17.03.2008/Sayı:178
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Tarih
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Okan İşbecer

Danıştay Özcan’ı durdurdu

Danıştay Özcan’ı durdurduYÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın üniversite rektörlerine gönderdiği “Türbanlı öğrencileri okullara alın” yazısıyla ilgili olarak Danıştay yürütmeyi durdurma kararı aldı. Özcan, AKP ile MHP’nin üniversitelerde türbanı serbest bırakmak için Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerinde yaptığı değişikliklerin Meclis’ten geçmesinin hemen ardından rektörlere gönderdiği bir yazıyla yasağın kalktığını bildirerek, türbanlı öğrencilerin üniversitelere alınmasını buyurmuştu.

Türbanlı öğrencilerin üniversitelere girmesi için koçbaşı görevi üstlenen Özcan Danıştay’a tosladı. YÖK Başkanının bu girişimi üniversiteleri bölmüştü. Yazının gönderilmesinin hemen ardından birkaç üniversite YÖK Başkanının yazısına uyarak türban yasağını fiiliyatta kaldırırken, üniversitelerin büyük çoğunluğu yasağı uygulamaya devam etti. Böylece Özcan’ın girişimi sonuçsuz kalırken, üniversiteler arasında da uygulama bakımından bir bölünme ve karmaşa yaşanmaya başladı. Başta Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) olmak üzere pek çok kurum da YÖK Başkanının yetkilerini aştığı gerekçesiyle bu emre itiraz etmişti.

YÖK ile rektörler arasındaki tartışma bir taraftan tüm hızıyla sürerken diğer taraftan da Tüm Öğretim Üyeleri Derneği, Van Üniversite Öğretim Elemanları Derneği, Gazi Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği, Orta Doğu Öğretim Elemanları Derneği, Üniversite Konseyleri Derneği gibi kuruluşlar da yazının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle Danıştay’a dava açmıştı. Geçtiğimiz hafta konuyu inceleyen Danıştay’a gönderilen dilekçede YÖK Başkanının kendi başına genelge yayınlayamayacağı, rektörlere ve onlar üzerinden öğretim üyelerine emir veremeyeceği, üzerlerinde baskı kuramayacağı belirtilerek; “YÖK Başkanının yayınladığı genelge geçersiz olup yok hükmündedir. Özü açısından da Anayasa ve yasalara, yüksek yargı kararlarına da aykırıdır. Bu nedenle de yürütmenin durdurulması ve iptali gerekir” denildi.

Konuyu görüşen Danıştay 8. Dairesi de, oy birliğiyle, Özcan’ın yazısının yürütmesinin durdurulmasına karar verdi. Özcan tarafından rektörlere gönderilen yazıyı yetki bakımından kanuna uygun bulmayan Danıştay, YÖK Başkanının tek başına düzenleme yapamayacağına dikkat çekti.

Danıştay’ın kararından sonra da üniversitelerde bu kez tam tersi bir karmaşa yaşandı. YÖK Başkanının direktifi doğrultusunda türbanlı öğrencileri okula sokan rektörler, Danıştay’ın kararının ardından yasağı yeniden uygulamaya başladılar. Üç haftadır türbanlarıyla okullarına giren öğrenciler, yasağın geri geldiğini öğrenince kelimenin tam anlamıyla afalladılar. Bazı üniversitelerde yasağın geri gelmesini kamera şakası zanneden kimi saf arkadaşlar da çıktı. Bu kararla birlikte YÖK Başkanının yaratmaya çalıştığı fiili durum şimdilik engellenmiş görünüyor.

Sözün burasında Yusuf Ziya Özcan ile ilgili bir gelişmeyi de aktaralım. Yusuf Ziya Özcan mükafatlar almaya devam ediyor. Geçtiğimiz hafta duyurduğumuz zırhlı makam arabası kıyağından sonra bu kez de kendisine tahsis edilen lojmanla ödüllendirildi. Eski Başkan Teziç, defalarca talep etmesine rağmen bu haktan mahrum bırakılmıştı. Görev süresi boyunca dört yıl Bilkent Otel’de kalan Teziç’ten esirgenen lojman, Özcan’a tahsis edildi. Bu da AKP ayrımcılığının çirkin örneklerinden biri olarak kaydedildi.


Perinçek ve “yurtsever” kardeşi Ertuğrul

Doğu Perinçek
Doğu Perinçek

Ertuğrul Özkök
Ertuğrul Özkök

Şubat ayının son haftasında Hürriyet gazetesinde 12 Mart ile ilgili bir haber yer almıştı. Yeditepe Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan Prof. Dr. Erdal Yavuz, 12 Mart ile ilgili birtakım iddialar ortaya atmıştı. Yavuz’un iddiasına göre kendilerini albay olarak tanıtan üç kişi kendisiyle konuşarak, 7 Mayıs 1969 tarihinde Yargı ve Üniversite mensuplarının düzenleyeceği Anıtkabir’e protesto yürüyüşü sırasında provakatif bir eylem yaparak yönetime el koyacaklarını söylemişler. Ancak eylemin başarılı olabilmesi için öğrencilerin bu yürüyüşten uzak tutulmaları gerekmektedir. Söz konusu üç kişi Yavuz’dan öğrencilerin yürüyüşe katılmasını engellemesini isterler. Bunun üzerine Uğur Mumcu, Doğu Perinçek ve Mahir Çayan’la görüşen Yavuz, yürüyüşe katılmama kararı aldırmayı başarır. Ama daha sonra fikir değiştiren öğrenciler yürüyüşe katılırlar.

Her neyse bizim esas meselemiz 12 Mart ile ilgili iddialar değil. Meselemiz Perinçek. Erdal Yavuz’un iddialarında adı geçen Perinçek, her zamanki gibi konuya balıklama atlıyor ve bir anda medyatik oluveriyordu. Perinçek’in Hürriyet gazetesine gönderdiği açıklama da yarım sayfaya yakın hatırı sayılır bir yer bulmuş. Konumuz bu olmadığı için özet geçelim. Perinçek, Hürriyet gazetesine gönderdiği açıklamada Erdal Yavuz’la aralarında böyle bir görüşmenin geçmediğini anlatıyor. Yavuz’un anlattığı iddialara benzer duyumları kendilerinin de aldığını, ancak bunun katılımı düşürmek için bir tezgah olduğunu düşünerek eyleme katılma kararı aldıklarını anlatıyor.

Perinçek’in bu konudaki açıklamaları, Hürriyet için önemli olabilir. Çünkü kendisi söz konusu dönemde gençlik hareketi içinde mikser görevi gördüğü için bu tip olayların ve tertiplerin içinde yer alabilir. Tıpkı bugün Atatürkçü ve milliyetçi kesim içinde aldığı rol gibi. Ona bir şey diyemeyiz. Belki de Perinçek’in açıklamayı gönderirken Ertuğrul Özkök’e hitaben yazmış olduğu samimi ifadelere mahsus bu kadar geniş yer ayrılmıştır kendisine. İşçi Partisi’nin internet sitesinde yer alan tam metinde Perinçek’in Ertuğrul Özkök’le ne kadar samimi bir üslupla yazıştığını görünce içimizden “Allah samimiyetinizi artırsın” demek geldi. İnternet sitesindeki açıklama, gazetede de yer alan konu ile ilgili bilgilendirmelerden sonra şöyle sona eriyor:

“Sayın Özkök, Değerli Kardeşim,

Doğru habercilik ve yurtseverlik konusundaki duyarlılığınıza başvurarak, bu açıklamamı yayınlamanızı rica ederim.

Dostlukla ve saygılarımla.

Doğu Perinçek, İşçi Partisi Genel Başkanı.”

Yani bazen düşünmeden edemiyorum, bu adam sırf bizi güldürmek için mi belli periyodlarla böyle şeyler yapıp duruyor diye. “Sayın Özkök, Değerli Kardeşim” diyor, ne zamandan beri Ertuğrul Özkök’le kardeş oldu Perinçek? Belki, Perinçek Avrupa’yı karış karış dolaşıp, özellikle Fransa’da ve İsviçre’de, “Ermeni soykırımı yalandır” diye bağırıp Türkiye’yi uluslararası mahkemede mahkum ettirmeye çalışırken, Ertuğrul’un da “amiral gemisinden” kendisine verdiği destekten sonra kardeş oldular. Belki de, Doğan Kitap, yavru Perinçek’in kitabını bastığından beri kardeştiler de bizim haberimiz yoktu. Ama aralarındaki kardeşlik ilişkilerini yeniden gözden geçirmeleri gerekiyor anlaşılan. Çünkü Hürriyet’in haberinde Perinçek’in açıklamaları noktası virgülüne kadar varken bir tek Ertuğrul’u yıkayıp yağladığı bölüm yayınlanmamış. Hani Ertuğrul mütevazı adamdır, utanıp da koymamıştır diyeceğiz ama öyle olmadığına eminiz. Demek ki Ertuğrul, Perinçek’in kardeşi gibi görünmek istemiyor. Ertuğrul, mecazen bile olsa onu kardeş olarak görmek istemiyorsa varın siz düşünün Perinçek’in içler acısı halini!

Tabi burada üzerinde durulması gereken önemli bir diğer konu da Ertuğrul’a Perinçek tarafından verilen “doğru habercilik ve yurtseverlik” payesi. Koskoca basın camiasında doğru haber veren, aynı zamanda yurtsever denebilecek en son adama sen tut bunu de. Adam Türkiye’nin en büyük sermaye gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni. Böyle olduğu için de verdiği her haberde patronunun çıkarlarını gözetmek zorunda. Adam bunu kaç kere de yazdı. Sen hâlâ tutup doğru habercilikten falan bahsediyorsan, açıklaman yayınlansın diye yıkama yağlama çekiyorsun demektir. Yurtseverlik meselesine gelince, Ertuğrul’un yurtsevmezler sıralamasında başlarda yer aldığı üzerine yazmaya gerek yok sanırım. Galiba Perinçek son dönemlerde Hürriyet’in AKP karşıtı tavırlarını yurtseverlik olarak algılıyor. Bunu da kendisinin yaşına veriyoruz.


Altı Ok’tan vazgeçip atın şeyine tutunan CHP

Geçtiğimiz hafta CHP Denizli İl Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenleyen Ali Kavak yeni bir heykel tartışması başlattıGeçtiğimiz hafta medyaya yansıyan bir haber bize bu kadarı da olmaz dedirtti. Olay mahalli Denizli. Olayın kahramanı ise CHP Denizli İl Başkanı Ali Kavak. Mesele ise “Bu kadarı da olmaz” dedirtecek cinsten.

Geçtiğimiz hafta CHP Denizli İl Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenleyen Ali Kavak yeni bir heykel tartışması başlattı. Hem de ne tartışma! Olay şu: CHP İl Başkanı Ali Kavak, düzenlediği basın toplantısında, Denizli Belediye Başkanlığı binası önündeki Atatürk heykelinin tahribata uğratıldığını duyurdu. Şimdi; “Bunda garip olan, insanları hayrete düşüren ne var?” diyeceksiniz. Atatürk heykeline karşı yapılan bir tahribatın haber olmasının aslında garip bir tarafı yok. Türkiye’nin neresinde olursa olsun Atatürk heykeline karşı yapılan bir tahribatın haber değeri vardır. Bunun medyada yer almasında bir sıkıntı yok. Bize “Bu kadarı da olmaz” dedirten esas şey ise başka.

Belediye Başkanlığı binasının önünde bulunan Atatürk heykelini bilenler bilir. Atatürk at üzerindedir ve Atatürk’ün bindiği at şaha kalkmış vaziyettedir. Ali Kavak’ın bahsettiği tahribat ise iddiaya göre Atatürk’ün bindiği at üzerinde yapılmıştır. Söz konusu tahribat ise yine iddiaya göre atın cinsel uzvu üzerinde yapılmış. Evet evet yanlış okumadınız, atın cinsel uzvu üzerinde yapılmış. Ali Kavak düzenlediği basın toplantısında “Kafaları türbanla örten anlayış, şimdi de sanata saldırmaya başladı. Sanatın mahremi namahremi olmaz. Ayrıca, sanatçıdan izinsiz, sanatın üzerinde hiçbir düzenleme yapılamaz. AKP’li belediye, Atatürk anıtındaki atın cinsel uzvunu koparıp boyamış. Kendilerini sanata yaptıkları saldırıdan ötürü kınıyoruz. Atatürk’ün atının cinsel uzvu yakın zaman önce vardı. AKP’lilerin kopardığını ya da koparttıklarını düşünüyoruz” dedi. Ali Kavak iddiasını da basın mensuplarına dağıttığı fotoğraflarla kanıtlamaya çalıştı.

İddiaları yanıtlayan AKP’li Belediye Başkanı Nihat Zeybekçi de heykelin göreve geldiği 2004 yılında çekilmiş resimlerini göstererek atın cinsel uzvunu koparmadığını kanıtlamaya çalıştı. İddiaları tek kelime ile kepazelik olarak nitelendiren Zeybekçi, 2004 yılında heykelin tadilatının yapıldığını, bunun için de heykeltıraştan gereken izni aldıklarını da sözlerine ekledi. Konu ile ilgili bilgisine başvurulan heykeltıraş Prof. Dr. Tamer Başoğlu ise yaptığı açıklamada 2004 yılında Denizli’ye giderek tadilat esnasında incelemelerde bulunduğunu belirtti.

Ali Kavak, at uzvu üzerinden muhalefete girişerek dünyada belki de bir ilke imza atmış oldu. Demek ki koskoca CHP Denizli İl Başkanı, AKP’ye muhalefet etmek için bula bula Atatürk heykelindeki atın cinsel uzvunu buldu. Tabi bu da bir yaklaşım tarzı olarak değerlendirilebilir ama “Bakın bunlar Atatürk heykelindeki atın cinsel uzvuna bile dayanamıyorlar” tarzı bir muhalefetle de insanları ancak kendinize güldürürsünüz.

AKP ve sağcılar Altı Ok’u Türk siyasi yaşamından ve hayatımızdan silerken sus, atın “şeyi” koparıldı diye yırtın! Atatürk’ün Çankayası teslim edilirken sus ama Ata’nın atının “şeyi”ne dokundular diye bağır dur!

Bu arada tabi AKP’li Denizli Belediye Başkanı’na da birşeyler demek lazım. Hatırlarsanız geçtiğimiz hafta bu şahsiyet “Biz size çüş demek için geriden geliyoruz” deme densizliğinde bulunmuştu. Siyaseti çüş zemininde yapan bu şahsın atın şeyiyle uğraşması da akla çok yakın gelmiyor değil tabi. Kimbilir belki Altı ok’tan önce Atatürkçülüğü öğrenmek için işe oradan başlayacaktır!

Ama uyaralım öyle Atatürkçü olunmaz, başka bir şey olunur!


Sabah’a konan Ardıç kuşu

Engin ArdıçMedya dünyasında yılın flaş transferini, kadrosuna Mehmet Barlas ve Engin Ardıç’ı katan ATV-Sabah grubu gerçekleştirdi. Bildiğiniz gibi Sabah gazetesi Tayyip’in damadının Genel Müdür olduğu Çalık Grubu’na satılmıştı. TMSF’nin elindeyken iyice iktidar gazetesi görüntüsü veren Sabah, bu satışın ardından tam anlamıyla iktidar gazetesi haline gelmişti. Bu anlamda Mehmet Barlas’ın Doğan Grubu’ndan Çalık’a geçmesi normal karşılanabilir. Çünkü kendisi zaten Tayyip’in yanağını okşarkenki fotoğrafıyla anılıyor. Ancak Engin Ardıç’ın Sabah’a geçmesi birtakım çevrelerde anlaşılamamıştı. Oysaki Ardıç açık açık para için geçtiğini yazmıştı. “Burası daha çok maaş veriyor, o nedenle buradayım” demişti. Daha sonra anlaşıldı ki tek mesele para değilmiş. Sabah gazetesine verdiği röportajda, Akşam’dan ulusalcı bir gazeteye dönüştüğü için ayrıldığını da buradan öğrenmiş olduk. Özellikle Ergenekon Operasyonu ile ilgili gazetenin tavrını eleştiren Ardıç, ayrılmasında bunun da etkili olduğunu belirtiyordu. Ardıç’ın röportajına cevap veren Serdar Turgut, Ertuğrul Özkök pozlarında Akşam’ın ne kadar büyük bir gazete olduğunu, bu gazetede her görüşten yazarlar olduğunu vs. anlatmaya başladı. Ardıç’ı da gidişine siyasi kılıf aramakla itham etti. Ardıç ise zehir zemberek bir yazıyla Turgut’a cevap verdi.

İşte böyle olaylı bir transferin ardından Ardıç, Sabah’taki köşesinde halk düşmanlığına, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığına kaldığı yerden devam etti. 8 Mart tarihinde Sabah’taki köşesinde “İmkân ve şerait çok namüsait bir mahiyette tezahür ettiler mi?” başlıklı bir yazı yazdı. Amacının CHP’nin Büyükanıt’la girdiği polemikte kullandığı “manzara-i umumiye” penceresiyle dalga geçmek olduğunu söylüyor ama bunu yaparken her zamanki seviyesiz üslubuyla Cumhuriyet tarihiyle ve Atatürk’le kafa bulmaya çalışıyor aklı sıra. Yazı baştan sona Ardıç’ın “Gençliğe Hitabe”yi bugünkü olaylara uyarlama çabası. Böyle bir yazının amacı dalga geçmek olduğu için, en azından şöyle bir tebessüm ettirmesi gerekir ama ne yazık ki bu yazıda böyle bir durum da yok. Yani arkadaş insanları eğlendirmek için yazı yazıyor ama tam tersi etki yapıyor. Ama genelde de böyle olur zaten. Ardıç oturur, bir yerinden uydurduğu şeyleri köşe yazısı olarak yazar, gazete yöneticileri, o bir taraftan uydurulmuş şeylere değer verip yayınlanmasına müsaade ederler, sonra Engin Ardıç ve onun gibileri bir de akılları sıra Atatürkçülere “millet size ağzıyla gülmüyor” muhabbeti yapar. Ardıç’a ilk tavsiyemiz Atatürkçülere bir yeriyle gülmeye çalışıyorsa ayağa kalkması, zira oturduğu yerden böyle bir şeye kalkışırsa boğulma tehlikesi geçirebilir.

Her neyse biz yazımıza dönelim. Başlıktan sonra Ardıç diyor ki “Gericilere katıldığım, hükümete satıldığım ya da düpedüz manyak olduğum için Osmanlıca konuşuyor değilim; başlıkta okuduğunuz Atatürk’ten alıntıdır!” Devamla “manzara-i umumiye” muhabbetine giren Ardıç “komedi” yazısına başlıyor: “Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar, gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde midirler? Başbakan Yunan çıkarlarını mı gözetmektedir? Kıbrıs’ı mı vermiştir Diyarbakır’ı mı? İzmir’i mi satacaktır Edirne’yi mi? Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid etmişler midir? (Anlamadıysanız bana kızmayınız, bu kelimeleri ben yazmadım).”

Ardıç burada aklı sıra Atatürkçülerle dalga geçerken bizce kendi ayağına sıkmış. Kıbrıs’ın verilmesine zaten girmeyelim, oranın durumu ortada. Başbakan’ın Kürt açılımlarıyla Diyarbakır da gitmek üzere. Ardıç; “İzmir’i mi satacak yoksa Edirne’yi mi?” diye soruyor. İktidarın maşallahı var. Satılmayan bir oralar kaldı. “Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid etmişler midir?” diye ötüyor Ardıç kuşu! Bizim Başbakan değil mi üzerine vazife olmadığı halde “Ben BOP’un eşbaşkanıyım” diyen? Kelimelerin anlaşılmamış olma ihtimaline kafayı takmış olan Ardıç ikide bir de; “Bana kızmayın, ben yazmadım Atatürk yazdı” diyor.

Ardıç bizce hiç merak etmesin. Türk Milleti zaten bu sözleri kalbinin de beyninin de her hücresine işlemiştir. İşleyemeyen Ardıç ve benzeri bir zevat vardır. Onlara da tavsiyemiz Ferit Develioğlu’nun Osmanlıca-Türkçe sözlüğüdür. Bunun yardımıyla günümüz Türkçesine çevirmeleri kolaylaşır ama anlamak için yürek ve kafa gereklidir.


Sabahattin Önkibar’a ihtar

MHP çizgisinde ulusalcılık yapan Yeniçağ gazetesinin bir Ankara temsilcisi var. Adı Sabahattin Önkibar. Her Allahın günü gazetedeki yaklaşık yarım sayfalık köşesinde kulis yazıları yazar durur. Bugüne kadar herhangi bir tespitinin tuttuğunu ya da bir öngörüsünün gerçekleştiğini duyan bilen varsa bir zahmet bana da haber versin. Ben, Allah rızası için bile, bir tane bulamadım.

Yıllar öncesinin Türkiye gazetesinde Ankara Temsilciliğini yürüten Sabahattin Efendi, Enver Ören’in mali zorluklarla karşılaşmasından sonra buradan ayrılarak Star grubuna geçmişti. Sadece kurum değiştirmekle kalmayan Önkibar, aynı zamanda kulvar da değiştiriyordu. Gel zaman git zaman ulusalcı Yeniçağ kurulunca onun da Ankara temsilciliği Önkibar’a verildi. Ama ben hâlâ o yazıları Ankara’da yazdığından emin değilim. Zaten adamda öyle bir tutarsızlık var ki; neyi, ne zaman, niçin yazdığı da pek anlaşılmıyor. Bir bakıyorsunuz AKP’ye ve PKK’ya karşı milliyetçiliğin doruklarında, bir bakıyorsunuz Abdullah Gül’ün Diyarbakır gezisini alkışlıyor. Bir bakıyorsunuz MHP’ci, bir bakıyorsunuz AKP’ye karşı yeni umut olan Abdüllatif Şener’i parlatıyor.

Söz Önkibar’dan açılmışken kendisinin Türk gazetecilik tarihine geçen bir yanlışını da hatırlatmadan geçmeyelim. Önkibar hayali bir olayı gerçekmiş gibi yazarak bunun üzerinden gazetecilik yapmaya çalışıyor. Olay şu: Önkibar’a göre şimdi hapiste olan Deniz Kuvvetleri eski Komutanı İlhami Erdil ile Tayyip arasında Erdil’in katıldığı son MGK toplantısında çok sert bir irtica tartışması oluyor. Tartışma biterken Tayyip, Erdil’e bir yolsuzluk dosyası fırlatmış vs. Tabii önemli olan bu dosya ya da Tayyip’in MGK’da bunu yapmaya cesret edip etmediği değil. Çünkü anlatılan olay tamamen hayal ürünü. Nedenine gelince... İlhami Erdil en son 2001 yılında MGK’ya katıldı. Yani daha AKP portakalda vitaminken ve de seçimler yapılmamışken. Bu durumun ortaya çıkmasından sonra ise rezil olan Önkibar kendisini AKP eski milletvekili Turhan Çömez’in yanılttığını açıklayarak kurtulmaya çalıştı; ancak Turhan Çömez de; “Ben MGK toplantılarına katılmıyorum. O dönemde Başbakan’ın yakınındaki bir isim de değildim” diyerek Önkibar’ı yalanlamıştı.

İşte bu dahi gazeteci, 12 Mart tarihli Yeniçağ’daki köşesinde yine kulis muhabbetlerine devam ederken yine çok vahim bir hata yaptı. “Ahmet Necdet Sezer’e yeni oluşum liderliği teklifi” başlıklı yazısında merkez sağdaki ve merkez soldaki alternatif arayışı senaryoları gündeme getiren Önkibar, Abdüllatif Şener liderliğindeki bir oluşuma sıcak bakıyor. Merkez solda ise Sezer’e teklif götürüldüğü duyumunu aktaran Önkibar, sağcılıktan olacak, soldaki bu oluşuma ve Sezer’e pek sıcak bakmıyor. Sezer’in neden böyle bir işe karışmaması gerektiğini kendince anlatan Önkibar, Sezer bir bölen olur diyor ama aynı şeyi Şener için nedense söyleyemiyor. Bu sonuca varırken de öyle bir şey yazıyor ki cehaletin bu kadarı olur. Önkibar’a göre Sezer, toplumda Yekta Güngör Özden vari bir karşılık bulacakmış. TGRT zamanlarından kalma Fethullahçılık kokan bu değerlendirme aslında meseleye ne kadar sığ baktığının da bir göstergesi. Aklısıra Yekta Güngör Özden’e not vermeye kalkan bu üçüncü sınıf gazeteciye birkaç şey hatırlatmak gerekiyor. Bir kere bu mevzulara girmek senin gibi Fethullahçı eskilerine düşmez. Ha illa Atatürkçülerle hesaplaşmak istiyorsan da bunu açıktan yapmanı tercih ederiz. Tabi cesaretin varsa! Yekta Güngör Özden’in Sezer’den kaç gömlek üstün olduğu konularına girmek bile istemiyorum. Yekta Güngör Özden’in hayatı ortadadır. Yekta Güngör Özden, bugün Atatürkçülük deyince akla ilk gelen isimdir ve gerek Anayasa gerekse Atatürkçülük ve laiklik konularında görüşüne ilk olarak başvurulan ve otorite kabul edilendir. Önkibar gibi sonradan olma ulusalcı ve milliyetçi hiç değildir. Bize ayrılan sürenin sonuna geldik, şimdilik bu kadar.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe