| Yekta Güngör Özden |
Öncelikle, ivedilikle, özetle Hemen söyleyelim, iktidar partisini kapatmadan kurtarmak için düşünülen ve hazırlanan Anayasa değişiklikleri gereksizdir. Dâva sürecinde yapılacak değişiklikler geçersiz sayılır. Anayasa’nın 138. maddesi dışında kalınsa bile özde anlamsız ve hoştur. Biçimsel koşulların uygunluğu kaynaktaki bozukluğu gidermez. Yeni anayasal ve hukuksal sorunları gündeme getirmekten, gerginliği onarılmaz biçimde tırmandırmaktan başka işe yaramaz. Gerçek demokrasiye yaraşan durum siyasetten yasaklanmaları istenenler arasında adları geçen Cumhurbaşkanı ile Başbakanın görevlerini bırakmalarıdır. Partinin kapatılmasına karar verilir de adları yasaklananlar kapsamında belirlenirse ikisinin de görevden ayrılmaları zorunlu ve kaçınılmazdır. Kapatma kararının özel sonucu olan yasaklama, dokunulmazlık zırhından yararlanmaya da engeldir. Kaldı ki, kafaları değiştirmeden kuralları değiştirmenin hiçbir yararı yoktur. Örgütü kapatmadıktan, sorumluları etkin yaptırımlarla yasaklamadıktan sonra yargının kararlarının sonucu yararlı olmamaktadır. Kusur, tümüyle Anayasa ve yasalarla oynayan siyasetçilerdedir. Kapatmayı güçleştirmek yerine devlete ve demokrasiye karşı özene çağıran anlamlı yaptırımlar düşünülmelidir. Amaç hukuku yıkmak, etkisizleştirmek olunca durum başkalaşıyor. “Hukukî otoriterizm” diyen, Başsavcılığı statüko zaptiyeliği ve akılsızlıkla suçlayan, ispata çağıran tetikçiler, terbiye dışına çıkmakta sakınca görmeyen, iktidara güvenerek azgınlaşan medya militanları var. İlerde kendi başlarına gelirse yararlanmaları için kapatmayı kaldırmak isteyen destekçiler var. Demokrasiyi, devleti, partilerin yükümlülüğünü düşünüp arayanların sayısı çok az. İlgili yasa kurallarına aykırı uygulamalardan yakınmalar artmakta, adalete güveni, hukuka saygıyı sarsacak kolluk çabaları üzmektedir. Dokunulmazlık dosyaları görüşülürken “Hukuk siyasallaştı” demekten çekinmeyen iktidar bağımlıları, yapmayı düşündükleri değişikliklerin hukuk devletinden vazgeçmek olacağını anlamıyor. Cumhuriyetin temel niteliklerine yönelik suçların terör suçlarından daha hafif olduğu görüşü, hukuksal ve çağdaş anlayıştan yoksunluğun belirtisidir. Hukuk düzeni kurulup gerçek yapısıyla herkesi güven içinde yaşatmadıkça hiçbir değerin korunması sağlanamaz. Son olaylar Türkiye’mizde derin devleti değil, derin siyaseti, derin iktidarı, derin partileri gündeme taşımıştır. Değişik adlar verilen çetelerle, kurgular-senaryolarla bir yere varılamaz. Hukuk dışına kim-kimler çıkarsa yaptırımı yine hukukla olmalı, hukuk içinde kalınmalı, hukuksuzluktan ve hukuku siyasete araç kılma kötülüklerinden kaçınılmalıdır. Kimse, İstanbul Üniversitesi önceki Rektörü Sayın Kemal Alemdaroğlu’nun adlandırdığı “soytarı”larla zarara uğratılmamalı, varsa sorumlular ortaya çıkarılmalı, kesin hüküm giyinceye değin herkesin mâsum sayıldığı unutulmamalıdır. Medya rüzgârı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na hiçbir sıkılma duymadan saldıran medya kesiminin tiksindirici yayını sürerken, bir bölümü de yakışıksız konuşmaları kınanan kimi siyasetçileri hemen aklama girişimine başladı. Kültür ve Turizm Bakanı için sayfalar ayrılıyor. Bir yazar da “… Başsavcılığın ve Anayasa Mahkemesi’nin dâvaya hukuk açısından yaklaşmaları esas olmalı…” diyebiliyor. Böyle gereksiz bir öneri nasıl yapılabiliyor, şaşılır. Olayları kişiselleştirmeyen, yansızlığını yitirmeyen, görüşlerini ilkeler bağlamında açıklayanlara kendini bir şey sananlar yakınlık duymuyor. Bekledikleri okşamayı, baş sallamayı, boyun eğmeyi, bel kırmayı, dalkavukluğu bulamayınca yalanlarla suçluyorlar. Kimileri de kendi yandaşları, pohpohlayıp büyüttükleri, şımartıp bir yerlere çıkardıklarını alkışlamak için birbirini ezerek yığınlar oluşturmakta, sıraya katılıp gösterilere girişmektedir. Cumhuriyetin nitelikleriyle birlikte bir bütün oluşturduğunu bilmeyen bilim adamları türemiştir. Yalnızca ırsî (soycak) yönetimi engellediğini savunanlar çıkmakta, içeriğini, kapsamını, etkilerini gözardı etmektedirler. AKP’ni kapatma dâvasına ilişkin gelişigüzel görüşler açıklanmaktadır. Anayasa Mahkemesi raportörü esas hakkındaki raporundan önce esasa ilişkin görüş açıklayamaz. Mahkemeye güvenle beklemeli, karar eleştirilmelidir. Bakalım neler olacak? Ekonomide câri açık, borç yığını, enflâsyon tutarsızlığı, büyüme oranı tartışmaları, işsizlik yakınmaları sürerken, istikrar yanılgıyla iktidarın uygulamalarında değil oluşumunda aranırken yaşama yansımayan gerçekdışı, söylemde kalan iyiliklerle zaman yitirilmektedir. Bu arada Cumhurbaşkanı Gül’e “Turgut Özal Demokrasi Ödülü” üstelik “Turgut Özal Yeni Türkiyenin Mimarı” denilerek verilmiş. Hepsini yan yana koyup düşünmek ne duruma gelindiğini belirlemek için yeter. Toplumda terk edilen çocuklar, cinayetler, Nevruz bahanesiyle isyan denemeleri birbirini izliyor. Toplumsal çöküntüye çözümler yeterli biçimde aranmıyor, kural değişiklikleri belli çevreler ve kişiler dışında kimseye bir yarar sağlamıyor. Değişik alanlardaki gerilim ulusal gerilime dönüşüyor. Ulusallığı karalayıp, tertemiz Atatürk milliyetçiliğini ırkçılık-turancılıkla bir tutan medya soytarıları seviniyor. Olanlar Türkiye’mize oluyor. “Ortak akıl” için ilân mı verilmeli?
|