| Yekta Güngör Özden |
Sıkmabaşa ilişkin Anayasa değişiklikleri tartışılırken gündemde birden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın AKP’nin kapatılması için açtığı dâva ön sırayı aldı. Hukuk devletini tüm çağdaş nitelikleriyle edinme çabası ve özlemi yönünden mutluluk verici bir gelişme olarak karşılanması gerekirken, toplumumuza asla yaraşmayan çirkin davranışlar birbirine eklenmeye başladı. İktidar partisinin suçlanması yeni değildi. Şimdiki iktidarın kökü, iki önceki parti de iktidardayken kapatılma dâvasıyla karşı karşıya kalmıştı. Nedense, tutumları bilinen medya sözcülerinin öncülüğünde Başsavcıyı karalama kampanyası başladı. Daha acısı ve utandırıcısı, başta suçlanan partinin lideri Başbakan olmak üzere kimi Bakanların, milletvekillerinin ve partililerin ağızlarından çıkanları kulaklarının duymadığı görülen saldırıları, yakıştırmaları ve bağışlanmaz davranışları idi. Yargı konuları ve sorunları, yeterli hukuk bilgisi olmadan, duygusallıkla, siyasal yandaşlıkla ve yüzeysel yaklaşımlarla değerlendirilemez. Herkes hukukçu kesildi. Beslenen-doyurulan, desteklenen, kayırılan, kiralanan ve satın alınan o kadar çok kişi, bağlantılı ve bağımlı o kadar çok kuruluş, o kadar çok çıkarcı ve dönek var ki iktidar amigolarından geçilmiyor. Olay tümüyle hukuksal iken bilim adamı sanılan kimileri bile saptırıp çarpıtarak halkı aldatarak siyasal nitelik yüklemeye çalışıyor. Anayasa’nın 69. maddesince kendine verilen görevi yerine getiren Cumhuriyet Başsavcısı kutlanmalıdır. Yargı denetimini gereken biçimde yaparak ulusal güvenceye inancı doğrulamıştır. Dâva açarak sorunları hukuk bağlamında çözmeye çağırmıştır. Önce uyardığı gibi. Dâva açmasa, sorunlar birbirini izlese, hukuksal yöntemlerle çözümleme olanaksız kalsa, hukukdışı olasılıklar düşünülse daha mı iyi olurdu? Anayasa Mahkemesi’nin konuları siyasal olsa da kararları hukuksaldır. Kimi televizyon programlarına iktidar yandaşı konuşmacıları çıkararak Başsavcılığı ve Anayasa Mahkemesi’ni siyasal davranmakla suçlama olanağı vermek kendi hukukuna, hukukçularına saygısızlıktan öte anayasal demokratik düzene ihanettir. “İktidar engelleniyor. -Ekonominin iyiye gitmesine katlanamıyorlar. -Birilerinin düzenidir. -Başsavcı Ergenekon’cudur. - Birilerinin oyunu bozuldu, çete çökertildi. -Devlete sızanlar var” gibi usdışı, terbiyedışı, gerçekdışı söylem, sav ve savunmalarla bir yere varılamaz, bir yarar sağlanamaz. Bir dâva karşısında hak arama özgürlüğünün en anlamlı, en en değerli, kutsal sayılan “savunma özgürlüğü” varken, “Kendimizi savunup suçsuz olduğumuzu kanıtlayacağız” demek yerine yeni suçlar işlemek, halkı yargıya, hukuka, Anayasa’ya karşı kışkırtmak devlette görev alan hiç kimseye yakışmayan tutarsızlık ve kusurdur. Ne yaptıklarını, ne söylediklerini bilmeyenler ancak bu duruma düşer. Ortada yalnızca Anayasa gereği, özelliği olan, olağan biçimde açılmış bir dâva var. Telâşa, yaygaraya gerek yok. Gövde gösterisi biçiminde kalkışmalar, diklenmeler, gülünecek söylemler, direnmeler kişilik ve nitelik yönünden değerlendirilmekte ve üzücü kanılara neden olmaktadır. Düşünülen hukukdışı formüller, Anayasa ve yasalarla dâva sırasında oynamak, yıllardır savunduğumuz “Hukuku siyasallaştırmak yerine siyaseti hukuksallaştırmak” anlayışıyla bağdaşmayan girişimler siyaset ve demokrasi tarihimize, hukuk tarihimize birer kara sayfa olarak eklenmekten başka bir şeye yaramaz. Unutulmamalıdır ki yalnız ulusun olan egemenliği kendi alanlarıyla sınırlı olarak Anayasa gereği kullanan erklerin birbirine üstünlüğü yoktur. Hepsi eşittir. Başbakan, konumunun kaynağını nereden alıyorsa Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı da konumunun kaynağını, yetkisini oradan alıyor. Kendini bilmez yazar-çizer ve konuşmacıların Anayasa’ya, hukuka, yargıya saygısızlıkları adalete yaraşır olmadıklarının kanıtıdır. Adalet, kendisini inkâr edenlere karşı bile anlayışlı, yapıcı, barışçı bir toplumsal soyluluğun simgesidir. Ölçüyü kaçıranlar düşüncesizce davranmaktadır. Siyasetle hukukun anlam ve amacını, yerini ve işlevini, Anayasa Mahkemesi’yle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın yetki ve görevlerini bilmeyenlerle amaçlı biçimde saptıranlar kapatılan partileri, kapatılış nedenlerini bilmeden, gerçek nedenli sayıları vurgulamadan, uluorta konuşarak halkımızı yanıltıyor. “Siyasal dâva, siyasal kararlar, iptali geriye yürüttüler...” yanlışlıkları bu tür yaklaşımların sonucudur. Biçimsel nedenlerle kendini kapattıranlar, kapatılanlar dışında dördü bölücülükten, dördü şeriatçılıktan (lâiklik karşıtlığı ve dincilikten) kapatılan partiler dışında Tüzük, Proğram, eylemleriyle yargılanıp kapatılan parti yoktur. Ülkemizde ne kadar bölücü ve köktendinci olduğunu da herkes bilmektedir. Şimdi dâva kapsamında siyasetten yasaklanması istenenlerin önceki yıllardan bugünlere kaçınmaları gereken konularda neler yapıp söylediklerini de herkes bilmelidir, bilmeyenler de dâva İddianamesini incelemelidir. Yurttaşlara örnek olacak gerçek devlet adamlığı olgunluğu ve ağırbaşlılığı yerine panikleyerek gözdağı vermek, ölümü göstermek gibi ilkellikler bizi içerde ve dışarıda güç durumlara düşürmektedir. İddianame nedeniyle “Küreselcilerle milliyetçiler arasında güç savaşı var. -Ergenekon’la mücadeleden rahatsız oldular, çökertildi, dâva açıldı” söylemleri yanında iktidar yandaşı dinci ve çıkarcı medyanın hakaretleri yöneticilere utandırmıyor mu? Siyasal şirketler ve çeteler, çökertildiği söylenen çetelerden daha tehlikeli. Biz, hukukdışına çıkan herkesin, çetelerin, soyguncuların, yolsuzluk ve pisliğe bulaşan herkesin eylemlerine uyan yaptırımlara bağlanmasını istiyoruz. Ama yargıcına, savcısına saldırıyla kendini göstermeye çalışan densizlerin de karşılıksız bırakılmamasını bekliyoruz. Unutulmasın ki demokrasinin kaynağı lâiklik, dayanağı hukuktur. Anayasa, iktidarı ahlâk ve adalet sınırında tutan hukuk çerçevesidir. Halkı kışkırtmanın, giderek bölünmeleri ve karşıtlıkları artırıp keskinleştirmenin zararını siyaset yaptığını sanan çığırtkanlar çeker. Başsavcı, partilerin, siyasetin yozlaşmasını önleyerek demokrasiyi ve devleti, Anayasa’yı koruyor. Yargıya, mahkemelere akıl vermeye çalışmak, buyruk verir gibi davranmak yakışıksızdır. Kınanacak bir kötülüktür. Mahkeme kararlarının siyasal sonuçlarını gözeterek, olasılıklara değinerek etkileme çabası gereksizdir. Karar, hukuksal bir belirlemedir. Siyasal, ekonomik, sanatsal, sportif vs. sonuçları olabilir. Mahkemeler bunu gözetmez ve düşünmez. Gözetir, düşünürse karar veremez, vereceği karar doyurucu olmaz, yansız olmaz, tartışılır. Siyaset, hukuka elatmamalı, özellikle dâva sırasında kimseye yaramayacak, kimseye yaraşmayacak kural değişikliklerine asla girişmemelidir. Partiler uyarılmalı, devlete ve demokrasiye özen çağrılmalıdır. Yöneticiler de andlarına bağlı kalmaya. Kimi Baroların, Baro Başkanlarının, İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt’in, Alman Hükûmet sözcüsü Thomas Steg’in sözlerini kınıyor, içişlerimize karışanlara gerekli yanıtları vermeyen ilgililere sorumluluklarını hatırlatıyorum. Önceki Bakanlardan birini “Bari Hükûmeti de Savcılar kursun” diye alaylı biçimde yaklaşıp koyu iktidar yandaşlığıyla savcılara çatan, yargının demokrasi içindeki işlevinin yeniden târif edilmesini isteyen, yoksa demokrasinin kırılganlığının süreceğini ileri süren yazısını da kendisine ve gazetesine yakıştıramıyorum. 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 93. yıldönümünde kahramanlarını saygıyla anıyor, Türkiye karşıtlarının sömürdüğü Türk bayramı Nevruz’u kutluyoruz. 21 Mart 1973’de aramızdan ayrılan Âşık Veysel’i de iyi duygularla anıyoruz. |