31.03.2008/Sayı:180
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Hüseyin Adıgüzel

Medya, medya, yine medya!
Kendileri köle olanlar
özgürlük dersi vermesin

Milli Mücadele’nin eyleminden niye kimse bahsetmez?

TÜRKSOLU ve Milli Mücadele Derneği mensupları 23 Mart Pazar günü saat 14.00’te Taksim’de “Kapatın Gitsin” sloganı ile meydana çıktık ve bir basın açıklaması yaptık. Eylem boyunca orada olan tüm gazeteciler haber yaptılar, resim çektiler. Televizyonlar çekim yaptılar, basın bildirimizi aldılar. Ertesi gün çıkan tüm gazeteler sanki ağız birliği etmişçesine bu haberi yayınlamadılar. Bin kişiye yakın bir topluluğun bir saate yakın süren eylemi haber olarak bile, gazete demeye dilim varmayan bu paçavralarda yer almadı. Aynı gün gazetelerini açın, bir bakın, haber olarak bu millete neleri vermişler? On, on beş kişilik PKK gösterisini tam sayfa verenler, AKP’nin kapatılmasını isteyenlerin sesini kısmayı becerdiler.

Milli Mücadele’nin eyleminden niye kimse bahsetmez?

Türkiye’nin gündemi dopdolu… İnanın neden bahsedeceğimi, neden konuşmam ve yazmam gerektiğini şaşırıyorum. Politik arenası belirsizliğini koruyor. Ortalık toz duman içinde, göz gözü görmüyor. Elbet gelişen, hem de bir hızlı tren gibi gelişen olayların sonucunu kestirebilmek oldukça zor görünüyor. Hemen herkes, bir takım teoriler üretiyor ve kendine göre bu teorilere dayanarak bir sonuç çıkarmaya çalışıyor. Bu belirsizlik ortamı içerisinde yakın geçmişi ve olaylarını göz ardı etmeden bir takım tahminlerde bulunulabilir. Ama bunlar da sadece tahmindir! Ben tahminlerde bulunup kahinlik yapmak istemiyorum. Bu yüzden ben biraz geçen haftaya dönmek istiyorum. İkinci fırtınanın koparıldığı haftaya…

AKP hükümetini endişelendiren ve Anayasa değişikliği ve referandum yapmaya zorlayan kapatma davası gündemden düşürülmüş, kamuoyu tutuklamalara yönlendirilmiştir. Zamanlama mükemmel! “Demokrasilerde de siyasi partilerin kapatılacağı” anlaşılmaya başlandığı sırada, gözaltılar bomba gibi gündemin üstüne düşürüldü ve konu unutturulmaya çalışıldı.

Bunları bekleyen bizler, TÜRKSOLU ve Milli Mücadele Derneği mensupları gündemi değiştirmeden 23 Mart Pazar günü saat 14.00’te Taksim’de “Kapatın Gitsin” sloganı ile meydana çıktık ve bir basın açıklaması yaptık. AKP’nin niçin kapatılması gerektiğini basın açıklaması ile halkımıza duyurmak istedik. Eylem boyunca orada olan tüm gazeteciler haber yaptılar, resim çektiler. Televizyonlar çekim yaptılar, basın bildirimizi aldılar. Ertesi gün çıkan tüm gazeteler sanki ağız birliği etmişçesine bu haberi yayınlamadılar. Bin kişiye yakın bir topluluğun bir saate yakın süren eylemi haber olarak bile, gazete demeye dilim varmayan bu paçavralarda yer almadı.

Aynı gün gazetelerini açın, bir bakın, haber olarak bu millete neleri vermişler? On, on beş kişilik PKK gösterisini tam sayfa verenler, AKP’nin kapatılmasını isteyenlerin sesini kısmayı becerdiler. Tek bir satırla bile eylemden söz etmediler. Basını böyle olan bir ülkenin geleceğinin ipotek altında olduğunu söylemek her halde aşırı kötümserlik olmaz gibime geliyor.

Mütareke medyasından bile aşağılıksınız...

Bu medya ordusu tümüyle, (bir-iki istisna olabilir ama onlar kuralı bozmaz) mütareke medyasından bile aşağılık bir durum sergilemektedir. Bunlar, basın özgürlüğünden, kişi hak ve özgürlüklerinden, düşünce özgürlüğünden neden söz ederler? Anlamak mümkün değildir!

Kendi içinde özgür bir ortam yaratamayanlar, emir kulları olarak yazı yazanlar, kalemlerini satanlar, patronlarının isteği doğrultusunda fikir üretmeye kalkanlar, bizlere hangi özgürlükten niçin söz ettiklerini açıklamak zorundadırlar.

Kendileri köle olanların, başkalarına özgürlük dersi vermeleri kadar gülünç bir şey olamaz. Çünkü köleler özgürlüğün ne olduğunu bilmezler, özgürlüğün tadını sadece özgür olanlar anlar ve tadar. Kölelerin özgürlük hakkında sadece istemekle yetinmeleri gerekir. Kendi özgürlüğünü üç kuruşa değişenlerin, hiç kimseye, ama hiç kimseye özgürlük dersi vermeye, ahkâm kesmeye hakkı yoktur. Köleler, efendilerinin isteği kadar konuşurlar ve yazarlar.

Bütün bunlar ortada iken, peki neden bunların gündemlerinden kişi özgürlükleri, düşünce özgürlüğü gibi parlak sözler hiç düşmez? Nedeni açık; onların istediklerini söyledikleri özgürlük ortamı sadece kendileri gibi düşünenler içindir. Ha bir de Türk Milleti’nin düşmanları için… Şimdi, bu ülkede yaşayacaksın, bu ülkenin ekmeğini suyunu içeceksin, bu ülkeden para kazanacaksın ve bu ülke insanın sesini kısmaya çalışacak, ona düşmanlık yapacaksın, yalan, yanlış ve yanlı haberlerle onu uyutacaksın! İşte medya dediğimiz kuruluş bugün budur!

Dönmeler, dönekler, satılmışlar, korkaklar ve patronlar medyası

Dünyanın hiçbir yerinde, Patagonya’da bile, böyle köleler ordusu bir basın olduğunu zannetmiyorum. Yeni bağımsız olmuş muz cumhuriyetlerinde bile böyle bir basın olduğunu hiç düşünmeyiniz. Bu sadece bizim basına özgüdür. Çünkü bunların çoğu gazeteci falan değildir. Babalarından kendilerine miras kalmış asaletleri içinde, baba dostları tarafından gazeteci olsunlar diye gazetelere yerleştirilmiş zadegân çocuklarıdır. Bunlar, gazeteci olmadıkları gibi yazar falan da değildirler. Yazdıkları dili bile bilmezler. Her yazılarında bir sürü dil hatası yaparlar, yanlış kelimeler bile kullanırlar. Cümle kurmaktan habersizdirler. Ama adları yazardır, hem de köşe yazarıdırlar. Ne demekse! Belli bir konuyu, belli bir düzen içinde okuyucuya sunmayı bile beceremezler. Ama adları yazardır, hem de köşe yazarıdırlar. Paragrafın ve satır başının ne olduğundan haberleri yoktur, ama adları yazardır, hem de köşe yazarıdır. Bildiğimiz bazıları, önlerine konulan metni kendi yazmış gibi gazeteye verenlerdir. Bunlar gazetelerin kalemşörleridir, aynı İttihatçıların silahşörleri gibi… O zaman silahla korkutuyor, yıldırıyorlardı; bugün yazarak korkutuyorlar, yıldırıyorlar…

Medyaya daha önceki bir yazımda, dönmeler ve dönekler medyası demiştim, anımsarsanız. Eksik söylemişim, dönmeler, dönekler, satılmışlar, korkaklar, acizler ve patronlar medyası demem gerekiyormuş. Dünyanın hiçbir gelişmiş ve demokratik ülkesinde medya patronlarının başka işleri olmasına izin vermezler. Biz de bir bakın, hemen hepsi iş adamıdır ve hükümetle iyi geçinmek zorundadır. Çünkü ihaleler alacaklardır, özelleştirmelerden yararlanacaklardır…

Anımsayınız, Maliye Bakanı açık unuttukları mikrofonlardan YÖK Başkanı için “Sıkıysa yapmasın!” demişti. Biraz değiştirin ve “Sıkıysa yazsın ya da yazmasın” şekline getirin. Böylece medya patronlarını hayal edin ve gazetelerinde, millete özgür basının temel ilkesi olan “ilkeli ve doğru haber, yansız yorum verme” ilkesinin nasıl kullanıldığını anlayın!

Birbiri ardına gazete ve televizyon değiştirenleri, transfer öykülerini, boş kalmış yazar müsveddelerinin el değiştiren gazetelerin genel yayın yönetmenliklerine nasıl getirildiklerini bilirsiniz; bilmeseniz bile tahmin edebilirsiniz. Çünkü bu tür ahlaksızca yapılan işlemlerin dedikodularını mutlaka duymuşsunuzdur.

Şimdi, bazı büyük medya organlarının başında bulunanların oraya hak ederek gelmediklerini, hükümet yalakalığı yapmaları, sahibinin sesi olmaları ve yanlı yorumlar yayınlamaları için oraya oturduklarını söylemekte herhalde hiçbir sakınca kalmaz. Böylece hükümet, gizli bir şekilde, milletin en demokratik hakkı olan haber alma özgürlüğünü, medyada kullandığı kalemşörleri ile elinden almaya çalışıyor. Hatta aldı bile… Nerede demokrasi? Nerede kişi hak ve özgürlükleri?

Artık bu semerleri atma zamanı gelmedi mi?

Bakın, inceleyin bunların gazetelerini… Ne haberler ne yorumlar göreceksiniz. Sanki bu hükümet gökten zembille inmiş, yaptığı her iş yerinde ve güzel! Yanlış giden bir şey mi var; kabahat ulusalcıların, muhalefetin! Bunların hiçbir günahı yok, bunlar melekler kadar saf ve temiz… Ne kadar yanlış varsa, hepsi muhalefetin ve ulusalcıların... Böyle bir anlayış içindeki medyanın Türkiye’ye zarardan başka bir şey verebileceğini kim iddia edebilir?

Bu zararı asgariye indirmek için bu gazeteleri satın almamak, okumamak gerekiyor. Ama maalesef en çok okunan ve satılan gazeteler bunlar… Sıkıntı içinde yaşamaya çalışıyor, hükümet üç kuruşluk emekli maaşına bile göz dikmiş, esnafın cebinden hükümetin eli çıkmıyor, vergiler dünyanın hiçbir ülkesinde olmadığı kadar ağır, dünyanın en pahalı doğalgazını, petrolünü ve elektriğini kullanıyor, ekonomi buna rağmen sallanıyor, çarşı-pazar ateş pahasına gelmiş, ama benim sevgili vatandaşım hâlâ şakşakçıları okuyor, şakşakçıları dinliyor. Yani bütün bunlarla mücadele edeceğine oturup dert yanıyor, ama yerinden kıpırdamıyor, kıpırdamak istemiyor. Kimse kusura bakmasın, bir atasözümüz var, diyor ki: “Sen eşek olursan semer vuran çok olur!” Biri gidiyor, öbürü geliyor, ama semer vurulan hep biz oluyoruz. Artık bu semerleri atma zamanı gelmedi mi?

Biz geldiğine inanıyoruz. Bunların karşısına Atatürkçü, tam bağımsızlıkçı devrimci bir partinin çıkarılması gerektiğine inanıyoruz ve semerleri atmak isteyenleri de bekliyoruz. Sıkıntımızın özü burada… Temel nokta böyle bir partinin politika arenasında olmayışıdır. Katılın, güç verin, çok yakın gelecekte politika arenasına Atatürk devrimcisi bir partiyi el birliği ile sokalım ve mücadelemizi siyasi zemin üzerinde yapalım.

İçinde yaşadığınız koşulları beğeniyorsanız, yaşamınızdan memnunsanız oturmaya devam edin. Sizi eşek yerine koyarak sırtınıza semer vuranları alkışlayın. Siz çalışın, ananızdan emdiğiniz burnunuzdan gelsin, onlar yesinler, oğullarını kızlarını Amerika’lara, Avrupa’lara göndersinler, holdinglere ortak etsinler, gemicikler alsınlar. Sizler, evet sizler, mücadeleden kaçanlar, yorulanlar, yılanlar... Sizler de bu gözyaşı imparatorluğunu alkışlayınız ve devamı için oy veriniz…

İnsanca, hakça bir düzen içerisinde yaşamayı hak etmeyenlerin şikayet etme hakkı olmaz! Hak etmek, mücadele etmektir! Hak etmek, mücadeleye katılmak demektir! Hak etmek, maddi ve manevi olarak mücadeleye destek vermek demektir! Unutmayınız ki; “Her toplum lâyık olduğu şekilde yönetilir!”

Gelin ve katılın. İnsan gibi yaşamaya, hak ve özgürlüklerinizi kullanmaya lâyık olduğunuzu gösterin!

Katılın ve güç verin!


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe