17.03.2008/Sayı:178
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Tarih
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Ekin Akkol

Devrimci bir kadın örgütü:
Anadolu Kadınları
Müdafaa-i Vatan Cemiyeti

Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti Başkanı Melek Hanım eşi Vali Reşit Paşa ile birlikte
Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti Başkanı Melek Hanım eşi Vali Reşit Paşa ile birlikte

Bir kadın örgütü kuruluyor...

Mustafa Kemal Samsun’a ayak basalı çok olmamıştı. Milletin sinesinde devam edilen Milli Mücadele hızlı ilerliyordu. Anadolu’nun dört bir tarafında müdafaa cemiyetleri kuruluyordu. Bunlardan en dikkati çekeni ise Sivas merkez olmak üzere kurulan Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti olmuştur. Cemiyet, 28 Kasım 1919’da dönemin Sivas valisi Reşit Paşa’nın eşi Melek Reşit Hanım ve arkadaşları tarafından kurulmuştur. Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti her daim Mustafa Kemal Paşa’ya bağlılığını sürdürmüştür. Sürekli irtibat halindedir. Cemiyetin kurulduğunu ilk olarak Mustafa Kemal’e haber vermişlerdir:

“Muhterem ve mübeccel kardeşlerimiz! Sizleri kendimize rehber ittihaz ederek Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti namiyle bir cemiyet teşkil ettik. Maksat müdafaa-i vatandır. Biz hemşireleriniz de siz muhterem kardeşlerimizle beraber olacağız, yahut beraber yaşamak hakkını kazanacağız ve bugünden itibaren cemiyetimiz muhterem kardeşlerimizin vatani her emirlerini ifaya bir dakika tereddüd etmeyerek hazır olduğumuzu arz ile bizleri vazifemizde teşçi edecek ma’nevi müzaheretlerinizi daimen intizar eyler, na-mütenahi hürmetlerimizin kabulünü istirham eyleriz.”

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya yollanan bu yazıya Mustafa Kemal’in yanıtı Türk kadınına bakışını yansıtır: “Cemiyeti muhteremelerinin teşkilatına afifaneleri Heyet-i Temsiliyece kıraat olundu. Fazilet ve fedakarlık gibi meziyetlerin sevaik-i ahlakiye ve maneviyesi meyanında kadınlığın ve ona ait hissiyatların pek büyük bir mevkii olduğuna nazaran hanımlarımızıın mesai-i milliyede metanet ve ciddiyetle terakkileri erkekler için medar-ı teşvik ve ensal-i müstakbele için de nümüne-i imtisal olacaktır. Bundan dolayıdır ki Sivas hanımlarının gösterdiği şu fedakarlığı bütün Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri merkezlerine ta’mim ederek bütün Türk hanımlarının da aynı eser-i hamiyyeti ibraza davet olunmasını muvafık bulduk.Bilumum Anadolu hanımları tarafından derhal kabul edileceğine emin olduğumuz bu teşşebüsün birinciliği şerefini ihraz buyurmuş olmalarından dolayı Sivas hanımları cidden sezavar-ı tebriktir.”

Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti ilk iş olarak Sivas’ın vilayetlerinde ve kazalarında da cemiyetin şubelerinin olmasını isterler ve derhal bir yazı gönderirler: “Merkezi Sivas’ta bulunan ve heyet-i idare-i fa’alesi onaltı hanımdan mürekkep olan Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti, nizamnamesini huzur-i samilerine leffen takdim ile kesb-i mübahat eyler. Vesatat-i asafileriyle dahil-i daire-i memuriyetiniz menatıkında bulunan hanımefendi hemşirelerimizi bu eser-i hamiyyete iktidaya davet ediyoruz.”

Bundan sonra mücadele Sivas merkezli olarak sınırlı kalmayacaktır. Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti’nin örgütlü mücadelesi Anadolu’nun diğer yerlerinde de sürecektir.

Hattı müdaafa yoktur...

Müdaafa tüm vatan sathına yayılmaya başlamıştır. Devrimci Türk kadını, önünde duran tarihsel görevi üstleniyordu ve bulunduğu her ilde Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti’nin şubesini örgütlüyordu. Sivas merkeze sıra sıra haberler geliyordu.

Tarih 17 Ocak 1920. Başkan Asiye Remzi imzasıyla Amasya’da “Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti” kurulduğuna dair yazı: “Heyet-i Temsiliye vasıtasıyla varit olan Anadolu Kadınları Müdafaa-i Hukuk-ı Vatan Cemiyeti nizamnamesi mucibinde Amasya’da dahi bir şube tesis ve teşkil ile kongresi intihabiyle on altı hanımdan mürekkep bir heyet-i idaresi vücuda gelmiştir.”

Arkasından 22 Ocak 1920. Başkan Seyyide imzasıyla Kayseri’de “Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti” kurulduğuna dair yazı: “Elyevm mevcut vatanımıza da göz dikenlere insaniyet ve beşeriyet namına yaptıkları haksızlıkları bildirmek ve her türlü haksızlıklarla tecavüzlerini alem-i medeniyet namına protesto etmek ve dul kadınların imdadına koşmak üzere Kayseri hanımlarından Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti teşekkül etmiştir.”

Kastamonu Valisi Cemal imzasıyla Kastamonu’da 1 Şubat 1920’de bir şube kurulmuştur. Bundan iki gün sonra Eskişehir mutasarrıflığından haber gelir: “Anadolu Türk kadınlarının kalplerinde meknuz hissiyat-ı vataniye ve milliyenin tezahür ve temniyesine vesile olan şu ulvi harekat-ı vatanperveriniz cidden şayan-ı takdir ve şükrandır. Yapılan teşvikat ve tergibat neticesinde şehrimizin güzide ve münevver fikirli hanımları tarafından cemiyetimizin Eskişehir’de bir şubesı küşat edilmiştir.”

4 Şubat 1920’de Erzincan’da Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti kurulmuştur. 7 Şubat’ta Niğde’de, 27 Şubat’ta Burdur’da ve 5 Mart 1920’de Konya’da Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti kurulmuştur.

Devrimci Türk kadını zalime direnir!

Hızla örgütlenen devrimci Türk kadınları ilk protesto yazılarını 24 Aralık 1919’da Amerika, İngiltere, Fransa ve İtalya devletlerinin temsilcilerine yollamışlardır. Kilis’te Fransız işgal kuvvetlerinin komutanının davranışları asıl sebebtir:

“Adana vilayetimizin Kilis kasabasındaki Fransız kuvve-i işgaliyesi kumandanının ahali-i mahalliyeye hitaben neşr ve ilan ettiği beyannamenin elimize geçen bir suretini aynen zire derç ile nazar-ı ittılaınıza arz ediyoruz.

1- Ne için taşıdığını bile tahkike lüzum görmeksizin üzerinde bir revolver bulunan bir adamın bilasual ve cevap kurşuna dizilmesi.

2- Bir kargaşalık zühurunda telef olacak veyahut yaralanacak bir Fransız neferine mukabil, yerliden iki adamın kurşuna dizilmesi ve bunların bir kura ile intihabı.

3- Hükümet-i Osmaniye memurlarının hakk-ı idare ve hakimiyetlerinin iskatı.

4- Sokakların mitralyöz, bomba ve gazlı obüslerle süpürülmesi.

Garp medeniyetinin henüz bizim vakıf olmadığımız yeni bir usul-i işgal ve idaresi bundan ibaretse bu cihetin bütün dünyaya ilanını rica ve aksi halde Avrupa ve Amerika’nın hür ve medeni tanıdığımız milletleri nezdinde mezkür beyannameyi şiddetle protesto ederiz.”

Tarih 1 Şubat 1920. Bu sefer Fransızların ve Ermenilerin yaptıklarını protesto eden bir telgraf işgal kuvvetlerinin siyasi temsilcilerine yollanır:

“Sivas’ın umum İslam kadınları bugün yine toplanarak bu protestonamemizle milletlerin hukukunu temin için harb ettiğini söyleyen medeni tanıdığımız milletlerinize, devletlerinize hitab ediyoruz. Türkler artık zilletle yaşamaktansa şerefle ölmeyi ve ölürken de kendini öldürmek isteyenlerden birçoklarını her halde beraber götüreceklerinin söylemek mecburiyetinde kalıyorlar. Sizlerin sözüne ve sözün namus olduğuna iman eden Türkler kılınçlarını terk ile mütareke imzaladılar. Mütareke şeraitine asla riayet etmediniz. Her gün zavallı milletimize bir darbe vurdunuz. İzmir, Adana, Urfa, Ayıntap’ın haksız işgalleri bu defa da Fransızların Ermenilerle birleşerek Maraş’ta tecavüzü, zavallı dindaşlarımızın memleketleri içerisinde mitralyöz, top ateşleri arasında öldürülmesi medeniyete tevafuk ediyor mu? Adalet, adalet; adalet-i ilahiye er geç tezahür edecek, dökülen masum kanların hesabı sizden sorulacaktır.”

Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti 27 Mart 1920’de İstanbul’un işgalini protesto eden bir yazıyı da yine İtilaf Devletleri temsilcilerine yollamıştır:

“Memleketlerinin her gün bir kıymettar parçasının işgaline tahammül edemeyen ve edemeyeceklerini müteaddit defalar söyleyen ve bu uğurda kanlarının son damlasını akıtmağa ahd-u peyman eden kadın ve erkekten mürekkep bir kitle halinde bulunan bütün Anadolu’nun Türkleri, en nihayet payitahtlarının işgali, padişahlarının mahsuriyeti, yatak odalarına kadar girilerek memleketin en kıymetli evlatlarının harim-i ismetinden caniler gibi ellerine kelepçe vurularak ve zevceleri dövülerek, yani yirminci asr-ı medeniyette kadınlara da taarruz olunarak götürülmesi, Millet Meclisi’nin içine süngülerle girilerek azasının cebren tevkifi felaketi karşısında kaldık. Türk Milleti’ni boğmak, öldürmek, tamamen imha etmek ise bu gayr-ı mümkündür. Çünkü hiçbir millet tamamen öldürülemez. İstanbul işgaliyle şu son harekat-ı nalayıyayı ve onlara müsaade edenleri cemiyetimiz bilumum alem-i medeniyete karşı alenen protesto eyler.”

Devrimci Türk kadını milliyetçidir!

Milli Mücadele’ye katılmış Türk kadını devrimci bir bakış açısı ile süreci doğru analiz edip mücadele etmiştir. Ne yapmalı sorusuna verilecek cevaplar hazırdır. 6 Şubat 1920’de toplanan genel kurulda Cemiyet Başkanı Melek Reşit Hanım’ın söylevi şöyledir:

“Pek acı, pek buhranlı, pek vahim günler yaşıyoruz. Vatanımız ölüm halinde bir hasta. Buna lazım olan hazır doktorlar, müşfik hastabakıcılar hemen etrafını almazsa vatan, bütün milletin anası olan vatan ölür ve milyonlarca evladını sefil, perişan yabancı ellerin zulüm ve kahrına terk edip gider. Bugüne kadar yetiştirdiği, büyüttüğü, şerefle yaşattığı evlatlarını telin ederek ölür. Hemşirelerim! Vatanın erkek, kadın bütün evlatları tedavisine hemen şitap edelim, kızları hastabakıcı, oğulları en hazır doktoru olmalıdır ve olacaktır. Vatanımızı kurtaracağız. Ecdadımız gibi Türk Milleti’nin şerefini yine i’la edeceğiz. Fakat bunun için ittihat ve ittifak lazım hemşirelerim. Kadın ve erkek ittihat edersek vatan kurtulur!”

Aynı genel kurulda devrimci, milliyetçi Türk kadının nasıl olması gerektiğini Belkıs Raif Hanım’dan öğrenelim:

“Düvel-i İtilafiye ile akd-u sulh eylediğimiz günden beri yapılan haksız işgaller karşısında hakkını isteyen, hak diye bağıran Türk Milleti’ni boğmak istiyorlar. Hayır hemşirelerim, hayır hanımefendiler! Altı yüz seneden beri şanıyla, şerefiyle adaletiyle küçük bir aşiretten büyük bir devlet haline münkalip olan Türk Milleti öyle kolay kolay boğulamaz. Düşmanlarımız bizim mağlubiyetimizden istifade etmek istiyorlar. Fakat düşünmüyorlar ki bugün muzaffer olan milletler, dün mağlup olmuşlardı. Mağlubuiyet bir milletin ortadan kaldırılması değildir. Öyle olsaydı hiçbir millet paydar olamaz, göçebe halinde yaşardı. Türkler medeniyetsizdir diyorlar. Haşa yalandır.

Şarkta, garbta medeniyet teessüs etmeden evvel Türkler Asya’da medeniyet kurmuşlardı. Medeni tanıdığımız milletleri gördük. Müsalemet-i cıhadın temini için harb ettiklerini söyleyen milletleri de gördük. Eğer medeniyet, elinden silahını terk eden milletin boğazlanması demekse, İzmir’de hunhar Yunanlıların tadadı kabil olmayan fecayiini hiçbir teessür hissetmeden seyretmek, Adana’da, Ayıntap’da, Urfa’da dökülen bigünah kanların şahidi olmak, işgal sahaları içinde yapılan cinayetleri ihzar etmek medeniyet ise, Türkler medeniyetsiz yaşamayı elbette bu medeniyete tecih ederler. Şimdi de son işgal Maraş hanımefendiler! Maraş, Sivas’a üç gündür. Sivas’ın bir uzvu demektir. Maraş giderse Sivas gider. Sivas giderse Anadolu-i Şarki baştan başa gider. Anadolu-i Şarki giderse Türklük biter. İşte hanımefendiler! Kadın, erken ittihat edersek, düşmanlarımızın karşısında kavi bir kitle halinde bulunursak vatan kurtulur.

Devrimci Türk kadını çalışkandır!

Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti, kendince Tekalif-i Milliye kararları uygular. Cephede savaşan askerin ihtiyacı ne ise karşılanmak zorundadır. Bu amaçla bütün şubelerde uygulanmak üzere bir genelge yayınlarlar:

“Cephelerde düşmanla çarpışan asker kardeşlerimizin muhafaza-i sıhhat ve hayatları cümlemize borç olduğunu söylemeye hacet göremeyiz. Bunların en küçük ihtiyaçlarının temini için hanımlar arasında birer miktar çorap tedarikini cemiyetimizce düşünerek hamiyyetinize müracaat ediyoruz.

Ayrıca: Mütekarribü’l -hulul olan kurban bayramında zabhedilecek hayvanatın derileri cemiyetimiz namına toplanarak yününden asker kardeşlerimize çorap yaptırılmak ve derileri bil-müzayede satılarak hasıl olacak para ile yine askerin diğer ihtiyacatı tedarikine çalışılmak hususları heyet-i idaremizce takarrür ettiğinden mezkür derilerin vakt-u zamaniyle cem olunarak yünleri ayırtıldıktan sonra, aynen ve derilerin esmanının bedelen cemiyetimize teslim ettirilmesini, daire-i belediyenin hamiyyet-i vatanperveranesinden intizar eylemekte olduğumuzu arz ederiz.”

Örgütlenen devrimci Türk kadını emperyalizme geçit vermeyen bir duruş sergiler. Biliyordur ki, vatanın bağımsızlığı kendi bağımsızlığıdır. Bugün baştürbancı Tayyip, türbanı sadece kadınlara değil Türk Milleti’nin başına takmaya çabalıyor. Süreci iyi analiz eden devrimci Türk kadını tarihsel görevini bıraktığı yerden devam ettirecektir. Sadece laiklik değil, ulusal bağımsızlık temelinde mücadele edecektir.

Devrimci model ortada, devrimci merkez ortada.

Peki sen neredesin?


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe