10.03.2008/Sayı:177
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Okan İşbecer

Fenerbahçe çeyrek finale çıktı,
Ahmet Çakar’a bikini farz oldu

Ahmet Çakar

Ahmet Çakar

Çakar’ın nasıl bikini giyeceğiyle ilgili internette oylamalar bile yapıldı. Şeriatçılar ise haşemayı layık gördü.

Türk takımı Fenerbahçe, geçtiğimiz hafta Türkiye’ye bir ilki yaşattı. Şampiyonlar Ligi’nde ülkemizi temsil eden Sarı Kanaryalar, çeyrek finale kalma mücadelesinde, İspanya’nın güçlü takımlarından olan ve son iki yılın UEFA Kupası şampiyonu olan Sevilla’yı penaltılara giden maçta, kalecisi Volkan’ın penaltı atışlarındaki üstün performansı sayesinde eleyerek Türkiye’ye bayram yaşattı.

İstanbul’daki karşılaşmadan 3-2’lik skorla galip çıkan Fenerbahçe, İspanya’daki maça da galibiyet parolasıyla çıktı. Ancak ilk 10 dakikada yediği iki hatalı golle 2-0 geriye düştü.

Deivid’in attığı golle umutlandık, ama ilk yarı bitmeden yediğimiz golle devreye 3-1 mağlup girdik. İkinci yarının son bölümlerine kadar 3-1 yenik devam eden Fenerbahçe, tam her şey bitti derken 79. dakikada bir kez daha sahneye çıkan Deivid’le skoru 3-2’ye getirdi.

Normal sürenin bu skorla tamamlanmasıyla birlikte, karşılaşma uzatmalara gitti. Uzatmalarda her iki takım da mevcut skoru değiştiremeyince bu kez penaltı atışlarına gidildi.

Penaltı atışlarında ise söz kalecilerindi. Maçın hemen başında iki hatalı gol yiyerek yüreğimizi ağzımıza getiren Volkan, penaltı atışlarında üzerine düşeni yerine getirerek üç penaltı kurtardı. Bu sonuçla Fenerbahçe çeyrek finale adını yazdırırken Volkan da tarihe geçti.

Fenerbahçe-Sevilla karşılaşması, öncesinde ve sonrasında tartışmalar yarattı. İstanbul’daki 3-2’lik skora rağmen belli bir kesim Fenerbahçe’nin turu geçemeyeceğini düşünüyordu. Hatta hakem eskisi futbol yorumcularımızdan Ahmet Çakar, “Fenerbahçe turu geçsin bikini giyerim” diyecek kadar ileri gitmişti.

Kimileri ise, özellikle Fenerbahçe 3-1 mağlupken, Fenerbahçe turu geçemeyecek diye sevinmeye başlamışlardı. Ama Fenerbahçe, sahada Türk takımına yakışır bir mücadele vererek tur atlamayı başardı.

Çeyrek final vizesinin alınmasından sonra ise Fenerbahçe mağlup olduğunda sevinenler bu kez “biz zaten Fenerbahçe’nin tur atlamasını can-ı gönülden istiyorduk” demeye başladılar.

Ama futbol camiası içinde en çok rezil olan ise hiç kuşkusuz Ahmet Çakar oldu. Fenerbahçe’nin turu geçmesi halinde bikini giyeceğini iddia eden Çakar, bir Türk’e yakışmayanı yaptı ve açıktan Sevilla’yı destekledi. Fenerbahçe’nin bu galibiyeti herhalde suratında tokat gibi patlamıştır.

Maçtan sonra kendisine bikini iddiasının hatırlatılması üzerine şaka yaptığını belirterek kıvırmaya başlayan Çakar’a dansöz kıyafeti daha çok yakışırdı.

Ama bir kere söz ağızdan bikini diye çıktığı için gazeteler de fotomontajla bikinili Ahmet Çakar resimleri basmaya başladılar.

Bu arada Şeriatçılar yine şeriatçılıklarını yaptılar. Yeni Şafak gazetesi, bikinili resim basamadığı için Çakar’ın haşemalı resmini tercih etti.

Aslında Çakar’a haşema da yakışmıştı ama biz yine de bikinilisini uygun gördük.

Umarız bu olay Çakar’a da bir ders olur ve boyundan büyük konuşmamayı öğrenir.


Türban defilesinde çiğnenen kırmızı çizgi

Türban defilesinde çiğnenen kırmızı çizgiGeçtiğimiz hafta Ankara Sheraton Oteli’nde yapılan Türban defilesi, Türkiye’nin imajını yerle bir ederken, defilede sahnelenen koreografinin içerdiği mesaj da önemli tartışmalara neden olacak gibi görülüyor.

Konya merkezli giyim firması Setrms tarafından düzenlenen defileye başta AKP’li bakan ve milletvekili eşleri olmak üzere çok sayıda türbanlı konuk izleyici olarak katıldı.

TBMM eski Başkanı Bülent Arınç’ın eşi Münevver Arınç, kızı ve gelini ile birlikte defileyi en ön sıralardan izledi. Defileyi çok beğenen kızı Ayşenur Arınç, “en kısa zamanda firmaya sipariş vereceğini” belirtti. Arınç’ların yanı sıra Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın eşi Semiha Yıldırım ve Tarım Bakanı Mehdi Eker’in eşi Yasemin Eker de defileyi izleyenler arasındaydı. Bu isimlerin aynı zamanda firmanın iyi birer müşterisi olduğu da medyada yer alan bilgiler arasında.

Başta Reuters olmak üzere pek çok büyük haber ajansı, defile haberini “Türkiye’de İslamcı Moda” gibi başlıklarla verdi. Bol fotoğraflı haberler, Türkiye açısından bir ilk. Çünkü genelde bu tür haberler, adı geçen ajanslarda bir-iki kare fotoğrafla duyurulur. Ama bu defile, 5’er 10’ar fotoğraflı olarak yer aldı. Fotoğrafların altında da moda yorumları değil, siyasi yorumlar yer aldı. Bu anlamda defileyi hazırlayanların vermek istedikleri mesaj ya da Türkiye ile ilgili vermek istedikleri imaj da yabancı ajanslar tarafından doğru algılanmış oldu.

Defilede tiyatroya benzer bir koreografi de sergilendi. Adeta üniversitelerdeki türban yasağına karşı bir protesto gösterisini andıran gösteride, bir türbanlı, bir de başı açık manken podyumda yürüyor. Podyumun ortasına geldiklerinde türbanlı manken dururken başı açık olan yürümeye devam ediyor. Çünkü podyumun ortasına çekilen bir kırmızı çizgi türbanlıyı engelliyor. Daha sonra ise türbanlı manken, türbanının üzerine taktığı perukla ikinci bir deneme yapıyor ve bu kez kırmızı çizgiyi aşarak yürümeye devam ediyor.

Bir sonraki turda ise görünmeyen bir el (AKP), kırmızı çizgiyi kaldırıyor ve türbanlı manken rahatça podyumda yürüyor.

Böylece türbanı düzenleyenlerin ve gösteriyi çılgınca alkışlayan seyircilerin de gerçek niyetleri ortaya çıkmış oluyor. Hatırlarsanız, AKP ile MHP’nin ortak girişiminin ilk tartışıldığı günlerde konu ile ilgili bir açıklama yapan Genel Kurmay Başkanı, “Bizden sürekli görüş belirtmemiz bekleniyor ama Silahlı Kuvvetlerin bu konu ile ilgili görüşleri bellidir. Bizim iki kırmızı çizgimiz var. Birisi laiklik ikincisi de Türkiye’nin bütünlüğü” demişti.

O dönem görüş bildirmekten kaçınanlar bugün o kırmızı çizginin - mizansen de olsa- defilede nasıl çiğnendiğini de görüyorlardır herhalde.

Çiğnenen kırmızı çizgiyi sadece bir kesimin kırmızı çizgisi olarak değerlendirmemek gerekir. Çünkü o kırmızı çizgi, Atatürk’ün ve Cumhuriyet rejiminin gericiliğe karşı çektiği kırmızı çizgidir. Bugün de gericiler o çizgiyi çiğnemeye yeltenmişlerdir ve asıl amaçları Cumhuriyet rejimine ve Atatürk’e kırmızı çizgi çekmektir.

Türbana karşı olan bütün kesimlerin, özellikle de kadınların, sorunu bu şekilde kavraması ve buna göre bir mücadele tarzı tutturması gerekir. Aksi taktirde çok kısa süre içerisinde türban virüsünün tüm Türkiye’yi sarması ve geri dönülemez bir noktaya doğru gitmesi hiç de abartı olmayacaktır.


YÖK Başkanı Özcan ödülünü aldı

Yusuf Ziya Özcan, elbette ki bütün bu çalışmalarının karşılığını alacaktı. Onun karşılığı, 2005 model zırhlı bir Mercedes makam aracı olduYÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, göreve başlamasından kısa süre sonra yaptığı icraatlarla adından sıkça söz ettirmeye başladı. Hatırlayacağınız gibi göreve gelir gelmez “üniversitelerde türban yasağının kalkması gerektiğini savunarak” hızlı bir giriş yapmıştı. Bu açıklamalarından sonra biz de kendisinin AKP’nin has memurlarından biri olacağını belirtmiştik. Nitekim kendisinin ve adının karıştığı iki “açık mikrofon” skandalı bizim bu kanımızı doğrulamıştı. Hatırlayacağınız gibi atanır atanmaz TBMM Başkanı’nı ziyareti sırasında açık unutulan mikrofona yakalanan Özcan, Köksal Toptan’ın “YÖK ile ilgili söyleyeceğiniz bir şey var mı?” sorusuna, “Hem Sayın Cumhurbaşkanı tavsiye etti. Hem de Sayın Başbakan. ‘Aman Hocam dedi, Bir şey söylersin ipimizi çekerler.’” şeklinde karşılık vermişti.

İkinci vukuatı da Maliye Bakanı Kemal Unakıtan işlemişti (Vukuat dedik kusura bakmayın. YÖK Başkanı Özcan derslerde argo konuşmasıyla tanınırmış ya ona istinaden). Yine tesadüf açık kalan mikrofondan öğrendiklerimize göre, “YÖK Başkanı gayet güzel konuşuyor” diyen bir bürokrata Unakıtan, “İsterse konuşmasın parasını biz veriyoruz.” tarzında yanıt vermişti.

Ve son olarak AKP’nin MHP ile ortaklaşa üniversitelerde türban yasağını kaldırma girişimlerinden sonra, kanun teklifi Meclis’ten geçer geçmez rektörlere bir genelge yayınlayarak türbanlı öğrencilerin okullara alınmasını emretmişti. Hukuka tamamen aykırı olan bu hareketiyle türbanın üniversitelere girmesi içi koçbaşı işlevi gören Özcan, aynı zamanda uygulamada ikilik yaratarak üniversiteleri böldü. Bununla da yetinmeyen Özcan, Üniversiteler Arası Kurul (ÜAK) toplantılarını sabote ederek üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirmeye çalışıyordu.

Yusuf Ziya Özcan, elbette ki bütün bu çalışmalarının karşılığını alacaktı. Onun karşılığı, 2005 model zırhlı bir Mercedes makam aracı oldu. Hatırlanacağı gibi eski YÖK Başkanı Erdoğan Teziç’in en büyük şikayetlerinden biri makam aracıyla ilgiliydi. 14 yıldır kullanılan aracın değiştirilmesini defalarca hükümetten talep eden Teziç, başvurularına bir türlü cevap alamamıştı.

Özcan’ın birkaç ay içinde makam aracının değiştirilmesi, onun AKP’ye kayıtsız şartsız biat etmesiyle ilgili olsa gerek. Tayyip’in talimatıyla verilen zırhlı makam aracı, çok pahalı olduğu için kiralanıyor. Aylık kira bedelinin 10 bin euro olduğu öğrenilen zırhlı araçlardan 8 adet kiralandı. Bunlardan üçünün Başbakan ve yardımcılarına tahsis edildiği, geri kalanların ise güvenlik riski yüksek görevlilere tahsis edileceği açıklandı. Yani Özcan, pek çok bakanın bile sahip olamayacağı bir araca sahip oldu. Zaten gerekçe olarak da güvenlik riski gösteriliyor. Gerçi Yusuf Ziya Özcan herhangi bir tehdit almadığını beyan etti. Ama olsun Tayyip “tehdit alıyor” dediyse öyledir. Zaten kimsenin tehdit etmesine de gerek yok. Beraber çalıştığı Tayyip başlı başına bir tehdit. Ama ondan zırhlı araçla kurtulamaz. Zaten Özcan da “Devlet büyüklerimiz böyle takdir buyurmuşlardır.” diyerek sıyrılmaya çalıştı. Sanki Şeriatçılardan her Allah’ın günü tehdit alan Teziç’in güvenlik sorunu yoktu. Üstelik Teziç bir kez de suikast girişimi atlatmıştı. Kürt-İslam faşizminde işler böyle yürüyor. AKP’nin memuru iseniz, zırhlı makam araçları emrinizdedir. Yok, eğer ona karşıysanız ölüme terk edilirsiniz.


Türban tartışmalarında seviyesizlik

 

Cüneyd Zapsu’nun başı açık eşi, bir cenaze namazında saf tutarak tartışma yaratmıştı...

Cüneyd Zapsu’nun başı açık eşi, bir cenaze namazında saf tutarak tartışma yaratmıştı...

Üniversitelerde türbanı serbest bırakma ile ilgili belirsizlik sürerken konu ile ilgili taraflardan biri olan AKP, yavaş yavaş kendini kaybetmeye başlıyor.

Yapılan kanun değişikliği herhangi bir açıklık getirmediği için türbanın üniversitelere girmesi hala rektörlerin inisiyatifi altında. Bu nedenle birkaç üniversite fiili durum yaratıp türbanı üniversiteye alırken, üniversitelerin ezici bir çoğunluğunda türban yasağı hala devam ediyor. Bir taraftan konunun Anayasa Mahkemesine taşınmış olması da sürecin belirsizliğini artırıyor. Üniversiteleri kendi inisiyatiflerini kullanarak türban yasağını sürdürmesi AKP’lileri çileden çıkarıyor.

Geçtiğimiz hafta konu ile ilgili özellikle Dengir Mir Mehmet Fırat’ın yapmış olduğu açıklamalar, AKP’nin psikolojisinin ne kadar bozuk olduğunu cümle aleme gösterdi. Türbanlıları üniversiteye sokmayan rektörlere yönelik yaptığı bir açıklamada rektörlerin tutumunu “hukuk tanımazlık, aymazlık ve ceberut anlayışın bir sonucu” olarak nitelendirmişti. Daha sonra ise hızını alamayarak rektörlere yönelik ifadelerinde hakaretamiz sözler kullanan Fırat, bize biraz Menderes’i anımsatmadı desek yalan olur. Meseleye farklı bir açıdan yaklaşan Fırat da sonraki açıklamalarından birinde rektörlere Menderes’in sonunu hatırlatmak gibi bir gaflette bulundu. Menderes ve iki bakanın Anayasa’yı uygulamadığı için idam edildiğini söyleyen Fırat, rektörlere de başlarına gelebilecekleri hatırlatarak tehdit etmiş oldu. Sonunda Fırat’ın ağzından da olsa Menderes’in niçin asıldığını öğrenmiş olduk. Aynı açıklamanın devamında, “üniversiteye isteyen çırılçıplak da girebilir” diyen Fırat, rektörlere karşı savcıları göreve çağırarak hezeyanına son vermişti.

Son olarak tartışmaya katılan ise Tayyip’in danışmanı Cüneyd Zapsu oldu. Hem de ne katılmak? Bu mesele herhalde hiç bu kadar bel altı haline getirilmemiştir. Bildiğiniz gibi yoğun işlerinden dolayı MKYK üyeliğinden istifa eden Zapsu, türban meselesi ile ilgili yaptığı açıklamayla gerici zihniyetin iğrençliğini bir kez daha gözler önüne serdi: “Türbanını çıkar demek, sokaktaki bir kadına donunu çıkar demekten farksızdır.”

İşte gerici bir zihniyet bu meseleye böyle bakıyor. Zapsu’ya bir hatırlatmada bulunmadan geçemeyeceğiz. Belki bundan sonra söylediklerine biraz daha dikkat edebilir. Bildiğimiz kadarıyla Zapsu’nun eşi türbanlı değil. Zapsu’nun söyledikleri dikkate alınacak olursa eşi hakkında insanlar yanlış değerlendirmelerde bulunabilirler.

Türban meselesi uzadıkça AKP’lilerin de abuk sabuk açıklamalarının devamı gelecek gibi görünüyor. Bu virüsün tek bir serumu var. O da gericiliğe göz açtırmayacak bir toplumsal düzen.

Aksi halde Türk Milleti bu gerici tayfanın hakaretlerine daha çok maruz kalacaktır.


kısa...kısa...kısa...kısa...kısa...kısa...kısa...kısa...kısa...kısa
Nihat Zeybekçi
Nihat Zeybekçi
AKP-MHP ortaklığının üniversitelerde türbanı serbest bırakma girişimleriyle birlikte başlayan gericilik tartışmalarının seviyesizliği konusunda bu sayı ayrıntılı örnekler verdik. Bunlara son olarak Denizli’nin AKP’li Belediye Başkanı Nihat Zeybekçi’nin açıklamaları tuz-biber ekti.

AKP Denizli İl Kadın Kolları 2. Olağan Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmanın son bölümünde, kendilerine gerici diyenlere “Çüş demek için gerideyiz” sözlerini kullanan Nihat Zeybekçi, AKP’lilerin terbiyesizliğini bir kez daha gözler önüne serdi.

Dengir Mir Mehmet Fırat’ın “üniversitelere çırılçıplak girilebilir” çıkışının ardından Cüneyd Zapsu’nun türbansız kadınları “donsuz gezenler” olarak nitelendirmesi zaten bunların zihniyetini apaçık ortaya koyuyordu. Ancak Denizli belediye başkanının son çıkışı bunların hakarette sınır tanımayacağının da en bariz göstergesi oldu. Başka zaman din, iman, namus ve ahlak timsali kesilen gerici zevat, küfrü ağızlarından düşürmeyerek aslında ne mal olduklarını cümle aleme gösteriyorlar.

Zeybekçi, büyük tepki çeken konuşmasında demiş ki, “Bize gerici diyorlar. Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in ‘Biz size çüş demek için gerideyiz’ diye bir sözü vardır. Bize gerici diyenlere, onunla ilgili yaptığım bir benzetme ve söylediğim bir sözdür. Tepki duyanların, tepki duymaları için bir sebep görmüyorum. Çünkü bana gerici diyorsan, ben de sana böyle diyorum.”

Şimdi bu açıklamanın neresinden tutalım? Küfürbazlığın sınırlarında dolaşan bu zat-ı muhteremin “gerici” suçlamasına verecek cevabı yok ki ondan dolayı en iyi bildiği şeyi yaparak küfür etmeyi tercih ediyor. Zeybekçi, gericilerin karşısında bulunan Atatürkçüleri eşeğe benzeterek “size çüş demek için gerinizden geliyoruz” diyor. Demek ki kendilerini ancak eşeğin ardından gelebilecek kadar değerli görüyorlar.

Şu da var ki, birileri vakti zamanında kendilerine öyle bir “oha!” demiş ki, üzerinden bu kadar zaman geçmiş hâlâ eşeğin bile önüne geçememişler.

Yemek isimlerinden bile cinsellik çağrışımı yapan bir zihniyet ne sapık, ahlaksız bir zihniyettir. Allah’tan tek dileğimiz bu gibi kullarına biraz akıl fikir ihsan etmesi. Gerici zevatın saçmalıkları sınır tanımadan devam ediyor. Son dönemde gemi iyice azıya alan Şeriatçılar, hayatın her alanına müdahale etmeye çalışırken birbirinden komik durumlara da neden oluyorlar. Bunun en son örneği ise geçtiğimiz hafta Samanyolu televizyonunda yaşandı.

Bilindiği gibi Fethullah’ın kanalı olan Samanyolu televizyonunda yayınlanan bir yemek programında sarfedilen ipe sapa gelmez sözler insanı artık “yuh be!” dedirtecek noktaya getirdi.

Samanyolu TV’de canlı yayımlanan ve Oktay Aymelek’in sunduğu yemek programı “Yeşil Elma”da programın yapımcısı Filiz Aydoğan, iki yemeğin ismindeki değişikliğe ekip olarak birlikte karar verdiklerini söyledi. Söz konusu yemekler ise “kadınbudu köfte” ve “dilberdudağı” tatlısı. Programı hazırlayan ekip tarafından gayriahlaki bulunan isimler kendilerince değiştirilerek, “pirinçli köfte” ve “ay tatlısı” olarak adlandırıldı.

Kadın uzuvlarının yemek ismi olarak kullanılmasının kendisini rahatsız ettiğini söyleyen Filiz Aydoğan, “Kadın hakları diye bir şey varsa bizim ekip de kadınlardan oluşuyor. Türkçe’nin güzel konuşulması ve doğru kullanılması adına bu tip argo kelimelerinin çok duyulmasının ve ekranlardan seyircilerle paylaşılmasını tasvip etmiyoruz. Muhafazakâr olmamızdan kaynaklanan bir durum değil. Tamamen güzel Türkçe konuşma hassasiyetinden kaynaklanıyor.” şeklinde konuştu. Programın sunucusu Oktay Aymelek de, “Kadını kötü anlamda çağrıştıran yemek isimlerini farklı isimlerle yorumladık. Ahlaki olarak uygun bulmadığımız için kadınbudu köfteyi pirinçli köfte, dilberdudağını da ay tatlısı yaptık.” dedi.

Söz konusu haberi gazetelerde okuyunca “ey büyük Allah’ım ne günlere kaldık” demekten kendimizi alamadık. Yemek isimlerinden bile cinsellik çağrışımı yapan bir zihniyet ne sapık, ahlaksız bir zihniyettir. Allah’tan tek dileğimiz bu gibi kullarına biraz akıl fikir ihsan etmesi.

Söz buradan açılmışken dikkatimizi çeken bir şeye de değinmeden geçmeyelim. Programın yapımcısı ve sunucusu olan arkadaşlar kendileri açısından sakınca yaratabilecek bir yemeği atlamışlar. Bu iki yemekten sonra gelen üçüncü yemek nedir diye sorsak hemen herkes “vezirparmağı” der. Bu arkadaşların akıllarına vezirparmağını değiştirmek gelmemiş olabilir mi?

Belki de bilerek değiştirmemişlerdir. Şayet öyle ise diyecek bir şey yok. Tercih meselesi...



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe