31.03.2008/Sayı:180
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Hakkı Koca

Al bayrağa ihanet...

Zor günler yaşıyoruz. Sanki sabır sınırlarımız teste tabi tutuluyor. Tahammül katsayımız hesaplanmaya çalışılıyor.

Emperyalizmin bekçi köpekleri olan bir avuç bölücü güruhu, aylardır yaptıkları kalleşçe saldırı ve tahriklere en korkunç olanını eklediler. Ulusal Kurtuluş Savaşlarının en görkemlisinin yapıldığı Anadolu topraklarında, binlerce vatan evladının yaşamını yok sayıp kanını akıtarak renk verdiği şanlı bayrağımıza kahpece saldırdılar. Sözde özgürlük günlerini kutladıklarını iddia eden bölücü güruh, 22 Mart Cumartesi günü Van ilinin Akköprü mahallesindeki “Fevzi Şengül İlköğretim Okulu”nun göndere çekili Türk bayrağını indirdiler ve yerlere atıp yırtmaya çalıştılar. Güvenlik görevlilerinin müdahalesi üzerine Türk bayrağını yere atarak kaçtılar. Olaylar sırf bununla kalmadı. 21 Mart gününden beri büyük şehirlerimizde ve ülkemizin birçok yerinde gösteriler düzenleyip ortalığı savaş alanına çevirdiler. Bölücübaşı posterleri isyan gösterilerinin bayrağı oldu. Türkiye Cumhuriyeti’ne isyanı meşru kılmaya çalıştılar.

Televizyon ekranlarında ve gazete sütunlarında haber olarak gördüğümüz bu görüntüler kanımızı dondurdu. Sadece bakakaldık. Ne yazık ki yaptığımız tek şey buydu. Bakakaldık...

Biz şaşkınca bakarken bizi yönetenler ve yönetmeye aday olanlar da bakakaldı. Hepsinden öte Cumhuriyet’i ve Atatürk devrimlerini korumaya ant içmiş kesimlerde bakakaldı.

Kürt bölücülüğünün geldiği noktayı tanımlaması acısından çok önemli bir olayı yaşamak zorunda kaldık. Al bayrağı gönderde görmeye tahammül edemeyen aşiret artığı güruh, Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğüne en ağır darbelerden birini vurdu. “Kimin vatanında kimin bayrağını indirmeye cüret ediyorsunuz?” diye soru bile sorulmadı. Soramadık...

Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır
Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.

Tarihin hiçbir döneminde ay-yıldızlı al bayrak böylesine bir saldırıya maruz kalmadı.

Doğal olarak çok sert tepki verilmesini beklemek hakkımız değil miydi? En başta ülkeyi yönetenlerin bu tepkiyi vermeleri gerekmiyor muydu? Vermeyeceklerdi, bizler biliyorduk. Çünkü ay-yıldızlı al bayrak onlar için bir şey ifade etmiyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğünü ve ulus olmanın onurunu simgeleyen bayrağımız, ulus bilincinden yoksun “Ne mutlu Türk’üm diyene!” diyemeyenler için zaten anlamsız olurdu. Onlar, kendileri için anlam ve ifade edebilecek bayrağı çoktan seçmişlerdi. O bayrak türbandı, gerisi yalandı...

Milliyetçiliği kendi hareketlerine isim yapanlar ise sokağa inmemeye yeminliydi. Provokasyona gelmeyeceklerdi.

Zaten Mersin’de Türk bayrağına çirkin saldırıyı yapanlara hiç ses çıkarmamışlardı. O sıralar bayrak yürüyüşü yapan Türk halkına karşı cephe bile almışlardı. Onlar ağababaları Amerika’nın onayı gelmeden “harekete” geçmezlerdi. Yaptıkları en milliyetçi iş, emekli Türk subaylarına saldırıp dövmekti. Bir de hakkını teslim edelim: Türban bayrağı için “Karanlık Parti”nin koltuk değneği olmayı çok iyi başarmışlardı.

Bir umut muhalefetin büyük abisinden bir tepki bekledik. Nafile! Sanki olanlar başka bir ülkede olmuş gibi görmediler veya görmezden geldiler. Ne de olsa son seçimlerde o bölgelerden çok az oy almışlardı. Gün hesap kitap devriydi. Önemli olan bulundukları mevkide kalmaktı. Ay yıldızlı al bayrağa sahip çıkmak çok şoven bir davranıştı. Yoksa ne derlerdi “Sosyalist Enternasyonel”e.

Kendilerinin sosyalist olduğunu iddia eden Avrupacı solcularımızdan tepki vermelerini zaten beklemiyorduk. Ulus olma bilincinden yoksun, Türk bayrağına sahiplenmeyi ilkel milliyetçilik gören anlayış ne yapabilirdi ki? Ama unutmayalım, daha geçtiğimiz aylarda İstanbul Kadıköy’de Yunanistan Komünist Partisi ile miting yaparken, Yunanlı gençlerin ellerinde yüzlerce Yunan bayrağını sallamalarını biraz düşünmeleri gerekmiyor mu?

Aslında bizleri daha da üzen, aylar öncesinden kapanan ve açılmayan kepenkler oldu. Kıbrıs’ta Mustafa Kemal Atatürk’ün ordusunun kararlığını gösteren Türk askerini gözlerimiz çok aradı. Türk bayrağına yapılan saldırı Mustafa Kemal Atatürk’e yapılan saldırıydı. Binlerce kefensiz yatan şehit düşmüş Türk askerine yapılan saldırıydı. Ama bazı şeylere alışılmıştı, olağan geliyordu yaşananlar. Tüm mevziler kaybedilmişti zaten. Demokratik teamüller vardı ya! AB’ye ne derdik sonra? Amerika’nın zoruna gitmez miydi? Hazır şunun şurasında kardeş kardeş dağları taşları, börtü böceği bombalıyorduk. İstihbarat alıyorduk. Varsın olanlar olsundu.

Artık en önemli sorunun zamanı gelmedi mi? Peki bizler ne yaptık? Çok mu masumuz?

Türk Ulusu’nun ve Türkiye Cumhuriyeti’nin dünya üzerinde var olma simgesi olan bayrağımıza sahip çıkabildik mi? Amerikan uşağı bölücü Kürt faşistlerinin bayrağımıza yaptığı iğrenç saldırıya tepki verebildik mi? Elimizde al bayrak meydanları doldurduk mu? Bayrağımıza uzanan elleri kırabildik mi? Asil kan yurtsever “Deniz Gezmiş” gibi elimizde bayrak, Samsunda en önde “Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü” yapabildik mi?

Bu soruları kendimize sorarken bir kez daha Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Bursa Nutku”nu okumanızı istiyorum. Umarım mücadele ruhunu yeniden yakalamayı başarabiliriz. Bayrağımıza ihanet vatana ihanettir.

“Türk genci inkılâpların ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Rejimi ve inkılâpları benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı, bir hareket duydu mu; ‘Bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır’ demeyecektir. Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla... Nesi varsa onunla eserini koruyacaktır. Polis gelecektir, asıl suçluları bırakıp suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç; ‘Polis henüz inkılap ve Cumhuriyet’in polisi değildir’ diye düşünecek fakat asla yalvarmayacaktır. Mahkeme onu mahkûm edecektir. Yine düşünecek: ‘Demek adliyeyi de ıslâh etmek, rejime göre düzenlemek lâzım...’ Onu hapse atacaklar; kanun yolundan itirazını yapmakla beraber, bana, İsmet Paşa’ya, Meclis’e telgraflar yağdırıp haksız ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını, kayırılmasını istemeyecek. Diyecek ki: ‘Ben inanç ve kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimizde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak girmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve amîlleri düzeltmek de benim vazifemdir...’

İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği...”
Mustafa Kemal Atatürk


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe