31.03.2008/Sayı:180
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Nur Arslan

Hani PKK bitmişti!
Nevruzda çeteler sokağa indi

Nevruzun asıl siyasi sonucu Abdullah Öcalan isminin önceki yıllardan daha fazla öne çıkması oldu

Nevruzun asıl siyasi sonucu Abdullah Öcalan isminin önceki yıllardan daha fazla öne çıkması oldu. Apo’ya ait bir ses kaydı dinletildi. İmralı’da koşulların düzeltilmesi için oturma eylemi yapıldı ve Apo’nun avukatları aracılığı ile gönderdiği mesajlar okundu. Bu mesajlarla Apo, Ankara’ya; “Beni muhatap alın” çağrısı yaptı. Diyarbakır’daki gösterilerde konuşma yapan Leyla Zana; “Ben inanıyorum ki bu irade 2010’da onu aranıza getirecektir” dedi. Nevruz, PKK’nın bölgedeki etkisinin azalmadığını gösterdi. PKK’ya da; “Yıkılmadık ve adres biziz; bizi muhatap alın” çağrılarını yapma fırsatı verdi.

İktidar partisinin kendisine muhalif olan herkesi çete kurmakla suçladığı şu günlerde; kentlerimizin sokaklarında çatışmalar yaşanıyor, Nevruz bahanesiyle sokaklara dökülenler esnafa kepenk kapattırıyor, polisle çatışıyor, Türk bayrağı asılı binalara saldırıyordu.

Çeteler sokaktaydı, 30 binden fazla insanın kanının dökülmesini sağlayan çete başı için sokaklarda sloganlar atılıyordu. “Çeteler ortaya çıksın” diye bağıranların ise bu yaşanılanları gördüğü yoktu. Örneğin Sabah gazetesi bile; “Küçük çaplı olayların dışında coşkuyla kutlandı” şeklinde haberleştirdiği Nevruz için “Renkli Nevruz” manşetini kullanmıştı. “Renkli Nevruz” başlığının altındaki fotoğraflar ise PKK bayraklı, Apo dövizli kalabalık eylem fotoğraflarıydı. Küçük çaplı olaylar dedikleri nelerdi peki? Mesela Van’da bir ilkokulun gönderine çekilen Türk bayrağının indirilmesi, Türk bayraklı dükkânların ve binaların taşlanması, PKK bayraklarının açılması, Kürtçe sloganların atılması, Apo lehine sloganlar atılması…

Aslında gazetelere böyle manşetler atma cüretini veren bir gerçek var Türkiye’de. O da artık ülkemizde bölücülüğün meşrulaşmış olmasıdır. Amerika’nın, Avrupa’nın ve işbirlikçi iktidarların desteğiyle palazlanan PKK’nın kendisini Türk toplumundan ayrı bir kimlikle tanımlayan bir taban yaratmış olmasıdır. Ve bu ayrılıkçı tabanın her sene Nevruzu bahane ederek ayaklanma provaları yapması alışıldık görüntüler haline gelmiştir. Kuzey Irak’taki oluşum Türkiye Cumhuriyeti’ne bir fiili durum olarak kabul ettirilmiştir. Şimdi ise bu fiili yapının Türkiye ayağını oluşturmaya çalışanlar, Türk Milleti’ne bu yapıyı sessiz sedasız kabul ettirmeye çalışmaktadır. Bu şekilde toplumun gözünde bölücülüğü normalleştirmeye çalışmaktadırlar.

PKK’dan “Yıkılmadık, bizi muhatap alın” mesajı

Bu seneki Nevruz, kara harekâtımızın siyasi sonuçlarını göreceğimiz, PKK’ya verilen tahribatın sonuçlarını ölçeceğimiz bir gündü. Ama maalesef ayaklanmaların dozunda herhangi bir azalma yaşanmadı. Bırakalım bir azalmayı, Nevruzun asıl siyasi sonucu Abdullah Öcalan isminin önceki yıllardan daha fazla öne çıkması oldu. Apo’ya ait bir ses kaydı dinletildi. İmralı’da koşulların düzeltilmesi için oturma eylemi yapıldı ve Apo’nun avukatları aracılığı ile gönderdiği mesajlar okundu. Bu mesajlarla Apo, Ankara’ya; “Beni muhatap alın” çağrısı yaptı. Diyarbakır’daki gösterilerde konuşma yapan Leyla Zana; “Ben inanıyorum ki bu irade 2010’da onu aranıza getirecektir” dedi. Nevruz, PKK’nın bölgedeki etkisinin azalmadığını gösterdi. PKK’ya da; “Yıkılmadık ve adres biziz; bizi muhatap alın” çağrılarını yapma fırsatı verdi.

Kürtlerden kardeşlik değil, ayrılık mesajı

Ayaklanmaların dozunda bırakalım bir azalmayı, Nevruzun siyasi sonucu olarak Kürtlük fikrinin daha da ön plana çıktığı ve daha ileri mevziler istediği görüntüler yaşandı bu yılkı gösterilerde. Geçtiğimiz yıllara göre çok farklı görüntüler vardı Nevruz alanlarında. Türkçenin terk edildiği, herkesin Kürtçe konuştuğu bir kutlama görüntüsü çizildi. Basın mensuplarına Kürtçe tanıtım kartları verildi. 37 farklı Kürtçe slogan içeren pankart açıldı. DTP milletvekilleri ve tertip komitesi üyelerinin PKK’lıların dağda giydiği kıyafetleri tercih etmesi dikkat çekti. DTP’nin kadın milletvekilleri yerel kıyafet adı altında fistanı tercih ederken, Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in yöresel kıyafet olarak tanımladığı garip giysisi dikkat çekti. Kürtçe rock grupları sahne aldı.

“Kürdistan” haritalarını içeren pankartların da açıldığı, “İnsan Diliyle Özgür” sloganlarının yükseldiği bu yılki gösterilerle Kürtler artık dilleriyle, müziğiyle ve yerel kıyafetleriyle biz sizden tamamen ayrıyız mesajı verdiler. Kürtler bizim kardeşimiz, bir arada yaşayabiliriz diyenlere inat “Biz sizden ayrıyız. Ayrı bayrağımız, ayrı liderliğimiz var; bizi tanıyın ve böyle kabul edin.” mesajı verildi, bölünmüş Türkiye haritaları gösterildi.

Kürt-İslam ayaklanması

Ayaklanmaların dozunda bırakalım azalmayı, bu seneki Nevruz gösterileri karşımızdaki güçlerin siyasi kimliğinin iyice ortaya çıkmasına ortam hazırladı. Bir tarafta Apo posterleri açıldı, diğer tarafta Said-i Nursi posterleri. Muş’ta gerçekleşen Nevruz mitinginde eski bir imam elindeki Yasin-i Şerif kitabıyla Kürtçe konuşmalar yaptı.

Apo’dan “sayın” diye bahseden, “Kürtlerin kudretleri varsa devlet kurabilirler” sözünün sahibi Tayyip Erdoğan iktidarının yarattığı siyasal atmosferin böyle olması tesadüf değil elbette. Cumhuriyet’in, Türklüğün ve Atatürk’ün karşısındaki gericilerin ve bölücülerin aynı ideolojik çizgide birleşmesi de tesadüf değil. Kökleri Kurtuluş Savaşı yıllarına kadar giden Kürtçü ve Şeriatçı hareketlerin nasıl bir Kürt-İslam sentezi yarattığı bu eylemlerde ortaya çıkmış oldu. Eylemlerin bu niteliği, Türklüğün ve millet kavramının zayıfladığı anlarda ümmetçiliğin ve etnik kimliğin nasıl kardeş iki akım olarak ortaya çıktığını gösteren en çarpıcı fotoğraflar olarak tarihe geçmiş oldu. Bir tarafta Apo’nun, diğer tarafta Said-i Nursi’nin posterleri...

DTP kelle istiyor

Kürt-İslam sentezi etrafındaki örgütlenmenin nasıl bir faşist rejime doğru yol aldığı ise ayrı bir gerçek olarak karşımıza çıktı. DTP’li Ahmet Türk, iktidardan çetelerle mücadele kapsamının genişletilmesini ve çetelerin tüm boyutuyla ortaya çıkarılmasını istedi. İzinsiz yaptıkları gösterilere karşı çıkan devlet görevlilerinin, valilerin, terörle mücadele eden ordu mensuplarının görevden alınmasını talep etmeleri Kürt-İslamcıların ne kadar güçlendiğinin ve pervasızlaştığının bir göstergesi oldu. Bundan kısa bir süre sonra, görevini yapmak için PKK’lıların karşısına çıkan devlet görevlilerinin içeri tıkılması kimseyi şaşırtmasın. Çünkü Kürt İslamcılar artık kelle istiyor. Ahmet Türk; “Temiz toplum Kürtlersiz olmaz” diyerek hem iktidarın faşist uygulamalarını destekliyor hem de bu operasyonların Kürtlerin önünü açacak şekilde daha da genişletilmesini istiyor. Tayyip’ten Kürtlerin önündeki engelleri kaldırmasını, Kürtler için dikensiz gül bahçesi oluşturulmasını istiyor.

Nitekim bu yılki Nevruz gösterilerinde şehirleri savaş alanına çeviren göstericiler; dükkânları yağmalamaktan, polislere saldırmaktan, yollarda gördükleri Türk bayraklarına saldırmaktan kendilerini alamadılar. Basının renkli görüntüler diye nitelendirdiği ayaklanmaya karşı çıkan devlet görevlileri ise şimdilerde bir linç kampanyasıyla karşı karşıya. Siirt’te, Hakkâri ve Van’da izinsiz gösteri yapmak isteyen bölücülere karşı görevini yapmaya çalışan emniyet müdürü ve valilerin kellesi istenmekte. Siirt’te Emniyet Müdürü’nün, Akın Birdal’ın elini havada bırakması tartışmaların ana nedeni. Akın Birdal’ın elini sıkmayan Emniyet Müdürünün; “PKK’ya terör örgütü demeyenlerin elini sıkmam” demesi ve bu tepkisini karşısındakinin milletvekili olduğunu hatırlatanlara karşı bir vatandaş olarak ortaya koyduğunu söylemesi olay yarattı. DTP’liler söz konusu illerin valilerinin ve emniyet müdürlerinin görevden alınması için suç duyurusunda bulundu.

Hani PKK bitmişti?

İşte tüm bunlar, “müttefikimiz” Amerika Birleşik Devletleri’nin PKK’yı bitirmeye karar verdikten sonra yaşananlar. Hani ABD ile anlaşıp PKK’yı bitirecektik ya, o yüzden sokaklarımız savaş alanı. O yüzden şehirlerimizde bayraklarımız yakılıyor. PKK’yı bitirmiş olarak artık Kürt sorununu kardeşçe siyasi zeminde çözecektik ya, o yüzden kardeşlerimiz artık tek bir kelime bile Türkçe kullanmıyor, kendi haritalarıyla sokaklara dökülüyor. Bitirilen PKK’lılar devlet görevlilerimizi aşağılıyor, istediğini kabul ettirmediklerini yargılama kuvvetini kendisinde buluyor. İşte Amerikan müttefikliğinin yarattığı tablo: Örgütsel ve siyasal anlamda daha fazla mevzi kazanmış ve daha da güçlenmiş bir terör örgütü.

İşte Nevruz gösterilerinin Türkiye Cumhuriyeti için vahim olan kısmı budur. Bir askeri operasyon düzenlerseniz, bunun sizin açınızdan olumlu bir siyasi atmosfer yaratması gerekir. Ama tam tersi yaşanmış, PKK’ya karşı yürüttüğünüz operasyonun ertesinde Kürtçülük daha da güçlenmişse sorgulanması gereken şeyler vardır.

Amerikan müttefikliğinin yarattığı manzara

Ama maalesef sorgulanması gereken Amerikan müttefikliği es geçilmeye çalışılmaktadır. Bu noktada Amerikancılarımız oyun içinde oyun oynamaktadır. Amerikan müttefikliğinin sonuçları milliyetçiliğe mal edilmeye çalışılmaktadır. Türk Ordusu’nu Amerika’nın ve Irak’taki sözde Kürt yönetiminin çizdiği sınırlar doğrultusunda operasyona zorlayanlar, faturayı yine dönüp dolaşıp milletin sınır ötesi taleplerine çıkaracaklardır. Bu Nevruz gösterilerinden sonra Can Dündar gibilerinin çıkıp; “Askeri operasyon yaptık, PKK güçlendi. Partilerine kapatma davası açtık şimdi daha da güçlenecekler,” diye yaygara koparması tesadüf değildir. Can Dündar Nevruz gösterilerindeki PKK mesajını almış olacak ki, propagandaya başlamış hemen: “Devlet Öcalan’ı siyasi muhatap olarak kabul etmeyecekse, bölgenin oy verdiği partileri kapatacaksa, çözüm nasıl gerçekleşecek?” Leyla Zana’nın 2010 hedefi için, gazete köşelerini tutanlar göreve başlamış bile.

Bölücülüğe karşı ödünsüz ve tutarlı Atatürk tavrı alınmalı

Oysa eğer bir devlet, en üst protokolünde Kürt aşiret reislerini ağırlarsa ve o makamda “Kürdistan” açıklamaları yapılırsa, Leyla Zana’nın dediği olur. Çünkü Kuzey Irak’ta Kürt devletini tanıyan, Türkiye’nin bölünmesini paşa paşa kabul eder. Talabani kalkar Ahmet Türk oturur, Ahmet Türk kalkar Apo oturur. Leyla Zana’nın dediği gerçek olur. Amerika’nın kucağı Türkiye’yi Kürdistan’a gebe bırakır.

Tüm bu yanlışlara rağmen zararın neresinden dönelim diye düşünüp işe koyulmalı: Türkiye Cumhuriyeti kelle isteyen DTP’lilere karşı kendi kamu personelini koruyabilecek midir? Türkiye Cumhuriyeti, halkı suça teşvik eden, yasadışı mitingler organize ederek yasadışı sloganlar atan, yasadışı posterler taşıyan bölücülerle mücadele edecek midir? Bölücü ve faşist partileri kapatarak ülkesinin laik-üniter yapısını koruyabilecek midir? Milletini, bayrağını yani tüm varlığını Kürt-İslamcılara karşı koruyabilecek midir? Türkiye Cumhuriyeti, Büyük Ortadoğu Projesi’nin gerçekleşmesi için Amerika’nın kurallarını mı oynayacaktır? Yoksa bu oyunu bozacak mıdır? Bu oyunu bozacak Mustafa Kemal tavrı sınır ötesinde ve sınır içinde bölücülüğe ve gericiliğe karşı ödünsüz tavırdır. Bu tavır Amerika’ya karşı ödünsüz tavırdır.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe