| Yılmaz Ekinci |
Lozan kahramanı İsmet Paşa ve İstanbul fatihi Sultan Mehmet’in kemikleri sızlıyor
Sur içi İstanbul’u eski Bizans olarak Patrikhane’ye istemeleri çok yakındır. Yani Yeditepe’yi isteyecekler. Çünkü Patrikhane’nin ekümenliği için bizden toprak almaları şart. Nasıl isteyecekler? Borç karşılığında. Evet borcumuz da 400 milyar doları geçti. Demek Yeditepe’yi isteme zamanı yaklaşmış. Ayasofya Müzesi, Süleymaniye Camii ve Fatih Camii de, “Yeni Roma Patrikhanesi”nin ekümenlik alanı içerisinde kalacak. Osmanlı Devleti çöküş sürecine girince Bizans’ın asıl varisi savı ile “Megali İdea”yı gerçekleştirmek üzere Osmanlı Devleti’ne karşı Papazlar İsyanı’nı (Mora İsyanı) çıkartan patrik, padişah fermanıyla Patrikhane’nin bugün de kapalı olan ve Kin Kapısı denilen orta kapısı önünde idam edilmiştir. Patriğin son sözleri; “…Kostantin şehrinden müşrikler (Müslümanlar) kovulacaktır. Ayasofya haçlıya iade edilecektir. Bizans kartalı yine semalara hakim olacaktır. Yarıda kalan Ayasofya’daki ayin tamamlanıncaya kadar bu kapı kapalı kalsın. Ey Ruh-ül Kudüs sesimi duy!..” olmuştur. Patrik Bartholomeos; “Manastırımıza Vakıflar Genel Müdürlüğü patron oldu. Dedelerimizin yaptığı, asırlarca faaliyet gösteren bir manastır için devlet; ‘Bu benimdir. Kullanmak istiyorsanız, sahibi olduğumu tanıdığınızı imzalayın’ diyor” diye açıklama yapıyor. Bartholomeos, İstanbul Valisi Muammer Güler’e; “29 Temmuz’da çocuk kampını açacağız. Ayin de yapacağım” demiştir. Lozan’ı yok etmenin yolu; Fener Rum Patrikhanesi’nden, Heybeliada Ruhban (Papaz) Okulu’ndan ve Medeni Kanun’la ortadan kalkmış bazı azınlık haklarını karıştırmak ve Lozan’da azınlık kabul edilmeyenleri azdırmaktan geçer. ABD ve AB’nin amacı, Osmanlı Devleti’nde olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni “vesayet” altına almaktır. Lozan’da 23 Aralık 1922 oturumundan itibaren Müttefikler, “azınlıklar” terimi yerine “Müslüman olmayan azınlıklar” ifadesini kullanmaya başlamışlardır. İsmet Paşa 24 Aralık 1922 tarihli raporunda; “Azınlıkların yalnız gayri Müslim tabirine şumülünü kabul ettirdik!” diye yazmıştır. Ülkemizde azınlıklar din kapsamlı olup; Yahudi, Ermeni, Rum, Süryani, Yakubi, Keldani, Nasturi ve Asuri gibi dini azınlıkların dışında azınlık kabul edilemez. Kürtler, hukuki-sosyolojik ve siyasi anlamda azınlık değil çoğunluğun bir parçasıdır. Lozan Konferansı’nda Türk heyetinin ısrarlı bir şekilde Fener Rum Patrikhanesi’nin Türkiye dışına çıkarılması talebine rağmen Lord Curzon’un ısrarı ve önerisi doğrultusunda, İstanbul’daki Rum azınlığın, “Azınlık Kilisesi” olarak sadece dini işlerine bakmak üzere kalmasına izin verilmiştir. Çünkü “nüfus mübadelesi” doğrultusunda Mondros Mütarekesi’nden (30 Ekim 1918) önce İstanbul’a yerleşmiş Rumların dışındaki tüm Rumlar Yunanistan’a göç ettirilmiştir.. Mustafa Kemal Atatürk, Journal gazetesi muhabiri Mösyö Paul Herriot’ya Çankaya Köşkü’nde vermiş olduğu demeçte; “Azınlıklara gelince, bu konuda değiş tokuş öne sürmüştük. Öbür devletlerin temsilcileri de bu konuda bizim fikrimizi izlemişler ve onaylamışlardı. Ama bir fesat ve hıyanet ocağı olan, ülkede ayrılık ve uyuşmazlık tohumları saçan, Hıristiyan hemşehrilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluk ve felaket simgesi olan Rum Patrikhanesi’ni artık topraklarımızda barındıramayız. Bu tehlikeli örgütü ülkemizde tutmamız için ne gibi vesile ve nedenler öne sürülebilir? Türkiye’nin Rum Patrikhanesi için topraklarında bir sığınak göstermeye ne zorunluluğu vardır? Bu fesat yuvasının gerçek yeri Yunanistan değil midir?” demiştir. Patrik 4. Germanos, Ortodoks milletleri arasındaki din birliğini sağlamak amacıyla Heybeliada Umut Tepesi’ndeki 1821 yılında yanmış olan manastırını onartarak, Ekim 1844 tarihinde Patrikhane’ye bağlı bir ilahiyat okulu açmıştır. Amerikan emperyalizminin yoğun olduğu Demokrat Parti döneminde (1950-1960) Lozan’a aykırı olarak Türk hükümeti tavizler vermiştir. Patriğin Türk vatandaşı olma zorunluluğuna rağmen, Athenegoras (Aristokles Spiru), Başkan Truman’ın özel uçağıyla Başkan Yaveri ile birlikte gelerek “fevkalade telsik” yoluyla Türk vatandaşlığına kabulü ile 27 Ocak 1949 günü merasimle taç giyer ve dönemin cumhurbaşkanı tarafından kabul edilir. 1939 yılında savaş ve casusluk faaliyetleri gerekçe gösterilerek yabancı öğrencilerin Türkiye’ye gelmeleri yasaklanır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 8 Aralık 1950 tarih ve 927601 sayılı emri ile Demokrat Parti hükümeti Ruhban Okulu’nu Yüksek Okul haline getirmiş ve ayrıca da yabancı öğrenci alabilme iznini karara bağlamıştır. 25 Eylül 1951 tarih ve 151 sayılı kararla da daha çok sayıda yabancı öğrenci alınabileceği kararını İstanbul Valiliğine talimatlamıştır. Kıbrıs’ta Enosis için Türkleri katleden Papaz Makorios, Demokrat Parti hükümetinin izin verdiği Heybeliada Ruhban Okulu’ndan mezun olmuştur. Ayrıca Demokrat Parti’nin aşırı tavizkâr davranışı sonucu Patrikhane, İmroz ve Bozcaada Rum Okullarını Milli Eğitim Bakanlığı mevzuatı dışına çıkartarak doğrudan kendine bağlı okul konumuna getirmiştir. 16 Temmuz 1964’te hükümet, İmroz ve Bozcaada Rum Okullarını tekrar Milli Eğitim Bakanlığı emrine alarak Türkçe ve dini eğitim yapmaları hususunda yasa maddesini yürürlüğe koymuştur.. Anayasa Mahkemesi’nin 12 Ocak 1971 tarih ve 1971-3 sayılı kararı uyarınca “Özel Yüksek Okulların Devleştirilmesiyle” Heybeliada Ruhban Okulu da kapatılmıştır. 8 Haziran 1965 gün ve 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Yasası’nın ilgili maddelerinin Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilerek yükseköğretim kurumlarının sadece devlet tarafından açılıp işletebileceği kararından sonra, ancak bir Türk üniversitesine veya ilâhiyat fakültesine bağlı olarak eğitim verebileceğinin belirtilmesi üzerine, Türk üniversitesine bağlanmak istemediklerinden dolayı kendilerince kapatılmıştır. 16 Ocak 1992 tarihinde, Patrik Bartholomeos, dönemin Milli Eğitim Bakanı Köksal Toptan’a; “Papaz Okulu’nu açın, bu sizin lehinize olur” demiştir. Ağustos 1994’te, 1971 yılından beri kapalı olan Ruhban Okulu için 150. kuruluş yıldönümü düzenlemişlerdir. 19 Ekim 1997’de Yunan Hava Yolları’na ait özel uçakla ABD’ye gidip, Ruhban Okulu’nun açılması için ABD Başkanı Clinton’dan Türkiye’ye baskı yapmasını isteyen Patrik Bartholomeos’u ABD Başkanı Clinton, “300 milyon Ortodoks Hıristiyanın ruhani lideri” ve “ Ekümenik Patrik” olarak tanıtmıştır. Oysa dini özerkliğe sahip bir okulun kurulabilmesi için Anayasa’nın 130. maddesinin değiştirilmesi zorunludur. Amaçları özel ve özerk statüde bir papaz okulu açabilmektir. Daha sonra da Patrikhane’yi evrensel dini ve siyasi merkez haline getirerek Ayasofya’da ibadet yapmaktır. Yani yeni “Roma Ortodoks Patriği” olmaktır. Kilise arazilerini kiraya verdiği için Sen Sinod Meclisi tarafından ağır eleştirilere uğrayan Kudüs Patriği’nin durumunu görüşmek üzere İstanbul’da Ortodoks zirvesi toplamıştır. Kudüs Patriği 1. İrineos’un, Kudüs Kilisesi’nin mallarını İsraillilere 198 yıllığına kiralarken menfaat temin ettiği gerekçesiyle hakkında yapılan suçlamaları araştırıp sonuca bağlamak üzere 15 Ortodoks kilisesi temsilcisi İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi’nde, Fener Rum Patriği Bartholomeos’un başkanlığında bir araya geldiler. Cumhuriyet Türkiye’sinde, Lozan delinerek Hıristiyan Şeriat mahkemesi oluşturulmuştur. Lozan Antlaşması’na göre Türkiye’de Fener Rum Patrikhanesi ile birlikte 8 metropolitlik bulunmasına izin bulunmaktadır. Buna rağmen hiç bir Ortodoks Hıristiyan’ın bulunmadığı Anadolu şehirlerimizde metropolitlikler açarak oralara papazlar tayin etmektedirler. Türk devleti ne zaman zafiyet belirtileri gösterse, ne zaman elverişli ortam yaratılsa, Patrikhane harekete geçmiştir. ABD Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Komitesi, Fener Rum Patrikhanesi’nin “ekümenlik” statüsünün tanınması ve Türk uyruklu olmayan din adamları yetiştirilmesi için Türkiye’ye çağrı yapan karar tasarısını kabul etmiştir. Türkiye’nin AB müzakereleri öncesi “Patrik 2. Bartholomeos’un ekümenlik yasa statüsünün tanınmasını, Türkiye vatandaşı olmayanların Kutsal Sinod üyesi olabilmesini, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılıp her uyruktan öğrenci kabul etmesini, Patrikhane’ye ait mülkün iadesini ve Balıklı Hastanesi’nin geriye dönük vergi yükünün kaldırılmasını” talep ediyorlar. Bush yönetimi de bu adımları desteklemektedir.. Ortodokslar her yıl haçı suya atarak, Bizans’ın tekrar dirileceği günleri beklemektedirler. |