| Eser Özaltındere |
Sâbık Şansölye Schröder
ve
Tanırsınız canım! Hani Şeyh Sait ile akrabalığının yanında AKP’nin kurucu üyeleri arasında bulunan, “Tayyip Erdoğan’ı süpürmeyin kullanın” diyen, kendi kafasına göre ve Tayyip Erdoğan adına ABD ve AB büyükelçileriyle toplantılar düzenleyen, parsayı götürmek için fındık taban fiyatının çok düşük belirlenmesinde başrolü oynayan ve Karadeniz’de fındık üreticisinin tarihe geçecek başkaldırısının başlıca sorumlusu olan Başbakanın sabık danışmanını... Çıkarmışsınızdır sanıyorum: “Cüneyit” Zapsu’dan bahsediyorum... Geçenlerde, AKP MKYK’sından istifa ederek gündemde yer tutmasından önce de gazete sayfalarında adı geçmişti. Hem de, uzun bir süreden sonra ilk kez… Eski Şansölye Schröder’i elinden tutup KKTC’ye getiren kişi de oydu! “Cüneyit” Zapsu’yu skandallarından da olsa tanıyanlar, bu kıyağı bedava yapmayacağını çok iyi bilirler. Sâbık Şansölyenin de canına minnet zaten! Almanya’daki Türk kökenli seçmenlerin oylarını satın alacak ya!… Koşa koşa Zapsu’nun peşine takıldı. KKTC’deki o günleri televizyonlardan hatırlıyorum da... Aman yarabbim! Fotoğraflar, basın toplantıları, açıklama üstüne açıklamalar... KKTC’deki işbirlikçi CTP Hükümeti Başbakanı Ferdi Sabit Soyer ile dünyadaki tek devletini reddeden Cumhurbaşkanı rekoruna sahip Talat, Schröder’in ziyaretini kullanabilmek için birbiriyle yarıştılar. Bütünüyle göz boyamaya yönelik kuru gürültü!... İnanın değişen hiçbir şey yok! Hep aynı pazarlama, hep aynı tiyatro!… Kandırılanlar da zavallı KKTC halkı… CTP işbirlikçileri de bu yaygarayı KKTC halkını kandırmada kullanıyorlar Schröder’in KKTC’yi ziyareti de bu kandırmacanın bir parçasıydı. Sakın kanmayın Rumların Schröder’in KKTC’ye gelmesiyle ilgili feryad-ı figanlarına! Onlar böyle bağırıp çağırıyorlarsa hiçbir şeyi şansa bırakmak istememelerinden, dış politikayı ve entrikayı çok iyi bilmelerindendir. Yoksa kendilerine bir şey olacağından değil! Onlar bu yaygaralarıyla Türk halkını uşak ve köle etme konusunda alabileceklerinin en iyisini almaya çalışıyorlar. CTP işbirlikçileri de bu yaygarayı KKTC halkını kandırmada kullanıyorlar. Bu CTP kökensizleri sanki, Schröder’in KKTC’ye gelmesi ve Rumların isyanıyla Rumları mat etmişler gibi bir hava yaratıp insanların gözünü boyuyorlar. Gerçekte ise ortada kazanımlarla ilgili hiçbir şey yok! Sıfıra sıfır, elde var sıfır!… Hatta daha da kötü. Kazanımların bir çoğunda delikler oluşmuş. Yani geriye gidilmiş. Referandumdan ve bu kimliksizlerin iktidara gelmesinden bu yana sömürgeciler beklenildiği üzere hiçbir sözlerini tutmamışlar, sürekli Kıbrıs Türk halkını kandırmışlar. Amaçları, Kıbrıs Türk halkını Rumlara köle yapmak. Ve bir zamanlar Sovyetler Birliği’nin, bugün ise neo-sömürgecilerin acentalığını yapan Cumhuriyetçi Türk Partisi bu kandırmacada taşeronluk görevini üstleniyor. Ayrıca da kendi halkına ihanet ediyor. Oysa, Rauf Denktaş’ın izlediği onurlu ve akılcı politikalar ile çok iyi noktalara gelinmişti. CTP teslimiyetçileri bütün kazanımları bir anda geri döndürüp işi çorbaya çevirmişler ve içinden çıkılmaz noktalara taşımışlardır. Medya önce, Schröder’in iş adamları grubuyla KKTC’ye geleceği konusunda bir haber geçmişti. Oysa gazetelerde Schröder’in temaslarıyla ilgili yer alan haberlerde böyle bir delegasyonun mevcut olmadığı gözleniyor. Zaten olsa da bir şey değişmeyecekti. Çünkü böyle bir iş adamı grubu KKTC’ye yatırım için değil, bedava tatil yapmak için gelecekti. Anımsar mısınız bilmem! Geçmişte bir dönem yine, ABD’li senatörler eşliğinde bir ABD’li iş adamları topluluğunun KKTC’yi ziyareti söz konusu olmuş ve yer yerinden oynamıştı. Duyan da büyük Amerikalı firmaların ve iş adamlarının KKTC’ye yatırım yapacağını, ambargoların delindiği zannetmiş; CTP’liler de ortalığı bayağı velveleye vermişlerdi. Bu tantananın ardından KKTC’ye gele gele, ABD’li isimsiz bazı firmaların Türkiye distribütörleri gelmişti. Bunların getirilmesinin nedeni de büyük ihtimal prim karşılığı olan tatil promosyonuydu. Yani herhalde, o isimsiz ve eften püften firmaların Türkiye distribütörlerinin promosyon tatilleri bedavaya getirilmiş ve bunların parası KKTC’ye ödettirilmişti. Peki, bu durumda CTP ne yapmıştı? Bütün bunları bir başarı ve kazanım olarak sunmuştu. Emin olun, o günden bugüne KKTC’de yapılan ABD yatırımları olmuş mudur ve miktarı nedir diye sorsak, yanıt “hayır” ve “0” olacaktır. Hodri meydan! Aksini iddia eden varsa çıksın ortaya!… İğrenç bir kandırmaca bu. Ve buna da Marksist olduğunu iddia eden ve CTP denilen bir parti aracılık yapıyor. Kendi halkını kandıran ve kapitalist aç kurtlara meze olarak sunan bir parti Marksist olabilir mi? Gerçekten evlere şenlik bir durum. Schröder’in KKTC’yi ziyareti de bu orta oyunundan pek farklı değil! Hep aynı nakaratı tekrarlıyorlar Kendisinin ifadelerini ele alıp incelediğimizde bunun böyle olduğunu çok net bir şekilde görüyoruz. Bakalım neler demiş: 1- Schröder’e göre, Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılması gerekiyormuş(!!!) Neden kaldırmıyorsunuz o zaman? Referandum öncesi bunun sözünü vermediniz mi? Hem de bizzat senin milletinden “Nazi Çavuşu” Verhaugen bu konuda her türlü garantiyi kendi ağzıyla deklare etti. Zaten, hangi utanmaz sömürgeci yetkili, KKTC halkını kandırmak için bir söz söyleme ihtiyacı duysa hep aynı sözü eder. Verilen mesaj da şudur: “Sakın beni başkalarıyla karıştırmayın! İzolasyonların kalkmaması benim suçum değil. Ben izolasyonların kaldırılmasını çok istiyorum ama statü elvermiyor.” Her nedense, hiç kimse de bu konuda suçlu değildir ve herkes KKTC’de izolasyonların kaldırılmasından yanadır. Bir de arkasına saklandıkları bir ifade vardır: “AB iç tüzüğü gereği Rum istemeyince olmuyor...” Nitekim Schröder de bu bağlamda kendisine yöneltilen soruya; “Avrupa Birliği’nde kararların fikir birliği içerisinde alındığı ve Güney Kıbrıs’ın Avrupa Birliği üyesi olması nedeniyle sorun yaşandığı” şeklinde yanıt veriyor. Bencil, düzenbaz sömürgeciler!... Bunu daha öncesinden bilmiyor muydunuz? Rum tarafı AB’ye üye olduğu için referandumda Türk tarafı “evet” demiş olsa bile, kaderinin Rum tarafının iki dudağı arasında olduğunun ayırdında değil miydiniz? Bal gibi farkındaydınız. O zaman niye yalan söylediniz? Birçok söz verdiniz ve tutmadınız! Bu gerçeği bildiğiniz ve KKTC halkına; “Yeter ki ‘evet’ deyin, gerisini bize bırakın, bizden ne dilerseniz dileyin” dediğiniz ve onları sattığınız halde, hangi vicdanla suçunuz yokmuş gibi davranabiliyorsunuz? Ve nasıl oluyor da, bu riyakarlığı milletin gözünün içine baka baka devam ettirip; “İzolasyonların kalkması gerekiyor” söylemiyle onu enayi yerine koyma cüretini kendinizde bulabiliyorsunuz? “Utanın, utanın!” diyeceğim ama sizin utanmanız olmaz ki... Hepimizin bildiği gibi, bu ikiyüzlülük, neo-sömürgecilerin yüzyıllardır uyguladıkları bir ahlaksızlıktır. Peki, CTP’ye ne demeli? Göz göre göre ve bile bile bu düzenbazlığa ortak oluyorlar. Hatta, onların suçunun daha da ağır olduğu söylenebilir. Çünkü bu kandırmacayı allayıp pullayarak ve halklarının köleleştirilme sürecini örtbas ederek ölüm iğnesi acısının hissedilmemesini sağlıyorlar. Avrupa Birliği Türkleri azınlık yapmaya çalışıyorlar 2- Şimdi burada bir soru soralım; Schröder, yukarıdaki söylemde kimlerin izolasyonunun kaldırılmasını istiyor? Kıbrıslı Türklerin!... Dikkat ederseniz, “Kıbrıs Türk halkı” demiyor, “Kıbrıslı Türkler” diyor! “Kıbrıslı Türk” ifadesinin kullanılması ise; sömürgecilerin resmi olarak tanıdıkları, Rumların da kendi devletleri olarak gördükleri “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni tek geçerli devlet olarak kabul ettiklerinin bir göstergesi oluyor. Çünkü bu ifade ile Kıbrıs Türk halkı ayrı bir devleti (KKTC) olan halk konumundan çıkıp, Rumların kendi devletleri olarak kabul ettikleri, bütün Kıbrıs’ı temsil eden ve sömürgecilerin de onu öyle tanıdıkları bir devletin, yani Kıbrıs Cumhuriyeti’nin içerisine azınlık olarak sokulması gereken “bireyler” durumuna indirgeniyorlar. Hatta, bir halk olmaktan bile çıkarılıyorlar. Rumlar ile bütün sömürgeciler bu ifadeyi, kendi sinsi emelleri doğrultusunda bilerek ve isteyerek, özellikle kullanıyorlar. İyi polis, kötü polis! 3- Yine Schröder’in bir başka söylemine göre, 2004’ten sonra Kuzey Kıbrıs’ın imajı değişmişmiş(!!!) Herr Schröder! İmaj değişti de ne oldu? İzolasyonlar mı kalktı? Yabancıların KKTC’ye yatırım yapmalarının yolları mı açıldı? Dış ticaretin önündeki engellere mi son verildi? KKTC’ye doğrudan uçuşlar mı başladı? Haydi, KKTC demeyelim de Kuzey Kıbrıs diyelim, Kuzey Kıbrıs’ın AB’de temsiliyeti mi gerçekleşti? Spor ambargoları mı kalktı? Örneğin; daha geçenlerde KKTC’de kamp yapan bir İngiliz takımının bir Türk takımı (Çetinkaya idi galiba) ile maç yapması engellenmedi mi? Zavallı Talat, sahanın içerisinde bir Cumhurbaşkanına hiç yakışmayacak bir şekilde ve “baharı bekleyen kumrular” gibi İngiliz Federasyonu’nun kararını korkunç bir eziklik ve utanç görüntüsü içerisinde beklemedi mi? Sonuç da olumsuz çıkmadı mı? Acaba bir şeyler değişti de bizim mi haberimiz olmadı? İşte bu noktada bir dalavere ile daha karşı karşıya geliyoruz. Sömürgeciler arasında “iyi polis”i oynayan Herr Schröder gibi kişiler satışı çok iyi bilirler. Hele de ortakları Talat ve Ferdi Sabit gibi işbirlikçilerse sunumu çok iyi yapıp gaz verirler. Bu imaj mevzusunda da gaz veriyorlar. Bilmeyen de KKTC’nin hiçbir işe yaramayan bu imaj değişikliği ile AB nezdinde adam yerine filan koyulduğunu zanneder. Oysa, hepsi dezenformasyon üç kağıdıdır. Gerçekte, “İmajınız değişti” demek, yutulmak için, “Kıvama geliyorsunuz” demektir. Ve Schröder gibi “iyi polisler” Kıbrıs konusunun unutulmaya başlandığı, Kıbrıs Türk halkının rehavete girdiği ya da belli bir boşvermişlik ve karamsarlık sürecinin başlama ihtimalinin olduğu noktalarda ortaya çıkarak umut pompalarlar. Hele bir de Güney Kıbrıs’ta seçimler varsa büyük tantanalarla boy gösterirler ve halkın ataletten kurtularak yalanlarının etrafında yeniden hareketlenmesine imkan hazırlarlar. Müzakerelerle gelinebilecek iyi bir nokta var mı gerçekten? 4- Bizim eski Alman Başbakanı, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda bu aralar hareket beklentisi içerisindeymiş(!!!) Allahaşkına biri bana açıklayıversin! Hareket olacak da ne değişecek? Rumlar Annan Planı’nın da gerisinde olan taleplerinde ısrar etmeyecekler mi? 8 Temmuz kararlarını başlangıç noktası olarak almaktan vaz mı geçecekler? Acaba Rum Ulusal Konseyi buna izin verir mi? Başkan olarak kim seçilirse seçilsin, Ulusal Konsey tarafından onaylanmış olan 8 Temmuz kararlarını yok saymaya cesaret edebilir mi? Adamı oyarlar vallahi... Nitekim, başkanlık seçimlerindeki ikinci turda, komünist Hristofyas’ı destekleme kararı alan Papadopulos ile aralarındaki uzlaşma noktalarından biri de Annan Planı’nı çöpe atmak ve 8 Temmuz 2006 kararlarına bağlı kalmaktı. Eğer müzakereler bu kararlar çerçevesinde başlarsa, Talat ne kadar ilerleme sağlarsa sağlasın müzakereleri getireceği nokta en fazla Annan Planı’na yaklaşmak olabilir. Daha fazla kazanım elde edemez. Zaten Hristofyas’ın yeni koalisyonu da; AKEL, DİKO ve EDEK partilerinden oluşuyor. Hepsi de Türk düşmanı! Ayrıca Rumlar Annan Planı’na razı olsalardı, ona yüzde yetmiş beş oranında hayır demezlerdi. 8 Temmuz 2006 kararlarında ise Annan Planı’nın esamesi okunmuyor. Yine bu kararlarda; iki bölgelilik, iki toplumluluk ve AB hukukuna bağlılıktan bahsedilerek Türklerin zaman içerisinde asimile edileceği ve Rumların şu anda kendi devletleri olarak gördükleri Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üniterliği bâki kalmak şartıyla söz konusu olabilecek bir federasyona gönderme yapılıyor. Yani Türkler, eski devlete süreç içerisinde eriyecekleri bir azınlık olarak monte edilecekler. İki bölgelilik ve iki toplumluluk da zaten zamanla AB muktesebatı çerçevesinde sulandırılarak yok olup gidecek. Yine 8 Temmuz kararlarında göçmenlik, TSK’nın Kıbrıs’tan çekilmesi, mülkiyet moratoryumu, Türkiye’nin taraf olduğu garanti antlaşmalarının iptali gibi son derece kritik konular teknik komitelere havale ediliyor. Dolayısıyla, bu derece önemli konuların Cumhurbaşkanları arasında yapılacak kapsamlı görüşmelerle değil de, teknik komitelerin yaptığı çalışmalarla çözülmesi öngörülüyor. Ve yine bunların görüşme takvimine de Rumlar Türkiye’yi AB sürecinde istediği gibi sıkıştırabilsin diye hiçbir sınırlandırma getirilmiyor. Kısacası Rumların; göçmenlerin gönderilmesi, TSK’nın çekilmesi, mülkiyet moratoryumu ve garanti antlaşmalarının iptali konusundaki arsızlıkları aynı hızla devam ediyor. Rumların bu temel parametrelerden ödün verebilecekleri düşünülebilir mi? Mümkün değil! Ha bir de teknik komitelere havale edilen konular arasında Annan Planı’nda istenilen değişiklikler bulunuyor. Yani istedikleri yetmezmiş gibi aç gözlü Rum’un portföyünde bir de “Annan Planı değişikliği dosyası” yer alıyor. Bilindiği gibi Annan Planı, Kıbrıs Türk’ünü uzun vadede köleleşmeye götürecek, kabul edilebilirliği olmayan bir plandır. Onda dahi değişiklikler istemek, anlaşmayı Annan Planı’ndan da geriye taşımak demektir. Bu ise Rumların sinsi niyetlerini ayan beyan ortaya çıkarmaktadır. Bu şartlarda Talat ağzıyla kuş tutsa da Annan Planı’nın yakınından bile geçemeyecektir. Ya da belki biraz yaklaşabilir. Daha fazlasını alabilmesi imkansızdır. Zaten Herr Schröder, KKTC ziyareti sırasında yaptığı açıklamada Annan Planı’nın arkasında olduklarını özellikle vurgulamış. Çünkü o da 8 Temmuz kararları başlangıç noktası olarak alındığında Annan Planı’na kadar gelebilmenin büyük bir başarı, hatta mucize olacağını çok iyi biliyor. O zaman Herr Schröder, Kıbrıs sorununun çözümünde hareket olsa ne olur, olmasa ne olur? Pişkin neo-sömürgeciler 5- Sosyal Demokrat Schröder ayrıca, Avrupa Birliği’nin Kuzey Kıbrıs’a verdiği sözlerin bir kısmını tutmasının mutluluğunu da yaşamış ve AB’nin Kıbrıslı Türklere yaptığı mali yardımdan övgüyle söz etmiş(!!!) Bu neo-sömürgeciler o kadar pişkin pazarlamacılardır ki, verdikleri onca sözün hiçbirini tutmadıkları halde, arada devede kulak kalacak şekilde bir katkı sağlamışlarsa, bunu ballandıra ballandıra anlatarak satışını yaparlar. İşte Schröder’in de mutluluğunu yaşadığı “bir kısım sözlerin tutulması” sadece ve sadece kıytırık AB “mali yardımı”dır. Bunu da binbir dereden su getirerek, ite kaka, gıdım gıdım gerçekleştirdiler. Zaten seçimler sonrasında Ferdi Sabit, yaptığı bir açıklamada, Papadopulos’u giderayak mali yardımların durdurulması için AB nezdinde girişimde bulunduğu için kıyasıya eleştiriyordu. Yani göstermelik bir mali yardım sağlıyorlar, bunu da milletin burnundan fitil fitil getiriyorlar. Alman siyasetçi şimdi kalkmış, bu “sadaka”yı öve öve bitiremiyor ve resmen kandırdıkları KKTC halkına olan taahhütlerinin tek bir tanesini dahi gerçekleştirmemelerine karşın, bu üç kuruşluk yardımı, verdikleri sözlerin “bir kısmı” olarak nitelendirerek açık ve alenî şekilde insanlarla alay ediyor. Verilen onca sözün içerisinde bu kadar küçük “bir kısım” olur mu? Ayıptır Herr Schröder, ayıp! Türkiye’nin KKTC’yi var etmek için kendi insanlarının rızklarından keserek seve seve verdikleri paralardan oluşan maddi katkısı, senin verdiğin komik rakamın bin katıdır. Herhalde, başta Sayın Rauf Denktaş gibi biri olsaydı size; “Alın o avroları bir tarafınıza... saklayın!” derdi. Zaten bildiğim kadarıyla bu yardımın reddedilmesini istemişti. Ama, Talat bunu söyleyemez. Nedeni ise onun karakterinde ve onur anlayışında saklıdır. |