücadele;
TÜRKSOLU bir fikir akımının, Ulusal Sol İdeolojinin adıdır. TÜRKSOLU, bu ideolojinin üretildiği bir karargâh olmak için Türkiye’nin gençlik ve aydın birikimini harekete geçirmiştir. Bu ideolojiyi üretmekle sınırlı kalmamış, bu ideolojiye uygun politikaların da üretildiği bir merkez olmuştur. Çünkü TÜRKSOLU, ürettiği antiemperyalist politikalar çerçevesinde yükselen bir siyasal hareketin yaratılması için yola koyulmuştur. TÜRKSOLU, Türk’tür ve soldur. TÜRKSOLU Atatürkçü’dür. Oysa TÜRKSOLU’dan önce bu üç kavram da siyasal yelpazenin farklı akımları tarafından sahiplenmiş ve ayrıştırılmıştır. İşte TÜRKSOLU hem ideolojik zeminde hem de siyasal zeminde bu üç ayrı akımı birleştirerek Ulusal Sol senteze ulaşmıştır. Bu anlamda da kendisinden önceki Atatürkçülük anlayışıyla, milliyetçilik anlayışıyla ve sosyalizm anlayışıyla üç cephede birden mücadele vermiştir. Gökçe Fırat’ın daha 2000’lerde öngördüğü gibi; “Verilecek olan mücadele Atatürkçülüğü gardrop Atatürkçülüğüne dönüştüren, düzen içi Batıcı bir Atatürkçülük ve solu Atatürkçülükten ve milliyetçilikten koparan halktan kopuk sol anlayış”. Dolayısıyla TÜRKSOLU’nun ne tür bir Atürkçülük anlayışına sahip olduğunu, ne tür bir milliyetçilik tanımı yaptığını ve sosyalizmden ne anladığını ortaya koymak gerekiyor.
Devrimci Atatürkçülük TÜRKSOLU ilk cepheyi sahte “Atatürkçülere” karşı açmıştır. Mücadelenin, Atatürkçülüğü bir Batılı devrim modeline indirgemeye çalışan görüşlerle, Atatürkçülüğü emperyalizme karşı bir tam bağımsızlıkçı devrim olarak görenler arasında bir mücadele olarak algılamıştır. Saflaşmayı, bir yana devrimcileri diğer yana 12 Eylül’cüleri koyarak belirlemiştir. Gerçek Atatürkçülük mücadelesini Gökçe Fırat’ın; “Bugün Batıcı-sağ iktidarların Atatürk ve Atatürkçülük adına söyledikleri ne varsa büyük bir yalandan ibarettir ve bizler bu yalanları ortaya koyuyoruz. Devrimci Atatürk’ü yeniden gerçek kimliği ile ortaya koyuyoruz” ifadesiyle başlatmıştır. TÜRKSOLU bu anlamıyla Doğan Avcıoğlu ve Atilla İlhan gibi devrimci aydınların “medrese Atatürkçülüğü”, “gardrop Atatürkçülüğü”, şeklinde kavramlaştırdıkları anlayışlara karşı mücadeleyi görev bilmiştir. Bu anlamda “Gerçek Atatürkçülüğü” Deniz’ler gibi halkla buluşturmak için mücadele etmiştir. Bugün Taha Akyol gibilerinin yarattığı, sağcı Atatürk, solcu Atatürk, liberal Atatürk, devletçi Atatürk, uzlaşmacı Atatürk yani her devrin adamı Atatürk anlayışının yerine TÜRKSOLU tek bir Atatürk koymaktadır: Devrimci Atatürk. TÜRKSOLU bu noktada Kenan Evren gibilerinin ve Kenan Evren aydınlarının amacını çok iyi saptamıştır: 60’larda, 68’lerde halkla buluşan devrimci Atatürkçülük bir şekilde engellenmelidir. Çünkü bu yıllarda gençliğin, halkın ve Ordu’nun ortak paydası Atatürçülüktür. Bu birlikteliğin yıkılması için önce bu fikri temelin yıkılması gerekmektedir. Onun için Atatürçülük üzerine büyük bir oyun oynanmaktadır: İktidara çöreklenen yeni Tanzimatçı kadro kendisini Atatürkçü olarak lanse etti. Gençlere ise Atatürk’ün yeterince devrimci olmadığı fikri pompalandı. Böylece Atatürk bu kadronun elinde sağcılaştırılırken, halktan ve gençlikten koparıldı. Atatürk’ü kendilerine mal ederek içini boşaltanların oynadığı oyun tutmuştur. Sol Atatürk’ü beğenmez olmuştur. Atatürkçülük sağcıların elinde kapitalistleşirken; solcular da burjuva ideolojisi olarak adlandırarak Atatürkçülüğü beğenmemiş, sağcıların cephesine itmiştir. Bu oyunun sonucunda; lidersiz, ideolojisiz bırakılan gençlik savrulurken, halk mücadeleden uzaklaşmıştır. İşte TÜRKSOLU Atatürkçülüğü yeniden olması gereken yere koyarak oynanan oyunu bozmuştur. İşbirlikçi değil, ulusal sol TÜRKSOLU bu oyunu ciddi bir ideolojik mücadele vererek bozmuştur. Türksolu’nun ikinci sayısı “komprodor değil ulusal sol” sloganıyla çıkmıştır. Ve altı yıllık ideolojik mücadele bugün sonuç almaya başlanmıştır. Sol, ulusallaşmaya dolayısıyla kitleselleşmeye doğru gitmektedir. Bu yüzden soldaki değişimi, TÜRKSOLU’dan önce ve TÜRKSOLU’ndan sonra diye ayırmak ukalalık olmayacaktır. Ne yazık ki TÜRKSOLU’ndan önce, sol bu gereçeği bir türlü göremediği için vatanınıdan, milletinden kopmuş ve kompradorlaşmıştır. Bunun nedeni Marksist teorilerin sola dua gibi ezberletilmiş olmasıdır. Marksist teori bir kutsal kitap gibidir ve öğretileri şablonlaşarak ezberletilmiştir. Bu şablonların konuşulup tartışılması bile küfre girmektedir. Bu noktada TÜRKSOLU’na şablonları yıkmak ve ortalığı putlardan temizlemek görevi düşmüştür. Bu anlamda enternasyonalizm yıkılması gereken bir puttur. Sol Enternasyonal marşını dua gibi ezberleye ezberleye küreselleşmeci olmuştur. Hani sınırlar kalkacaktı ya, kapitalizm artık sınırları kaldırmaktadır. O halde sola düşen kapitalizmi savunmaktır. Emperyalizm çağı bitmiştir. Emperyalizme karşı ulus devleti savunmak, antiemperyalist mücadele vermek gericiliktir. O halde sola düşen AKP’yi ve PKK’yı savunmaktır. Nitekim öyle de olmuştur; bu şablonculuk solu AKP’nin ve PKK’nın yedeği yapmıştır. Bakın meclisteki “tek” sosyalistimize: Cumhurbaşkanlığı meselesinde de, türban meselesinde de AKP’nin, MHP’nin ve DTP’nin ille yanındadır. Bu sağcı güruhun dışında önerebildiği bir tek sol politika var mıdır? Taklitçi değil özgün bir sosyalizm anlayışı TÜRKSOLU emperyalist kapitalist sisteme karşı sosyalizmi savunmaktadır. Sosyalizm iddia edildiği gibi kökü dışarda bir akım değildir. Dünyanın her yerinde insanlar özel mülkiyetin olmadığı, herkesin emeğine göre ürettiği ve üretilenlerden ihtiyacı kadar aldığı bir düzen isterler. Bu anlamıyla elbette ki sosyalizm evrenseldr. Ancak TÜRKSOLU bu evrensel değerler adına sömürgeciliğin meşrulaştırıldığı, milliyetçiliğin yok edildiği, ezilen ulusların kendi öz değerlerine yabancılaştırıldığı sosyalizm anlayışlarına karşı çıkmıştır. Her toplumun kendi değerleriyle yoğrularak, geri yanlarını törpüleyip, ileri yanlarını geliştirerek çağdaşlaşacaktır. Sosyalizm adına başka devletlerin sosyalizm pratiklerinin ülkemize bir şablon olarak oturtulmaya çalışılması bir facia olmuştur. Bu anlamda TÜRKSOLU taklitçi değil, yaratıcı ve özgündür. Asıl kökü dışarıda olan sağdır Bu noktada TÜRKSOLU kökü dışarıda olan akımlarla mücadele etmektedir. Kökü dışarda olan akım ise sağçılıktır. Oysa ülkemizde aksi iddia edilmekte, solun köünün dışarıda olduğu iddia edilmektedir. Böylelikle sağcılar kendilerini aklayıp, suçlarını sola mal etmiş olmaktadır. Solun ise hiçbir zaman kökü dışarıda olmamıştır. Yanlış yaptığı, takliçi olduğu, savrulduğu, yanlış ideolojik zemine kaydığı olmuştur. Ama eğrisiyle doğrusuyla hep kendi milletini ve vatanını savunmuştur. Sağ ise hep uluslararası sermayenin, emperyalizmin yedeği ya da yabancı istihbarat örgütlerinin kullandığı akım ve örgütler olarak kendini var etmiştir. Sağcılık, 1919’larda gerici ve bölücü örgütlenmeler olarak, 1968’lerde komando kamplarında eğitilen gençler olarak karşımıza çıkmıştır. Bugün ise Şeriatçılık olarak kendini ortaya koyabilmektedir. Kurtuluş Savaşı yıllarından bugüne kadar bakalım: Arkasında ya İngiltere ya Almanya ya ABD... Ama hep emperyalizm... Her dönem boyunlarındaki ipi başkası tutar, sahip değiştirebilirler ama uşaklık hep aynı uşaklık, zihniyet hep aynı zihniyettir. Gerçek milliyetçiler solculardır İşte TÜRKSOLU işbirlikçi sağa karşı Ulusal Sol akım olarak ortaya çıkmıştır. Kökü dışarda olan sahte milliyetçiliğe karşı, gerçek milliyetçiliği sahiplenmiştir. Böylece milliyetçilik 1919’larda olduğu gibi gerçek anlamına kavuşmuş, emperyalizme karşı bir direniş ve diriliş ideolojisi olarak kendini yeniden yaratmıştır. Emperyalizme uşaklığın değil, emperyalizlme mücadelenin ideolojisi haline gelmiştir. Böylelikle Amerikancı milliyetçilik ve etnik milliyetçilik reddedilmiş; Atatürkçü milliyetçilik bayrak olarak yükseltilmiştir. Gökçe Fırat’ın tahliliyle milliyetçilik; “Türk milletini kendi yurdunda esir eden emperyalizm ile bunun acentalığını üstlenen hilafet-saltanat yapısına karşı Türk milletinin ulusal isyanıdır”. Ulusal sol ufuk Milliyetçilik, Sosyalizm ve Atürkçülük komprador sağcıların ve komprador solcuları elinden alınınca insanımızın ufku açılmıştır. Atatürkçü milliyetçi sosyalist teori; Galiyev’den Mustafa Suphi’ye, Suphi’den Mustafa Kemal’e uzanan bir Türk Birliği fikri olarak tüm bağlantılarıyla ortaya çıkmış, zihinler berraklaşmıştır. Mustafa Kemal’le başlayan Ulusal Kurtuluşçuluk anlayışı Afrika’dan Ortadoğu’ya ve Latin Amerika’ya kadar ezilen ulusların birliği olarak kafalarda canlanmaya başlamıştır. Yine devrimci gelenek, Mustafa Kemal’lerden Deniz’lere, Uğur Mumcu’lara ve bu günlere kadar uzanan bir birikim olarak başucumuzda durmaktadır. Ufkumuz ve yolumuz açık olsun!
|