| Cem Yağcıoğlu |
Sürüsüne bereket… Sürüsüne bereket derler ya, işte ondan bizde çok var. Her çeşidinden bulunur. Mesela sürüsüne bereket entellerimiz vardır. O bar senin, bu bar benim dolanır dururlar. Çağdaşlıktan, medeniyetten dem vururlar her defasında; saç sakal birbirine karışmıştır. Nasihatleri pek boldur, her konuda ahkam keserler. Sosyoloji onlardan sorulur, psikoloji, mantık desen, yedikleri içtikleridir. Hayatın anlamını sorgular, kıssadan hisse çıkarırlar. Yaradılışı onlar bilir, büyük patlamayı görmüş gibi anlatırlar. Bilmediğiniz her şeyi bilirler, ne sorsanız, illa cevap verirler; karıncanın cinselliğini, nihilizmin nedenselliğini izah edip Freud’u bile kıskandırırlar. İşte onlardan bizde sürüsüne bereket!Kimi zaman kitap yazar Nobel alırlar. Kimi zaman film çevirip, altın bir ayı kaparlar. Sanat derseniz onlardan sorulur; opera, bale, rock, caz, etnik müzik vesaire. Türkü deseniz burun kıvırırlar. Köfte ekmek değil ama bol soğanlı hamburger yerler, haydari yerine Amerikan salata tercih ederler. Rivayet bu ya, Rus salatası yiyenleri olduğu da anlatılır. Bu çeşitlerimize İstanbul dolaylarında oldukça sık rastlanır. Etiler’de saçlı sakallı olanları, Tarabya’da az tıraşlı olanları bulunur. Şarkılar söylerler, göbek atarlar, bale male derler ama aslında hiç sevmezler. En güzel halayı onlar çeker! En güzel şarkı sözünü onlar çalar!. En güzel besteyi onlar araklar! Kaside, gazel, komple Divan Edebiyatını yemiş yutmuşlardır. En güzel yalanı onlar söyler, en güzel sanatlar onların yatağından geçer. Çarşafları Amerikan mavisi, yastıkları Amerikan yıldızıdır. En güzel yazlık evleri hep Miami’dedir. Hepsi dayı, hala, teyze çocuklarıdır. Sözüm ona sanatçı olmayanları, gazetecidir çoğu zaman. Finans onlardan sorulur, bankacıdır amcaları. Ortakları çoğu zaman Fransız, kimi zaman Yahudi kök hücreli Amerikalıdır. Bizim canlarımız şehit olurken, onların borsaları hep çıkar. Koca koca sanayicidirler, hiçbir şey üretmeden habire montaj yapanlar da onlardır. Takım elbise giyer bu türleri, sanırsın adamdır, azıcık konuşsan aslında davardır! İşte memleketimi bunlar yönetir, Selçuklu’dan bu yana, Osmanlı’dan o yana… Sürüsüne bereket çoktur onlardan bizde. Hele İstanbul’da metre kareye değil, kafanıza düşerler. Arada Mehmetcik Vakfı’na üç beş bağış yaparlar, reklamlarını on onbeş yaparlar; çünkü reklamcı da onlardır, ajans da onlardır, gazete köşelerinde yazı yazan da onlar… Ne zaman milli duygularımız coşsa; hıh deyip burun kıvıran da onlar, faşizmin kitabını, değil yazmak, yaşarken bile, dönüp bize faşist diyen de onlar. Hepsi malum olan da onlar, hepsi bir arada, memlekete uzak ara olan da onlar! Banka sahibi onlar, banka çalışanı biz. Market sahibi onlar, kasiyeri biz. Borsada kazanan onlar, kaybeden biz. Oy alan onlar, oy veren biz. Sahte para basan onlar, içerde yatan biz. Hırpalanan, dövülen, kanı akıtılan biz, polisi çağıran onlar. Bombaları yapan, bombaları atan, mayınları patlatan onlar, ölen biz. Barış barış diye kıçını yırtan onlar, sırt sırta veren yine onlar. Çöldeki bedevinin mutluluğunun nedeni yine onlar, kutup ayılarının uyku sorununun sorumlusu yine onlar. Onlardan bizde çok var. Bizdeki onlar, onların kapı kulu olan onlar. Onların vatanı da yoktur, sorsan gereği de yoktur. Düdüğü çalan onlar. Minareyi de çalan onlar. Hep diyorum ya… Zencileri köpek yerine koyan onlar. Yahudileri fırında yakan onlar. Kızılderililerin soyunu tüketen onlar. Afrika’yı Afrika olduğuna pişman eden yine onlar. Vietnam, Bosna, Irak vesairedeki insanlık ayıplarını işleyen onlar. Buzulların erimesinden sorumlu olan, açlığın, yoksulluğun, aklınıza gelebilecek her türlü musibetten sorumlu olan yine onlar. Nagazaki’de evlerin kapılarını çalan kız çocuğundan sorumlu olan şerefsizler yine onlar! “Hepimiz Ermeniyiz” diye bağıranlar da içimizdeki onlar. Onlardan bizde çok var, sürüsüne bereket! Yalılarda oturan onlar, temizliğe giden biz. Dayak atan jön onlar, figüran biz. Kapalıçarşı’nın sahibi Hrantyan, kiracı Memed. Mafya onlar, haraç veren biz. Aklıma gelmeyenleri siz eklersiniz. Son olarak derim ki ben; bu sefer bir tek Samsun’dan değil, Diyarbakır’dan, Trabzon’dan, Mersin’den, Şanlıurfa’dan, Edirne’den, dört bir yandan gelecek, sarı saçlım, mavi gözlüm… “Hepimiz Mustafa Kemal’iz, hepimiz Türk’üz!” Bu gurur nereden sandınız? Sizdeki kompleksi aşalı asırlar oldu, tarihlere parmak attık; ucu size değmiş sanırım, yüzünüzdeki tebessümden anladım! Ne mutlu Türk’üm diyene! Bazı devşirme kafalı ve kendisinin solcu olduğu fikrine saplanmış fakat aslında emperyalistlerin frekans bozucu aletlerinin etkisiyle olacak, bize ve TÜRKSOLU’na faşist damgasını vurmak isteyen Sorozcu çocuklarına bir çift lafım olacak: Sol evrenseldir, ahmaklığı kaldırmaz. Sol insancıldır, hainliği barındırmaz. Sol ezilenin yanındadır, ezenle birlikte hareket etmez. Diyeceğim o ki; bugünkü şartlarda ezilen de, sömürülen de Türk halkıdır ve bu sebebten dolayıdır ki, ben bir solcu olarak ezilenin yanındayım. Haa, ne zaman sömürülmekten kurtulur ve bugün bize reva görülen muameleyi başka bir halka uygulamaya kalkarız, işte o zaman ben, yine bir solcu olarak nerede duracağımı iyi bilirim… Yani bedava solculuk olmaz. Tırı vırı solculuk ahkam kesmenin ötesine geçmez! Solcu, ezilen sırf kendi halkı olduğu için ona sırt çevirmez. Başkaları acaba ne der diye düşünmez. Doğru bildiğini yapar. Solcu, önce adamdır; başkalarına yaranmak için, devşirilmiş fikirlere itibar etmez. Buradan hareketle bazı tatlı su kurnazları şu soruyu sorabilirler: “Efendim iyi güzel de, bugün bu ülkede ezilen Kürtler değil mi?’’ Cevap: Hadi oradan şabalak... Mantık yürüt! Sen hiç ABD denilen canavarın ezilen bir halka yardım ettiğini gördün mü? Mantık derken, sende olsa zaten bu soruyu sormazsın. Bazı konulara hakim olmak için öyle çok şey bilmeye gerek yok. Tek yapılması gereken şey ise, gerillanın asaletini, kontrgerillanın satılmışlığından ayırmaktır. Bugün bu ülkede gerilla olduğunu sanan ahmaklar, aslında ABD’ nin finolarıdır! Ben bir solcu olarak son sözüm; finolara ve onlara kemik atanlara insani duygularınıza yenilerek aldanmayın. Onların köpek mamaları “Made in USA’’dır!
|