|
Cumhuriyet ve demokrasi düşmanları (I) Müdafaa-i Hukuk ruhu, Kuvayı Milliye ateşi ile Misak-ı Milli doğrultusunda utku ile sonuçlandırılan Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın amacı tam bağımsızlık, özgürlük, ulusal egmenlik ile aklın ve bilimin öncülüğünde çağdaşlaşmaydı. “Türkiye aydınlanması” olarak özetlenen bu oluşum, Amasya Genelgesi ile öngörülen kurtuluşu ve kuruluşu anlatmaktadır. Vatanın bölünmez tümlüğünü vurgulayan Erzurum Kogresi’ni genişletilmiş kararlarla Sivas Kongresi izlemiş, daha sonra 23 Nisan 1920’de TBMM açılmıştır. Cumhuriyet böyle kurulmuş, adı 29 Ekim 1923’te konulmuştur. 1921 Anayasası’nın 1. maddesi egemenliğin bağsız koşulsuz ulusun olduğunu, ulusun kendi geleceğini kendisinin belirleyip kendi kendisini yöneteceğini açıklamıştır. Gücün gökten yere inmesi, ulusun elinde olması, laikliğin yaşama geçmesi yanında ulusun kendini yönetim biçimiyle de Cumhuriyetin temelinin atılmasıydı. Yüce Atatürk’ün “Cumhuriyet demokrasinin yaşama geçiş biçimidir -Cumhuriyet demokrasinin yönetimdeki adıdır.- Cumhuriyet Türk ulusunun yaradılışına ve karakterine en uygun yönetimdir. -Cumhuriyet’in temeli yüksek Türk kültürü ve Türk kahramanlığıdır.- Cumhuriyet erdemdir. -Cumhuriyet düşünce, bilim, fen ve beden yönünden güçlü sağlam koruyucular ister. -Cumhuriyet özellikle kimsesizlerin kimsesidir” sözleriyle amacı, ereği, özlemi dile getirmiştir. Temelini Atatürk ilkelerinin oluşturduğu Türk Devrimi ile başarılarını bir birine ekleyen Cumhuriyet “din” bağı yerine “ulus” bağını seçmiş çok dinli, çok dilli, çok ırklı, çok hukuklu toplumdan, ümmet yapısından birliktelikleri gerçekleştirerek ulusu kazandırmıştır. Devletin kulu kölesi durumundaki kişileri, onur ve erdem saydığımız hak ve özgürlüklerle donatarak ulusun öğesi yapmıştır. “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Ulusu denir” tanımı “Ne mutlu Türk’üm diyene!” özdeyişi gibi anlamlı ve değerlidir. Son Osmalı padişahı Vahdettin’in iki kez “sürü” dediği halk, Osmanlılıkla asla ilgisi olmayan yepyeni bir ulus olarak tarihteki yerini almıştır. Devrim dizisiyle çağdaşlığın tüm olanaklarını edinmek, Cumhuriyetin başarısıdır. Ölüm-kalım savaşı verilip tüm yoksunluklar, isyanlar, sapkınlıklar göğüslenerek gerçekleştirilen Türk mücizesi örnek bir yapılanma olarak tutsak uluslara ışık tutmuştur. Yangın külleri ve yıkıntılar temizlenerek ülke bayındır kılınmış, yollar, demiryolları, uçak alanları, köprüler, fabrikalar, okular, hastahaneler vd. yapımlarla 1930’ların saygın Türkiye’si yaratılmıştır. Atatürk’ün 1927’de ki büyük söylevinin sonunda açıkladığı “bilimin ve teknolojinin son gereklerine uygun çağdaş bir devlet”le ulus birbirini kucaklamıştır. Kurtuluş savaşı ile yaşamımız, Cumhuriyetle onurumuz ve namusumuz kurtulmuştur. 1930’larda Almanya’dan sığınan 142 bilim adamı, uluslararası kuruluşların, yabancı devlet adamlarının ilgisi, onurlu düzeyin kanıtıdır. Enflasyon, devalüasyon, borçlanma olmadan, Lozan Barış Antlaşması ile üstlenilen Osmanlı borçlarını ödemenin yanında millileştirmeler yapılarak, fabrikalar açılarak sonsuza değin bağımsız yaşamasını dileyip kendimizi bu antla yükümlü kıldığımız Cumhuriyet, 1923’de hükümet biçimi olarak öngörülmüşken 1924, 1961 ve 1982 Anayasaları’nda devlet biçimi olarak benimsenmiştir. Anayasanın 4. maddesi gereğince Cumhuriyetin 2. maddedeki niteliklerinin değiştirilmesi bile önerilemez. 4. maddenin değiştirilmeside önerilemez. İki madde birbirini tamamlamaktadır. 1950’den sonra giderek bozulan yönetim dinsel konularda verilen ödünler, son yıllarda yaygınlaşan yolsuzluk, soygun, hortumlama, rüşvet, kayırma, haksızlık-adaletsizlik ve ahlaksızlık olayları kötü amaçlılarca Cumhuriyetin kusuru gösterilmektedir. Bu gerçek dışı savın gülünçlüğü açıktır. Kökten dinci bağnaz ve yobazlara, bölücü ve yıkıcı etnik terör tetikçilerine, Sevr özlemcisi sözde dostlara, faşist dalgalanmalar içinde bocalayan ırçılara, çıkarcılara, karşı devrimcilere göre cumhuriyet felakettir. Bunlardan daha kötüsü cumhuriyetin olanaklarından yararlanmalarına, bu günlerini cumhuriyete borçlu olmalarına karşın kimi aydın geçinen sözde ilerici, sözde demokrat aymazların mandacıları anımsatan, hatta onları aşan yaklaşımları, cumhuriyet düşmanlığıdır. Bunlar, Fransa’daki rejim değişiklikleri, imparatorluk, cumhuriyet zikzakları yaşanmış gibi “ikinci cumhuriyet” sözünü etmektedirler. 12 Eylül harekatı sonrasında toparlanıp medyanın kimi köşelerine yerleşen ve yerleştirilen, kimi üniversitelerde ve organlarda ortaya çıkan devrim karşıtları Kurtuluş Savaşı dönemindeki İstanbul mütareke basınını aratmamaktadır. Gerçekleri çarpıtıp saptıran bu sivri akıllıların kimden yana oldukları kuşkuludur. Cumhuriyetin organlarında görev alanların kişisel ve kurumsal (partilerinin) kusurlarını cumhuriyete yüklemenin anlaşılır yanı yoktur. Numaracılar günümüzdeki tüm kötülükleri, sorumlularını bırakıp koşullarını gözardı ederek 1919-1939’ları değerlendirmekte ve eleştirmektedirler. Gerçekçi içtenlikli, dürüst ve uygun yaklaşım karşılaştırmalı yapılır. Dün neler vardı, bunlarla neler yapıldı, bugün nasıl? Cumhuriyetle her şey elde edildi. Ama Cumhuriyet artık çıkar dağıtmıyor. Şimdi çıkar sağlamak için kürtçülere, ırçılara, şeiatçılara, karapara babalarına dayanmak, kimseye dokunmayan cumhuriyete saldırarak yasa dışı güçlerin vuruşundan kurtulmak yeğleniyor. Bağımsızlığın, özgürlüğün, ulusal egemenliğin, yurdun, ulusun, ahlak ve adaletin bunlar için önemi yoktur. Yüklerini tutmuşlar hayal edemediklerine kavuşmuşlardır. Varlıklarından yoksun kalmamak için bugünün güç sahiplerine sığınmak, onların uyduluk ve uşuklığına soyunmak gerekir. Ahlak, onur, kişilik değerini yitirmiştir. Dün söyleyip yazdıklarını unutmuşlardır. İkiyüzlülük, döneklik, şaklabanlık, soytarılık, şakşakçılık her şeyi yapabilir, her kılık biçime girebilir ve her taşın altından çıkabilirler. Cumhuriyetin niteliklerine, yurtsever Cumhuriyetçilere savaş açarlar. Yalan, bunlar için beceridir, ustalıktır. Terbiye dışı davranış olağandır. Iraları bozuk, ruhsal ve beyinsel özürlü Cumhuriyet düşmanları gerçekte Türkiye düşmanlarıdır. Cumhuriyeti kötülerden, kötülüklerden arındırıp, kuruluş amacına uygun düzeye getirmek yerine yıkmaya uğraşanların ahlak ve insanlık durumları tartışılır.
|