17.03.2008/Sayı:178
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Tarih
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Yunus Yılmaz

Deniz’lerin ipini çeken
Abdül’ü tanıyalım

Deniz Gezmiş
Deniz Gezmiş’leri vatan hainliği ile suçlayacak kadar gözü dönmüş bir insan olan Baki Tuğ’u, Deniz Gezmiş bakın nasıl yargılıyordu!

“Sayın Savcı,

1. Amerikan emperyalizmi gayri millidir.
2. Ona ortaklık edenler ulusumuza ihanet etmişlerdir.
3. Emperyalizme karşı mücadele suç değildir, silahlı mücadele ise Anayasa’yı ihlal değildir.
4. Gayri milli olan emperyalizm ve ortaklarının sömürüsü, Anayasa’ya aykırıdır.

Buna göre iki şey var:

1. Eğer belli bir hata sonucu, iddianame ve mütaalayı hazırladınızsa, dikkatli olunuz; idamını istediğiniz kişiler kasaplık koyun değildir ve siz savcısınız…
2. Yok eğer yaptığınızın bilincinde iseniz; yolunuz açık olsun.”

12 Martçı ve Fethullahçı işbirliği

Fethullahçı basın, ülkede darbe yapılmasına müsait bir ortam yaratmaya çalıştığını iddia ederek milliyetçileri zan altında bırakmaya çalışmaktadır. İşte bu çalışmalara yönelik olarak, ulusalcıları darbeci olmakla suçlayan Kürt-İslamcı basın; 12 Mart Muhtırası yanlısı, cuntacı eski bir savcı ile röportaj yapmış. Savcının adı: Abdülbaki Tuğ.

Kendisine Baki Tuğ diye hitap edilmesini istiyor. Herkes onu Baki Tuğ ismiyle bilir. Nedendir bilinmez, adının “Abdül” kısmını kullanmıyor, “Baki” ismini kullanıyor!

Biz ise “Abdül” kısmını kullanıyor ve bugün Abdülbaki Tuğ dosyasını açıyoruz.

İsmini zikrettiğimiz Abdül, röportajında; “9 Mart cuntası 3 milyon kişiyi öldürecekti” diyor. İddiaya gelirsek, bayağı bir desteksiz atıldığı herkesin malumudur. Ama olsun, Fethullahçı basın için hiç önemli değil, yeter ki işlerine yarasın. Onlar için 3 milyon ismin yazılımının kaç sayfa tutacağı, ne kadar süreceği önemli değildir. Röportajdan öğrendiğimize göre bu belge MİT’te imiş.

Abdül’e göre 9 Martçılar devrimi bırakmış, bu isim listesini yazmaya koyulmuş! Devrimciler böyle bir salaklık yapmaz. Hani saklayamazsın, ağırdır, o açıdan yani! Böyle bir şeyi MİT de yapmaz (yanlış anlaşılmasın belgenin kopyasının olması açısından diyoruz). Hani bir an MİT böyle bir salaklık yapmış olsun diyelim, bir an öyle düşünelim; MİT’in anası ağlamıştır kesin!

Peki, Abdül neden böyle bir iddiayı ortaya atma gereği duydu? Göz önünde olmak için mi? Olabilir.

Peki neden desteksiz sallıyor? Çünkü yaşlandı artık. Ortada komünist kalmadığı için Atatürkçülere, ulusalcılara saldırarak kendini tatmin etmek istiyor. Bu arzu ve isteklerini dizginleyemediği için arada bir desteksiz iddialar da çıkmıyor değil haliyle.

Aldığımız duyumlara göre, günde en az bir komünisti yargılaması gerekiyormuş! Günümüzde komünist sayısında bayağı bir azalma olduğunu hesap edersek, Abdül’e de anlayış gösterilmesi gerektiğini anlamışsınızdır artık.

Kitap yakan savcımız Abdül’ün gençliği

Yaşlanmasına yaşlanmış ama gençliğinde yemiş olduğu naneler de unutulmamış. Örneğin 12 Mart döneminde TÖB-DER yöneticileri tutuklanır, aramalarda yasaklı sol kitaplar bulunur, yapılan yargılamalar sonunda da beraat ederler ama mahkeme kitapları geri vermez. Yapılan itirazlar sonucunda Askeri Yargıtay geri verilmesi gerektiği yönünde karar verir. Savcımız bir cinlik yaparak tekrar kitapların zoralımı için başka bir sıkıyönetim mahkemesine başvurur. Mahkeme de kitapların zoralımına karar verir. TÖB-DER’in avukatı bu sefer Milli Savunma Bakanlığı’na başvurur ve yazılı emrin bozulması istenir. Emir bozulur. Savcımız da başka tür manevralarla bu kitapları vermek istemez, çünkü inat etmiştir. Bu işi neticeye bağlamak isteyen savcımız bu kitapları bir tutanakla yakmıştır. Oysa bu kanunsuz bir işlemdir, ama 12 Mart’ta kanun Abdül’dür.

Bilenler bilir, Abdül’ün bir de kitabı vardır. Adı: “Denizlerden Apo’ya.” Biz bu kitabı okuma zahmetinde bulunduk. Çok zor oldu ama okuduk. Neden derseniz, kitap baştan adamı bayıyor. Hani arkasından konuşmak gibi olmasın ama yazmasını bilmiyor! Kitabın başından hemen bu kitabı sığ düşünceli birinin yazdığını anlıyorsunuz. Kitabın bazı yerlerinde okunmayı artırmak için bazı yöntemler kullanmış: “Varan 1, Varan 2” diye ama nafile. Kitaptaki iddialara gelince saçmalardan seçmeler okuduğunuzun farkına varıyorsunuz.

Kitabın isminden de anlaşılacağı gibi Abdül’ün derdi, bölücü başı, katil Apo ile Deniz Gezmiş’i yan yana getirip halkı Deniz’den soğutmaktır. Ama boşuna!

Neden derseniz, birincisi, bu asılsız iddialarına kimseyi inandıramaz. İkincisi, halkın bu iddialara inanması için kitabı okuması gerekir! Neden? Çünkü okunmuyor, daha doğrusu piyasada bulunmuyor. Deniz Gezmiş’in hayatını anlatan kitaplar en çok satanlar listesindeyken, Abdül’ün kitabının esamesi okunmuyor. Eğer elinizde Abdül’ün kitabı varsa sobada yakılması tavsiye edilir. Bu kitabı okuyup canınızı sıkacağınıza, yakıp içinizi ısıtın daha iyidir (bu da kitap yakanlara bir ders olsun).

Abdül, Deniz Gezmiş’lere karşı

12 Martçı Abdül’ün, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının asılması için 12 Mart cuntasına hizmet etmiş bir hizmetli olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Abdül gibilerine göre 9 Mart kötü, 12 Mart iyi olduğu için 12 Mart cuntasını savunmak ona çok normal geliyor.

Deniz Gezmiş’leri vatan hainliği ile suçlayacak kadar gözü dönmüş bir insan olan Baki Tuğ’u, Deniz Gezmiş bakın nasıl yargılıyordu!

“Sayın Savcı,

1. Amerikan emperyalizmi gayri millidir.

2. Ona ortaklık edenler ulusumuza ihanet etmişlerdir.

3. Emperyalizme karşı mücadele suç değildir, silahlı mücadele ise Anayasa’yı ihlal değildir.

4. Gayri milli olan emperyalizm ve ortaklarının sömürüsü, Anayasa’ya aykırıdır.

Buna göre iki şey var:

1. Eğer belli bir hata sonucu, iddianame ve mütaalayı hazırladınızsa, dikkatli olunuz; idamını istediğiniz kişiler kasaplık koyun değildir ve siz savcısınız…

2. Yok eğer yaptığınızın bilincinde iseniz; yolunuz açık olsun.”

(Deniz Gezmiş, Savunma, İleri Yayınları, s. 194)

Bugün Cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığı yapan Mümtaz Soysal Hoca, 12 Mart döneminde Abdülbaki Tuğ tarafından, “Anayasa’ya Giriş” adlı kitabında komünist propaganda (!) yaptığı gerekçesiyle ağır hapis cezasına çarptırılmak istenmişti.

Bununla kalsa iyi... Azılı komünist düşmanı, yakın arkadaşı ülkücü Prof. Dr. Fikret Eren’in “Milliyetçi Türkiye” kitabını birebir kopya edip iddianame hazırlıyordu. Eeee, düşmanını karşıt görüşün fikirleriyle alt edeceksin tabi, ama Abdül’ün bir kusuru var. Kendini akıllı, geriye kalanı ise geri zekalı yerine koyduğu için çok hata yapıyor.

Abdül siyasete atılıyor

80 öncesi tüm gücünü komünizmle mücadeleye ayıran Abdül, 80 sonrası siyasete atılıyordu. Hem de 12 Mart’ta eleştirdiği Morrison Sülo’nun yanında siyasete atılıyordu. Sağcı Abdül solda siyaset yapacak değildi ya! Tabii ki Sülo’nun yanında siyaset yapacaktı.

Ama Abdül’ün bir şanssızlığı var, bir türlü yakasını bırakmıyor. Herkesin bildiği gibi Sülo, ANAP’ın 8 yıllık iktidarını yenip 11 yıl aradan sonra tekrar başbakan olmuştu ama Erdal İnönü’lü SHP ile... Hemi de DEP ile birleşen SHP ile.

Bölücü Kürtçülerin, solcuların amansız düşmanı Abdül, solcularla, Kürtçülerle ülke hizmetinde bulunuyor...

Bak sen!

Sülo cumhurbaşkanı olunca sıkı bir Çillerci olan Abdül, sonrasında ise Çiller’e muhalif oldu.

Bölücülere ve Kürtçülere sözde karşı olan Abdül bir açık oturuma katılıyor. Aslında bu açık oturumu hepimiz biliyoruz. Hani şu Abdullah Gül’ün Türklüğü, “Ne mutlu Türk’üm diyene!”yi eleştirdiği oturum. Oturumun adı da; “Kürt Sorununda Şiddet-Siyaset Çekişmesi.” İşte bu oturuma DYP’den Baki Tuğ, DEP’ten Remzi Kartal da katılıyor. Bu toplantıda açıkça Kürtçülük yapılmıştır. O sözde vatanseverimiz neden acaba Türklüğe açık açık sövülmesine tepki göstermemiştir merak ediyoruz?

Kamuoyu pek bilmez bunu biz hatırlatalım. Abdül bir ara Mesut Yılmaz’lı ANAP’a da geçti. Hem de; “Yılmaz’ın politikalardaki düzgün çizgisinden dolayı ANAP’ı seçtim” diyordu. Hatta; “ANAP merkez sağın adresi oldu” diyordu.

Abdül sonraları siyasete “kurtçuluk” yaparak devam etti. Ne “kurt”u demeyin. Tahta kurdu değil herhalde! Zaten ondan olsa olsa kitap kurdu(!) olur ama yine biz hatırlatalım.

Abdül, BBP Genel Başkan Yardımcılığı da yaptı. Artık Abdül, kurtçu bir Alperendi. Milliyetçi söylemler ağzından eksik olmaz oldu.

Tabii laiklik düşmanlığı da cabası! Bir sözünde yargı üyelerinin her adli yıl açılışında laiklik vurgusunu eleştiren Abdül; “Türkiye’de ne irtica ne de laikliğin yıkılması gibi bir tehlike vardır…” diyordu.

BBP’den ayrıldıktan sonra bir ara adı Haydar Baş ile anılmaya başladı. “Biz de her şeyimizle başımızın tacı hocamızın (Haydar Baş) yanındayız” diyerek desteğini bildiriyordu.

Gel zaman git zaman Abdül siyaset dışında kaldı. Bir aralar DYP’yi tekrar toparlamak istedi. Evet, DYP demişken, Abdül, Ağar’ın “düz ovada siyaset” anlayışını desteklemiş midir merak ediyoruz!

Bu siyaseti benimsemiş ise, kendisini AKP’de siyaset yapmasını tavsiye ediyoruz. Abdül’e de AKP yakışır!

Abdül BBP’de iken, 57. Ecevit hükümetini Apo’nun idamını geciktirdiği için eleştiriyor ve bir tarihi açıklamada bulunuyordu. “Türkiye’nin ekonomik yönden ABD’ye, siyasal yönden ise Avrupa Birliği’ne bağlandığını, ülkenin bağımsızlığını kaybettiğini” söylüyordu.

Evet, tüm alkışlar Baki Tuğ’a. Alkış, alkış! Tarihi bir tespit bu!

Ne diyelim, Baki Tuğ da antiemperyalist, ulusalcı oldu ya, ölsek gam yemeyiz artık! Baki Tuğ, 12 Mart’ta yapmış oldukları Amerikan hizmetkarlığını unutmuşa benziyor.

Son olarak şunu söyleyelim. Uğur Mumcu, Baki Tuğ’un “şark hizmeti”ni yapıp yapmadığını sorardı. Yani bugünkü anlamıyla zorunlu Doğu hizmetini sorardı. Evet, bu vatanperver kardeşimiz Doğu hizmetini yapmamıştır. Çünkü 12 Mart’ın torpillisidir.

Uğur Mumcu’nun sürekli eleştirilerine maruz kalan Tuğ, Mumcu’nun Apo ile MİT ilişkisini araştırırken kendisinden de bu konuda yardım istediğini ve Uğur Mumcu’nun tüm eleştirilerine rağmen affettiğini söylüyor. Buna kanıt olarak da Uğur Mumcu’nun “Tuğ’a Övgü” yazısını delil gösteriyor. Ama yalan söylüyor.

Mumcu ile Tuğ arasında bir anlaşmazlık olduğu doğrudur, ama Mumcu bunu kin noktasına getirmez. Kaldı ki, Mumcu 80 sonrası karşıt görüşteki tüm insanlarla bilgi almak için görüşmüştür. Bu bir delil değildir. İkincisi, söz ettiği yazı gazetenin başında, özür dileme niyetinde yazılmış mıdır bilemeyiz ama Mumcu’nun 5 Şubat 1985 tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Tuğ’a Övgü” başlıklı bir yazısı vardır. Ancak burada Tuğ’un, DYP ile ilgili bir sözünden dolayı övgü vardır. İddia edildiği gibi Tuğ’la bir barışma ve Mumcu’nun özür dilemesi söz konusu değildir. Mumcu’nun bu tarihten sonraki birçok yazısı içinde Baki Tuğ’u acımasızca eleştirdiği yazılar vardır. Peki, Abdül buna ne diyecek?

Apo-MİT-Abdül ilişkisi!

Abdül ile Mumcu arasında Apo ile ilgili belge meselesine gelirsek... Uğur Mumcu öldürülmesinden kısa bir süre önce Apo ve MİT arasındaki ilişkiyi araştırıyordu. Hatta bunu büyük bir ölçüde çözmüştü. Uğur Mumcu, 8 Ocak 1993 tarihli “Ültimatom” başlıklı yazısında; “Yakında yayımlanacak bir yayınımda Kürt milliyetçileri ile istihbarat ajanları arasındaki ilişkilere ışık tutacak ilginç belgeler açıklayacağım” diyordu. Bizi ilgilendiren ise Abdül’ün bu tartışmanın bir yerinde olması ve daha önce basına verdiği çelişkili ifadeleridir.

Son olarak Abdül, Aksiyon dergisi ile röportaj yapıyor. MİT’ten “bizim elemanımızdır” diye bir belge nereden çıkmıştır sorusuna Abdül sinirleniyor ve bunu iddia edenlerin sahtekarlık yaptığını söylüyor. Oysa Abdül, Uğur Mumcu’nun öldürülmesi olayından sonra, Sabah gazetesinden Nezih Tavlaş ile bir telefon görüşmesi yapıyor. Bu telefon görüşmesinin çözümlemesinde Abdül’e şu soru soruluyor:

“Yani size bu şahsı bırakın ya da bu şahsa dokunmayın gibisinden bir şey mi geldi?”

Abdül de bu soruya karşılık:

“O, -dokunmayın- mealinde değil bizim mensubumuzdur şeklindeydi. Yalnız o mu, değil mi çözemedik. O belgeyi arıyordum ben” diyor. Devamında ise; “Bulsaydım Mumcu’ya verecektim” diyor.

Bundan yaklaşık 1 yıl önce, yani 12 Mart 2007 tarihli Zaman gazetesine verdiği demeçte ise; “Apocular, Kürt örgütlere karşı kullanılmış olabilir” diyordu.

Haberin içeriğinde ise; “Öcalan’ın 1980’den önce Devrimci Doğu Kültür Ocakları gibi Kürt örgütlere karşı mücadele ettiğini doğrulayan Tuğ, ‘Türkiye’nin bir Hizbullah pratiği var. Apocular da o dönem kullanılmış olabilir mi?’ sorusuna şu cevabı verdi: ‘Devlet eğer bir güce karşı başka bir şeyi kullanmak isterse bunlar olur. Gayet normaldir. Bu, devletin uyguladığı stratejidir’” diyordu.

Evet, okuduğunuz gibi Abdül’ün şimdi söylediği sözler ile eskiden söylediği sözler çelişiyor. Yani birbirini yalanlıyor. Uğur Mumcu, militan bir savcı olan Tuğ’un o zaman mahkemede hiçbir solcuya acımaz iken, nasıl olup da Öcalan’ın iddianamesinde görüş değişikliğine giderek az ceza almasını sağladığını araştırıyordu.

Öcalan’ın askerliğinin sürekli ertelenmesi, yani hiçbir sorunla karşılaşmaması Mumcu’nun dikkatini çekiyordu. Hapis yattığı için Öcalan’ın bursu kesilmesi gerekiyordu ama ta 1975’te bursunun kesilmesi kararı alınıyor. Öğrenciliği ile ilişkisinin kesilmesi ise 03.11.1984. Yani nerede ise 1985 yılında alınıyor.

Bir de Öcalan’ın eşi Kesire Yıldırım’ın babasının MİT’e çalıştığı hesaba katılırsa, Apo’nun o dönemde birileri tarafından korunduğu çok açık seçik ortaya çıkmaktadır. Tabii bir de yanındaki Pilot Necati’nin MİT ajanı olduğunu Öcalan’ın açıkça ifade etmesi bu savı güçlendirmektedir.

Radikal gazetesi yazarı Avni Özgürel de 1966-67 tarihleri arasında MİT’e ait bir kuruluşta Apo’yu gördüğünü söylemişti. Bu da bir tesadüf müdür acaba? Bu tarih aslında çok önemlidir.

Çünkü bu tarihte Apo solcu değil, milliyetçi muhafazakar bir öğrencidir. 5 vakit namazını kılan biridir. Apo 1971 yılında İstanbul Üniversitesi’ne kayıt olunca sol görüşle tanışır. 1967 yılında milliyetçi bir genç olarak MİT ile bağlantı kurmuş olabilir!

Abdül ise; “Apo o dönemde ünlü olmadığı için ben onun gelecekte Türkiye’nin başına bela olacağını bilemezdim” diyor.

Oysa o dönemi yaşamış biri olan Uluç Gürkan, bazı gençlerin Apo’nun yazdığı bazı mektuplarla yakalandığı iddiası ile içeri alındığını söylüyordu ve bunların polis olduklarını söylemişti. Eğer, Apo tanınmıyor idi ise onun ismini kullanarak solcular neden çözülmeye çalışılmıştır? Bu sorular uzar gider.

Abdül önceleri Apo’yu MİT kullanmıştır imasında bulunurken, sonrasında ise çark etmiştir.

Neden?


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe