31.03.2008/Sayı:180
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya Yavuz Selim

Rusya-ABD çekişmesi devam ediyor

2-4 Nisan tarihleri arasında Romanya’nın başkenti Bükreş’te yapılacak olan NATO doruk toplantısının iki temel konusu Afganistan ile Gürcistan ve Ukrayna’nın olası NATO üyelikleri.Putin’den boşalacak olan Rusya Devlet Başkanlığı görevini 7 Mayıs tarihinde almaya hazırlanan Dmitri Medvedev, daha göreve başlamadan, daha önce söz verdiği gibi Putin’in çok iyi bir ardılı olacağının işaretlerini vermeye başladı. Rusya’nın kırmızı çizgilerini korumak konusunda Putin ile tam bir fikir birliği içinde olan Medvedev, İngiliz Financial Times gazetesine verdiği ilk demecinde, Sovyetler Birliği döneminde Birliğin parçaları olan Ukrayna ve Gürcistan’ı tehdit ederek, NATO ittifakına girmelerini Rusya’nın hiç hoş karşılamayacağını açıkladı.

2-4 Nisan tarihleri arasında Romanya’nın başkenti Bükreş’te yapılacak olan NATO doruk toplantısının iki temel konusu Afganistan ile Gürcistan ve Ukrayna’nın olası NATO üyelikleri. İttifakın en büyük üyesi ABD her iki ülkenin de İttifaka üye olması için diğer üye ülkelere baskı yapıyor. Almanya ve Fransa’nın başını çektiği ülkeler grubu ise yanı başlarında Rusya ile büyük sorunları bulunan ülkelerin İttifaka alınmasına karşı çıkıyorlar. Geçtiğimiz haftalarda Rusya’ya bir gezi düzenleyen Almanya Başbakanı Merkel; “Bölgesel ve dahili ihtilafları olan ülkeler NATO’ya üye olamazlar” diyerek doruk toplantısında Gürcistan ve Ukrayna’nın üyeliklerine Almanya’nın onay vermeyeceğini ima etmişti.

Sovyetler Birliği’nin 50’li yıllarda uzaya ilk roketi göndermesinin ardından ABD’nin topyekûn imha yerine esnek karşılık politikasına geçmesi nedeniyle Almanya ve Fransa’nın geçmişten gelen korkularını ve ABD’ye olan güvensizliklerini anlamak mümkün. Zaten Dmitri Medvedev de bu eski korkuların üzerine giderek üstü kapalı bir biçimde İttifakın diğer üyelerini tehdit ediyor: “Bu durumdan memnun değiliz. Bu Avrupa’nın güvenliği açısından büyük sorun oluşturacak. Hiç kimse herhangi bir askeri bloğun hemen sınırlarının yanı başında bulunmasından memnun olmaz.”

NATO toplantısına katılacak olan ABD Başkanı George W. Bush, aynı toplantıya katılacak olan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i hem Ukrayna ve Gürcistan’ın üyeliği hem de füze kalkanı konusunda ikna etmek için büyük ter dökecek. Zira Rusya ABD’nin tüm çabalarına karşılık füze krizini çözmenin en iyi yolunun projeyi tümden ortadan kaldırmak olduğunda ısrarını koruyor. ABD’nin Rusya’ya önerdiği füze yerleştirilen üsleri yakından inceleyebilme teklifi de bir işe yaramadı. Rusya en başından itibaren füze kalkanı projesinin İran’a karşı değil de kendilerine karşı olduğu konusunda yetkili ağızlar aracılığıyla sürekli yeni açıklamalar yapıyor. Bu konuda ileri sürdükleri en büyük gerekçe ise İran’ın Avrupa’yı vuracak kapasitede bir füzesinin henüz olmaması. ABD Başkanı George W. Bush bu sorunu çözmek için NATO toplantısının ardından, geçtiğimiz haftalardaki dörtlü toplantının devamı olarak 6 Nisan tarihinde Rusya’ya da uğrayacak. Fakat büyük olasılıkla bu görüşmeden de hiçbir sonuç çıkmayacak.

Bu arada müstakbel Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in bir görüşünü de bozuk saatin günde iki kez doğruyu göstermesi örneğinde olduğu gibi paylaşmak gerekiyor. Medvedev’in bu sözlerinin aslında tam olarak ülkemizin şu an içinde bulunduğu durumu özetlediğini de söyleyebiliriz:

“Yönetim halktan tamamıyla farklı düşünüyor. Aslında bu demokrasinin temel sorunudur. En azından böyle bir karar referanduma gidilerek verilmesi gerekir.”


Irak’ta kanlı hafta

Altı bakanla Irak Meclisi’nde temsil edilen Sadr yanlıları ülkedeki en büyük Şii gruplardan birisi. Mukteda es-Sadr da şimdi bu gücünü kullanarak ülke çapında sivil itaatsizlik eylemi başlatmakla kukla Maliki hükümetini tehdit ediyorIrak’ta Şii lider Mukteda es-Sadr’a bağlı militanlarla hükümet güçleri arasındaki ateşkes aylar sonra bozuldu. Oysa iki güç arasında altı aydır uygulanan ateşkes antlaşması geçtiğimiz günlerde altı süreyle bir kez daha uzatılmıştı. Fakat hükümet güçleri bu uzatmanın bitmesini beklemeden Mukteda es-Sadr’a bağlı Mehdi Ordusu’na karşı şimdiye kadarki en büyük operasyona başladı.

Operasyonların başlangıç noktası ise ülkenin en büyük ikinci kenti olan Basra oldu. Sokak çatışmaların halen devam ettiği kentte şu ana kadar ölenlerin sayısının 23’e ulaştığı bildiriliyor. Hükümet güçlerine bağlı bir komutanın ifadesine göre operasyonların hedefi Basra’da yasadışı olarak nitelendirilen eylemleri sona erdirmek. Basra, petrol bölgesi olması nedeniyle hükümet açısından son derece stratejik bir hedef olarak görülüyor.

Basra’da başlayan çatışmaların Irak’ın başkenti Bağdat’a ulaşması da uzun sürmedi. Özellikle Mehdi Ordusu’nun son derece güçlü olduğu Sadr semtinde ve diğer mahallelerde çıkan çatışmalarda ölü sayısı 30’u aşmış durumda. Bölgeden gelen bilgilere göre Sadr militanları Bağdat’ın birçok yerinde denetimi ele geçirmiş durumdalar.

En şiddetli çatışmalar ise Bağdat’ın güneydoğusundaki Kut kentinde yaşanıyor. Kut Emniyet Müdürü General Abdülhanin El Amara’nın verdiği resmi rakamlara göre 4’ü polis, 40’ı Sadr milisi olmak üzere şu ana kadar 44 kişi yaşamını yitirdi. Çatışmaların şimdilik sona erdiği ve polisin birçok mahallede denetimi tekrar ele geçirdiği bildiriliyor.

Yaklaşık 15.000 hükümet askerinin katıldığı ifade edilen bu operasyonun diğer önemli bir özelliği de İşgal Kuvvetlerinin bu operasyonda fiili olarak yer almaması. Irak güvenlik güçleri, Irak’ın işgalinden bu yana ilk kez Amerikalıların ya da İngilizlerin desteği olmadan bu kadar büyük çaplı bir operasyona girişiyor. Anımsanacağı üzere yaklaşık 5 yıl boyunca Basra’nın denetimini elinde bulunduran İngiliz askerleri geçtiğimiz Aralık ayında kentin yönetimini Irak ordusuna devrederek kentin dışındaki üslerine çekilmişti.

Operasyonları izlemek üzere Basra’ya geçen Başbakan Nuri el Maliki ise Mehdi Ordusu militanlarına silahlarını bırakmaları için 72 saat süre tanıdı ve teslim olan militanlar hakkında yasal işlem yapılmayacağının güvencesini verdi. Fakat çatışmalarının sürüyor olması, önerinin hiç kimse tarafından dikkate alınmadığını gösteriyor.

Nuri el Maliki’nin, Mehdi Ordusu militanlarının teslim olmasına yönelik çağrısına yanıt ise gecikmedi. Mukteda es-Sadr’ın Necef kentindeki siyasi bürosundan yapılan açıklamada Maliki’ye Basra kentini bir an önce terk etmesi çağrısı yapılırken, çatışmaları sona erdirmek için parlamenter bir heyetin gönderilerek görüşmelere başlanılması da istendi. Sadr tarafı ateşkesi altı ay daha uzatarak iyi niyet gösterdiklerini, oysa hükümetin bizzat kendilerine yönelik bir operasyon düzenleyerek bu iyi niyeti suistimal ettiğini iddia ediyor.

Sadr’a yakın kimi kaynaklar da Mukteda es-Sadr’ın kendisini destekleyenlere soğukkanlı olmaları ve gerekmedikçe güvenlik güçleriyle çatışmaya girmemeleri çağrısında bulunduğunu söylüyor.

Altı bakanla Irak Meclisi’nde temsil edilen Sadr yanlıları ülkedeki en büyük Şii gruplardan birisi. Mukteda es-Sadr da şimdi bu gücünü kullanarak ülke çapında sivil itaatsizlik eylemi başlatmakla kukla Maliki hükümetini tehdit ediyor. Sadr grubunun Meclis’teki başkanı Nasır el Rubai de operasyonlar sona erene kadar Meclis oturumlarına katılmayacaklarını açıklayarak bu çağrıya doğal desteğini veriyor. Daha şimdiden bu çağrıya yanıt veren Bağdat kentindeki birçok okul ve işyeri de kapanmış durumda. Maliki operasyonlar sırasında yalnızca Sadr yanlılarının hedef alınmadığını iddia etse de, Mehdi Ordusu kendilerinin hedef seçildiği konusundaki ısrarından vazgeçmiyor. Bunda haklılık payları olmadığını söylemek ise şimdilik çok zor.

Görüleceği üzere Irak’ta işler oldukça karışık durumda. Hükümet içinde yer alan grupların askeri güçleri bile hükümet tarafından yapılan askeri operasyonların hedefi olabiliyor. Hükümette Şiileri temsil eden partilerden en büyüğü olan ve Maliki’nin de partisi olan Dava Partisi şu anda en büyük rakip olarak gördüğü Sadr grubuna karşı operasyon düzenliyor, Sadr’a bağlı güçler ise aynı zamanda Sadr semtindeki Şii Irak Yüksek İslam Konseyi’nin güvenlik güçleriyle çatışıyor.

Ülkede iktidarı ele geçirmek isteyen güçler arasında kıyasıya bir savaş yaşanıyor. Çatışmalardan da görüleceği üzere güç dengesi tam olarak sağlanamamış durumda. Herkesin birbiriyle çatışmaya başladığı bir ortamda ise İşgal Güçleri kenara çekilerek çatışan tarafları izliyor. Irak’ta kimin daha güçlü olduğu anlaşılana kadar anlaşılan daha birçok operasyon yapılacak.

Şimdilik bulunan tek çözüm ise Bağdat’ta ilan edilen sokağa çıkma yasağı.

Not: Bu arada ABD Irak’ta verdiği özgürlük sözününün bir kısmını yerine getirdi. Hapishanedeki mahkumlar artık dışarı çıkmak istemiyorlarmış. Son derece anlamlı. ABD Irak’ta özgürlük işini o kadar abarttı ki, Irak neredeyse Vahşi Bat’ya döndü. Herkesin birbirini öldürme, güçlü olanın güçsüzü ezme özgürlüğü var dışarıda. Ha içerdekiler ölmüyor mu? Onlar da ölüyor ama hapishaneler o kadar kalabalık ki, sıra kendilerine gelene kadar hiç değilse yaşlanıp ölme şansları var. Dışarıda her dört kişiden üçünün açlıkla boğuştuğunu yazan uluslararası raporları da düşünürsek hapishanedeki bedava yemek de yanlarına kâr kalıyor. Dışarıda açlıktan ya da kim vurdudan ölmektense, içeride sıra kendilerine gelene kadar beklemeleri gayet mantıklı. Iraklı ailelerin çoçuklarını suça neden teşvik ettikleri böylece anlaşılır oluyor. Ne de olsa onların geleceklerini düşünüyorlar...


Kim demiş sarışınlar aptal olur diye...

Sarışınlar Partisi’nin ilk hedeflerinden biri ünlü tenisçi Maria Sharapova’yı partiye üye yapabilmek

Sarışınlar Partisi’nin ilk hedeflerinden biri ünlü tenisçi
Maria Sharapova’yı partiye üye yapabilmek

İnsanın adı çıkacağına canı çıksın diye boşuna dememişler. İnsanoğlunun bilinçaltına öyle bir yerleştirmişler ki, gördüğü her sarışının güzelliğiyle aklının ters orantılı olduğu konusunda insanoğlu artık ister istemez şartlanmış. Herhalde bu durumdan sarışınlar da sıkılmış olacak ki, bilimsel hiçbir veriye dayanmayan bu kent efsanesini yıkmak için şimdi Rusya’da harekete geçmiş durumdalar.

Putin’i artık hepimiz tanıyoruz. İktidara geldiğinden bu yana Rusya’da uçan kuş dahi Putin’den soruluyor. Putin’in demir yumruğu altında ezilen ülkede ne bir karşı ses ne de karşı bir fikir belirtmek kolay değil. Ülkede demokrasi hak getire! Ardılı Medvedev derseniz o da aynı yolun yolcusu olduğunu çoktan kanıtlamış durumda.

İşte bu gidişe bir son vermek isteyen ve Putin’in ardılı Medvedev’e dur demek isteyen sarışınlar ülkede bir parti kurdu. Adı da “Sarışınlar Partisi.” Sarışın herkesin doğal olarak üye kabul edildiği bu partinin üye sayısı her geçen gün çığ gibi büyüyor. Ama partiye üye olabilmek için sarışın olmak da bir ön koşul değil. Kendisini “içten” sarışın hisseden herkes bu partinin üyesi olabilir. Hedefleri ise 31 Mayıs Sarışınlar Günü’ne kadar 50.000 sarışını (içten de olabilir) partiye üye yapabilmek. Bu onlar için zorunlu. Çünkü siyasi parti olarak kaydolabilmeleri için en az 50.000 üye gerekiyor.

Parti Genel Sekreteri (ve aynı zamanda esmer olan) Marina Voloşina, Rusya’nın en tanınmış sarışınlarından olan ünlü tenisçi Maria Sharapova ve Rusya’nın Paris Hilton’u olarak tanınan Ksenia Sobchac’ı en kısa zamanda parti üyesi yapacaklarını belirtirken, 2012 yılında yapılacak olan yeni başkanlık seçimlerinde Kremlin yönetimini ele alacakları konusunda da son derece iddialı konuştu. 2012 yılındaki seçimlerde ülkede yıllardır süren Putinizmi ve ırkçılığı sona erdireceklerini açıklayarak son derece cesur bir politika izleyen Sarışınlar Partisi’ni bu cesaretinden dolayı kutlamak gerekiyor.

Bu cesarete gerçekten gereksinimleri olacak. Zira Putin’in iktidara gelmesinden bu yana ülkede farklı ırktan olduğu için öldürülenler de, Putin muhalifi olduğu için öldürülenler de sürekli artıyor. Yalnızca yılbaşından bu yana farklı ırktan oldukları için öldürülenlerin sayısı 27’ye ulaştı. Irkçıların saldırısı sonucu yaralananların sayısı ise 70. Bunlar tabii ki resmi rakamlara yansıyanlar. Bağımsız kaynaklara göre ise gerçek rakam açıklanandan en az 4-5 kat daha fazla.

Rusya’da yabancılara karşı uygulanan şiddetin giderek artmasının temel nedeni olarak polisin ırkçılarla mücadelede isteksiz davranması ve Putin yönetiminin yabancılara soğuk bakması gösteriliyor. İmam-cemaat misali yani. Putin’in Naşi adı verilen gençlik yapılanmasından cesaret alan ırkçı gruplar ise uyguladıkları şiddetin dozunu her geçen gün geçtikçe artırmaktan çekinmiyorlar. Önceleri yabancıları yalnızca dövmekle yetinen ırkçı saldırganlar artık işi bıçakla işlenen cinayet noktasına kadar taşımış durumdalar.

Bu şiddetin en son kurbanı ise bir Tacik kadın oldu. Görgü tanıkların ifadesine göre ortada hiçbir neden bulunmamasına karşın bir grup “dazlak” Rusya’nın başkenti Moskova’da Tacik kadına saldırarak boğazını kesti. Kadının vücudunun çeşitli yerlerinde ise 10’a yakın bıçak darbesi var. Dazlakların işlediği bu ırkçı cinayetlerin adi suç kapsamında değerlendirilmesi ise suçluların kısa bir zaman sonra salıverilmesinin ve yeni cinayetlerinin önünü açıyor. Saldırılardan en fazla zarar görenler ise Kafkasyalılar, Araplar, Türkler ve Hintliler.

Sarışınlar Partisi üyelerini görüleceği üzere son derece zorlu bir dönem bekliyor. Rusya’da Putin diktatörlüğüne başkaldırmak ya da ona muhalefet etmek ölümle eşdeğer nitelikte. Putin’in iktidara gelmesinden bu yana, ülkedeki yolsuzlukları araştıran 20’den fazla gazetecinin cinayete kurban gittiğini düşününce Marina Voloşina’nın bu çıkışının son derece cesurca olduğunu kabul etmek gerekiyor. Tabii Putinizmi yıkmayı başarılarsa kafalardaki aptal sarışın imajını yıkacakları da kesin.


İpler yeniden gerildi

Amerika Devletleri Örgütü (OAS) Genel Sekreteri Jose Miguel Insulza ve Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa

Amerika Devletleri Örgütü (OAS) Genel Sekreteri Jose Miguel Insulza ve Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa

Ekvador ile Kolombiya arasında, FARC’ın iki numaralı ismi Raul Reyes’in Ekvador topraklarında Kolombiya ordusuna bağlı askerler tarafından öldürülmesiyle başlayan gerilim yerini kısa bir süre de olsa yumuşamaya bırakmıştı. Fakat operasyonla ile ilgili yeni bilgilerin ortaya çıkmasının ardından durum yerini bir kez daha gerginleşmeye bıraktı.

Ekvador ile Kolombiya arasındaki ilişkilerin yeniden gerginleşmesinin nedeni ise Kolombiya ordusunun düzenlediği operasyon sırasında öldürülenlerden birinin Ekvador yurttaşı çıkması. Franklin Aisalia adındaki gerillanın ebeveynleri, operasyonun ardından basında ortaya çıkan fotoğraflara baktıklarında öldürülenlerin içinde oğulları olduğunu da gördüler. Aile şimdi Kolombiya’nın başkenti Bogota’ya giderek cesedi tam olarak teşhis etmeye çalışacak.

Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa, Franklin Aisalia’nın operasyon sırasında öldürüldüğünün kesinlik kazanması durumunda Kolombiya ile yeni ve ciddi bir krizin kapıda olduğunu ve Amerika Devletleri Örgütü (OAS) kapsamında diplomatik bir savaşa başlayacaklarını söylerken, Ekvador Savunma Bakanı Welligton Sandoval ise şöyle konuştu:

“Yabancı bir ülkenin topraklarımıza düzenlediği saldırıda bir Ekvadorlunun öldürülmesi, olayı karmaşık hale getirir.”

Correa ayrıca ABD’nin Kolombiya hükümetine tek taraflı destek vermesini ve çifte standartlı bir dış politika uygulamasını eleştirdi. Ekvador sınırlarının ihlal edilmiş olmasının kabul edilemez olduğunu ise bir kez daha yeniledi.

Kolombiya Devlet Başkanı Alvaro Uribe ise dostlar alışverişte görsün türü kaypak bir taktik izlemeyi sürdürüyor.

Bir yandan Ekvador ile ilişkilerini düzeltmek için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını açıklarken, diğer taraftan ise öldürülen FARC Lideri Raul Reyes’in bilgisayarında ele geçirdiklerini iddia ettiği bilgiler yardımıyla Ekvador Savunma Bakanı Gustavo Larrea ile FARC arasında bir ilişki bulunduğu propagandasını yapıyor.

Rafael Correa bu dezenformasyonun iki ülke arasındaki ilişkilerin düzelmesini olumsuz hale getirdiğini söylese de anlaşılan Uribe, ABD’nin kendisine biçtiği rolün dışına çıkmayı başaramıyor.


Sarkozy İngiltere turunda

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'yi İngiltere gezisinde kurtaran eşi Carla Bruni olduFransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Fransa ile İngiltere arasındaki ilişkilere yeni bir boyut kazandırmak için geçtiğimiz hafta İngiltere turuna çıktı. İşadamı arkadaşlarının yatları ya da uçakları ile tatile çıkmaktan dolayı Fransa’da pek rastlanmayan Sarkoz’ye her dış gezisinde olduğu gibi yeni eşi Carla Bruni de eşlik etti. Fransız basını Sarkozy’nin annesinin de geziye katıldığını ayrıca belirtmek durumunda kalmış ama bizler, bizim siyasetçilerimizin yedi göbek sülalesiyle beraber devlet kesesinden dış gezilere çıkmasına artık alıştığımızdan dolayı fazla garipsemedik. Batı emperyalist, sömürgen ama iş kendi ceplerinden çıkacak paraya gelince anlaşılan, “Velev ki anamı da alıp İngiltere turuna çıktım.” türü davranışlara iyi gözle bakmıyor.

Fransızlar Sarkozy’nin siyasi amaçlı bir geziye çıkmasının şaşkınlığını henüz üzerlerinden atabilmiş değiller. Zira Sarkozy belki de ilk kez Cumhurbaşkanı olmanın getirdiği sorumluluktan dolayı böyle bir dış gezi gerçekleştiriyor. Çünkü Fransa ile İngiltere arasındaki ilişkiler Irak’ın işgalinden bu yana fazla iyi sayılmaz. Almanya ile araları ise son zamanlarda bozuk sayılır. Bu ziyaret sayesinde iki ülke arasında sıcak ilişkilerin yeniden başlayabileceği konuşuluyor. Sarkozy belki de Almanya’ya karşı İngiltere kartını oynamayı düşünüyor. Fransız basını da siyasi haberlerden çok magazin haberleriyle gündeme gelen Sarkozy’nin bu ziyaretinin kamuoyu nezdinde kendisine iyi puan kazandıracağı konusunda bu yüzden hemfikir.

Neyse, Sarkozy ziyarete başlamadan önce BBC’ye verdiği demeçte iki ülkenin kaynakları paylaşması ve birbirlerinin aleyhlerine çalışmak yerine birbirlerine güvenmesi gerektiğini söyledi. Aklıma hemen itin iti zaten ısırmayacağı geldi ama çıkar çatışmaları yüzünden çıkan ve tüm dünyayı kana bulayan iki paylaşım savaşı düşünüldüğünde birbirlerine güvenmemekte son derece haklılar. Fırsatını bulsalar Üçüncü Dünya’yı bırakıp yeniden birbirlerini boğazlamaya başlar bunlar.

Bu ziyaret sayesinde İngiliz basını da Sarkozy ile dalga geçmenin fırsatını bulmuş oldu. İngiliz basınının Sarkozy’yi tanımasını sağlayan olay ise İngiltere Parlamentosu’nda yaptığı konuşma idi. Daha önce Sarkozy’ye “Bush’un finosu” lakabı takılmıştı ama İngiliz basını onun için yeni bir sıfat bulmakta gecikmedi: Yalaka!

Bakın Guardian gazetesinin Sarkozy hakkındaki ilk izlenimleri neler: “Bizi seviyor. Bize tapıyor. Bize hürmet ediyor! Nicolas Sarkozy’nin dün parlamentodaki konuşmasını dinlemek bir itfaiye hortumundan fışkırtılan krem şantiye tutulmak gibiydi. Seleflerinin aksine Fransa’yı İkinci Dünya Savaşı’nda kurtardığımız için bize teşekkür bile etti!”

Times gazetesi ise Sarkozy’nin daha önceki icraatlarına bakarak, verdiği sözleri tutabilecek karakterde biri olmadığına kanaat getirmiş.

Fakat bu gezinin yıldızı da yine Carla Bruni oldu. İngiliz basını Sarkozy’yi ne kadar yerin dibine batırdıysa, Carla Bruni’yi de o kadar göklere çıkardı. Carla Bruni görgüsü, karakteri ve zerafeti ile İngiliz basınından tam not almayı başardı. “İmparatoriçe Josephine’den bu yana hiçbir Fransız first lady’si bu kadar ilgiyle izlenmedi” yorumu yapılan Carla Bruni, belki de Sarkozy’yi kurtaran isim oldu.

Sarkozy, Carla Bruni’yi kendisine eş seçmesi sayesinde hiç değilse olası diğer sıfatlardan kurtulmuş oldu.

Kim bilir, Sarkozy belki de bazı gerçeklerin üzerini böyle örtmek istiyor.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe