31.03.2008/Sayı:180
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Kapak Celal İmren

Sağduyu “sağ” duyuya dönüşmesin...

Cumhuriyet gazetesi yazarı Özgen Acar, muhabirlik yıllarında önemli başarılara imza atmış bir isim. Acar, 1968 yılında Sovyetler Birliği’nin “sosyalizm” adına işgal ettiği Çekoslovakya’ya o günlerde girmeyi başaran tek Türk gazetecisi de aynı zamanda.

Özgen Acar işgal haberlerinin arasına sıkıştırdığı bir yazısında; “Prag’da günlerce kalsanız yazı yazmada sıkıntı çekersiniz. Prag’ı bir uçtan bir uca trenle geçerseniz yazacak çok konu bulabilirsiniz” mealinde bir saptamada bulunmuştu.

Çekoslovakya işgal altındaydı o günlerde.

Bugünlerde Türkiye’de ise garip şeyler oluyor.

Ergenekon...

Türban yasağı…

AKP’ye kapatma davası…

Dön başa yine Ergenekon…

Dick Cheney Ortadoğu gezisi kapsamında Türkiye’de…

Genel Kurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde…

Sivil toplum kuruluşlarından sağduyu çağrısı…

Muhalefet liderleri Köşk’te…

Gündem adeta haber bombardımanına uğramışken siz oturup bir yazı yazacaksınız.

Konu?

Seç seçebilirsen!

Daha doğrusu, konuların önem derecesini belirlemek neredeyse mümkün olmuyor.

Yani…

Tümü aynı derecede önem taşıyor.

Eskiden Türkiye’nin havasında gariplikler hisseden yazarlar köşelerinde; “Bugün canım yazı yazmak istemiyor”, “Lahana dolması nasıl yapılır” türünden başlıklar atarlardı.

Bir de İsmet İnönü konuşmazdı.

İsmet İnönü konuşmayınca…

“İsmet İnönü konuşmuyor! Bir şeyler olacak” denirdi.

Ve bir şeyler olurdu…

Ancak devir değişti.

Dut yemiş bülbül olmanın kıymeti harbiyesi de yok!

Ancak, “ağzı olana konuşuyor” durumunda olmamız da vahim değil mi?

Ağzı olan konuşuyor, eli olan yazıyor.

Konuşan bir yandan, yazan diğer yandan ortalığı adeta yangın yerine çeviriyor.

Dumanlar…

Sis perdeleri…

Ve böyle bir ortamda itidal çağrıları…

Sağduyu önermeleri…

Umarız sağduyu, nitelik değiştirerek “sağ”duyuya dönüşmez!

Ummak yetmiyor ki!

Bir bakarsınız uma uma muma dönüvermişsiniz!

Muma dönmek…

Yani, sesi soluğu çıkmaz bir hale gelmek! Terbiye olmak, terbiye edilmek…

Bütün mesele de bu işte, onlar için!

Sessiz çoğunluk…

Dikensiz gül bahçesi…

Yaprağın kıpırdamadığı bir iklim…

“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” halleri…

Yılana ömür biçilir mi?

O yılan hem bin yıl yaşayacak ve hem de bin yıl size dokunmayacak!

Mümkün mü?

Gündem çok maddeli. Maddelerde artış olabilir.

Ben yazımı perşembe günü yazıyorum. Cuma günü olacaklar bilinmiyor.

Son iki haftanın cuma günlerinde bir şeyler oluyor çünkü. Bir şeyler oluyor ve arkasından sağduyu çağrıları geliyor.

Bir fıkra yazayım şimdi:

Ağa yanına marabasını alarak şehre gitmek için yola çıkar. Araba yeni. Atlar Veliefendi’deki yarış atlarını bile özendirecek dirilikte. Süsleri göz kamaştırıyor ve görenler imreniyor. Bir süre yol aldıktan sonra ağanın aklına bir hinlik düşüyor. Yolda bir öbek hayvan pisliği... Ağa marabasına dönüyor:

“Bu pisliği ye, araba da atlar da senin olsun.”

Maraba, ağanın önüne sunduğu ganimeti geriye çevirmiyor. Fıkra bu ya, pisliği afiyetle olmasa da yiyor. Atların da arabanın da sahibi marabadır artık. Şehre inip işlerini görüyorlar ve dönüş yoluna çıkıyorlar. Hayvan pisliği marabanın midesinde, atlar ve araba ağanın aklında kalmıştır. Yolda yine büyükçe bir hayvan pisliğini gören marabanın aklına gelir bu kez hinlik:

“Ağam, bu pisliği ye, atlarla arabayı geri al!”

Dünden razıdır ağa ve pisliği yer. Ancak ortadaki garip durum marabayı düşündürür. Sormadan edemez:

“Ağam, iyi güzel de, biz bu boku neden yedik?”

Evet bence de soru yerinde.

Bu boku neden yediler acaba?...


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe