| Özgür Erdem |
Bugün Talabani yarın Apo! ABD, Irak’a işgal harekâtını başlatalı 5 yıl oluyor. Bu 5 yıl değerlendirildiğinde ve Irak’la ilgili bir bilanço çıkarıldığında çok şey söylenebilir. Saddam’ın devrilmesinden, Irak’ın bir iç savaşa sürüklenmesinden bahsedebilirsiniz. Ancak bilançonun en önemli maddesi Kuzey Irak’taki fiili Kürt devletidir. Zaten ABD’nin Irak’ı işgal etmesinin temel gerekçesi buydu. Saddam çoktan devrilmiş, hatta idam edilmiş olmasına karşın ABD’nin Irak’ta ne aradığını merakla soranlara verilecek yanıt da budur: ABD zaten Saddam’ı devirmek için değil, Kürt devletini kurmak için Irak’ı işgal etti. Bunu işgalden 5 yıl sonra söylemek kolaydır. Ancak biz işgalden aylar önce, henüz 11. sayımızda, yani 26 Ağustos 2002’de aynen şöyle demiştik: “Irak’a müdahalenin hedefi Saddam’ı devirmek değil Kürdistan’ı kurmak.” Tabii Kürt devletini kurmak için ABD’nin önünde birkaç maddeli plan bulunmaktaydı. İlki, Kürt devletini Kuzey Irak’ta fiilen ilan etmek. İkincisi kurulan Kürt devletini Türkiye’ye, İran ve Suriye’ye kabul ettirmek. Üçüncüsü, Kürt devletini İran, Suriye ve Türkiye üzerinden büyütmek. ABD’nin bu planı Türkiye açısından iki taraflı ilerledi. Öncelikle Türkiye, Kuzey Irak’taki Kürt devletini fiili hale getiren tüm gelişmeleri izlemek zorunda kaldı. Müdahale etmeyi düşündüğünde ise askerlerimizin başına çuval geçirilerek bölgeden uzaklaştırıldı. Vaktinde müdahale edemediğimiz Kürt devleti bugün geri dönülmez bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır. İkincisi, Türkiye’deki PKK terörüne, Kürtlerin sözde temsilcisi sıfatıyla yasallık ve meşruluk kazandırma planı devreye girdi. Türkiye’de Kürtçülüğün önündeki tüm engeller kaldırılırken, PKK adeta ABD’nin öncü operasyonel gücü olarak gerek Türkiye gerekse İran’daki askeri gücünü artırdı.
Koordinatlar ABD’den: Masaya oturun 5 yıldır Irak’ta ve Türkiye’de yaşananlar Irak işgali öncesindeki tespitlerimizi ne yazık ki doğruladı. Tüm bu süreçte TÜRKSOLU’nun yaptığı uyarılara ne yazık ki kulak asan olmadı. Ve gerektiği zamanda gerekli önlemler alınmadığı için de bugünkü durumla karşı karşıyayız. 5 yıl öncesiyle günümüzü karşılaştırdığımızda, Kürt devletinin artık bir fiili durum olarak bütün Ortadoğu’ya dayatıldığını görüyoruz. O kadar ki, işgal edilen Irak’ın başında bugün bir devlet başkanı olarak bir Kürt oturmakta: Talabani. Ve işte o Talabani, geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulundu. Bu ziyaretin anlam ve amacını ortaya koymak için öncelikle son dönemde yaşanan süreci bir inceleyelim. Tarih 4 Mart 2008. Salı… Irak’taki işgalci ABD güçlerinin komutanlarından Korgeneral Ray Odierno, Pentagon’da brifing veriyor: “Kuzey Irak’taki uzun vadeli çözüm askeri değil.” Neymiş çözüm peki? “Terörist unsurlarla konuşmaya ve müzakere etmeye başlayın.” 5 Mart 2008. Çarşamba... Bu sefer ABD Savunma Bakanı Gates alıyor sazı eline. Ankara’da Tayyip Erdoğan ve Gül ile yaptığı görüşmelerle ilgili bilgi veriyor: “Ankara’da PKK’ya yönelik güvenlik önlemleriyle örgütün militan topladığı nüfustaki bazı kaygıların giderilmesine yönelik çabaların birleştirilmesinin önemini konuştuk.” Gates, PKK’nın yasal uzantılarının muhatap kabul edilmesi çağrısında bulunuyor: “Asıl hedef azılı teröristlerle uzlaşmaya yakın ve siyasi sisteme yeniden katılabilecek unsurların birbirinden ayrıştırılması olmalı.” Gates, verdiği talimatların Gül ve Tayyip tarafından gayet iyi algılandığını da belirtiyor: “Sanırım Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan da buna başlanması yönünde kültürel, ekonomik ve politik alanlarda öneriler dile getirmiş bulunuyor.” ABD’li bir başka komutan William Fallon ise Türkiye’nin PKK’yla uzlaşması gerektiğini söylüyor: “Kilit mesele Türklerin PKK konusuyla yüzleşmesi için bir yol bulunması, Türklerin PKK’yı sadece askeri yönden tasfiye etmesi değil. PKK kesinlikle Türkiye’de birçok soruna, can kaybına yol açtı. Ancak bana göre bunun durması için gerçek çözüm, bu grupla bir çeşit uzlaşıya varılması.” Bu sözler tabii ki ABD’li subayların kişisel beklenti ve görüşlerini değil, ABD’nin Türkiye’ye talimatlarını gösteriyor. Evet, talimatlar bunlar. Bir masaya oturun dayatması. Masanın bir tarafında Türkiye olacak. Peki ya karşı tarafta? ABD için karşı tarafta Kürtler olacak. Bir yanda Irak’taki fiili Kürt devletinin temsilcileri, bir yanda da ABD’ye göre Türkiye’deki Kürtlerin temsilcisi PKK... Kısacası masa ABD tarafından çoktan kuruldu. Peki kimler oturdu o masaya? Talabani’ye Kürtçe karşılama 7 Mart 2008. Cuma... Ve Talabani Türkiye’de. İşbirlikçi bir aşiretin sıradan bir reisiyken ABD işgali sayesinde kendisini Irak’ta devlet başkanı olarak bulan Talabani Türkiye’de. Talabani’nin Türkiye ziyareti önemli bir dönüm noktası. Gerek Kuzey Irak’taki fiili Kürt devletinin Türkiye’ye kabul ettirilmesi, gerekse Türkiye ile PKK arasındaki şu ABD’nin dayattığı “diyalog süreci”nin başlatılması için önemli bir dönemeç. Gazetelerde bir fotoğraf… Abdullah Gül, Talabani’nin koluna girmiş, Çankaya Köşkü’ne çıkarken yardım ediyor. İnsanın aklına Irak’ta Kürt devletinin kurulmasına da aynen yardım edilecek mi sorusu geliyor. Nitekim, Talabani’nin Ankara ziyareti aslında Kürt devletinin Türk Milletine kabul ettirilmesi şovuna dönüştürülüyor. Talabani’nin resmi sıfatı kimseyi yanıltmasın. Talabani “Irak Devlet Başkanı” sıfatıyla Türkiye’ye geldi ama herhalde dünyada kimse Talabani’yi Irak’ın bütünlüğünü savunan “Iraklı” bir devlet adamı olarak tanımıyordur. Talabani’nin gerçek kimliğinin ne olduğu, havaalanında kendisini karşılayan resmi ve gayriresmi heyetler arasındaki farkta da ortaya çıktı. Resmi karşılama heyetinde Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek ve Ankara Valisi bulunuyordu. Ancak bir de gayri resmi heyet vardı. Resmi heyetin arkasında bekleyen ve basından “Kürt kökenli” olduğunu öğrendiğimiz birileri de Talabani’yi karşılıyordu. Ve bu gayriresmi heyet Kürtçeyi resmileştirme operasyonu yapıyordu adeta. Talabani önce resmi heyetle tokalaşıp merhabalaştı. Daha sonra ise gayriresmi heyet, Talabani’ye Kürtçe; “Hoş geldin Sayın Cumhurbaşkanımız” diye seslendi. Talabani ise yine Kürtçe “Hoş bulduk” yanıtını verdi. Kimler mi vardı bu gayriresmi Kürt heyetinde? Öncelikle KADEP Genel Başkanı Şerafettin Elçi ile HAK-PAR Genel Başkanı Sertaç Bucak. Bu iki partinin Irak’taki Talabani’nin partisi KDP ile Barzani’nin partisi KYB’nin Türkiye uzantıları olduğunu hatırlatalım. Ayrıca KDP’nin Ankara temsilcisi Ömer Merani ile KYB’nin Ankara temsilcisi Behruz Kalali de bu Kürt heyetinde bulunuyordu. Refah Partili Kürtçü eski milletvekilleri de: Haşim Haşimi, Nurettin Yılmaz... Talabani masada: “Kürdistan” Çankaya’da telaffuz edildi Çankaya Köşkü’nde Gül ile görüşen Talabani gazetecilere önemli açıklamalarda bulundu. Gazetecilerin “Bir Kürt kedisi bile vermem” sözlerini hatırlatması üzerine Talabani, Iraklı hiç kimsenin Türkiye’ye teslim edilemeyeceğini söyledi. Ve şu açıklamayı yaptı: “Bölgedeki Kürt yönetimi, burada bulanan PKK unsurlarına baskı yaparak ya silahlarını bırakmalarını ya da bölgeyi terk etmelerini iletti.” Bu açıklama Türk basınının kimi yazarları tarafından ayakta alkışlandı ve Talabani’nin Türkiye için PKK’ya rest çektiği şeklinde yorumlandı. Ancak açıklamanın içinde “Kürt yönetimi” kelimeleri geçiyordu. Böylece Kuzey Irak’taki Kürt devleti oluşumu Çankaya Köşkü’nde açıkça telaffuz edilmiş oluyordu. Ve bu açıklamaya Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde protokolde bir numarada yer alan Cumhurbaşkanı itiraz etmiyordu. Böylece Talabani’nin ziyaretinin en önemli amaçlarından biri ortaya çıkmış oluyordu: Hem Türk Milletine hem Türk Ordusu’na hem de Türk Devleti’ne Kuzey Irak’taki Kürt devletini kabul ettirmek... Gül’ün tepki göstermemesi nedeniyle cesaretlenen Talabani, bir sonraki toplantıda ise bu sefer açıktan “Kürdistan” kelimesini kullandı. Camlı Köşk’te Türk işadamlarıyla yaptığı açıklamada şöyle dedi: “Toplam ticaret hacmimiz 50 milyar dolara çıktı. Bu ülkenin Kürdistan bölgesi olsun, güneyi olsun, Bağdat olsun, hepsi hazır.” Talabani’den tehdit: PKK’nın askeri varlığını yok edemezsiniz Talabani Ankara ziyareti süresince konuk edildiği Camlı Köşk’ü adeta bir “Kürdistan Devlet Başkanlığı” sarayına dönüştürdü. “Kürdistan” kelimesi bir devlet başkanı tarafından ilk kez burada telaffuz edilmiş oldu. Ama daha da önemlisi, Talabani Türk basınından önemli kalemlere burada ev sahipliği yaptı. Tabii adeta birer yoldaşı olan bu isimlerle daha açık ve net konuşabilen Talabani hem Türk Milletini hem de Türk Ordusu’nu tehdit eden mesajlarını buradan verdi. Hasan Cemal, Cengiz Çandar ve Mehmet Ali Birand’ın davetli olduğu toplantıda Talabani Türkiye’yi ABD’ye, PKK’lıları ise ABD’ye direnen Vietnamlılara benzetti. Konuşmasında PKK’nın Kuzey Irak’taki askeri varlığının kimse tarafından bitirilemeyeceği vurgulandı: “Şunu unutmayın. ABD’nin de PKK’yı Kuzey Irak’ta yok etme gücü yok. Son derece dağlık bir coğrafya söz konusu. Ayrıca İran sınırı var. Suriye sınırı var. Türkiye sınırı var. Bir noktayı daha unutmayın. ABD dün Vietnam’da ne yapabildi, bugün Taliban’a karşı Afganistan’da ne yapabiliyor?” PKK’nın askeri varlığını yok edemeyen Türkiye ne yapmalı peki? “Eğer PKK’nın Kuzey Irak’ta etkisiz kalmasını istiyorsanız, belki öncelikli olarak en doğru adres Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile onun Başkanı Barzani’dir.” Etti mi size iki! Talabani böylelikle Kürdistan kelimesini ikinci kez telaffuz etmiş oluyor. Ve duymayanlar olabilir diye bunu gazetecilere de yapıyor. Ve onlar da gazetelerinde köşelerinde bu kelimeyi aynen kullanıyor. “Kürt yönetimiyle diyalog başlatın” 8 Mart 2008. Cumartesi... Talabani, ziyaretinin ikinci gününde bu sefer Tayyip tarafından ağırlanıyor. Tayyip onuruna verdiği yemekte Türkiye’yi adeta tehdit ediyor: “Terörü Kandil Dağı’na girip zaptederek sona erdirmeyi ABD’liler bile yapamaz.” Bu tehdidinden sonra bir yol haritası çiziyor. Tayyip Erdoğan’la yaptığı görüşmede “terörle mücadele” için her türlü işbirliğine hazır olduklarını söylüyor ve teröre karşı bir Yüksek Siyasi Kurul oluşturulması çağrısında bulunuyor. Ancak bu kurulun oluşturulabilmesi için Türkiye’nin öncelikle Kuzey Irak’taki Kürt yönetimiyle diyalog başlatması çağrısında bulunuyor. Bu diyalogdan sonra ise Kürt meselesinde açılımlara gidilmesi taraftarı oluyor: “PKK konusunda açılımlar yapmanız lazım. Bu iş sadece silahlı mücadele ile çözülmez. Ancak açılımlar yapabilmek için önce Türk kamuoyunu hazırlamak lazım. Kürt realitesi ve yeni açılımlar için Türk kamuoyunu hazırlayın. PKK’yı yok etmenin yolu sizin açılımlar yapmanızdan geçiyor.” Açılımları Mehmet Metiner açıklıyor: Kürt paketi geliyor Talabani’nin verdiği; “Açılımlara hazırlanın ve Türk kamuoyunu hazırlayın” mesajı aslında yazımızın en başında belirttiğimiz gibi ABD’nin mesajı. O yüzden bu konuda Talabani’ye kızmak gereksiz. “Söyleyene değil söyletene” bakmak lazım. Talabani sadece ABD’nin dile getirdiklerini resmi bir ziyaretle tekrarlamış ve Türk Milleti’ne “Kürt realitesi”ni biraz daha kabul ettirmiş oldu. Ancak verilen mesajların AKP tarafından anında alındığı da ortada. Tarih 9 Mart 2008. Pazar... Tayyip’in eski danışmanlarından Mehmet Metiner, 6 Nisan’da Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır’a bir gezi düzenleyeceğini ve bu gezide bir çözüm paketi açıklayacağını belirtiyor. Mehmet Metiner iki temel mesaj veriyor. İlki, Talabani’nin gelişiyle ilgili: “Çok olumlu. PKK ile en etkili mücadele için Kuzey Irak’taki bölgesel yönetimin tanınması gereklidir. Bu Kürt vatandaşlarımızın ayniyet duygularını daha da rahat artıracaktır. Umut ediyorum ki, Kuzey Irak yönetimiyle de resmi düzeyde ilişkiler başlar.” Anlaşılan Talabani’nin “Türk kamuoyunu alıştırın” mesajı iyi alınmış. Metiner’in ikinci mesajı ise “entegrasyon hamlesi” ile ilgili. Zaten bu sözde hamle ile ilgili bir paketten bahsediyor: “Bu hamlenin içinde bence dağdakileri indirecek proje de vardır. Dağa giden yolları tıkayacak bir proje de dahildir. Kürt sorununun demokratik çözümünü mümkün kılacak reformlar mevcuttur. (…) Hemen demokratik, kültürel açılımlar, yani okullarda Kürtçenin seçmeli dil olmasını sağlayacak, 24 saat yayın yapan Kürtçe radyolar ve televizyonların açılmasına izin veren, üniversitelerde Kürdoloji Enstitüsünün kurulmasına olanak sağlayan yasal düzenlemelerin yapılması gerekir.” Tabii konuşan Metiner ama “konuşana değil konuşturana” bakmak gerekir. Konuşturanın Tayyip olduğu ortada. Tayyip’e bunları dikte edenin kim olduğunu da zaten en başta göstermiştik. İkinci masa Bağdat’ta: Barzani ile görüşülecek 10 Mart 2008. Pazartesi... Talabani’nin danışmanlarından Azad Cundiyani, gelecek hafta içinde Irak’a gidecek bir Türk heyetinin Neçirvan Barzani ile görüşeceğini belirtti. Bu görüşme, Türkiye’nin Irak’taki Kürt Yönetimiyle yaptığı ilk resmi görüşme olacak. Talabani, Türkiye’yle Irak’ın oluşturacağı Yüksek Siyasi Kurul için Barzani’yle bir araya gelinmesini önermişti. İlk aşama olarak ise Kürt Yönetiminin Başbakanı Necirvan Barzani’nin Ankara’ya çağrılması gerektiğini söylemişti. Açıkçası AKP’nin bu süreci bu kadar hızlandıracağını düşünmüyorduk. Talabani’nin bu isteğinin üzerinden iki gün geçmeden, Bağdat’ta Necirvan Barzani’yle görüşüleceği açıklandı. Herhalde Necirvan Barzani’yi en kısa sürede Türkiye’ye çağırırlar. Sonra ise Mesut Barzani’yi görürüz Çankaya Köşkü’nde… Hâlâ uyanamamış olanlara soralım: Hadi Talabani Irak’ın bütününü temsil ediyor diyelim. Peki, Barzani kimi temsil ediyor? Barzani’yle resmi görüşme yapmak için masaya oturduğunuzda neyi resmileştirmiş oluyorsunuz? Talabani’nin kalktığı masaya Ahmet Türk oturdu 11 Mart 2008. Salı... Ve Ahmet Türk Çankaya Köşkü’nde. Aslında Türk daha önce de çıkmıştı Köşk’e. Çankaya’da Abdullah Gül’ün verdiği resepsiyona bütün DTP’liler katılmıştı. Ancak bu sefer Gül ile Türk masaya oturdular. Ve masada konuşulanlar Talabani’yle konuşulanlardan çok farklı değildi. Böylelikle, basında yansıtılan DTP’nin Talabani’yi protesto ettiğinin gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı. Doğru, DTP’liler Talabani’nin bulunduğu hiçbir yerde bulunmamaya özen göstermişlerdi. Ancak Talabani açıklamalarında PKK’nın askeri olarak bitirilemeyeceğini söylemiş ve AKP’den DTP’nin yıllardır istediği açılımları gerçekleştirmesini istedi. Ve kalktığı masaya da daha sonra Ahmet Türk oturdu. Dolayısıyla Talabani ile DTP arasında bir anlaşmazlık değil, bir görev bölüşümü olduğu ortaya çıktı. Ahmet Türk’ün masada neler istediğini bilmiyoruz. Bizim için önemli olan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın şu açıklamaları yapması: “Şiddet şiddeti doğuruyor. Karşılıklı şiddet ortamı da sorunun çözümüne beklenen katkıyı yapmıyor. Oysa Kürt sorunu barışçıl yöntemlerin vakit geçirmeksizin ve tavizsiz bir şekilde kullanılmasıyla ortadan kaldırılabilir.” Yıllardır PKK’lıların kullandığı söylemlerin bugün Çankaya Köşkü’nde masa başında bir Cumhurbaşkanı tarafından dile getirilir olması ne kadar üzücü… Diyalog demek masa demektir. Zaten bu aralar masaya oturan oturana. Geçtiğimiz aylarda, “Alın size masa, isteyen otursun” demiştik. Anlaşılan meraklısı çokmuş. Baksanıza listeye: Ahmet Türk, Talabani, Barzani… Gördünüz mü bir haftada neler olmuş... Tabii bu bir haftada yaşananların 5 yıllık bir birikimin, ihanetin ve gafletin bir sonucu olduğunu unutmayalım. Talabani’den sonra sıra Apo’da Devletimizin en üst düzey protokolünde Kürt aşiret reisleri ağırlanıyor, “Kürdistan” açıklamaları havalarda uçuşuyor... Sonra kalktıkları masaya PKK’lılar oturuyor, isteklerini sıralıyor. Dün Talabani’nin oturduğu masaya, ertesi gün Ahmet Türk geliyor. Tüm bunlar o masaya Apo’yu oturtma operasyonunun bir parçası. Türk milletine Apo’nun oturduğu bir masayı kabul ettirmek tabii ki kolay değildir. Ancak Talabani’nin o masaya oturacağını da kimse hayal edemezdi. Bugün Irak’taki “Kürdistan”ı kabullenenler yarın da Türkiye’deki “Kürdistan”ı kabullenmek zorunda kalacaktır. Tablo ne PKK’nın ne Talabani’nin ne de ABD’nin eseri. Tablo, Kürt bölücülüğüyle mücadele ederken Mustafa Kemal kararlılığını gösteremeyenlerin eseri. Zaten gericilikle mücadele ederken de Mustafa Kemal kararlılığı gösterememişlerdi... Bugün AKP’yi, Çankaya’da Gül’ü, türbanı içine sindirebilenler, yarın da Talabani’yi, Barzani’yi, hatta Apo’yu kabullenecektir. |