Bak şu Soner’in yaptığına
Hürriyet gazetesinin Pazar günü yazarı Soner Yalçın’ı bilmeyeniniz yoktur. 2004 yılında Doğan Kitap’tan çıkan “Efendi-Beyaz Türklerin Büyük Sırrı” isimli kitapla adını duyuran ve popüler hale gelen Soner Yalçın, Yalçın Küçük’le birlikte komploculuğun bayrak tutanı, önde gideni haline gelmişti. Bu kitapta özellikle sözde Müslüman olmuş gizli Yahudilerin ilginç hikayelerine yer verilir.
Bu kitabın en önemli özelliklerinden birisi de Milli Mücadele döneminde ön plana çıkan isimlerin aslında Sabetayist olduklarını iddia etmesidir. Kitaba bakılırsa ortada bir Milli Mücadele tarihi yoktur. Aslında bir Sabetayist tarihi vardır. Ta Meşrutiyet dönemlerinden itibaren siyaset ve askerlik alanında ön plana çıkan bütün önemli şahsiyetlerin aslında Yahudi dönmesi olduğu iddia ediliyor kitapta. Hatta Soner işi o kadar abartıyor ki, Atatürk’ün bile Sabetayist olabileceğini iddia ediyor.
Tabi Soner Yalçın bu kitabı durup dururken yazmadı. Kitabın ortaya çıktığı tarih olan 2004 yılı, AKP’ye ve uygulamalarına karşı Atatürkçü muhalefetin örgütlenmeye çalışıldığı bir döneme denk geliyordu. AKP’ye ve ABD’ye karşı olanların sık sık Atatürk ve Milli Mücadeleye atıf yaptığı günlerde ortaya çıkan bu kitap; “İşte sizin ilham aldığınız sözde şanlı tarih, aslında Yahudi dönmelerinin tarihidir” diyordu. İki cilt halinde yayınlanan Efendi kitabı, Yalçın Küçük’ün de katkılarıyla birlikte, Türk Milleti’ni dirençsiz bırakmaya yönelik emperyalist operasyonun önemli adımlarından biri oldu. Bu kitap aynı zamanda yazarına “araştırmacı gazeteci” ünvanı kazandırdı.
Peki, Türkiye’de araştırmacı gazeteci mi kalmamıştı da bu iş Soner Yalçın’a bırakılmıştı? Bu sorunun cevabı da Yalçın’ın geçmişinde gizli. Gazeteciliğe Perinçek’in 2000’e Doğru’sunda başlayan Soner Yalçın, 1995 yılına kadar da Aydınlık’ta çalıştı. Aydınlıkçı gelenekten gelmesi onun bu iş için biçilmiş kaftan olması için yeter de artardı bile. Zaten Perinçek Atatürkçü görünerek bir bölünme yaratmaya başlamıştı; koroya bir de bir zamanlar Perinçek’le birlikte Apo’ya danışmanlık yapan Yalçın Küçük de eklenince kadro tamamlanmış oldu. Hatta Perinçek, kitap ilk çıktığında Aydınlık’ta “Bu kitabı MİT yazdırdı” diye haber yaparak okunmasını ve tartışılmasını sağladı. Bu üç kafadar, böylelikle Atatürkçülerin kafalarını karıştıracaklarını ve Atatürkçüleri manipüle edebileceklerini sandılar. Ancak onların toslayacağı duvar belli; ideolojisi sağlam, devrimci bir Atatürkçü hareket.
Şimdi Soner Yalçın’ın son bombasına gelebiliriz. Soner Yalçın, geçtiğimiz hafta sonu yayınlanan yazısında yeni gösterime girecek bir diziden bahsediyor. Daha doğrusu kendi reklamını yapıyor. Söz konusu dizi, “Ölüm Çiçekleri/Saraybosna” adını taşıyor. Bosna dramının anlatıldığı dizinin konsept danışmanı tahmin edebileceğiniz gibi Soner Yalçın. Yapımcısı ise Cüneyt Özdemir. Soner Yalçın Pazar günkü yazısında bu dizinin çıkış öyküsünü de anlatıyor. İşte bizi asıl ilgilendiren kısmı da bu. Önce sözü Soner Yalçın’a bırakalım:
“Bizim apartmandaki her dairenin kapısına küçük naylon poşet içinde bir rozet bırakılmıştı. Rozetin üstünde; ‘Türk bakkaldan alışveriş yapıyorum, param PKK’ya gitmiyor’ yazıyordu! Benzer rozetler Cüneyt’in oturduğu mahallede de dağıtılmıştı. Rozetteki mesaj açıktı; Kürtlerden alışveriş yapmayın! Bu Türkiye’de ilk kez oluyordu. Rozetleri dağıtanlar bu olayın nelere yol açacağını bilmiyordu belki. Belki, iç savaşın; kardeş kavgasının neye mal olacağını hesaplayamıyorlardı. ‘Ölüm Çiçekleri/Saraybosna’ bu rozet olayından sonra doğdu.”
Soner Yalçın, TÜRKSOLU’nun başlattığı ve bir anda Türk Milleti’nde bilinç sıçraması yaratarak çığ gibi büyüyen “Alışverişimi Türk’ten Yapıyorum, Param PKK’ya Gitmiyor” kampanyasından bahsediyor. Tabii bizler Soner Yalçın’ın anlattığı gibi her kapıya naylon poşetler içerisinde “Kürt bakkaldan alışveriş etmeyin” yazan herhangi bir rozet bırakmıyoruz. Bu tamamen Soner Yalçın’ın işkembeden atması. Ama kampanyamızın etkisinin bu kadar büyük olması ve işbirlikçiler arasında bile bir efsane haline gelmesi bizi sevindirdi. Ne de olsa reklamın iyisi kötüsü olmaz. Bizim rozetimizde “Kürt’ten alışveriş yapmayın” diye bir şey yazmıyor “Alışverişimi Türk’ten yapıyorum” yazıyor. Esas bölücülüğü ise bu slogandan Kürt düşmanlığı çıkaran Soner Yalçın yapıyor. Belli ki okuduğunu anlayabilecek kadar bile Türkçe bilmiyor, belki de misyonu gereği böyle yansıtıyor. Para kazanmak için Bosna halkının acılarını sömürmekten kaçınmayan Soner, bugün Kürtleri savunur gözüküyor ama yarın bir gün aynı şey Kürtlerin başına gelse, onlarla ilgili bir dizi de çekip parayı cebe indirmekten çekinmez. Bir de uyarımız olacak kendisine.
Para kazanmak için dizi çevirebilirsin ama bunun için Bosna halkının acılarını sömüremezsin.
Hele hele bunun için TÜRKSOLU’nu buna alet etmeye kalkma sakın!
|
Avrupa yeni bir PKK sınavında

Apo’nun sevgilisi Ayfer Kaya

PKK’nın kasası Nedim Seven
|
|
Geçtiğimiz iki hafta boyunca Avrupa ülkelerinde PKK’nın önemli isimlerinin ele geçirildiği haberleri geldi. Aylar önce de Fransa’da ve Belçika’da PKK’nın üst düzey yöneticileri yakalanmış ama Türkiye’ye teslim edilmeden serbest bırakılmıştı. Hatta PKK’nın Avrupa sorumlusu olarak bilinen Rıza Altun, Avusturya hükümetinin gözetiminde K. Irak’a gönderilmişti. Bu da AB ülkelerinin terörle mücadelede ne kadar yanımızda olduğunun bir göstergesi olarak tarihe geçmişti.
Yeni yakalanmalardan ilki Almanya’da gerçekleşti. Teröristbaşı Apo’nun Suriye’den çıkıp Kenya’ya kadar uzanan kaçma sürecinde yanında olan, tercümanlığını yapan ve Apo’nun sevgilisi olarak da bilinen “Rozerin” kod adlı Ayfer Kaya Bavyera’da yakalandı. Apo’nun Türk devletinin baskısıyla Suriye’den çıkarılmasının ardından İtalya ve Yunanistan macerasında da teröristbaşına eşlik eden Kaya, Apo’nun yakalanmasından sonra Yunanistan’a geçmişti. Bir ara Yunan gizli servisi ile adı anılan Kaya’nın Türkçe öğretmenliği yaptığı gelen bilgiler arasında. Yakalanır yakalanmaz “Ben aradığınız Ayfer Kaya değilim” demesi bize 1999 yılında yakalanan teröristbaşının; “Benim annem de Türk’tür. Türk devletine hizmet etmeye hazırım” diyen kaypak tutumunu hatırlattı. İşte bunlar kimliklerini gizlemek için yalan söyleyen zavallılar sürüsüdür. Interpol aracılığıyla yapılan bilgi alışverişi sonucunda yakalanan kişinin gerçek Ayfer Kaya olduğu anlaşıldı. Almanya’dan gelen resimlere bakan babası da “Bu benim kızım” dedi. Türkiye, Ayfer Kaya’nın iade edilmesi için gerekli girişimleri başlattı. Sonuç ne olur bilinmez ama bu konuda Avrupa’ya pek güvenmemek gerek.
Son olarak ise PKK’nın kasası olarak bilinen Nedim Seven İtalya’da yakalandı. Fransa üzerinden İtalya’ya geçen ve oradan da transit olarak Ermenistan’a geçmeye çalışan Seven, sahte diplomatik pasaport kullanırken ele geçirildi. Kimliği tespit edilen Seven’in iadesi için Türkiye’nin Roma Büyükelçiliği gerekli girişimleri başlattı. Ancak Seven’in iadesine İtalyan yargısı karar verecek. Seven’in geçmişte Hollanda ve Fransa’da yakalandıktan sonra iade edilmeyip serbest bırakıldığını göz önüne alırsak bu kez de Türkiye’ye iadesi zor görünüyor.
Avrupa’da PKK’nın yönetim kadrolarının birer birer yakalanması bazı kesimleri yine hayalciliğe itmeye başladı. Nedim Seven’in yakalanmasının hemen ardından medyada yine PKK’da çatlak olduğu üzerine haberler yer almaya başladı. Bu haberlere göre PKK içinde Murat Karayılan’la Suriyeli Feyman Hüseyin arasında anlaşmazlık çıkmış ve bu iki grup birbirlerinin adamlarını ihbar ediyorlarmış.
Medyadaki “PKK bölünüyor” haberlerine yabancı değiliz. Daha önce de bu tür haberler yapılmıştı ama bunların gerçeği yansıtmadığı zaman içerisinde anlaşıldı. O nedenle bu tür haberler üzerinden terör örgütüne karşı strateji geliştirmemek lazım. Hem böyle bir şey olsa bile ne yapacağız ki? Taraflardan birini tutacak halimiz yok. “Aman Murat Karayılan bizim Kürdümüzdür onun tarafını tutalım” demeyeceğiz ya da “Aslan Feyman! Hadi koçum böl şu örgütü” gibi bir tavrımız olamaz. Yoksa geçmişte düştüğümüz hataya düşeriz ve Barzani, Talabani gibi bir bela daha başımıza alırız. Velhasıl terörle mücadelede pusulayı şaşırmamak lazım.
|
MHP ile DTP’nin Nevruz ittifakı
Sonunda bu da oldu! MHP ile DTP Nevruz’un kutlanması ile ilgili bir öneriyi birlikte destekledi. Türkiye, 21 Mart’ta kutlanacak Nevruz Bayramı’nın gerilimi içindeyken, Meclis’te yapılan görüşmelerde MHP’li Atilla Kaya’nın Nevruz’un milli bayram olarak kutlanması yönündeki önerisine ilk destek DTP’den geldi.
Meclis kürsüsünden seslenen Atilla Kaya, Türkiye’nin yanı sıra diğer Türk cumhuriyetlerinde ve kimi Ortadoğu ülkelerinde de Bahar Bayramı olarak kutlanan Nevruz’un milli bayram olarak kutlanmasını önerdi. Söz konusu öneriyi ilk destekleyen ise DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan oldu. Kaya’nın konuşmasında geçen “Ortadoğu halkları” kelimesini sahiplenen PKK yandaşları meşruluk kazanmak adına MHP’nin önerisine destek oluyorlar. Nedeni ise kendilerini Ortadoğu’nun en eski halkı olarak kabul etmeleri.
Bilindiği gibi PKK yıllardır Nevruz’u sahiplenmek üzerine bir politika uyguluyor. Nevruz’a sahip çıkmak için özellikle güçlü olduğu Güneydoğu illerinde kitlesel gösteriler düzenleyen PKK, Nevruz kelimesinin “W” harfiyle yazılması için de büyük bir mücadele veriyor. Nevruz üzerinde hak iddia etmesinin gerekçesi olarak da Kürtlerin Ortadoğu’nun en eski ulusu olmalarını gösteren PKK’lılar, bu yılki gösterilerde de 1 milyon kişilik bir kitleyle Diyarbakır’da Nevruz’u kutlamayı planlıyor.
İşte bu nedenle MHP’li Kaya’nın önerisine balıklama atlayan DTP’liler böylece Nevruz’u resmen kutlama imkanı elde etmeyi planlıyorlar. Bugüne kadar PKK yanlılarının düzenlediği kutlamalar hep yasadışı ilan edilir ve Nevruz kutlamaları hep devlet eliyle yapılırken, MHP’nin önerisinin kabul edilmesi halinde PKK yandaşlarının kutlamaları da meşruiyet kazanacak.
Bugüne kadarki icraatlarıyla AKP’nin önünü açan MHP, bundan sonra PKK’nın da önünü açmak için elinden gelen gayreti göstereceğini bu hareketiyle göstermiş oldu. Attığı her adım, bildirdiği her görüş Türkiye Cumhuriyeti için bir felakete dönüşen MHP’nin bir sonraki hamlesinin ne olacağı da şimdiden merak konusu olmaya başladı. Belki de Apo posterleri altında kutlamalara katılır ve yakılan ateşlerin üzerinden atlarlar.
|
Cumhurbaşkanı mı, PKK’yla müzakere başkanı mı
Abdullah Gül, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığından başka her şeyi yapıyor. Göreve gelir gelmez, tüm Türkiye’yi kucaklayacağını açıkladığı halde yaptığı ilk icraat olan Güneydoğu gezisiyle kimleri kucaklayacağını bariz belli eden Gül, bu yönde adımlar atmaya devam ediyor.
Daha önceden yaptığı dış geziler ve yaptığı “Afrika açılımı” ile Türkiye’nin imajını yerle bir eden Abdullah Gül, Çankaya Köşkü’nde ağırladığı konuklar ile de tartışmalar yaratmıştı. Arabistan Kralı’nın ayağına kadar giden ve ülkenin prestijini beş paralık eden Gül, bir ara diplomatik ilişkimizin sıfır(!) olduğu Tanzanya’ya bile gitmeye niyetlenmiş, fakat kara harekatının başlaması nedeniyle ertelemek zorunda kalmıştı.
Önceki hafta ise Türkiye tarihinde bir ilk yaşandı ve Abdullah Gül, Kürt açılımı çerçevesinde Irak’ın kukla cumhurbaşkanı Celal Talabani’yi Çankaya Köşkü’nde ağırladı. Bugüne kadar alt tarafı aşiret reisi olarak görülen ve itibar edilmeyen Talabani, bugün devlet başkanı sıfatıyla ağırlanıyor ve Türk devletinin en yüksek mevkii olan Çankaya Köşkü’nde açıktan Türkiye’yi tehdit edip bölücü propaganda yapabiliyor. Bölücü Kürt hareketinin önde gelen isimlerinden Leyla Zana yaptığı bir konuşmasında; “Bizim üç liderimiz var: Öcalan, Barzani ve Talabani” demişti. İşte o üç liderden biri, Abdullah Gül sayesinde Türk devletinin muhatabı olmuş oldu. Talabani de Çankaya Köşkü’nde PKK’nın taleplerini dile getirerek üzerine düşeni yaptı.
Abdullah Gül son olarak da geçtiğimiz hafta Fethullahçı Abant Platformu üyelerini Çankaya Köşkü’nde ağırlayarak görüş alışverişinde bulundu. Ne hakkında mı? Tabii ki Kürt sorununa çözüm hakkında. Abant Platformu Başkanı Ermenici Mete Tunçay’la birlikte Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Harun Tokak, Prof Dr. Hayrettin Karaman, yazar Ali Bulaç, Mümtazer Türköne, Altan Tan ile Abant Platformu Genel Sekreteri Salih Yaylacı’nın bulunduğu heyetle görüşme yapan Gül, platformun Diyarbakır’da gerçekleştirmeyi planladığı, “Kürt Sorunu: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak” başlıklı toplantıya destek verdiğini açıkladı ve “Türkiye’nin meseleleri ötelenerek, ileriki süreçlere atarak ya da görmezlikten gelinerek çözülemez” dedi.
Söz Diyarbakır’daki toplantıdan açılmışken bir duyum aktaralım. Bildiğiniz gibi yerel seçimler yaklaştıkça AKP ile PKK arasındaki savaş da git gide kızışıyor. Özellikle Fethullah’a yakın İslami yardım kuruluşları uzun süredir Güneydoğu bölgesine yoğunlaşmış durumda. Abant Platformu’nun Diyarbakır’da düzenlemeyi planladığı “Kürt sorunu” toplantısı da hem bu savaşta AKP’nin elini güçlendirecek bir hamle olarak hem de ABD’nin PKK’nın siyasallaştırılması operasyonunun bir parçası olarak değerlendirilmeli. Geçenlerde Vatan gazetesinden Ruşen Çakır’ın aktardığına göre Abant Platformu Diyarbakır’daki toplantıyı iptal edecekmiş. Gerekçesi ise artan PKK tehditleriymiş.
Her neyse biz yine toplantımıza dönelim. Toplantıyla ilgili ilginç bir iki not aktaracak olursak, Abdullah Gül, platform üyelerinden bir ricada bulunmuş. Bugüne kadar yurtdışı toplantılarını Washington, Brüksel, Paris gibi merkezlerde yapan Abant Platformu’nun önümüzdeki dönem toplantılarında İran, Endonezya gibi Şeriatçı ülkeleri de değerlendirmelerini istemiş.
Bir ilginç not da Platforma başkanlık eden Mete Tunçay’la ilgili. Bildiğiniz gibi sözde Ermeni soykırımı konusunda Türk düşmanı tezlerin bir numaralı savunucusu olan Tunçay’ın bir Fethullahçı olduğunu düşünebilirsiniz ama gerçekte öyle değil.
Abant Platformu ile ilgili haberlerin hep “Fethullah Gülen’in onursal başkanı olduğu Abant Platformu…” diye başladığını ve buna bir anlam veremediğini, çünkü Fethullah Gülen’i hiç görmediğini söyleyerek kendini ve platformu temize çıkarmaya çalışıyor. Bizimse bu cümleden anladığımız, Mete Tunçay’ın kim tarafından kullanıldığını bile bilmeyen bir zavallı olduğu.
|
Atatürk’ün kemiklerini sızlatan savcı
Artık Vural Savaş’ı tanımayanımız kalmadı. Refah Partisi’ni kapatan efsane savcıdan düşe düşe bir ara Perinçek’in “Aydınlık”ının son sayfasına kadar düşen Vural Savaş, son dönemde Türkiye’yi sarsan gündeme ilişkin yorumlarıyla dikkat çekiyor.
Tayyip’in “Velev ki siyasal simgedir” çıkışından sonra AKP ile MHP’nin ortaklaşa türbanı serbest bırakma girişimine sevinen tek Atatürkçü olma şerefi kendisine ait olan Vural Savaş, kendisinin de emekli olduğu makam tarafından AKP için açılan kapatma davası ile ilgili olarak yine sıradışı bir yorum getirdi.
AKP’nin Cumhuriyet’i yıkma çabalarının son bulması için hukuk ve demokrasi kuralları çerçevesinde atılan bu adımı kötüye yoracak en son kişinin, daha önce yine aynı gerekçelerle Tayyip’in de içinde bulunduğu Refah Partisi’ni kapatan Vural Savaş olması gerekirdi. Ama gel gör ki Vural Savaş’ın olayı algılayış biçimi tamamen farklı. Tabii Savaş’ın yorumunu incelerken tutarsızlıklarını da ortaya koyacağız ama bu açıklamanın talihsiz bir açıklama olduğunu söylemeden geçmeyelim.
Cüneyt Özdemir’in sunduğu 5N 1K programında konu ile ilgili görüşleri sorulan Vural Savaş adeta “Türkiye’ye bu kış şeriat gelecek” dedi. Özdemir’in; “Dava bir yıl sürebilir. Sizce sonucu ne olur?” sorusuna özetle; “Bu bir yıl içinde Anayasa’da gerekli değişiklikleri yapacaklar, Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştirecekler, bundan sonra ise isterlerse Şeriatı bile getirirler” yollu bir yorum yaptı. İddianamenin çok güçlü bir iddianame olduğunu söyleyen Savaş, AKP’nin kapatılmayacağını da sözlerine ekledi.
Bizce Vural Savaş felaket tellallığı yapacağına meslektaşına destek verse daha yerinde olurdu. Madem iddianame çok güçlü neden kapatılmasın ki? Hem Refah Partisi’ni kapatan da aynı kurum. Ve de AKP’nin suçu çok daha büyükken bu güvensizlik niyedir? Güvenmediğin “Türk Hukuku” mudur yoksa başka bir şey mi? Hani bu benim öngörümdür diyebilir ama toplumun önemli bir kesimi kendisinin görüşlerini önemli buluyor ve televizyon programlarında görüşlerine başvuruyor. Bizce Vural Savaş bu fikirlerini en azından dava sonuçlanana kadar kendine saklamalıydı. Çünkü böyle önemli bir dönemeçte, Cumhuriyet’i koruma gayretindeki güçlerin moralini bozmak kimsenin hakkı değil.
|
|