| Yılmaz Ekinci |
Ermeni gerçeği-2
Tehcir Kanunu,
Dört maddelik Tehcir Kanunu’nun iki maddesi şöyledir: 1. maddesi: Savaş sırasında ordu, kolordu ve fırka komutanları ve bunların vekilleri ve mevki komutanları halktan gelecek hükümet emirlerine, memleketin savunmasına, asayişin korunmasına karşı çıkma ve silahlı mukavemet etme hallerinde, bunların en şiddetli şekilde önlenmesi için her türlü tedbiri almaya yetkili ve görevlidir. 2. maddesi: Ordu, kolordu ve fırka komutanları askeri yönden gerek duydukları durumlarda, casusluk ve vatan hainliği yaptıkları tespit edilen kent ve kasaba halkını tek tek veya topluca başka mahallere sevk ve iskan ettirebilir. Tehcir bu ikinci maddeye göre yapılmıştır. İttihat ve Terakki mensupları, tehcir yönünden Meclis’in Divan-ı Ali’sinde (Yüce Divan), Ziya Gökalp’in 17 Mayıs 1919 tarihindeki duruşmasında ifadesi her türlü iddiaya bir cevap olarak tarihe geçmiştir. Türkiye’de bir Ermeni katliamı değil, Ermeni çetelerin gerçekleştirdiği bir Türk katliamı yaşanmıştır. Mondros Mütarekesi’nden sonra Fransızlar: Adana, Kozan, Osmaniye, Mersin, Gaziantep ve Kahramanmaraş’ı Ermeni askerler ile Kafkasya’dan getirdikleri Ermeni çetelere teslim ettiler. Emperyalizme karşı üç cephede savaşan Osmanlı’nın kendi vatandaşı olan Ermenilerin oluşturduğu çeteler tren yollarımızı sabote ettiler. Telgraf tellerini tahrip edip isyanlar çıkarmaları sonucu devlet, kendisini korumak amacıyla tehcire mecbur kalmıştır. İstanbul ve İzmir’de oturan Ermeniler ile Katolik Ermeniler ve devlet görevinde bulunan Ermeniler tehcire (zorunlu göçe) zorlanmamıştır. Sevr Anlaşması’nda Büyük Ermenistan hayali Paylaşım Savaşı’nın (1. Dünya Savaşı) amacının Türkiye’yi yok etmek olduğu Sevr haritasında çok açık olarak gösterilmiştir. 1. Dünya Savaşı’nın yenilenler tarafında bulunan Osmanlı, 30 Ekim Mondros Mütarekesi gereğince, Kars, Ardahan ve Batum sancaklarını boşaltacaktır. 10 Ağustos 1920’de İstanbul hükümetine dikte edilen Sevr Antlaşması, Doğu Anadolu’da büyük bir Ermenistan devletinin kurulmasını öngörmüştür. Türkiye-Ermenistan sınırının saptamasını ise Amerikan Başkanı Wilson yapacaktır. Osmanlı hükümeti, ABD Başkanının vereceği kararı kabul etmeyi garanti etmiştir. Oysa Türkiye- Ermenistan sınırı, Ermenilerle 2-3 Aralık 1920 tarihinde yapılan Gümrü Barış Antlaşması’yla belirlenmiştir. Daha sonra 16 Mart 1921 tarihinde Ruslar ile Moskova Antlaşması yapılmıştır. Ermenistan’ı Kızılordu’nun Rusya’ya katmasından sonra da 13 Ekim 1921 tarihinde Ermenilerle yapılan Kars Antlaşması’yla Türkiye-Ermenistan sınırı Lozan Antlaşmasından önce üç antlaşmayla tescil edilmiştir. Soykırımın iddia edildiği 1. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ordularının başında Mareşal Liman Von Sanders vardı. Ülkenin tepesindeki Enver-Talât-Cemal üçlüsü de Almanların sözünden çıkmayan Alman hayranı yöneticilerdi. Doğuda Ermeni ihaneti başladığında ordunun başında olanlar ve emir verenler de Alman subaylarıydı. Soykırım terimi 1948’de ortaya çıktı Jenosid (soykırım) sözcüğü, Duke Üniversitesi profesörlerinden Raphael Lemkin tarafından, Almanların, Yahudilere yaptığı vahşeti anlatmak üzere 1944 yılında yaratılmıştır. Bu terim bilahare Nürnberg Uluslararası Mahkemesi’nce kabul görmüş ve 1948 yılında da Birleşmiş Milletler’ce benimsenmiştir. Jenosid kabul edilen şekliyle: “Bir etnik grubun bireylerini katledip; siyasal, sosyal, kültürel, dilsel ve dinsel kurumlarını da parçalayıp yok ederek metodik olarak ortadan kaldırmak”tır. Yahudi soykırımı, Nümberg Mahkemesi kararıyla kabul edilmiştir... İddia edilen Ermeni soykırımıyla ilgili bir mahkeme kararı olmadığı gibi bu olay Lozan’da da kapanmıştır. Ermeni soykırımı uygulandığı iddia edilen dönemde: İstanbul ve İzmir’de Ermeniler oturuyor, Kiliselerinde dua ediyorlar, Gazete çıkarıyorlar, Okulları açık duruyor, Patrikhane görevine devam ediyor, İzmir ve İstanbul’daki ticareti Ermeniler ellerinde tutuyor ve Mebusan Meclisi’nde Ermeni milletvekilleri bulunuyordu. 1915’te yaşanan “tehcir” olayı, dünya haritasının çoğu bölgelerinde yüz yıldan bu yana gözlenen felaketlerden biridir. İsyanları çıkaranlar Ermeniler, Köyleri basıp insanları öldürenler Ermeniler, Kadınların ırzına geçenler Ermeniler, Casusluk yapanlar Ermeniler, Düşmanla işbirliği yapıp ülkesini arkadan vuranlar yine Ermeniler. Mustafa Kemal’e göre asıl soykırımı Ermeniler yaptı Mustafa Kemal’in 26 Şubat 1921’de Amerikalı gazeteci Clarence K. Streit’e verdiği demeç şöyledir: “Rus ordusu 1915’te bize karşı büyük taarruzunu başlattığı sırada o zaman Çarlığın hizmetinde bulunan Taşnak Komitesi, askeri birliklerimizin gerisindeki Ermeni ahalisini isyan ettirmişti. Düşmanın üstünlüğü karşısında çekilmeye mecbur kaldığımız için kendimizi iki ateş arasında görüyorduk. İkmal ve yaralı konvoylarımız katlediliyor, Türk köylerinde terör hüküm sürüyordu. Bu cinayetleri işleten, saflarına eli silah tutan tüm Ermenileri katan çeteler, silah ve iaşe ikmallerini, bazı büyük devletlerin kapitülasyonların bahşettiği dokunulmazlıklardan istifade ve bu maksada matuf olarak büyük stoklar husule getirmeye muvaffak oldukları Ermeni köylerinde yapıyorlardı.” 26 Şubat 1921’de Mustafa Kemal: “İngilizlerin sulh zamanında ve harp sahasından uzak olarak İrlanda’ya reva gördüğü muameleye kayıtsız kalan dünya efkârı, almaya mecbur kaldığımız tehcir kararı için bize karşı haklı ithamda bulunamaz. İftiraların aksine, tehcir edilenler hayattadır ve bunlardan ekserisi İtilaf Devletleri bizi tekrar harp etmeye zorlamasalardı, evlerine dönmüş olurlardı.” Tarihe dikkat!.. Mustafa Kemal Paşa 26 Şubat 1921’de konuşuyor... 1915: Tehcir... 1917: Bolşevik Devrimi 1921: Ankara’da konuşan Kemal Paşa, 23 Nisan 1920’de kurulan Büyük Millet Meclisi’nin reisidir... Batı, Türkiye’ye yanlı bakar Tehcirden sonra Ermeniler Suriye ve Lübnan’a doğru zorunlu olarak göç ettirilmişlerdi. İngiltere’nin başını çektiği İtilaf Devletleri “Türkiye’yi savaşa zorlamasalardı” dönmüş olacaklardı. Yenilgiden sonra işgal edilen Anadolu’da İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunanlıların neler yaptıklarına ilişkin kapsamlı irdelemelere de gerek vardır. 1912 Balkan Savaşı’ndan 1922’ye dek 10 yıl sürekli ateş çemberinde yaşayan Türklere Batıdan yansız gözlerle bakılması olanaksızdır. ABD 2. Dünya Savaşı’nda Pearl Harbour baskınından birkaç ay sonra kendi vatandaşı Japon asıllı 120 bin kişiyi göçe tabi tutmuştur. Bu göçe uymak istemeyen Japon asıllı ABD vatandaşına mahkemenin verdiği karar ilginçtir. Mahkeme “Ulusun birliği, bütünlüğü ve güvenliği tehdit altında olursa devlet şüphe duyduğu vatandaşlarına bu yaptırımı uygular.” Türkiye görüldüğü üzere hukuki ve tarihi hakkını kullanmıştır. Ermenilere soykırım değil, isyan hareketlerden dolayı tehcir uygulanmıştır. Ermenilerin Türkiye toprakları üzerindeki emelleri Anayasalarına bile girmiş! Ermenistan Anayasası, Türkiye topraklarından Batı Ermenistan olarak söz etmektedir. Ermenistan 23 Ağustos 1990 tarihli Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi’nin 11. maddesinde “Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiye’si ve Batı Ermenistan’da gerçekleştirilen 1915 soykırımının uluslararası düzeyde tanınması çabalarını destekleyecektir” diye yazıyor ve Batı Ermenistan’ın neresi olduğu belli iken ayrıca 1995 yılında kabul edilen Ermenistan Anayasası’nda da aynı atıfta bulunulursa iyi niyetten söz edilebilir mi? ABD’nin dolaylı kabul ettiği, AB’den de bir çok ülkenin kabul ettiği soykırım iddiaları Türkiye’ye kabul ettirebilirse Türkiye’nin tarihi ile barışmış olacağı bir yanıltmadır. Sosyal, siyasal ve ekonomik tek sonucu Lozan kazanımlarından vazgeçme ve arkadan sosyal, siyasi ve ekonomik talebe kapı açılmasıdır. 1917-1972 yılları arası bilinçli olarak Ermeniler tarafından karartılmıştır. Ancak Ermeniler yine aynı emperyalist güçlerin piyonu olarak Türkler ile karşı karşıya getirilmeye çalışılmaktadır. Uluslararası hukuk sözde soykırımı tanımıyor Ünlü tarihçi Bernard Lewis; “Soykırım tasarlanmış bir politikayı, Ermeni milletinin sistematik bir biçimde yok edilmesini ifade eder. Bu fevkalade şüpheli bir iddiadır. Türk belgeleri gösteriyor ki, amaç yok etmek değil, tercih etmekti...” demiştir.. Bernard Lewis, “Fransa Ermeni Kuruluşları Forumu” tarafından, Fransa’da mahkemeye veriliyor. Mahkeme araştırmaksızın; “29 Ağustos 1985 tarihli Birleşmiş Milletler alt komitesinin kararında Osmanlıların 1915’te Ermenilere soykırım yaptığı kabul edilmiştir. Avrupa Parlamentosu da kabul etmiştir...” tezine dayanarak ünlü tarihçiyi 1 franklık cezaya çarptırmıştı. Oysa Birleşmiş Milletler resmi açıklaması şöyle: “Ermeni iddialarına ilişkin soruya cevaben, Birleşmiş Milletler sözcüsü Farhan Hag, 5 Ekim 2000 günü şu açıklamayı yapmıştır: Birleşmiş Milletler, Ermeni olaylarını soykırım olarak niteleyen herhangi bir karar almamıştır, bu nitelikte herhangi bir raporu onaylamamıştır.” Görüldüğü üzere Fransız mahkemesi, olmayan bir karara göre mahkumiyet kararı vermiştir. Bu nedenle asıl ırkçı, aslı olmayan iddialarla mahkemeleri ve siyasi organları kullanarak “soykırım suçlusu Türk” imajını yaratmaya çalışan Ermeni diasparosudur. BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi geriye dönük işlememektedir. “İngiltere Ulusal Arşivi”, Osmanlı topraklarındaki halkların, Birinci ve İkinci Balkan Savaşları ile Birinci Dünya Savaşı sırasında büyük devletlerce uygulanan zorla yeni sınır benimsetme politikalarının kurbanı olduğunu belirtiyor. Özgürce konuşmanın tek görüş için tanındığı dünyanın neresinde görülmüştür? Bilimde mutlak doğru yoktur. Tarihte ise hiç yoktur. Çünkü bu sınavın içeriği artık değişti. Şantaj silahı mı? İntikam aracı mı? Pazarlık metaı mı? Geleceğe yönelik bir tasarımın ilk siyasal adımı mı? 6 Ekim tarihli AB Komisyonu Türkiye İlerleme Raporu açık şekilde Lozan dengelerini bozarak üniter yapımıza müdahale ediyor, 69 yerde azınlıktan söz ediyor, İstanbul’un Hıristiyan hüviyeti ön plana çıkarılıyor ve Türkiye taksit taksit Sevr’e götürülüyor. PKK-ASALA işbirliği Ermeni terör örgütleri 1980’li yıllarda PKK terör örgütü ile işbirliğine girerek, 1984 Eruh ve Şemdinli baskınlarından sonra geri plâna çekilerek yerini PKK’ya bırakmıştır. 9 Kasım 1980 Strazburg Başkonsolosluğu baskını ile 19 Kasım 1980 tarihindeki Türk Hava Yolları Roma bürosuna düzenlenen saldırıları PKK ve ASALA birlikte üslenmişlerdir. 6-9 Ocak 1993 tarihinde, Lübnan Ermeni Ortodoks Başpiskoposu’nun katılmış olduğu toplantıda aşağıdaki ifadeler yer almıştır: ABD ve diğer Batılı ülkelerin Karabağ’da sürdürülen savaşı haklı buldukları, PKK terörü sonucu, Türk ekonomisinin çökertilerek fakir bırakılan halkın devlete karşı ayaklandırılması, Türkiye’nin bölünerek Kürt devleti kurulması, Bugün Türklerin elinde olan toprakların yarın Ermenilerin olacağı... PKK ve ASALA’nın ortak hedefleri Marksist-Leninist ideoloji doğrultusunda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kürt devletinin kurulmasıdır. ASALA’ya göre terör bir olaydır; önemli olan olayın boyutlarıdır. İkinci aşama ise savaşın başlatılmasıdır. Türkiye’nin toprak bütünlüğüne yönelik bir hareket olduğu için PKK-ASALA işbirliği kendiliğinden oluşmuştur. 1980 yılının Nisan ayında Lübnan Sidon’da PKK ile yapılan ortak eylem anlaşmasıyla PKK ve ASALA ilişkileri güçlendirildi. PKK-ASALA eylem birliği kurmuşlardır. 1987 yılında bölücü terör örgütü PKK ile Ermeniler arasında bir anlaşma yapılmış olup söz konusu anlaşmanın hükümleri şunlardır: 1) Ermeniler PKK terör örgütü içinde eğitim faaliyetlerinde bulunacaklar. 2) PKK terör örgütüne her yıl için adam başına 5.000 ABD Doları ödenecek. 3) Ermeniler küçük çaplı eylemlere katılacaklar. PKK-ASALA ilişkilerinden sorumlu Hermez Samurouyan adlı şahısla birlikte 18 Nisan 1990 tarihli toplantıda alınan kararlar şöyle: 1) PKK ve ASALA terör örgütlerini artık ortak yönetilecektir. 2) Türkiye’de güvenlik kuvvetlerine yönelik eylemlerde istihbaratı Ermeniler yapacak. 3) Muhtemel devrimden sonra elde edilen topraklar eşit olarak bölüşülecek. 4) Kamp masraflarının % 75’ini Ermeniler karşılayacak. 5) Türkiye’deki metropol şehirlerde eylemler yapılacak. 1992 Ekim ayından itibaren Kuzey Irak’ta üslenen terör örgütü PKK’ya karşı gerçekleştirilen sınır ötesi operasyonlar sonucu bir kısım örgüt mensuplarının İran ve Ermenistan’a geçmeleri ile PKK terör örgütünün Ermenistan’daki aktif faaliyetleri başlamıştır. Sovyet Rusya’nın dağılması ile Ermenistan’ın bağımsızlığına kavuşması sonucu PKK terör örgütünün Ermenistan’da Kürt yerleşim birimlerinde barınma imkanı bulması sonucu faaliyetlerini aktif hale getirerek yoğunlaştırmıştır. 7-13 Temmuz 1985 tarihinde Sevr’de toplanan “III. Dünya Ermeni Örgütleri Kongresi” denilen kongrede: a. Sevr’in geçerli, Lozan’ın geçersiz olduğu, b. Türkiye’ye karşı sürekli savaşın devam edeceği, c. Türkiye’nin yayılmacı politikasına karşı Yunanistan’ın ve Kıbrıs Rumlarının sürdürdükleri savaşın desteklenmesi önerilmiş ve kabul edilmiştir. |