| Yılmaz Ekinci |
Ermeni gerçeği-1
Osmanlı öncesi Ermenilerin tarihi Ermeniler Ağrı Dağı merkez olmak üzere; Kafkasya, İran ve Anadolu coğrafyasında dağınık halde yaşayan ve MS 300 tarihinde Hıristiyanlığın Gregoriyan mezhebini kabul eden bir kavimdir. Ermenilerin oturdukları mekanlar birer Bizans vilayeti olup, Ermeniler derebeylik şeklinde yönetilmişlerdir. Ermeniler tarihlerinde hep diğer devletlerin egemenliği ve himayesi altında yaşamışlardır. Tarihte sırasıyla Babil, Asur, İran, Roma, Bizans, Arap, Selçuklu ve Osmanlı Devletlerinin egemenliği altında yaşamışlardır. Monofizit olmaları sebebiyle Ermenilerin ihanetinden kuşkulanan Bizans, Ermeni beyliklerini denetim altında tutabilmek için Ermenileri sık sık iskâna tabi tutmuştur. Alparslan komutasındaki Selçuklular Anadolu’ya girdiğinde Bizans İmparatoru IV. Romanos’un yanındaki Ermeni askerler savaş alanını terk etmişlerdi. MS 451 yılında Kalsedon Kurulu’nda, Hz. İsa’yı sadece ruhani olarak tanıyan Ermeniler, Hz. İsa’yı hem ruhani ve hem de cismani olarak tanıyan Bizans’tan dışlanınca, 451 yılında Bizans Kilisesi’nden ayrılmışlardır. Bizanslılar, Ermenileri zorla mezhep değiştirmeye zorlamışlar ve Ermenileri Bizans zulmünden Fatih Sultan Mehmet kurtarmıştır. Doğu Anadolu’daki İran zulmünden de Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Seferi’yle kurtulmuşlardır ve daha sonra da Anadolu ve İstanbul’a gelip yerleşmişlerdir. Fatih Sultan Mehmet’in Ermenilere tanıdığı haklar 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet’in ilk fermanı ve onu izleyen buyrukları ile Ermenilere; diledikleri gibi tapınma, kendi öz dillerini kullanma, yeni kuşakları o dilde eğitme, kendi yöneticilerini seçme, geniş topraklarının diledikleri yerlerinde yaşama ve iş edinme ve daha sonra isterlerse devlet görevinin herhangi bir basamağında görev alma hakları tanınmıştır. Fatih’in 1461 yılında tanıdığı hak ve imtiyazlardan sonra, 1863’teki “Nizamname-i Millet-i Ermeniyan” adıyla Ermenilere yeni imtiyazlar veriliyordu. Bunlardan en önemlileri patriklerini seçme hakkı ile Ermeni okulları açarak, Ermenice eğitim ve öğretim yapmak hakkıydı. 1869 yılında hükümet, orman işletmelerini yürütmek üzere Maliye Bakanlığı’na bağlı olarak merkezi bir idare olan Orman Umum Müdürlüğü’nü kurmuş başına da Rum asıllı Aristidi Baltacı atanmıştır. Daha sonra ise 2. Umum Müdür olarak Bedros Kuyumcuyan adında bir Ermeni atanmıştır. Daha sonra yerine yine Ermeni asıllı Artin Dadyan getirilmiştir. Ermeniler, Osmanlı’nın ticaret ve altın piyasasını da ellerinde tutmuşlardır. Soykırım yok “soytakdir” var Tarihi gerçekler gösteriyor ki, Türkler Ermenilere bir “soykırım” değil, tam tersine bir “soytakdir” uygulaması yapmışlardır. Osmanlı din topluluğu (milla) düzeni ve İslama dayalı hoşgörü olmasaydı bugün Avrupa’nın ortasından Uzakdoğu’ya kadar herkes Müslüman olup Türkçe konuşuyor olacaktı. Osmanlılarda temel kimlik din olduğundan, ırk ve dil temel nitelik sayılmadığından Türk ve Kürt gibi toplumları başka bir temelde belirlemek töre ve İslâm hukukuna aykırı ve başka bir ön ad kullanmak ayrımcılıktı. Bu nedenle Türk olmasına rağmen Gagavuzlar Ortodoks sayılmış, Bulgarlar ise Slavlaşıp Hıristiyanlaştıkları için diğer Türk ve Müslüman olmayan toplumlar gibi Türk Milleti’nden sayılmamıştır. Ortodoks milletinden sayılmışlardır. Ermeni atasözü “Ağaç kendini kesmeye gelen baltaya, ‘Sapını ben vermeseydim, beni kesemezdin der.’” İşte Türkleri kıran Ermenilere sapı vermeseydik bizi yok etmeye kalkışmazlardı.
Osmanlı döneminde
Ermeni çeteleri 1870 yılından itibaren yabancı devletlerin tahrik ve teşvikleriyle kurulmuştur. Bu amaçla 1887’de Cenevre’de Hınçak Partisi,1890’da Tiflis’te Ermeni İhtilal Federasyonu (Taşnaksutyun) kurulmuştur. Bilahare birçok örgüt daha kurulmuştur. Hepsinin ortak amacı, Ermenileri silahlandırarak ayaklandırmak suretiyle Ermeni bağımsızlığını sağlamaktı. Ermenilerin kanlı eylemleri 1881 tarihinde başlayarak Birinci Dünya Savaşı’na kadar sürmüştür. Rusya, Fransa ve İngiltere Ermeni ayaklanmalarını devamlı suretle tahrik ederek müdahale etmişlerdir. Osmanlı Devleti’nin çöküş döneminin ivme kazandığı “Şark Meselesi”, “Düvel-i Muazzama” denilen Avrupalı büyük güçlerin, çöküş dönemindeki Osmanlı İmparatorluğu üstünde bir yandan iktisadi ve siyasi açıdan nüfuz ve hakimiyet kurmak, diğer yandan da Osmanlı idaresinde yaşayan milletlere bağımsızlık vaat ederek onları isyana teşvik etmek suretiyle parçalanma sürecini hızlandırarak imparatorluğun topraklarının kendi aralarında paylaşılmasını hedefleyen stratejisidir. Avrupalı güçler, Osmanlı Devleti’nin Hıristiyan uyrukluların hak ve hukukunu koruma bahanesiyle Hıristiyan cemaatlere çeşitli ayrıcalıkların sağlanmasını ve bu amaçla da kendilerine denetim verilmesini talep ediyorlardı. Rusların Ermeniler üzerindeki planları 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile Ortodoksların hamiliğini üstlenen Ruslar yukarıda açıklanan stratejinin başlangıç noktasını oluşturur. Kırım Savaşı’nı kazanan Osmanlı, Rusya ile 1856 tarihinde Paris Konferansı sonucunda imzalanan Paris Antlaşması’nda Balkan Hıristiyanlarının ayrıcalıklarının genişletilmesi ve yenik Rusya’ya karşı gayrimüslim uyrukları için ıslahat yapacağı taahhüdünde bulundu. Bu hükümlerden yararlanan Avrupa devletleri, Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışarak imparatorluğun dağılma sürecini hızlandırmıştır. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı, Kafkaslar ve Tuna olmak üzere iki cephede sürmüştür. Batıda Yeşilköy, doğuda Erzurum’a kadar gelen Ruslarla savaş sonrası imzalanan Ayastefanos ve Berlin Antlaşmaları ile Romanya, Sırbistan ve Karadağ bağımsızlığını kazanırken, Bulgaristan özerk bir prenslik haline geliyordu. Bu şekilde Balkan Hıristiyanlarının bağımsızlığı elde edilmişti. Sıra Anadolu Hıristiyanlarındaydı. İşte bu amaçla bu iki antlaşmaya göre Ermenilerle ilgili ıslahat yapılacaktır. 3 Mart 1878 Ayastafanos Antlaşması’nın 16. maddesi gereğince Hıristiyanlar buradaki Kürt ve Çerkezlere karşı korunacak ve ıslahat yapılacaktı. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı’nda, Osmanlılara karşı Ruslara destek sağlayan Ermeniler, Patrik Nerses Efendi tarafından Ayastefanos’ta Rus Başkumandanı Grandük Nikola’ya intikal ettirdikleri ve Çar Aleksandr’a ulaştırdıkları muhtıra da, Rusya’ya bağlı bir Ermenistan Devleti kurulmasını istiyorlardı. Ayastefanos Antlaşması ile Rusya’nın Anadolu’nun doğusu ve Mezopotamya üzerinde hakimiyet kurarak Hindistan yolunu tehdit edeceğini düşünen İngiltere, Ayastefanos Antlaşması’nı imzaladı fakat Rusya’nın kazanımlarını azaltmak amacıyla Berlin Kongresi’nin toplanmasını sağladı. 13 Temmuz 1978’de imzalanan Berlin Antlaşması’nda, Ayastefanos Antlaşması’ndaki 16. madde değiştirilerek 61. madde olarak yer aldı. Bu maddeye göre Babıâli; Doğu Anadolu’da ıslahat yapacak, asayişi sağlayacak ve bu konularda aldığı önlemleri antlaşmaya taraf devletlere (Fransa, Almanya, İngiltere, Avusturya-Macaristan ve Rusya) bildirecekti. İlgili devletler de önlemlerin alınmasını denetleyeceklerdi. Ermeni örgütlerinin ardındaki emperyalist destek Yunanistan’ın bağımsızlığını ilanından sonra, Osmanlı’nın itimadını kaybeden Rumların yerine bürokrasiye, Osmanlı’nın kendilerine “millet-i sadıka” unvanı verdiği Ermenileri doldurulmuştu. 1876 yılında Meclis-i Mebusan’da 33 Ermeni milletvekili bulunuyordu. 1905 yılında İsviçre’de kurulan “İttihad-ı Ermeni Heyet İhtilaliyesi Komitesi” adlı terör örgütünün liderlerinden Aşot, Sisak, Leon Varger ve Antranik Palancıyan isimli teröristler, eylem yapmak üzere İsviçre’den Anadolu’ya gönderilir. Amaç katliam yapıp kaos yaratarak Batının Osmanlı’ya müdahalesini sağlamaktı. Örgütün parasal kaynağı İsviçre’den sağlanmaktadır. İsviçre Credit Lyonnais Bankası’ndan Türkiye’deki şubelerine çok miktarda havale gönderilir. Ermenilerin, üzerinde Özerk Ermeni Devleti kurmak istedikleri altı Türk vilayeti Erzurum, Bitlis, Elazığ, Diyarbakır, Ağrı ve Sivas’tır. Daha sonra bu vilayetlere Trabzon, Adana ve Halep de eklenmiştir. Birinci Dünya Savaşı’nda Ermeni ihaneti Osmanlı İmparatorluğu 1 Kasım 1914 tarihinde Almanların yanında 1. Dünya Savaşı’na girince Ermeniler bunu büyük bir fırsat olarak görürler. Ruslar tarafından Osmanlı toprakları üzerinde bağımsız bir Ermeni devleti kurulması suretiyle ödüllendirileceklerini düşünerek, Rus Ermenilerle birlikte Rusya’nın yanında Osmanlı’ya saldırırlar. Kıbrıs’a yerleşen İngilizler de Basra ve Hindistan yolunu güvence altına alarak, Rusların güneye doğru yayılma emellerinin önüne geçmek için, Ruslara karşı Osmanlı’yı korumak amacıyla yerleştiği Kıbrıs’ın sağladığı avantajla artık Osmanlı’ya stratejik gereksinimi kalmadığı için bölgede kendine dost bir Ermenistan devleti kurabilmesi için Osmanlıları Doğu Anadolu’dan atma plânları yapmaya başlar. Türkler 1915’te sadece doğuda değil, batıda da emperyalistlere karşı savaş veriyorlardı. 1917 Bolşevik İhtilali ile Rus İmparatorluğu çözülür ve 1918 yılında Güney Kafkasya’da; Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan bağımsızlıklarını ilân ederler. Ermenistan hemen “Büyük Ermenistan Devleti”ni kurmak üzere Türk topraklarını işgale başlar. Ruslar 200 bin kişilik orduyla, yanlarına Ermeni kuvvetlerini de alarak Erzurum’a saldırmışlardır. Binlerce Osmanlı Ermenisi Rus eğitim kamplarında eğitildi. Türk-Rus Savaşı başlayınca 100 bin kadar Ermeni, Türklerle savaşmak ve Rus savaş gücüne destek olmak üzere geri döndüler. Bölgedeki 3. Ordu tifüsten kırılırken, Ermeniler Van yöresinde ayaklandılar. Ermeniler 1. Dünya Savaşı’nda işgalci, Rus ordularına casusluk ve yataklık yapmışlardır. Birinci Dünya Savaşı’nın ilanı üzerine Rus Çarı II. Nikola, Ortodoksların reisi sıfatıyla bütün Ortodoks Kilise mensuplarını kıyama davet etmişti. Kafkas cephesindeki ordumuzun gerileri, Osmanlı ordusundan silahları ile birlikte firar eden Ermeniler tarafından vurulmaktaydı. Ermeniler, savaş sırasında vatandaşlarına ihanet etmişlerdir. Bu ihanet hiçbir devletin cezasız bırakmayacağı kadar ağır bir suç olup, dönemin bütün hukuk sistemlerinde cezası ölümdür. Osmanlı bunların cezasını vermeyip, ihanetlerini önlemek i-çin sadece ihanet alanlarından uzaklaştırarak zararsız hale getirmiştir. Ulaşımı engelliyorlar, iletişim hatlarını kesiyorlar, Müslüman köylere saldırıyorlardı. Osmanlı İmparatorluğu’nun varlığı ve Anadolu’daki Müslümanların yaşamları ciddi bir tehdit altındaydı. Ermeniler 1.5 milyon Türk’ü katletti Ermeni General Mayor Şolkonikof, tüm Türklerin öldürülüp Aras Nehri’ne atılması emrini vermiştir. Ermeniler Kızılırmak Nehri’ni de, adına uygun olarak Türk kanıyla kıpkırmızı akıtmaya ant içmişlerdir. Ordumuz iki ateş arasında kalmıştı. Komutanların teklifi sonucu Meclis-i Mebusan, Tehcir Kanunnamesi’ni kabul etti. Kanunnameye göre ordu ve fırka kumandanlarına lüzumunda halkı tek tek veya toplu halde tehcir edebilme yetkisi veriliyordu. Enver Paşa Sarıkamış’ta Rusları bozguna uğratmaya çalıştı ama kötü tasarlanmış bir saldırı sonucu ordusunun dörtte üçünü kaybetti. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren emperyalist ülkelerin kışkırtmasıyla Anadolu’da bir “Ermeni Ulus Devleti” kurma arayışına giren Ermeniler, Birinci Dünya Savaşı’na kadar 1,5 milyon Türk’ü katletmişlerdir. Ermeniler tarafından öldürülen Türklerin sayısı 1. Dünya Savaşı öncesi, savaş zamanı ve savaş sonrasında ölen Ermenilerin sayısından çok fazladır. Ermenilerin Türklere soykırım uyguladığı karşı tezi geliştirilmelidir. Bu tez devlet arşivindeki ve diğer arşivlerdeki belgelerle ispat edilebilir bir tezdir. Bunların hepsi askeri ve resmi vesikalardır. Rus kuvvetleri Van ve Malazgirt’i ele geçirmişti. İttihat ve Terakki yönetimi bölgedeki Ermeni halkını Suriye ve Irak’a yerleştirmek için zorunlu göç kararı almak zorunda bırakılmıştı. “Tehcir” kararı bu durum üzerine alınmıştır. Anadolu’daki yangın 7 yıl sürmüştür. 1877-78 Türk-Rus Savaşı (93 Harbi) ve 1. Dünya Savaşı ve sonrasında Ruslar hep Ermenileri kullanmışlardır. İttihat ve Terakki hükümeti 1916 yılında Ermenilerin tehcirine karar almıştır. Çıkarılan bu kanuna Tehcir Kanunu denilmiştir. |