17.03.2008/Sayı:178
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Tarih
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya Yavuz Selim

ABD yine yanlışlıkla(!) öldürdü

İşledikleri suçlardan dolayı ceza almayacaklarını bilen ABD askerleri sınır tanımıyorlar
İşledikleri suçlardan dolayı ceza almayacaklarını bilen ABD askerleri
sınır tanımıyorlar

Terörizmle savaş adı altında işgal etmeye çalıştığı Üçüncü Dünya ülkelerindeki direniş hareketlerinden darbe üstüne darbe yiyen ABD askerlerinin ruh sağlıkları iyice kötüye gitmeye devam ediyor. Nerede, ne zaman saldırıya uğrayacaklarını bilemeyen ABD askerleri, içinde bulundukları ölüm psikolojisi yüzünden potansiyel düşman sandıkları herkesi sorgusuzca öldürmeye devam ediyor.

Bu psikolojinin son kurbanlarından biri de 10 yaşlarındaki Iraklı küçük bir kız çocuğu oldu. Irak’ın en karışık bölgelerinden birisi olan Diyala’da devriye görevi yapan Amerikan askerleri, başka birilerine işaret verdiğini sandıkları bir kadını durdurmak üzere uyarı ateşi açtılar. Yalnız uyarı ateşi o kadar etkili oldu ki, uyarı ateşi açtıkları kum banketinin arkasında bulunan Iraklı bir kız çocuğu açılan ateş sonucu yaşamını yitirdi.

Kum banketlerinin ateşli silahlara karşı siper olarak kullanıldığı düşünülürse, kadını uyarmak için son derece güçlü bir uyarı ateşi açıldığı anlaşılabilir. ABD ordusu durumu kurtarmak için yaptığı açıklamada, askerlerin olayın hemen ardından kızı kurtarmak için harekete geçtiklerini ama kızın hastaneye götürülürken yapılan tüm müdahalelere karşın yaşamını yitirdiğini bildirdi. Olayla ilgili soruşturma açılırken, Askeri Sözcü Binbaşı Dan Meyers; “Koalisyon güçleri her türlü sivil can kaybını büyük bir ciddiyetle inceliyor. Olay ayrıntılı olarak soruşturulacak.” dedi.

Yine Irak’ın Kut kentindeki ABD üssüne yapılan füze saldırısının ardından ABD ordusunun başlattığı operasyon sonucunda askerler tarafından öldürülenler de bir kez daha siviller oldu. Bu operasyon sırasında da ABD askerleri iki sivil Iraklıyı yine yanlışlık(!) sonucu öldürdü. ABD ordusunun konuyla ilgili bu seferki açıklaması ise ellerinde sivil ölümleriyle ilgili bilgi ulaşmadığı oldu.

ABD askerlerinin içinde bulunduğu durum kısacası böyle. Nereden geleceği belli olmayan bir ölümün korkusunu enselerinde hisseden askerler nereye ateş edeceklerini bilmediklerinden artık suçlu-suçsuz ayrımına gerek duymadan çevrede bulunan herkese ateş ediyorlar. Daha önce askerlerin adının karıştığı birçok katliam davasının da, kötü muamelenin de beraatla sonuçlanması askerlerin bu konudaki cesaretini artırıyor. Olayı ciddiyetle ele almak tabiriyle kastettikleri herhalde askerleri beraat ettirmek için sıkı çalıştıkları olsa gerek.

Anlaşılan işgal sona erene kadar ABD askerleri daha çok sivili yanlışlıkla öldürecek ve tabii ki kendileri de yanlışlıkla yaşamlarını yitirecek.


Sarkozy ilk dersini aldı

Yaptığı her hareket ile hem dünyanın hem de Fransız halkının gündemini sürekli işgal eden Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy girdiği ilk yerel seçimlerde halktan gereken yanıtı aldı. Yaptığı her hareket ile hem dünyanın hem de Fransız halkının gündemini sürekli işgal eden Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy girdiği ilk yerel seçimlerde halktan gereken yanıtı aldı. Cumhurbaşkanı olmasının ardından yaptığı icraatlarla halk yerine zengin kesimlerin yanında olduğunun sinyallerini veren Sarkozy’nin partisi, girdiği ilk yerel seçimlerde yenilgiyle tanıştı.

Yapılan son kamuoyu araştırmaların da gösterdiği gibi halkın kendisine verdiği desteği sürekli olarak yitiren Sarkozy, kendisinin ilk yılının değerlendirilmesi olarak görülen yerel seçimlerin ilk turunda Sosyalistler ve ittifak yaptıkları partiler karşısında birçok belediye başkanlığını yitirdi.

Sarkozy’nin muhafazakar eğilimi temsil eden Halk Hareketi Birliği’nin (UMP) ve yandaşlarının seçimlerde aldığı yüzde 45 oy oranına karşın yüzde 47 oy alarak seçimlerin ilk turundan birinci çıkan sol blok; Marsilya, Strasbourg ve Toulouse gibi kentlerin belediye başkanlıklarını da sağ partilerden aldılar. Sosyalist Parti’nin kazandığı yerler arasında ülkenin en büyük ikinci kenti olan Lyon da bulunuyor. Sosyalist Parti ayrıca başkent Paris, Lille, Nantes ve Strasbourg gibi kentlerde ikinci tur için büyük avantaj sağladı.

Kamuoyu araştırmalarına göre Sarkozy’nin seçimlerden yenilgiyle ayrılmasının temel nedeni halka verdiği sözlere sadık kalmaması. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce halkın alım gücünü artıracağı yolunda propaganda yapan Sarkozy, koltuğa oturur oturmaz işadamı arkadaşının yatıyla yurtdışına tatile çıkarak verdiği sözlerde ne kadar içten olduğunu Fransızlara göstermişti. Sarkozy tatil yaparken, halkın alım gücünün artmak bir yana giderek düşmesi işte bu yenilgiyi hazırladı. Yenilgideki diğer önemli bir etken ise Sarkozy’nin icraatlarıyla değil de özel yaşamıyla gündeme gelmesi.

Sarkozy şimdi seçimlerin ardından gerekli dersleri çıkardığını söylüyor. Toulon kentinde seçim sonuçlarını değerlendiren Sarkozy; “Yerel seçimlerin pazar günü düzenlenecek ikinci turunun ardından, başta ben olmak üzere bütün siyasi liderler ders çıkarmalı.” diyor.

Diğer siyasi liderlerin yeterli dersi çıkardığını seçim sonuçları zaten yeterince gösteriyor. Belki de Sarkozy’nin bu uyarısı bizim sosyal demokratlaradır. Bütün dünyada sol partiler güç kazanırken bizimkiler olanaksızı başararak muhalefette kalmayı beceriyorlar ne de olsa.


Hamas ateşkes istiyor

Hamas hükümetinin Başbakanı İsmail Haniye
Hamas hükümetinin Başbakanı İsmail Haniye

Hani bazen bir şeyin sonunun ne olacağını önceden görerek söylersiniz ama gerçekleşmesini hiç istemezsiniz ya, bağımsızlık mücadelesini yalnızca Şeriatçılık temeline indirgeyen Hamas’ın varacağı noktayı önceden bilmemize karşın bu sonucu hiç arzu etmemiştik. George Habaş’ın ardından Filistin direnişinin artık Hamas’ın öncülüğünde Şeriatçılık temelinde ilerlediğini söyleyerek bu tarz bir mücadelenin eninde sonunda emperyalistle uzlaşmaya varacağını söylemiştik.

Sonunda beklediğimiz(!) gelişme oldu. İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik ablukasının ardından iyice köşeye sıkışan ve çıkış yolu bulamayan Hamas, İsrail’in düzenlediği son kara operasyonunun ardından ateşkeş istemek zorunda kaldı.

Daha düne kadar hiçbir koşul altında İsrail hükümeti ile uzlaşmaya yanaşmayacağını açıklayan Hamas hükümetinin Başbakanı İsmail Haniye, Gazze’deki İslam Üniversitesi’nde yaptığı açıklamada Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonların durdurulmasını, İsrail tarafından uygulanan ekonomik ambargonun kaldırılmasını istedi. İsrail tarafından bu konuda bir yanıt beklediklerini belirten Haniye, “Düşmanın tüm yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiği karşılıklı ve kapsamlı bir ateşkesten bahsediyoruz” açıklamasında bulundu.

Son operasyonların Hamas’ı iyice köşeye sıkıştırdığını daha önceden yazmıştık. Ama direnişin bu noktaya gelmesindeki tek suçlu Hamas değil. Gelinen noktadaki en büyük sorumluluklardan biri de Filistin halkına yeterli desteği vermeyen Arap ülkeleri. Örneğin şu anda İsrail ile Hamas arasındaki ateşkes çalışmalarına öncülük eden Mısır’ı ele alalım. İsrail ablukasının dayanılmaz bir hal aldığı günlerde Hamas militanları ellerinden başka bir şey gelmeyeceğini anlayınca, Mısır ile aralarındaki sınır duvarlarını havaya uçurarak Filistinliler için bir nevi soluk borusu açmıştı. Ama Mısır hükümetinin İsrail’den gelen baskılara dayanması fazla uzun sürmemiş ve sınırda yıkılan bölümler birkaç gün içinde geçişe kapatılmıştı. Filistin’e gerekli desteği vermeyen Mısır yönetimi şimdi arabuluculuk görevine soyunmuş durumda.

Hamas ise hâlâ düşler dünyasında yolculuk yapmayı sürdürüyor. İsrail’in yaptığı son kara operasyonlarına karşı büyük başarılar kazandıklarını söyleyen İsmail Haniye, İsrail’i geri çekilmek zorunda bıraktıklarını iddia ediyor.

Haniye, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin El Kassam Tugayları’na övgüler yağdıradursun, İsrail çoktan istediğini almış durumda. Artık ateşkes isteyen taraf İsrail değil Hamas. Umarız fazla zaman geçmeden Filistinliler yeni bir Habaş ya da Arafat’a kavuşur.

Yoksa Filistinliler Hamas ile sürdürecekleri direnişten fazla bir şey kazanamayacaklar.


Gerilla başarmaya devam ediyor

Kübalı doktorlar dünyanın dört bir yanında insanlara şifa dağıtmayı sürdürüyor
Kübalı doktorlar dünyanın dört bir yanında
insanlara şifa dağıtmayı sürdürüyor

Kırk yıl sonra doktor Che’nin doktorluktan vazgeçerek devrimciliğini yaptığı düzen, bugün insanları iyileştirecek doktorlar yetiştiriyor. ...40 yıl sonra kazanan Che oldu. Devrimci olmayan doktorların, avukatların, mühendislerin, öğretmenlerin ülkeleri ve rejimleri insanlara eğitim, sağlık, adalet sunamıyor ama Che’nin ülkesi ve düzeni sunuyor.

Evet Che gülümsüyor, çünkü gerilla başardı.”

Bolivya’da Küba hükümetin kurduğu ve Kübalı doktorların çalıştığı bir göz kliniğinin Che’yi vuran Mario Teran’a bile yeniden gökyüzünün ve ormanın renklerini görebilme fırsatı vermesi üzerine TÜRKSOLU’nun 157. sayısında böyle yazıyordu başyazarımız Gökçe Fırat. Kazanan 40 yıl sonra Che ve O’nun düşünceleriydi.

Che belki doktorluk yerine devrimciliği tercih etmişti ama bugün Che’nin Küba’sı dünyanın en iyi doktorlarını yetiştiriyor. Tıpkı parasız olmasına karşılık dünyanın en iyi sağlık sistemine sahip olması gibi. Öyle ki, 11 Eylül saldırılarının ardından İkiz Kuleler’in enkazlarında çalışan Amerika’nın kahraman itfaiyecileri bile ABD’de tedavi olamamış, çareyi Küba’da tedavi görmekte bulmuşlardı. Michael Moore’un bu durumu bir filmiyle göstermesi ise ABD sağlık sisteminin yeniden sorgulanmasına neden olmuştu.

Artık neredeyse Latin Amerika’nın her yerinde Küba hükümetinin yardımıyla klinikler açılıyor, bu kliniklerde Kübalı doktorlar çalışıyor ve tüm insanlara parasız sağlık hizmeti sunuyor. Kurulan bu modern klinikler o kadar verimli çalışıyor ki, bu ülkelerin devlet başkanları bile Küba’ya her fırsatta minnettarlıklarını sunuyor. Örneğin Uruguay Devlet Başkanı Tabare Vazquez gibi.

Latin Amerika’nın en yoksul ülkelerinden biri olan Uruguay’da Küba hükümetinin geçen Kasım ayında açtığı modern göz kliniği artık yoksul insanlar için umut kaynağı durumuna gelmiş durumda. En modern cihazlarla donatılan bu kliniğin yalnızca bir yıl içinde 5.000 hastaya umut olması bekleniyor. “Göz kliniğimiz, Küba devleti ve kardeş Küba halkının katkılarıyla, dünyanın en iyi klinikleri arasında yer almış bulunuyor” diyen Vazguez, açılan bu kliniğin ülkedeki yaşam standartlarını yükseltme hedeflerini gerçekleştirme bakımından çok önemli bir rol oynadığını söylüyor ve kardeş Küba halkına teşekkür ediyor.

Uruguay yönetimi belki bu minnettarlığını yalnızca sözle ya da Küba’ya uygulanan ekonomik ambargonun kalkması için Birleşmiş Milletler’de kullandığı evet oyuyla ödeyebiliyor ama bu bile Küba hükümeti için yeterli. Zira Küba bu hizmetlerinden dolayı hiçbir karşılık beklemiyor. Evet, Küba yıllardır ABD emperyalizmin ambargosu altında yaşıyor ama bu durum bile diğer ülkelere ekonomik ve sosyal yardımlarını sürdürmesinin önünde bir engel değil. Tıpkı sağlık hizmetlerinde olduğu gibi Uruguay’ın Alkolleri adlı devlet işletmesinin başkentin kuzeyinde, Bella Sendikası bölümünde kuracağı şeker fabrikası için de yine Küba hükümeti yardımcı olacak. Küba’nın Uruguay’a yardımları yalnızca ekonomi ve sağlık alanıyla da sınırlı değil. Dünyada okuma-yazma oranının en yüksek olduğu ülkeler arasında yer alan Küba şimdi de “Evet Yapabilirim” programını Uruguay’a taşıyarak bu insanların gözlerinin gerçek anlamda açılmasına katkıda bulunmaya hazırlanıyor. Che’nin yolundan gidenler insanlığa hizmet etmeye devam ediyor...


Ahlak kişinin içindedir

Kadın erkek eşitliğinin örneği: Erkeğe kırbaç, kadına idam...
Kadın erkek eşitliğinin örneği: Erkeğe kırbaç, kadına idam...

Ülkemiz emin adımlarla Şeriat düzenine doğru yol alırken, Şeriat rejimi ile yönetilen İran’dan ilginç haberler gelmeye devam ediyor. Geçen haftalarda İranlı yöneticilerin ülkede yaygınlaşmaya başlayan ve yozlaşmanın simgesi kabul edilen türbana karşı eyleme geçtiklerini duyurmuştuk. Evet, İran için kara çarşaf yerine türban giyenler ahlaksız kabul ediliyordu ve bu durumu sona erdirmek için devlet görevlileri söz vermişlerdi.

Bu sözü verenlerden biri de Tahran Emniyet Müdürü Rıza Zarey’di. “Tahran’ı İslam devrimindeki temiz ve ahlaklı günlerine döndürmek” sloganıyla dört yıl önce işbaşına gelen Zarey belki bu görevini tam olarak başaramadı ama İran Ahlak Polisinin genelev olarak kullanıldığını düşündüğü bir eve yaptığı baskında 6 kadınla birlikte aynı yatakta yakalandı.

İran’ın resmi haber ajansı her ne kadar bu durumu gizlemeye çalışsa da, internet çağında bunu başarmak o kadar kolay değil. IRNA’nın özenle gizlemeye çalıştığı bu haber, Tahran Belediyesi’ne yakınlığıyla bilinen Fardi Haber Ajansı sayesinde tüm dünya tarafından öğrenildi. Olay gerçekten çok önemli. Çünkü Zarey İslama uygun şekilde örtünmeyen kadınlara savaş açmış, binlerce genç kız yalnızca saçları göründüğü için Zarey’den uyarı cezası almıştı. Zarey’e ne olduğu ise şimdilik bilinmiyor. Ama okkalı bir kırbaç cezası aldığı su götürmez. Ne de olsa birçok masumun ahını aldı. Baskında yakalanan kadınlar ise o kadar ucuz kurtulamayacak. Çünkü İran Devrim Yasaları’na göre fuhuş yaptığı belirlenen kadının cezası idam. İşte kadın erkek eşitliğinin güzel bir örneği: Erkeğe kırbaç, kadına idam...

Evet, Zarey örneğinin gösterdiği gibi önemli olan insanın yüreğinde ne hissettiğidir. Kapanmayanları ahlaksızlıkla suçlayan bu adamdan alınması gereken dersler var. İnsan, ne kadar yasaklanırsa yasaklansın, eninde sonunda doğasının gereğini yerine getiriyor. Üstelik Zarey örneğinde görüldüğü gibi bu bazen faiziyle birlikte olabiliyor! Kimin ahlaklı olup olmadığını giysileri, türbanı ya da başındaki sarığı değil, o giysileri üzerinde taşıyan kişilerin terbiye yapısı belirliyor. Türban belki saçları örtebilir ama kişinin içindeki ahlaksızlığı hiçbir şekilde örtemez.


New York’un namus bekçisi de gitti

Eliot Spitzer ve eşi Silva basın toplantısında
Eliot Spitzer ve eşi Silva basın toplantısında

Skandalın diğer kahramanı Kristen
Skandalın diğer kahramanı Kristen

Ele verir talkımı kendi yutar salkımı durumu elbette yalnız Şeriatçılar için geçerli bir durum değil. İranlı Emniyet Müdürünün başkalarının namus bekçiliğine soyunurken kendisinin her haltı yemesi durumunun bir benzeri de ABD’de yaşanıyor. Bu seferki skandalın kahramanı ise büyük şirketlerin üzerine gitmesi yüzünden “Wall Street Şerifi” olarak anılan ve kamuoyuna verdiği “ahlak reformu” sözü ile New York Valiliğini kazanan Eliot Spitzer.

Spitzer de tıpkı Zarey gibi görevine başlarken temiz ahlak sözü vermişti. Hatta vali seçilmeden önceki başsavcılık görevi sırasında suç çetelerine karşı verdiği mücadele ile halkın sevgisini kazanan ve Time dergisi tarafından daha görevinin ikinci yılında “Yılın Fatihi” olarak adlandırılan Eliot Spitzer, Demokrat Parti’de geleceği parlak olan insanlardan da biriydi. Eşi ve üç çocuğuyla birlikte son derece mutlu bir aile portresi çiziyordu.

Fakat FBI tarafından Emperors Club VIP adlı fuhuş çetesine düzenlenen baskın Spitzer için her şeyin sonu oldu. Çetenin mali kayıtlarını inceleyen vergi müfettişleri, Eliot Spitzer’in aralıklı olarak çeteyle ilişkili paravan şirketlere binlerce dolar aktardığını saptadı. Bunun üzerine Spitzer’in telefonlarını dinlemeye alan FBI görevlileri, Valinin 13 Şubat gecesi Kristen adlı bir telekızla Washington’daki Mayflower Hotel’de dört saatliğine anlaştığını belirledi. Bu arada telefon kayıtlarına göre Valinin sıra dışı istekleri de varmış!

Telefon görüşmelerininin kayda alınmasının ardından FBI yetkilileri Spitzer’den olağanüstü bir randevu aldı ve Emperors Club VIP’in müşterisi olduğunun artık kayıtlara geçtiğini bildirdi. Spitzer belki istifayı düşünmüyordu ama The New York Times gazetesinin bu haberi yayına koymaya hazırlandığını öğrenince apar topar istifa etmek zorunda kaldı.

İstifa kararını duyurduğu basın toplantısı ise yalnızca bir dakika sürdü. Ne acıdır ki bu toplantı sırasında başını yerden kaldıramayan kişi ise Spitzer değil de, Spitzer’e üç çocuk veren eşi Silda oldu. Silda basın açıklaması süresince başını yerden kaldıramadı. Spitzer’in özrü gayet netti: “İlk önce ailemden, sonra da daha iyi örnek olacağımı vaat ettiğim kamuoyundan özür diliyorum. Özsaygımı zedelediğim için düş kırıklığı duyuyorum.”

Spitzer’in kamuoyunda şimdiye kadar “Temiz Vali” olarak adlandırılıyordu. Ortaya çıkan skandal ise kişilerin sözlerinin değil yaptıklarının geçerli olduğunu bir kez daha gösterdi. Valinin seçilmeden önce kamuoyuna verdiği “ahlak reformu” sözü ise şimdilik bir başka bahara kaldı.

Bu arada Valinin başını yiyen Kristen adlı telekızın da kimliği belli oldu. “Ashley Alexandra Dupre” takma adını kullanan telekız, erkek arkadaşı kendisini terk ettiğinden beri müzik kariyeri yapmak için geldiği Manhattan’da kaldığı apartman dairesinin kirasını ödeyemediği için bu yolu tercih ettiğini söylüyor.

Mahkeme kayıtlarına göre Vali ile 4300 dolara anlaştığı düşünülürse kirasının oldukça yüksek olduğu söylenebilir.

İnsanoğlu paraya olan tutkusu yüzünden gerçekten de acınacak durumlara düşüyor doğrusu.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe