| Yekta Güngör Özden |
Tartışmalar, sataşmalar, kavgalar, ayaklanma denemeleri, kundaklamalar, yaşamı karartan suçlar artarak sürüyor. Siyasal gücü dinsel açılım için kullananlar hiçbir uyarıya aldırış etmeden bildiğini okuyor. Suçlamalar, eleştiri sınırını aşan değerlendirmeler, saplantı ürünü saptırmalar, usunun yetmesi olanaksız konuda bilgiçlik taslamalar, akıl öğretmeye, ders vermeye kalkışmalar, gözdağları, tehditler, partizanlık ve kadrolaşma ayrı. Hepsi birlikte gözetilirse ne durumda olduğumuz daha iyi anlaşılır. Devletin organlarına karşı saldırılar, anlamsız ayrılıklar ve dağınıklık, nankörlük ötesi ihanete varan Atatürk Cumhuriyeti karşıtlığı, sıkmabaş yüzünden bölünen üniversiteler, gençlik, devlet kuruluşları, aileler, öğretim üyeleri, YÖK ve toplum. AB dayatmaları ile ABD baskısı da eklenince yaşamın ağırlığı tüm karasıyla ortaya çıkıyor. Gündemi değiştirmekte ustalaşan siyasal iktidar amacına uygun düzenlemeleri birer birer yürürlüğe koyuyor. Yazılıyor, açıklanıyor, etkinliklerle uyarılar yapılıp tehlikelere değiniliyor ama ilgisizlik, tepkisizlik, umursamazlık giderilemiyor. Çıkar güdüsüyle siyasal ve dinsel bağımlılık gerçeklerin üstünü örtüyor. Tıpkı kimi aykırılıkları sıkmabaşın örttüğü gibi. Tarikatlar, aşiretler yetmiyormuş gibi hiç olmaması gereken yerlerde kliklerle keskinleşen karşıtlıklar. Okumayanlardan çok okuduğunu anlamayanların, anlasa da çarpıtanların çabaları. Üstelik medyanın kimi köşelerinden ve ekranlarından toplumu yanıltan yayınların giderek artması. Özverili, gerçekçi, yansız, bağımsız, özgür çalışmaların yeterince değerinin bilinmemesi bir yana engellenmesi ve kötülenmesi. Kanıksanan çelişkiler, bozukluklar, tutarsızlıklar doğrunun, iyinin ve uygunun önemini kaldırırcasına azalttı. Son günlerin konuşmalarına, konuşanlarına ve konuştuklarına bakmak durum saptaması için yeter de artar bile. Kullanılan sözcükler, sahiplerinin kişiliklerini, niteliklerini ve düzeylerini ortaya koymaktadır. Konumlarına, sıfatlarına, yaşlarına asla yaraşmayan çıkışlarla düş kırıklığına neden olanların sayısı az değildir. Kötü örnek sayısı çoğaldıkça iyileşme ya da iyi olma umudu yitmektedir. Yetersiz çabalar Giderek koyulaşan tehlikenin ayırdında olmak gereken önlemleri almayı, çabalara girmeyi gerektirir. Salonlarda toplanarak, aynı konuşmacıların aynı yüzlere aynı konuları anlatması yıllardır süregelen bir alışkınlıktan öteye geçemedi. Lâf üretmekten usanmayanlar iktidarın aşamaları hızla geçmesini izlemekle yetindi. Değişik adlarla yürütülen toplantılardan yıllardır bir sonuç çıkmadı. Biraraya gelmesini, birbirini dinlemesini, ilkelerde birleşmesini, kadınları ve gençleri desteklemesini, ortak tehlikeye, ulusal değerleri yıpratma ve yıkma çabalarına karşı güç olmasını beceremeyenler neyi başarabilirler? Kimilerini alkışlamak, kendinden başkasının olmadığını sanarak büyüklenenleri şımartmak, sakıncalı ilişkiler ve akçalı desteklerle yazıp söyleyenlere övgüler dizmek, yetkililere yaranmak için ödün verenleri kutlamak, anılar ve anlatımlarla zaman doldurmak bir şeye yaramıyor. İktidar dinci düzenin yollarına halılarını seriyor. Etkin bir karşıtlık, sonuç alıcı bir girişim, umut veren bir oluşum, demokratik bir açılım yok. Kapananların, kararanların, kapatılanların, karşıya ve geriye kayanların sayısı artıyor, o kadar. İlerici, aydın, demokrat ve Atatürkçü geçinen kimileri de kendisi gibi düşünmeyenleri, içtenlikle ve iyi niyetle eleştirenleri yalanlarla, alaylarla, karalamalarla dışlamaya, uzaklaştırmaya, itmeye çalışıyor. İktidar karşıtları, gerçek Atatürkçüler biraraya gelip etkin bir güç oluşturarak sen-ben ayrımına ve kavgasına düşmeden çalışmazlarsa sorumluluktan ve suçlanmaktan kurtulamazlar. Ötekiler İnsanlığın, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığının, Türk olmanın, hak ve özgürlüklerde, her şeyde eşit olmanın değerini bilmeyip inanç ve soy sömürüsü yaparak ülkeyi karıştıranlar hiçbir ölçü tanımadan içtikleri andı da unutarak düşmanlığa soyunmuşlardır. Eveleyip geveleyerek, kimi gün kıvırtıp kimi gün anlamsız hoşgörülere sığınarak kinlerini kusanlar aymaz yazarların desteğiyle “siyasal çözüm” kandırmacasıyla AB’ye şikâyete gitmişler, TBMM Başkanıyla görüş-müşlerdir. Amaçlarının ayrı toprak, ayrı ulus, ayrı devlet olduğu açıktır. Türkiye Cumhuriyeti olanaklarını kullanarak sürdürdükleri karşıtlıklar binlerce şehide malolmakta, düzenledikleri toplantıda terör örgütünün ve liderinin övgülerine araç olan kadınlar eşini, çocuğunu yitiren Türk annelerinin acısıyla alay etmektedirler. Dünya Emekçi Kadınlar Günü manzaraları, İstanbul, Van, Hakkari- Yüksekova, Batman, Iğdır, Diyarbakır görüntüleri bu çirkin parmakları, posterleri, sloganları, taşlamaları, kolluk güçlerine saldırıları vermektedir. Beri yanda, kurtuluş ve kuruluş felsefesini bilmesi, özümsemesi, bağımsızlığın, özgürlüğün, ulusal egemenliğin ve aydınlanmanın değerini bilmesi, bu konularda hiçbir ödün vermemesi gereken gençlerden kimileri sıkmabaş için devlete, hukuka-yargıya, üniversite yönetimine karşı çıkmakla birlikte arkadaşlarını yaralayıp öldürmekten kaçınmayan bir aymazlık içindedir. Siyasal iktidarın ve irticanın maşası durumuna düşen, yeterli bilgiden ve ahlâklı davranıştan yoksun oldukları anlaşılan bu aldatılmış çocuklara Yunanistan’ın kandırılmış Dışişleri Bakanı Bn. Dora Bakoyani de eklendi. Sıkmabaş için AKP’ni destekleyen bu hanımın içişlerimize karışmasına ses çıkarılmadı. AB içişlerimize, ABD ekonomimize, dışişlerimize, Anayasamıza karıştıktan sonra Yunanlı hanımın sıkmabaşa elatması doğal karşılandı. Diyanet İşleri Başkanı’nın Danıştay kararına tepkisi konumu ve sanıyla bağdaşmayan, kınanacak bir çıkış oldu. Hukuk devletini, hukukun üstünlüğünü, yargının yerini, kendi yerini yeterince bilmediği anlaşılan Başkanın dinci tutumu kimilerini düş kırıklığına uğrattı ama bizi yanıltmadı. Diyanet’ten görüş alma 3 Mart 1924 günlü, 429 no.lu yasayla geçersiz ve geride kaldı. Ders programlarını da MEB yapar. Yargıçlık öğretmeye kalkışanların önce kendini, kendi mesleğini iyi bilmesi gerekir. Yandaşlığı belli köşelerden kimliği ve uygulaması belli Millî Eğitim Bakanı’nın görüşlerine dayanılarak eleştiri yapmak düşkünlüktür. Ne imiş “karar aleviliğe yer vermeyen eski müfredata göre yapılmış.” Araştırıp incelemesini, doğruyu bulmasını bile bilmiyorlar. Öylesine iktidara kapılmış, katılaşmışlar, koşullanmışlar ki akları kara görüyorlar. Çocuklarımıza ulusal varlığımızı benimsetmek, ulusal simgemiz Atatürk’ü tanıtmak için düzenlenen köşeleri kaldıran Yönetmelik için sesleri çıkmıyor. Kaynakta özgürlük demek olan lâikliği “lâikçilik, lâikperestlik” gibi karalayıp “özgürlükçü lâiklik” diye ayırıyorlar. Fransa’da 17. yüzyılda Bodin’in “Yedi Vaaz” adlı yapıtıyla gündeme gelen, devletin dinden bağımsızlığını öngeren lâikliği, Türkiye’nin koşullarını, cumhuriyet karşıtı dinci örgütleri, cinayetleri, vahşeti unutuyorlar, Anayasa Mahkemesi kararlarını anlamıyorlar. Yine kitap Emekli Tümgeneral, Türk Devrim Tarihi Doktoru Sıtkı Aydınel’in iki yeni yapıtı “Güneybatı Anadolu’da Kuva-yı Milliye Harekâtı” ile “Atatürkçülükte Ulusal Hedef, Ulusal Politika, Ulusal Strateji”yi okurlarımıza önemle salık veririz. |