Irak işgalinin 5. yılında...
Geçtiğimiz hafta ABD’nin Irak’ı işgalinin 5. yılına girdik. 2003 yılının 19 Mart gecesi kitle imha silahları bulundurduğu ve El Kaide ile ilişkili olduğu gerekçesi ile Irak’ı bombalamaya başlayan ABD, üzerinden 5 yıl geçmesine karşılık halen daha ne kitle imha silahlarının izini ne de El Kaide bağlantısını bulabilmiş değil. ABD hükümeti geçtiğimiz yıllarda Irak’ta kitle imha silahları olmadığını itiraf etmek zorunda kalmıştı. Bağdat’ın düşmesinin ardından işgale gerekçe arayan ABD harıl harıl kanıt aramaya başlamış ama tüm çabalarına karşın hiçbir şey elde edememişti. Silah aramakla görevlendirilen Birleşmiş Milletler denetçilerinin şefi Hans Blix de aylar süren çalışmaların ardından Irak’ta kitle imha silahlarına rastlayamadıklarını söylediği gibi, Irak Savaşı’nın sonuçlarının hem Irak hem de dünya açısından Saddam Hüseyin döneminden çok daha kötü olduğunu itiraf etmek zorunda kalmıştı.
Geçtiğimiz hafta ise Saddam Hüseyin ile El Kaide arasında bir bağlantının olmadığı yıllar süren araştırmaların ardından en üst düzey kurumlar tarafından itiraf edildi. Pentagon’un 600.000 resmi belgeyi incelemesinin ve Saddam yanlısı binlerce kişiyi sorgulamasının ardından hazırlanan ve dağıtımı kısıtlanan rapora göre Saddam Hüseyin ile El Kaide arasında hiçbir ilişki bulunmuyor. Bulabildikleri tek şey ise Saddam Hüseyin’in düzenli olarak Filistinli direniş güçlerine para gönderdiği.
Aradan geçen her yıl ise Iraklıların Saddam Hüseyin dönemine olan özlemlerini yalnızca artırıyor. Belki de bundan dolayı Saddam Hüseyin’i mezarı başında anan Iraklıların sayısı bu kadar fazla. Nereden geleceği belli olmayan bir kurşundan, ne zaman patlayacağı belli olmayan bir bombadan, ABD askerleri tarafından yanlışlıkla öldürülmekten kurtulmayı başaran Iraklıları bekleyen ise açlık, yoksulluk ve sağlık sorunları yüzünden mutlak bir ölüm. Iraklılar için artık her yol Roma’ya değil ölüme çıkıyor.
ABD’nin getirdiği demokrasi ortamında yaşamını sürdürmeye çalışan Iraklıların sözleri, Irak’ta yaşamanın bile ne kadar anlamsız olduğunu gösteriyor: “En büyük oğlumun sadece kafasını gömebildim, onun küçüğü ise işkenceye maruz kalmıştı, bütün kemiklerini kırmışlardı.” “Ne gündüz ne de gece, dinlenmeye hiç vaktimiz yok. Bir cehennemde yaşıyoruz. Gelin ve durumumuzu görün. Eğer öğlen yemek yemişsek akşam yemeği yiyemiyoruz...”
Raporlar çelişkili ya da daha doğrusu dezenformasyon içerecek biçimde hazırlanmış olsa da, hemen yanı başımızda bir insanlık dramının yaşandığını artık herkes biliyor. Son beş yıl içinde sayıları 1 milyona ulaşan Iraklı, yaşanan şiddet olayları yüzünden yaşamını yitirirken; daha şanslı olan 2 milyon Iraklı ise doğup büyüdükleri toprakları terk etmek zorunda kaldılar. Boşaltılan yerler ise Irak’ın işgali sırasında ABD ile işbirliği yapan Kürtler tarafından anında dolduruldu. Öldürülen ABD askerinin sayısı şimdilik 4.000 civarında olsa da, tıpkı ölen Iraklıların sayısı gibi bu sayı da her yıl giderek artıyor. Savaşın ABD’ye maliyeti ise 500 milyar dolara ulaştı. Oysa ABD bu parayı demokrasi getirmek yerine açlığı ortadan kaldırmaya harcasaydı bugün dünya bambaşka olurdu. Ama anlayana. Savaşın beşinci yılında Bush hâlâ işgalin devam etmesi gerektiğini ve başarmaya ramak kaldığını söylüyor. Tabii Bush’un bu sözlerine artık inanan olup olmadığı başka bir konu.
Uluslararası Af Örgütü’nün hazırladığı bir rapor ise Irak’ta hâlâ yaşamayı başarabilen şanslı insanları başka nelerin beklediğini gösteriyor. Rapora göre günümüzde her dört Iraklıdan biri yaşamını sürdürebilmek için mutlaka acil yardıma gereksinim duyuyor. Yine her dört Iraklıdan üçü ise içme suyundan mahrum bulunuyor. Temiz içme suyu sağlayanların durumu da ne yazık ki o kadar iç açıcı değil. Çoğunluğunu ortalama aylık geliri 150 doları ancak bulan bu insanların oluşturduğu grup ise gelirlerinin üçte birini yalnızca temiz su alabilmek için harcıyorlar.
Artık Irak’ta adalet mekanizması da tamamen çökmüş durumda. ABD güçlerinin öldürmek yerine nedense tutuklamayı tercih ettiği 60.000 insan tutuklamalarının üzerinden aylar geçmesine karşın henüz mahkemeyle tanışabilmiş değiller. Çoğunun avukatlarıyla görüşmesine bile izin verilmiyor. Hapishanede bulundukları ortamı anlatmaya herhalde gerek yoktur. Tüm dünyanın tanık olduğu Ebu Garip skandalı, tutukluların nasıl bir insanlık suçuna maruz kaldıklarını zaten en açık şekliyle gösteriyor.
Elbette ki gözyaşı ve acının eksik olmadığı bu topraklarda işgalden yararlananlar da var. İşgal sırasında işbirlikçiliğin en güzel örneğini sergileyen Kürtler şimdilik bu durumun keyfini sürüyorlar. Düşlerinde bile göremeyecekleri biçimde, azınlık olmalarına karşın işbirlikçiliklerinin ödülü olmak üzere Irak’ın yönetimi kendilerine bırakıldı. Ülkenin kuzeyinde ise fiili olarak ayrı bir devlet kurdular. Petrol gelirlerinin büyük kısmı kendilerine akıyor. Ulus bile olmayı başaramamışken, artık bağımsız bir devlet kurmanın eşiğine geldiler.
Fakat Ortadoğu coğrafyası bırakın ulus bile olmayı başaramamış insan topluluklarını, nice uluslara, köklü uygarlıklara mezar olmuş. Ortadoğu’yu bir tek Türkler, Araplar ve Farslar, o da yüzlerce yıllık bir uğraşın sonunda dize getirebilmiş. Kürtler işbirlikçiliklerinin ödülü olarak kendilerine armağan edilmiş hazır bir devletin keyfini şimdilik sürsünler. Fakat Ortadoğu mezarlığında daha çok boş alan var. ABD çekildikten sonra bakalım bu coğrafya bu yeni insan topluluğunu kabul edecek mi?
|