| Yılmaz Yeşildağ |
|
Ulusal kültür yaratmak ve eğitim Türkiyeli yazar, Türk yazarı kaynaklarını, yöntemlerini nereden bulacak, sırtını nereye dayayacaktır?” sorusu, bu soruyu oluşturacak etkenler bir yana bırakılarak yöneltildiğininde alınacak ilk yanıt “ulusal olandan” olacaktır kuşkusuz. Ulusal olan ise, o toplumun kendine özgü kültürünün oluşturulması ve bu nedenle de, bu konuda, belli bir politika saptanabilmesi, evrensel boyutlarda, derinlemesine irdelemeleri içeren toplumbilimsel araştırmaları ve incelemeleri gerektirir. Bu araştırma ve incelemeler toplumun özverilerini bulup çıkaracak, gelenek ve göreneklerıni de gözönünde tutarak toplumun töresel ve nesnel yapısına belirlilik kazandıracaktır. Bunun için de devletten gerekli ekonomik ve örgütsel yatırımı yapması, yasalar açısından da durumu değerlendirmesi beklenir. Ulusal bir kültürün yaratılması ve biçimlendirilmesi, öyle görüldüğü kadar basit bir olgu değildir, olamaz da. çünkü, bir ulusun tüm güçlerinin bileşiminden ortaya çıkan, biçimlenen ve belli evrensel içerik kazanan gerçeğin yansımasıdır Ulusal Kültür. Bu güçler, sanatı, edebiyatı oluşturduğu gibi ekonomiyi ve teknolojiyi de oluşturmaktadır. Peki, bu yeterli midir? Kesinlikle hayır! Çünkü tüm bu sayılan ögelerin yanı sıra hiç kimsenin yadsımayacağı, adına bilim ve felsefe dediğimiz başka iki gerçek daha var. Biliyoruz ki, bilim ve felsefe, yani araştırma ve düşün, aynı evrensel uğraşının değişik biçimlerdeki görüntüsüdür. Devletin ekonomiye, teknolojiye ve sanata göstereceği saygı ve ilgiyi, aynı biçimde eksiksiz olarak bilime ve felsefeye de göstermesi gerekir. Bu nasıl gerçekleşecektir; bu, doğrudan doğruya tam bir özerklik çerçevesinde çalışacak, her türlü ekonomik sorunu devlet tarafından çözülecek ve yine onun katkısıyla oluşturulacak kurumlar aracılığıyla gerçekleştirilecektir. Bu kurumların görevi, bilim adamlarının denetiminde, her alanda araştırma yapmak, elde edilen sonuçlardan toplum yararına yararlanmak olacaktır. Tüketim toplumu olmak yerine üreten bir toplumu amaçladığımıza göre, bu ancak, planlı bir gelişim içinde ve bilimin -her türlü bilimsel araştırmanın- güdümünde gerçeklik kazanacaktır. Yoksa, toplum ve devlet olarak bilime gereken değeri vermediğimiz, gereken saygıyı ve inancı sağlamadığımız sürece tüketim toplumu olmaktan kurtulamaz, sürekli yabancı devletlerin bilim ve teknolojisinin baskısı ve denetimi altında, ancak yalnız gereksiz biçimde, tüketen bir toplum olarak kalırız. Bu da bir ulusun başka bir ulus tarafından her alanda sömürülmesi demektir. Sömürmek ve sömürülmek öyle basit bir olgu değildir. Tümüyle üretim ilişkilerini kapsar; kapsadığı süre de, düşsel sonuçlara değil, gerçek, acı ve katı sonuçlara dayanır. Bu sonuçlar bir ulusa(sömüren ulus) mutluluk getireceği gibi, bir başka ulusa(sömürülen ulus) yalnızca karanlık ve acılı günleri armağan eder. Çünkü, sömüren ulus, devlet olarak, yalnızca niceliksel yapısından (nüfus) yararlanmakta, bu olguda, özellikle bilimsel ve teknolojik araştırmanın gücünden dolayı (niteliksel yapısı) ekonomisini, askeri örgütlenmesini ve kültürünü güçlü kılmakta, böylece de öteki devletlere egemen olmaktadır. Bu egemenlik evrensel, ürkütücü boyutlara erişmekte, onlara her alanda dünyanın, şimdilerde evrenin, efendisi olmayı sağlamaktadır. Biz buna emperyalizm adını veriyoruz. Emperyalizm diyerek geçiştirilen bu olgu sömürülen tüm ulusları için için tüketen bir kanserdir. İşte, bu nedenle demokratik özlü ulusal bir kültürün yaratılabilmesi, her şeyden önce, bir ulusun öteki ulusların egemenliğinden kurtulmasına dayanır. Kurtulmanın sanıldığı kadar kolay bir şey olmadığını söylemeye gerek var mı, bilmiyorum. O kadar kolay kurtulunsaydı yeryüzünde sömürülen bir tek ulus kalmazdı. Oysa tüm anakaralar sömürülen uluslarla dolu. Emperyalizmden kurtulmak, onun boyunduruğundan sıyrılmak, ancak güçlü, gerçekçi ve nesnel boyutlardaki ulusal niteliklere ve verilere dayanan "eğitim"le olanaklıdır. Bu aşamada devlete düşen görev, her türlü politik oyun ve aldatmacadan daha önemlidir. Çünkü eğitim, gerçek bir ulus olmak için ölüm-kalım savaşı veren bir toplumun sinir sistemidir. Sinir sistemi de her canlı varlığın yaşam ve var olma kaynağından başka bir şey olmayacağına göre, eğitim de o ulusun yaşam ve var olma kaynağıdır. Sinir sistemi bozuk bir varlık, nasıl hasta bir varlıksa, eğitim sistemi bozuk bir toplum da hasta bir toplumdur. Ulusal kültürü yaratma yolunda, görünen o ki, eğitim sistemini zamanın yaşam koşullarına göre, belirli bir dizgeye dayandırarak, kökten değiştirmek; ona evrensel ve nesnel bir içerik ve biçim kazandırmak ilk koşuldur. Eğitim elemanı yetiştiren yüksek okul ve üniversitelerin buradaki görevi asla yadsınamaz. Işte bu nedenle, yalnız yüksek okullarda gerçekleştirilecek değişimler yeterli olmayacaktır. Buna koşut olarak, bilimsel araştırma yapmaya zorunlu olan ve eğitmen yetiştiren üniversitelerde de köklü yenilikler yapılmalıdır. Bunun için geç kalındığını söylemeye gerek bile yoktur. Sözü fazla uzatmadan demokratik özlü ulusal bir kültürü yaratmak için şu somut önerileri sıralamak yerinde olur. 1. Sloganlardan kurtulup, gerçekten bilimsel ve düşünsel araştırma ve incelemelere koyulmalı; 2. Devlet bu konuda ekonomik ve yasal ilgi göstermeli; 3. Eğitim salt yüksek okullarda değil, çocuğun doğduğu günden başlayarak, yaşam kavgasına atılıncaya dek eğitileceği tüm kurumlarda yeniden zamanın bilimsel ve düşünsel gelişimine koşut olabilecek biçimde düzenlenmeli; 4. Tüm bilimsel, toplumbilimsel ve sanatsal yaratıcılığa gereken maddi ve manevi önem verilmeli; 5. Eğitim parasız olmalı; 6. Ülkemizde her tür okul, yüksekokul, üniversite aynı eğitim seviyesine getirilmeli; 7. Hiçbir okulda yabancı dille eğitim yapılmamalı, ancak yabancı dil öğrenimine de gereken önem verilmeli; 8. Devlet düşünce özgürlüğünü kısıtlayıcı kimliğinden arındırılmalı. Kuşkusuz sıralanan öneriler sınırlı ve kimi genellemelerı içermektedir. Ancak, gelinen noktada yitirilecek zaman kalmamıştır. Kurbanların çoğalmaması ve genç kuşakların tümüyle yitirilmemesi için zaman geçirmeden somut sonuçlara ulaşılmalıdır. Yoksa, tarih bizi, acı bir biçimde yargılar. Tüm politik güçler böyle bir yargılamanın bilincinde mi acaba... Eğer değillerse toplumsal gerçekler onları bu bilince er geç ulaştıracaktır. Çünkü, ulusal kültürün yaratılması eğitimde eşitlik ilkesine, düşün ve yaratıcılıkta gerçek özgürlüğe dayanır. 1
|