10.03.2008/Sayı:177
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya Yavuz Selim

Latin Amerika’da savaş çanları

Kolombiya’nın saldırısının ardından Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa’ya ilk destek Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez’den geldi
Kolombiya’nın saldırısının ardından Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa’ya ilk destek Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez’den geldi

Raul Reyes
Raul Reyes

Latin Amerika son yılların en büyük askeri ve diplomatik krizi ile boğuşuyor. Olayın baş aktörü ise ABD’nin bölgedeki en büyük işbirlikçisi olan Kolombiya hükümeti. Kolombiya ordusunun ABD desteğiyle yaptığı hava operasyonu ile Kolombiya Silahlı Devrimci Güçleri FARC’ın iki numaralı adamı Raul Reyes’in de aralarında bulunduğu 18 FARC gerillasını komşu Ekvador topraklarında öldürmesi ile başlayan diplomatik gerilim yerini yavaş yavaş sıcak savaşa bırakmaya başlıyor

Geçtiğimiz hafta Kolombiya ordusu tarafından Ekvador sınırı yakınlarındaki Putumayo bölgesine düzenlenen saldırı, ABD’nin casus uydularının Reyes’in yerini saptaması ve Kolombiya ordusuna bildirmesi ile başladı. Önce hava saldırısı ile başlayan operasyon, ardından temizlik amacıyla kara harekâtına dönüştü. Kolombiya hükümetinin yaptığı açıklamaya göre operasyonda 18 FARC gerillası öldürülürken, 1 Kolombiya askeri de yaşamını yitirdi.

Kolombiya Savunma Bakanı Juan Manuel Santos yapılan bu operasyonun FARC’a şimdiye kadar vurulan en büyük darbe olduğunu söylüyor. Operasyonda öldürülen ve asıl adı Luis Edgar Devia Silva olan 1948 doğumlu Raul Reyes, FARC’ın 7 kişilik sekretaryasının bir üyesiydi ve önceki hükümet döneminde barış görüşmelerini yürütüyordu. Juan Manuel Santos her ne kadar operasyon öncesinde Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa’nın bilgilendirildiğini söylese de, bölgedeki askeri tansiyon da saldırının arkasından ciddi biçimde tırmandı. Çünkü Rafael Correa bilgilendirilmiş olsa bile, kendi topraklarına yapılan böyle bir saldırıya şiddetle karşı çıkıyor. Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa, Kolombiya’nın bu saldırısının bağımsızlıklarının ihlali anlamına geldiğini söyleyerek Kolombiya hükümetini suçluyor.

Kolombiya Dışişleri Bakanı Fernando Araujo ise suçlamalar üzerine bir açıklama yaparak komşu bir ülkenin topraklarında operasyon yaptıklarından dolayı üzüntü duyduklarını, ancak bunun gerekli olduğunu savundu. Araujo bu açıklamasında; “Kolombiya hükümeti hiç bir zaman kardeş ülke Ekvador’un egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygısızlık veya tecavüz etmeyi istememiştir” dedi.

Fakat Arajuo’nun bu açıklaması Latin Amerika’nın diğer ülkelerine inandırıcı gelmemişe benziyor. Bunda kuşkusuz Kolombiya tarafından yapılan çelişkili açıklamaların büyük payı var. Kolombiya hükümeti operasyonunun ardından yaptığı ilk açıklamalarda Ekvador tarafından kendilerine ateş açılması yüzünden böyle bir operasyona mecbur kaldıklarını söylemişti. Fakat operasyonun son derece kapsamlı gerçekleşmesi ve önceden planlanmış olduğunun anlaşılmasının ardından Kolombiya hükümeti ilk açıklamalarından çark ederek Ekvador yönetimini FARC gerillarına destek vermekle suçlamaya başladı.

Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa ise olayın gerçekleştiği bölgeye yaptığı ziyaretin ardından bölgede herhangi bir “çatışma” yaşanmadığının anlaşıldığını söylüyor. Zira FARC gerillalarının çoğu saldırıya uykularında yakalanmış. diyen C“Görünüşe göre, kuşkusuz yabancı yardım kullanılarak, hayli gelişmiş teknolojik aletler ile FARC grubu geceleyin izlenmiş. Başkan Uribe ya yanlış bilgilendirildi, ya da Ekvador Başkanı’nın gözlerinin içine baka baka yalan söyledi” orrea, Alvaro Uribe’den yanlış bilgilendirildiğine dair bir açıklama yapmasını beklediklerini söylüyor. Kuşkusuz kendisinin de bildiği gibi böyle bir açıklama ise şu ana kadar gelmedi. Gelmeyecek de...

Saldırının ardından açıklama yapan Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, gerillaları takip bahanesiyle Kolombiya ordusunun Ekvador’da olduğu gibi Venezüella sınırlarını ihlal etmesi durumunda bunu bir savaş nedeni sayacaklarını ve sert şekilde karşılık vereceklerini belirtti. Chavez ABD desteğiyle yapılan bu operasyonun “soğukkanlılıkla hesaplanmış korkakça bir cinayet” olduğunu söyleyerek, Kolombiya Devlet Başkanı Alvaro Uribe’yi “savaş çığırtkanlığıyla” ve “ABD emperyalizminin uşaklığını yapmakla” suçladı. “Başkan Uribe savaş deliliğini nereye kadar götürecek? Kolombiya Ekvador’u işgal etti, egemenliğini göz göre göre çiğnedi” diyen Chavez, Kolombiya hükümetini ayrıca bir savaş suçu işlemekle suçladı.

Chavez’in sert açıklamalarının ardından savunmaya geçme gereği duyan Alvaro Uribe ise Chavez’i FARC gerillalarına mali destek sağlamakla suçlayarak, Venezüella liderini Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde soykırım suçlamasıyla dava edeceklerini bildirdi! Kolombiya Emniyet Müdürü General Oscar Naranjo da, Raul Reyes’in bilgisayarındaki belgelerin, Chavez’in yakın zamanda Kolombiyalı gerillalara 300 milyon dolar para yardımı yaptığını gösterdiğini iddia etti. Chavez ise kanıt sunulmadan yöneltilen bu suçlamaları gülünç olarak niteleyerek, FARC’a karşı savaşan paramiliter sağcı örgütlere kimin destek verdiğini ve kimin gerçekten soykırım işlediğini sordu.

Uribe daha uzun zaman savunmada kalmak zorunda gibi görünüyor. Çünkü yapılan operasyon tüm Latin Amerika bölgesinde büyük yankı uyandırdı. Kıtanın hemen hemen bütün ülkeleri Kolombiya hükümetini yapılan bu operasyonun ardından kınadığını açıklayıp Ekvador’a desteklerini iletirken, birçok ülke de Kolombiya ile diplomatik ilişkilerini kesme kararı aldı. Kolombiya hükümeti koca kıtada neredeyse yalıtılmış bir duruma geldi.

Küba basınında yayınlanan makalesinde saldırının gerçek sorumlusunun ABD olduğunu söyleyen Fidel Castro, “Savaş borazanları güçlü bir şekilde duyuluyor. Bu, Yankee imparatorluğunun soykırımsal planlarının sonucudur. Yeni olan hiçbir şey yoktur. Bu öngörülmüştü” diyerek bunun zaten önceden planlanmış bir saldırı olduğunu belirtti. Şili Devlet Başkanı Michelle Bachelet ADN radyosuna verdiği demeçte Kolombiya’dan operasyon ile ilgili açıklama yapmasını beklediklerini ve durumdan dolayı kaygı duyduklarını belirtti. Ekvador, Brezilya ve Arjantin devlet başkanlarıyla görüştüğünü belirten Bachelet, bu tür bir durumun Kolombiya’nın Ekvadorlulara, Ekvador devlet başkanına ve bölgenin tümüne bir açıklama yapmasını zorunlu kıldığını belirtti. Arjantin hükümeti de bir bölge ülkesinin topraklarının ihlal edilmesinden dolayı çok kaygılı ve üzgün olduklarını açıkladı. Meksika Devlet Başkanı Felipe Calderon da El Salvador Devlet Başkanı Tony Saca ile görüşmesinin ardından, egemen bir ülkenin topraklarına yapılacak her türlü eylemi reddettiklerini açıkladı. Peru ve Brezilya da Kolombiya’yı saldırıdan dolayı kınadıklarını duyurdu. Ekvador, Venezüella ve Nikaragua ise Kolombiya ile artık tüm diplomatik bağlarını kestiklerini açıkladı. Bogota’daki büyükelçisini geri çeken Venezüella, Kolombiya’nın Caracas’taki büyükelçisini de sınırdışı etti.

Kolombiya ile diplomatik bağlarını kesmesinin ardından Venezüella ve Ekvador olası yeni bir saldırıya karşı da sınır bölgelerine asker yığmaya başladı. Kolombiya sınırında askeri seferberlik ilan eden Venezüella, Ekvador gibi sürpriz bir saldırıya uğramamak için her biri 600 askerden oluşan 10 taburu sınır bölgesine gönderdi. Paramaracay üssünden hareket eden yüzlerce asker, helikopterler eşliğinde Lara eyaletine doğru yola çıktı.

Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa da sınıra asker gönderdiklerini ve tüm askeri birliklerin artık alarm durumunda olduğunu açıkladı. Kolombiya’nın özür dilememesi durumunda bundan sonra kendilerini savunmak için gereken her şeyi yapacaklarını belirten Correa, son saldırının çok ciddi olduğunu ve bölgeyi yeni bir Ortadoğu durumuna getirebileceğini belirtti. Correa açıklamasında; “Latin Amerika tarihinde ilk kez böyle bir şey olmuştur. Hatta Orta Amerika’da, Nikaragua’da, Salvador’da, Guatemala’daki gerillalarla ya da Peru, Brezilya, Arjantin ve Uruguay’daki gerillalarla bile hiçbir hükümet çatışmayı böylesine bölgeselleştirmemiş ve dost bir ülkeyi bombalamaya cesaret edememişti” dedi. Ekvador Savunma Bakanı Wellington Sandoval da Kolombiya sınırına yakın bölgelerde herhangi bir dış saldırıyı püskürtmek için tüm birliklerin alarm durumuna geçirildiğini teyit etti.

Tüm bölge ülkeleri tarafından istenmeyen komşu ilan edilen ve koca kıtada tek başına kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Kolombiya’ya tek destek ise en büyük müttefiki olan ABD’den geldi. ABD Başkanı George W. Bush yaptığı açıklamada; “Cumhurbaşkanına ABD’nin Kolombiya demokrasisine tam destek verdiğini söyledim. Bölgeyi istikrarsızlaştırabilecek tüm saldırganlıklara katı bir şekilde karşıyız. Kendisine Amerika’nın Kolombiya’ya şiddet, terör ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelesinde destek vermeye devam edeceğini belirttim” diyerek Uribe’nin arkasında olduklarını gösterdi.

Kolombiya hükümetine uyuşturucuyla mücadele adı altında her yıl 600 milyon dolarlık askeri yardımda bulunan ABD daha önce de Reyes’in başına 5 milyon dolarlık bir ödül koymuştu. Kolombiya’ya koşulsuz destek veren ABD yönetimi bölgedeki tansiyonun tırmanmasından ise her zamanki gibi Venezüella’yı sorumlu tutuyor. İşin daha ironik yanı ise dünyadaki hemen her sorunda taraf olan ve askeri çözümler öneren Beyaz Saray’ın, yaptığı açıklama ile sorunun bölge ülkeleri arasında çözülmesi gerektiğini söylemesi. ABD gibi bir ülkenin böyle bir açıklaması kimi ne kadar inandırır, orası gerçekten düşündürüyor.


Ermenistan ateşkesi bozdu

Ermenistan Karabağ’da olaylar çıkararak dikkatleri iç karışıklıktan başka yöne çekmeye çalışıyor
Ermenistan Karabağ’da olaylar çıkararak dikkatleri iç karışıklıktan
başka yöne çekmeye çalışıyor

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Azerbaycan sınırları içerisinde kalan Dağlık Karabağ Ermenistan tarafından işgal edilmiş ve çıkan savaşta 30 bin insan yaşamını yitirirken, sayıları 1 milyonu varan Azerbaycan Türkü de bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştı. İki taraf, aralarındaki çatışmayı sona erdirmek üzere uluslararası kamuoyundan gelen baskılar sonucu 1994 yılında ateşkes imzalamıştı. O tarihten bu yana sürdürülen hiçbir barış görüşmesinden de herhangi bir sonuç çıkmamıştı.

İşte 1994 yılından bu yana devam eden ateşkes, Ermenistan birliklerinin Dağlık Karabağ bölgesinin kuzeyinden Azerbaycan birliklerine saldırı düzenlemesini üzerine sona erdi. Saldırı, Brüksel merkezli Uluslararası Kriz Grubu’nun 2012 yılına doğru Dağlık Karabağ’da çatışma riskinin artacağını belirttiği raporunun hemen ardından başladı. 2012 yılına kadar sabredemeyen Ermenilerin ani saldırısına başarıyla karşı koyan Azerbaycan ordusu, çıkan çatışmada 12 Ermeni askerini öldürürken 4 de kayıp verdi.

Şiddetli direnişin ardından Ermenistan askerlerinin geri çekilmek zorunda kaldığını söyleyen Azerbaycan Genel Kurmay Başkanı Necmeddin Sadıkov, özelikle Ter Ter bölgesinde çatışmaların sürdüğünü ve Ermenilerin ilerlemesine izin vermediklerini belirtti. Azerbaycan Savunma Bakanı Sefer Abiyev de Ermenistan’ın bölgeye ağır silahlar yerleştirmeye çalıştığını ama Azerbaycan ordusunun bunu engellediğini belirtti.

Azerbaycan hükümetine göre saldırının arkasında yatan temel neden, Ermenistan’daki seçimlerin ardından muhalefet ile iktidar arasında başlayan gerilim. Olaylı seçimlerin ardından seçimlere hile karıştırıldığını iddia eden on binlerce kişi Ermenistan’ın başkenti Erivan’da sokaklara dökülerek, seçim sonuçlarına göre % 53 oy alarak Başbakan olduğu açıklanan Serj Sarkisyan’ı protesto etmişti. Gösteriler sırasında polis güçleri ile muhalefet yanlıları arasında çıkan çatışmalarda 8 kişi yaşamını yitirmişti. Ermenistan Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan da çatışmaları gerekçe göstererek kentte olağanüstü hal ilan etmişti.

Alınan bu olağanüstü hal kararının Ermenistan’da ve uluslararası toplumda büyük tepki çektiğini belirten Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısı Araz Asımov; “Ermeni liderler Karabağ’da olaylar çıkararak dikkatleri iç karışıklıktan başka yöne çekmeye çalışıyor. Fakat Erivan yönetimi Azerbaycan’ın bundan böyle bu türlü oyunlara daha sert tepki vereceğini iyi bilmeli” diyerek saldırının niçin yapılmış olabileceği konusunda ipuçları verirken Ermenistan yönetimini de bundan sonrası için uyardı. Azerbaycan Savunma Bakanlığı Sözcüsü Eldar Sabiroğlu da Asımov’un açıklamalarına destek vererek, Ermenistan hükümetinin uluslararası toplumun dikkatini Ermenistan’daki kanlı olaylardan ve ayaklanmadan uzaklaştırmaya çalışmak amacıyla bu saldırıyı gerçekleştirildiğini söyledi.

Kosova’nın ABD desteği ile bağımsızlığını ilan etmesinin ardından gözler zaten Dağlık Karabağ bölgesine yönelmiş durumdaydı. Azerbaycan hükümeti işgal altındaki Dağlık Karabağ’ın da aynı yolu izleyerek bağımsızlık ilan edebileceği gerekçesiyle Kosova’nın bağımsızlığını tanımamış ve Kosova’da Barış Gücü çerçevesinde görev yapan askerlerini geri çekmişti. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev çatışmaların ardından yaptığı açıklamada; “Ayrılıkçı güçlere hiçbir taviz verilmeyecek, Karabağ’ın ayrılmasına kesinlikle izin vermeyeceğiz” dedi.

Ermenistan tarafı ise Azerbaycan yönetimini yalan haber vermekle ve kamuoyunu yanıltmakla suçlayarak çatışmalardan Azerbaycan tarafının sorumlu olduğunu iddia ediyor. Ermenistan Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan’ın açıklamasına göre Azerbaycan güçleri zırhlı araçlar eşliğinde Ermenistan’ın denetimindeki bölgelere saldırıda bulunmuş fakat saldırılar püskürtüldüğü için başarı kazanamamış. Fakat Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’daki kuvvetlerinin yaptığı açıklamada, çatışmalarda 8 Azerbaycan askerini öldürdüklerini duyururken kendilerinin bir tane kayıp vermediklerini iddia etmesi Vartan Oskanyan’ın “zırhlı araç desteği” ve “ilk saldırıyı yapanın Azerbaycan tarafı olduğu” iddialarının havada kalmasına neden oluyor.

Ermenistan tarafı şimdi bir kez daha barış güvercinini oynamaya hazırlanıyor. Olaylı cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanan Ermenistan Başbakanı Serj Sarkisyan sorunun ancak barış yoluyla çözülebileceğini söylüyor ve Azerbaycan tarafını ateşkes hükümlerine uymaya davet ediyor. Azerbaycan Savunma Bakanı Sefer Abiyev de sorunun barışla çözülmesinden yana olduklarını söyledikten sonra ekliyor: “Azerbaycan, sorunun barışçı yollarla çözülememesi durumunda işgal altındaki topraklarını savaş yoluyla kurtaracak.” Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de barış yoluyla sorunun çözülmesinden yana olduklarını belirtiyor ama Azerbaycan ordusunu güçlendirme yolundaki çabalarının da devam edeceğini söylüyor. Kendilerini bu yüzden dolayı suçlayan uluslararası kamuoyunu da ikiyüzlülüğünden dolayı ince bir biçimde eleştiriyor: “Bu bizim iç meselemizdir. Zayıf olduğumuz sırada kimse bize yardım etmedi.”

Evet, görünen o ki Azerbaycan tarafı artık sürpriz saldırılara karşı eskisinden çok daha hazırlıklı. Hocalı’nın verdiği o acı ders, yıllar içinde Azerbaycan ordusunun kendisini güçlendirmesini sağladı. Şu anda Azerbaycan topraklarının % 20’sinin Ermenistan işgali altında olması da kimin saldırgan taraf olduğunu açıkça gösteriyor. Hiç kimse de zamanı geldiğinde kendi topraklarını geri aldığı için Azerbaycan’ı suçlayamayacak. O günleri sabırsızlıkla bekliyoruz.


İsrail soykırımı sürdürüyor

Emine Ebu Asır İsrail ordusu tarafından öldürüldüğünde daha bir yaşındaydı
Emine Ebu Asır İsrail ordusu tarafından öldürüldüğünde
daha bir yaşındaydı

İsrail’in Gazze Şeridi’ne başlattığı askeri operasyon tüm dünyanın gözleri önünde adeta bir soykırıma dönüştü. 17 Ocak 2008 tarihinde Gazze Şeridi’ni abluka altına alarak tüm bölge halkını cezalandırmaya çalışan İsrail, başlattığı askeri operasyonlar ile de ölen her askerine karşılık kolay hedef olarak gördüğü sivileri öldürmeyi sürdürüyor.

İsrail’in, Gazze Şeridi’nden kendisine yönelik roket saldırılarını durdurmak için karşı başlattığı askeri operasyonun bilançosu gerçekten ağır oldu: 120 ölü, 350’yi aşkın yaralı. Ölenlerinin çoğunu ise Hamas militanları yerine ne yazık ki her zaman olduğu gibi savunmasız siviller oluşturuyor. Hamas militanlarını öldürmek için başlatılan bu operasyondaki sivil kayıplarının en acı örneği ise daha 1 aylık bir kız bebeği oldu.

Gazze Şeridi’nin güney kesimine yakın Han Yunus’a zırhlı araçlarla operasyon yapan İsrail ordusu, Emire Ebu Asır adlı 1 aylık bir kız bebeği vurarak öldürdü. Operasyonun amacı İslami Cihad’ın askeri kanadı Saraya El Kuds liderlerinden Yusuf Semir’i yakalamaktı. İsrail ordusu Yusuf Semir’i canlı olarak yakalamayı başaramadığı gibi, suçları yalnızca civarda oturmak olan sivilleri de gözünü kırpmadan katletti.

Gelen haberlere göre İsrail ordusunun saldırıları sonucunda bölge tam bir harabeye dönmüş durumda. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas kurbanların ailelerine 5 milyon dolar yardım gönderildiğini söylerken, Hamas da Gazze’de zarara uğrayan tüm Filistinlilerin zararlarını tazmin edeceklerini duyurdu. Hamas ise İsrail ordusuna karşı yeni bir zafer kazandıklarını iddia ederek, bunun İzzeddin El Kassam Tugayları’nın gücünün kanıtı olduğunu söylüyor.

Hamas İsrail’e karşı zaferler kazandığını söylese de Gazze Şeridi’nden gelen haberler bir insanlık suçuyla karşı karşıya olunduğunu gösteriyor. Uluslararası Care örgütünün açıkladığı rapora göre gıda sıkıntısı, susuzluk ve yok denecek sağlık hizmetleri abluka altındaki Gazze Şeridi’nde yaşayan insanların yazgısı olmuş durumda. Sağlık hizmeti alması gereken birçok insana bölgeden çıkış izni verilmiyor. Hastaneler de günlük 12 saati bulan elektrik kesintisinin zorluklarıyla uğraşıyor. Bölgeye yakıt sevkıyatı da İsrail’in kontrolünde olduğu için jeneratörler için bile yakıt sıkıntısı çekiliyor. Kanalizasyon altyapısının da nerededeyse çökmüş olması gelecek salgın hastalıkların belirtisi.

Çatışmalar sonrası bölgeye gelen ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ise alışıldığı üzere Filistin tarafını suçluyor. Mahmud Abbas ile yaptığı görüşmede İsrail’in onlarca Filistinli sivili operasyon adı altında katletmesine ses çıkarmayan Rice, söz konusu İsrail tarafı olduğunda ise İsrailli masum sivilleri hedef alan roket saldırılarının bir an önce durdurulması gerektiğini söylüyor. Rice bir taraftan barış görüşmelerinin sürmesi gerektiğini belirtirken, diğer taraftan İsrail’in kendini savunma hakkını anladığını belirtiyor.

Elbette ki şiddet de şiddeti doğuruyor. Rice İsrail’in kendini savunma hakkını anladığını belirtirken, bazı Filistinliler de kendi haklarını bizzat savunma yolunu tercih ediyor. Filistinlilerin belki İsrail tarafı gibi tankları, helikopterleri yok ama savunma hakkını her zaman saklı tutuyorlar. İşte bu hakkını kullanmaya karar veren bir Filistinli, acı çekme sırasını İsrail tarafına devretti. İsrail’in kontrolü altındaki Batı Kudüs’te bir din okuluna saldırı düzenleyen Ala Ebu Deyn adlı Filistinli, okulda öğrenim görmekte olan 8 İsrailli öğrenciyi öldürdü. Daha önce de aynı okulda şoför olarak çalıştığı açıklanan Deyn’in yanında getirdiği Kalaşnikofla sınıfı yaylım ateşine tutması sonucu 35 kişi de yaralandı. Deyn güvenlik güçleri tarafından açılan ateş sonucu öldürüldü.

Saldırının ardından bölgede asker ve polis yığınağı arttırıldı. Şimdi herkes İsrail tarafından gelecek olan yeni misillemenin nasıl olacağını bekliyor. Ölen İsrailli sayısının bu kadar yüksek olması, misillemenin ne boyutlara varacağının ipuçlarını veriyor. Ve tabiî ki İsrail misillemesinin ardından Filistin tarafının yeni saldırıları da gelecek ve savaş sürüp gidecek. Üstelik durum korkutucu mecralara doğru yol alıyor. Örneğin Arap Birliği’nin İsrail’i saldırılardan dolayı kınadığı dışişleri bakanlarının toplantısının sonunda yaptığı “İsrail, nükleer silah sahibi olduğunu açıklar açıklamaz, Araplar NPT’den çekildiklerini ilan edecekler” açıklaması bir sonraki savaşın çok daha ölümcül olacağını gösteriyor.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe