24.03.2008/Sayı:179
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Tarih
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Kapak Hüseyin Adıgüzel

Diktatörlük sevdalılarının partisini kapatmak demokrasinin gereğidir

Kapatın Gitsin

Demokrasimiz yara mı aldı?

Biliyorsunuz, geçen hafta Cuma günü gündeme bomba gibi bir haber düştü. Cumhuriyet Başsavcısı AKP’ye bazı eylemlerinden dolayı kapatma davası açtı. Mahkeme safhası başlamış olmasına rağmen bizim bu konuda fikir yürütmemiz mümkün ama ben bu davanın açılma haberinin yayınlanması ile ilgili bazı kişi ve kurumların tutumlarını ve beyanlarını değerlendirmek istiyorum. Doğal olarak; “Dava, Cumhuriyet’in temel niteliklerini korumak, demokrasiyi yaşatmak için açılmıştır” diyenler olduğu gibi; “Demokrasilerde parti kapatmak büyük bir ayıptır, demokrasimiz yara almıştır” diyenler de var. Biz fikrimizi yazının içinde somut verilerle açıklamaya çalışacağız. Şimdi bu söylemleri kimlerin kullandığına bir göz atalım.

Bir kısım hukukçular, başta Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Yekta Güngör Özden Bey olmak üzere, eski Cumhuriyet Başsavcıları Vural Savaş ve Sabih Kanadoğlu gibi birçok tanınmış hukukçu, Cumhuriyet Başsavcısının görevini yaptığını söylerken; AKP Genel Başkanı Başbakan Erdoğan ve AKP yöneticileri ile MHP, BBP, ANAP, DP, DTP gibi siyasi parti yöneticileri, medyanın büyük bölümü, TÜSİAD gibi kuruluşlar, AB ve ABD’li yöneticiler, liberal demokratlar Başsavcının yanlış yaptığını, hatta suç işlediğini ve yargılanması gerektiğini ileri sürüyorlar. İleri sürülen gerekçe; “Demokrasilerde siyasi partiler yargı yolu ile kapatılamaz” şeklinde görülüyor. Şimdi konumuza dönelim ve meydanı gümbür gümbür inleten, attıkları zaman mangalda kül bırakmayan bu beylerin tezini inceleyelim.

“Demokrasilerde siyasi partiler kapatılamaz” görüşü temelden sakat bir görüştür. Çünkü demokrasiyi var eden, yönetim biçimi ve özgürlükler ortamıdır. Bu yönetim biçiminin ve özgürlükler ortamının varlığı, siyasi partilerin hayat bulmasını sağlar. Yani özgür bir ortam olmazsa siyasi parti kurulamaz. Ve hiçbir siyasi parti, bu özgür ortamı ortadan kaldıracak bir hareketin ya da eylemin içinde bulunamaz. Bulunursa kapatılır. Başsavcının iddiası, bir siyasi partinin, yani AKP’nin özgürlükleri ortadan kaldırmak için eylemlerde bulunduğudur. Özgürlükleri yok etme özgürlüğü olamayacağına işaret eden Başsavcı, iddia ettiği suçları işleyen bir partiye kapatma davası açmıştır. Durum bundan ibarettir. Yüzde kırk yedi oy, özgürlüklerin kısıtlanması ya da ortadan kaldırılması için hiçbir demokraside geçerli bir neden değildir. Çünkü yapılan iş hukuksal bir iştir ve hukuk eşitlik ilkesine dayanır. Yüzde beş oy alan bir partiyi kapatacaksınız, yüzde kırk yedi oy alan başka bir partiyi aynı eylemlerde bulunduğu için kapatmayacaksınız. Bu hukuki değil, siyasi bir karar olur ve hukuk devleti ilkesini de zedeler. Sonra bu mantıktan hareket ederseniz; güçlü, parası çok insanlar suç işleyecekler, onlar güçlü ve zengin oldukları için yargılanmayacaklar, fakir, güçsüz insanları yargılayıp deliğe tıkacaksınız ve bunun adına demokrasi, hukuk devleti diyeceksiniz. Böyle şey olur mu? Ama bizim medya kalemşörlerine göre olur.

Çok oy alan bir partinin diktatörlük getirmeyeceğini kim garanti edebilir? Örnekleri çoktur. Hitler, Mussolini, seçim kazanmışlar ve iş başına gelmişlerdir. Hitler Nazizmi, Mussolini faşizmi, Franko diktatörlüğü seçimlerden sonra o büyük partilerin uygulamaları ile ortaya çıkmıştır.
Çok oy alan bir partinin diktatörlük getirmeyeceğini kim garanti edebilir? Örnekleri çoktur. Hitler, Mussolini, seçim kazanmışlar ve iş başına gelmişlerdir. Hitler Nazizmi, Mussolini faşizmi, Franko diktatörlüğü seçimlerden sonra o büyük partilerin uygulamaları ile ortaya çıkmıştır.

Diktatörlük sevdalıları

Çok oy alan bir partinin diktatörlük getirmeyeceğini kim garanti edebilir? Örnekleri çoktur. Hitler, Mussolini, seçim kazanmışlar ve iş başına gelmişlerdir. Hitler Nazizmi, Mussolini faşizmi, Franko diktatörlüğü seçimlerden sonra o büyük partilerin uygulamaları ile ortaya çıkmıştır. Avusturya’daki Hayder olayı biraz farklıdır ama adam seçim kazandığı halde başbakan olamamıştır. AB ülkelerinin baskısı, Avusturya’da halkın oyunu silip bir kenara atabilmiştir. Yani oyla gelen her istediğini yapar düşüncesi demokrasilerde bile diktatörlüklere davetiye çıkardığı gibi, bazen oylar hiçe sayılabilir... Neden bu böyledir? Çünkü demokrasiyi sadece halkın oyuna, iradesine bırakırsanız, bazen acı sonuçlarla karşılaşabilirsiniz. Halk, oyunu, “ülkenin yönetimini bir siyasi partiye, programında yazılı işleri yerine getirmek ve özgürlükleri korumak, o ortamın devamını sağlamak” için verir. Ona istediğini yapma yetkisi vermez. Eğer bu tür bir yetki vermiş olsaydı, o zaman özgürlükleri, devletin temel niteliklerini korumak üzere kurulmuş onlarca kuruma neden ihtiyaç duyulur? Demek ki, özgür ortamın devamı siyasi yaşam için vazgeçilmez koşullardan biridir, aynen siyasi partiler gibi…

Nasıl siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurları ise, özgür ortam da demokrasinin olmazsa olmazıdır. Özgür ortamı ortadan kaldırmaya yönelenler ister fert olsun, ister kurum olsun, isterse siyasi parti olsun, o ortamı korumakla görevlendirilenler tarafından kontrol edilir ve haklarında gerekli yasal işlemler yapılır. Bu işlem ferde yapılıyorsa kuruma da yapılır; çünkü hukuk eşitlik ilkesine dayanır.

“Demokrasilerde siyasi partiler kapatılamaz” görüşü, sadece bir aldatmaca ve safsatadır. Çünkü Cumhuriyet tarihi boyunca bir çok partiye kapatma davası açılmış, bazısı kapatılmış, bazısının ise faaliyeti yasalara uygun bulunmuş ve devamına izin verilmiştir. Bundan bir ay kadar önce DTP için kapatma davası açıldığında, bugün “Demokrasilerde siyasi partiler kapatılamaz!” diyenler neredeydi? Yoksa DTP, halkın oyu ile Meclis’e girmeyen bir parti miydi? Bu gürültü neden o zaman koparılmadı? Nedeni açık: AKP iktidar partisidir, ulufeyi dağıtan odur. Hani Başbakanın sıkça kullandığı; “Bunların nemalarını kestik! Onun için bağırıyorlar” dediği olay var ya, işte şimdi “cuk” oturdu. İktidar partisinden nemalananlar yaygarayı basanlardır.

Başsavcılığın iddianamesinde AKP’nin özgür ortamı yok ederek faşist bir yönetim kurmaya çalıştığı, örnekleri ile anlatılmıştır. Burada yapılacak iş o savcıya kızmak değil, yapılanları durdurmaya, siyasi özgürlük ortamını korumaya yönelmek; “Nerede hata yaptık?” sorusuna cevap aramak olmalıydı. Ama AKP yöneticileri bunu yapacaklarına topyekûn Başsavcıya saldırıya geçmiştir. Yavuz hırsız ev sahibini bastırır örneği... Hem suç işleyeceksin hem de zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkmaya çalışacaksın! Başbakanın, Meclis eski Başkanı Bülent Arınç’ın, büyük dönmelerden Ertuğrul Günay’ın sözlerini ibretle okuyoruz.

Bu demeçler bile normal demokrasilerde suçtu; ama burada kim kime, dum duma… Sonra çıkıp demokrasiden söz ediyorlar da insan buna üzülüyor. Hangi demokrasi? Sadece sizin sözlerinize ve eylemlerinize olur veren demokrasi mi? Herhalde istedikleri bu! Demokrasi varsa herkes için vardır. Demokrasi bir zümrenin ya da bir siyasi partinin özgürlüğü değildir!

Orada kapatılıyorsa burada da bal gibi parti kapatılır

Demokrasilerde siyasi partiler bal gibi kapatılır. Bunun yüzlerce örneği, hem ABD’de hem de AB ülkelerinde var. Almanya’da Komünist Parti kapatıldı. Yoksa orada demokrasi yok mu? En son İspanya’da BASK milliyetçilerinin partisi kapatıldı, milletvekilleri tutuklandı, hatta çok ağır cezalara çarptırıldı.

Yoksa İspanya’da da mı demokrasi yok?

Neden bu partiler kapatılırken AB yöneticilerinin, ABD yöneticilerinin ve bizim liboş demokratların hiç sesi çıkmadı? Ama iş, işbirlikçilerinin partilerinin kapatılması davasına gelince Bremen mızıkacıları misali koro hemen bağırmaya başlıyor. O demokrasilerde nasıl parti kapatılıyorsa, ki gerekçe olarak bizim yukarıda sunduğumuz gerekçe kullanılmıştır, burada da bal gibi kapatılır.

İşin gerçeğine bakarsanız, Batı demokrasilerinde AKP gibi partilerin kurulmasına zaten baştan olanak tanınmaz. Daha ortaya çıkmadan kapatılır. Meydanlara çıkmasına, halkı demokrasi dışı yönlere çekmesine asla izin verilmez. Bu da bir parti kapatmadır.

Kuyruklarına basılanlar bağırmaya başladı

Mütareke medyasının bağırmalarına bakarsanız sanki kıyamet kopmuş, sanki dünya yıkılmış! Bu türlü davranışın tek bir izahı vardır: Kuyruklarına basıldı…Bakın bunların en çok dönenlerinden ve hükümet sözcülüğü yapma boyutuna kadar yükselmiş ve Başbakanın yanağından makas alabilecek kadar yakını olmuş Mehmet Barlas neler yazıyor:

“Tabii ki AK Parti yönetiminin de, sözcülerinin de hataları var.

İkinci dönem iktidar olmuş ve beş yıldır ülkeyi yöneten bir siyasi topluluk hâlâ toplumun belirli kesimlerindeki “Bunların gizli gündemi var” kuşkusunu silemediyse, burada en azından bir imaj çarpıklığı veya söylem ölçüsüzlüğü sorunu vardır.

Ama bunlara karşı sen ‘rejim adına’, ‘ideolojik devlet’ anlayışını ‘hukuk’ diye ileri sürüp, yargıyı demokrasinin karşısına dikersen, AK Parti’nin eleştirilmesi konusu da ikinci plana düşer.

Seçim kazanamamış ve kazanamayacak demokrasi özürlüler, seçmen yerine yargıçlara ve savcılara güvenmeye kalkarlar” (Sabah, 17 Mart2008).

Şimdi Barlas Bey aklınca patronlarının taktiğini kullanıyor ve takiyye yapıyor. AKP’nin suçu var ama Savcı Bey öyle bir iş yaptı ki, AKP işin dışına çıktı, demokrasi gündeme geldi demeye getiriyor.

Hoca’nın evine hırsız girmiş. Nesi var, nesi yok her şeyi almış gitmiş. Geçmiş olsun ziyaretine gelen komşular Hoca’ya “Yahu Hocam insan pencerelere demir takmaz mı? Evin kapısı çelik kapı yapılmaz mı? Para evde saklanır mı?” gibi suçlamalarda bulununca dayanamayan Hoca:

“İnsaf komşular! Evin soyulmasında bu hırsızın hiç mi suçu yok?” demiş.

Demokrasinin bu hale gelmesinde ya da bilerek bu hale getirilmesinde sadece yargının mı suçu var? AKP yönetiminin hiç mi suçu yok! Barlas Bey önce var diyor, sonra kıvırıyor. Savcı böyle yaptı ve AKP temize çıktı diyor. Ne ilgisi var bana söyleyebilir misiniz? Savcı yasaların kendine verdiği bir görevi yerine getirdi. Neden CHP, MHP ya da diğer partilerden birine kapatma davası açmadı da AKP’ye açtı? Bunu hiç düşünmüyor ve görevi devletin, Cumhuriyet’in, demokrasinin temel niteliklerini korumak olan Savcıya, dava açtığı için bütün suçu yüklüyor. Bu mantığa göre herkes her istediğini yapacak, ama ona kimse dokunmayacak. Bu demokrasi ise, ben böyle bir demokrasi istemiyorum. İstenen şey demokrasi değil, orman kanunudur.

Kırk gazete değiştiren bir insanın yazar olmadığı kesindir

Barlas Bey; “Seçim kazanamamış ve kazanamayacak demokrasi özürlüler, seçmen yerine yargıçlara ve savcılara güvenmeye başlarlar” diyor. Bir insanın başka birisi hakkında bu sözü söyleyebilmesi için önce aynaya bakması gerekir. Çünkü bu söz, bir-iki küçük sözcük değişimi ile Mehmet Bey’i anlatmaktadır. Şöyle ki; “Yazar olamamış ve yazar olamayacak özürlüler, okur yerine gazete patronlarına, hükümetlere güvenmeye başlarlar.” Ben de bir iki sözcük ekleyeyim: “Bağımsız medya organlarının hiç birinde iş bulamayanlar hükümet yalakalığına başlayarak hükümet gazetelerinde yazı yazarlar.” Kırk gazete değiştiren, hiçbir gazetede barınamayan bir insanın yazar olmadığı kesindir. Bugün hükümet talimatlı bir gazetede yazan bu kişi elbette hükümet yalakalığı yapacak; akı kara, karayı ak gösterme telaşı içerisinde merdi kıpti örneği şecaat arz ederken sirkatin söyleyecek. Bundan doğal hiçbir şey olamaz.

Başsavcıyı hedef tahtası haline getirenlere şöyle bir bakmak, neyin yapılmak istendiğinin açık görüntüsüdür. AKP kurmayları ve her zaman yanlarında olanlar: AB, ABD sözcüleri, DTP, MHP, BBP, Galata bankerleri, mütareke basını, dönmeler ve dönekler medyası, liboş demokratlar, demokrasiden nasibini alamamış yarı aydınlar Başsavcıya karşı sinsi ve açık saldırı halindedirler. Devletini, Cumhuriyet’ini, demokrasisini, özgürlüğü ve çağdaşlığı savunanlar ise uyumaktadır. O Savcı Bey, bizlerin savunduğu değerleri korumaya çalışırken hedef tahtası haline getirilmiştir. Öyle ise, en azından Savcı Bey’e destek vermek gerekmez mi? Öyle ise ne duruyorsunuz? Telgraf, mektup, elektronik posta ile, hatta makamına giderek kendisine destek veriniz. Arkasında milletin olduğunu ona gösteriniz!

Şimdi bu durumdaki politik alana bir bakalım. Bu alan belirsizliğini koruyor. Toz duman içinde… Ne olacağını ve nasıl olacağını kestirebilmek şu anda pek mümkün görünmüyor. “Parti kapatılır mı kapatılmaz mı? Siyasi kriz büyür mü? Bunun sonucunda ne gibi değişmeler olur?” gibi soruları şimdiden yanıtlamak pek mümkün görünmüyor. Bu yüzden politik alan her şeye gebe diyebiliriz. Fikir yürütmekten ziyade beklemek ve neler doğacağını görmek gerektiği inancındayım.

Bütün dünyayı saran bir ekonomik kriz var. Mütareke medyası bunu bile kapatma davasına bağlamaya çalışıyor. Hükümet yanlısı gazeteler, manşet haberlerle olayı çarpıtmaya uğraşıyor. “Kapatma davası halka pahallıya patladı” gibi başlıklar, ekonomik istikrarı kapatma davasının bozduğunu, bunun nedeninin de Başsavcı olduğunu göstermeye yönelik çabaların örneklerinden sadece biri. Halbuki aylar öncesinden bu yana bağıra bağıra gelen bir ekonomik kriz var. Bu hükümetin atadığı bürokratlar, hükümetin dikkatini aylar öncesinden kriz geliyor diyerek çekmeye çalıştılar. Hükümet tınmadı bile… Şimdi büyük bir rastlantı olarak dava açılma günlerinde kriz Türkiye’de hissedilmeye başlandı. Hemen mal bulmuş mağribi gibi buna sarıldılar ve Başsavcıyı suçlamaya başladılar. Aslında gerçek suçlu, ekonomik önlemleri uyarılara rağmen almayan hükümet… Savcının sesi çıkmıyor ya, arkasında bir mütareke medyası yok ya, vur abalıya misali her taraftan vurmaya başladılar. İnsana insaf dedirten bir yaklaşım. Ama şu da görülüyor ki, adamlar her türlü fırsatı kullanarak aleyhlerine olan hususları bile lehlerine çevirmede pek ustalar.

Açılan davanın kapatma ile sonuçlanmasının AKP’ye yarayacağı tezi de temelden yanlış bir tez… Çünkü bugüne kadar yirminin üstünde parti kapatıldı. Eğer kapatma sonucu işe yarar bir şey olsaydı, kapatılan o partilerin tümünün iktidara gelmiş olması gerekirdi. AKP’nin güçlenmesi bu tür olaylardan değildir. AKP güçlü teşkilatı sayesinde ayakta durmaktadır. Yani AKP kapatılırsa yüzde yetmiş ile gelir tezi temel bakımından çürüktür. Kapatmayı önlemeye yönelik bir gayretkeşliktir. Şunu iyi anlamak gerekir: Siyasi partiler bu tür davalar ya da olaylar sonucu oy kazanmazlar. Güçlü örgüt yapısı ve buna uygun çalışma metotları ile oy kazanırlar. AKP geçen seçimde de böyle oy kazanmıştır, iyi biline…

Mütareke medyasını, hükümetin sesi televizyonları ibretle izleyin. Türkiye’de var olduğunu iddia ettikleri demokrasiyi yakından görün… Hiçbir ülkede “halkı yanıltma” özgürlüğü olamaz. Ama bizim cici demokrasimizde var, hem de çok güçlü olarak var. Kimlerin nerede durduklarını, kimin yanında yer aldıklarını izlemek ve ona göre hareket etmek gerekir. Tam bağımsızlıkçı, Atatürkçü, antiemperyalist bir partinin gereği şimdi daha iyi anlaşılıyor değil mi? Bakın bakalım bizden başka “AKP kapatılsın” diyen var mı?


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe