10.03.2008/Sayı:177
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Ekonomi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Şükrü Aykutlu

Evvel zaman içinde... Balkanlardaki o yerde...(2)

Ah bu “enternasyonal” dürtü... Ah o sosyalist idealin çiçeğe-böceğe tapar denli “hümanizma” zaafı... Ah, ilerleme, yükselme, özgürlük zannı veren, hücreleri “mikronize” etme hastalığı. Her bir hücrenin, kopartıldığında daha sağlıklı olacağı duygusunu şırınga ederek, gerçekte bedenin bağışıklığını deviren o vahim toplumsal hastalık...

Yaşam kavgasına çilingir çırağı olarak başlayan; metal işçiliğinden sendikacılığa uzanan; 1. Dünya Savaşı karşıtlığından zindanla tanışan; aynı savaşın içine serbest bırakıldığında bu kez cephede ağır yaralanan, Rus ordusuna esir düşen; Bolşeviklerin arasında 1917 devrimine katılan; geri döndüğü ülkesinde hapisliklerle muhabbetini sürdüren; İspanya’dan Çekoslovakya’ya, Almanya’dan Fransa’ya Avrupa’nın her alanında yeraltı direniş örgütlerinin mücadelelerinde örgütçü ve savaşçı olarak bulunan; ikinci büyük savaşta ise ülkesinin kurtuluşunu örgütleyerek Nazi faşizminin artıklarına topraklarını dar eden Tito lakaplı bu sarsılmaz lider de genlerinin bir yerinde taşımaktaydı enternasyonalizmin o vahim bakterisini.

Milliyetçi devrimciliğin ilk ışığını kendinden yirmi yıl önce yakan Anadolu’daki büyük asiden bağımsızlıkçılığı öğrenmiş; gelgelelim milliyetçiliğin, ayrıştıra ayrıştıra bedenin hücrelerine kadar inmek olduğu mikro versiyonuna asilik edememişti. Devlet yönetiminde milliyetçi tavırlı, gelgelelim ulus tanımı sözkonusu olduğundaysa “milliyetler” argümanına esir düşen bu büyük direnişçi, yarışın sonunu daha o günden belirliyordu.

Her yiğidin yoğurt yiğişi farklı idi. Galiba Balkanlar’ın yoğurdu da... Direnişin, örgütlenişin ve savaşımın bu büyük antiemperyalist lideri, faşizme karşı bir mayadan yaptığı Yugoslav yoğurdunu maalesef kaşıkla değil, galiba çatalla yemeği deniyordu. Bir kez daha ona kulak verelim, ama bu kez kulaklarımızı tıkayarak: (Yugoslavya Komünistler Birliğinin Sekizinci Kurultayında okuduğu rapordan, 1964)

“....Kurtuluş savaşımız sırasında tüm uluslarımız ulusal sorunu ele alıp bunu en demokratik biçimde ve anlayışla çözümlemiştir, bu olumlu çözümü Anayasamız da saptamıştır. Şimdi milliyetlerarası ilişkilerin daha da gelişmesi sözkonusudur... ...Aramızda öyle insanlar da var ki, hatta komünistler bile, şu tutumu ileri sürmektedirler: ‘Sosyalist toplumsal kalkınmamızda milliyetler aşılmış olup ortadan kalkmak zorundadır.’ Onlar ulusların birliğini milliyetlerin ortadan kaldırılması ile karıştırıp yeni, daha doğrusu bir tek Yugoslav ulusunun yaratılmasını amaçlıyorlar. Buysa bir bakıma asimilasyona benzeyip bürokratik merkezciliği, birleşmeciliği ve egemenliği düşündürtmektedir. Halbuki Yugoslav sosyalist birleşmesi öyle bir yeni toplumsal birliktir ki, bunun sınırları içinde tüm milliyetler ortak çıkarlarını bulacaklardır. Yukarıda sözü edilen kişiler bireylerdir ve böyle bireyler Komünistler Birliği’nde de bulunursa, kendilerine Komünistler Birliği saflarında yer bulunmadığını, zararlı olduklarını söylemek gerek...

...Bu tür sapmalardan en büyük zarar gören çalışma kolektivleri ve özyönetimlerdir. Çünkü onlar kendi çıkarlarına dayanan; milliyetçi ve merkezci birliği benimsemeyen; üretimde sosyalist birleşmeden yanadırlar...

...Doğru bir enternasyonalizm, her şeyden önce kendi ülkesinde enternasyonalist olmak demektir. Kendi ülkesinde enternasyonalist olmak, birleşikliği, milliyetler ile etnik grupları sosyalist toplumsal birlikte birer özne olarak yadsımak değildir. Doğal olarak çokuluslu bir devlette çok yönlü toplumsal karakterin dinamikliği, tek uluslu toplumsal birlikten çok daha güçlü ve tutarlıdır!....”

.......

Bu büyük direnişçi, örgütçü ve devrimci sosyalistin devrim sonrası hemen her konuşması; “özyönetim”, “yerellik”, “milliyetler”, “çokulusluluk”, “etnik zenginlikler”, “kardeşlik”, “sosyalist birlik” ve benzer kavramların savunusu üzerine kurgulanmıştı. Dayandığı bu temel ilkelerden hareket ederek ve salt sosyalist ideolojisinin sağlamlığına güvenerek kurduğu Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti, ölümünden sadece 12 yıl sonra o çok güvendiği sosyalist milliyetler tarafından unufak edilecekti.

Faşizme karşı mücadelenin bu büyük kahramanının öldüğü 1980’de, Anadolu’ya musallat olan yıldızlı faşist yönetimse, Tito’nun inanmadığı ve güçsüz bulduğu çağdaş tek ulus devleti örneğinin temellerine, dincilik ve mikro milliyetçilik dinamitlerini yerleştirmeye başlamıştı...

.......

Yugoslavya’nın bir “federasyon” biçiminde kurgulanmasını savunan Tito’nun bu özgürlükçü ve “toplumsal zenginlikten” yana fikirleri, uluslararası toplumda kim tarafından beğenildi ve desteklendi dersiniz? Sovyetler mi? Hadi canım siz de... Ya mazlum ülkeler? Değil. Sıkı durun: Josip Broz Tito’nun federatif bir devlet yapısı fikrini savunan kişi Churchill’di, yani İngiltere. Dünya, emperyalizmin bu “federasyonseverliğinin” sebeb-i hikmetini yıllar sonra bir gün anlayacaktı. Dünya tarihinde, İngiltere’nin en inceltilmiş emperyal zekaya sahip ülke olduğunu da...

Yakında, Yugoslavya’dan geriye kalan son lokma olan Voyvodina sokaklarında da, bol yıldızlı emperyalist bayrakların “...Özgürlük... Özgürlük...” nidalarıyla sallandığını göreceğimiz gün; öte dünyada da emperyalizmin ağababalarının, arkalarına şeytanı almış, zafer işareti yaptığını görecek melekler. Üçüncü bir dünya uğruna savaşmış büyük liderlerin kemikleri bir kez daha sızlayacak.

***

Faşizme ve emperyalizme direniş ne denli şanlı olursa olsun; örgütlenme ve savaşım ne denli yürekle yapılırsa yapılsın; demokrasi ne kadar insanca ve sosyalizm ne üstün bir toplumsallıkla uygulanırsa uygulansın; ulusal birliğin mayası doğru bir hamurla karılmamışsa eğer; yemeğin yağı emperyalizmin ekmeğine sürülmüş olacaktır.

Kosova sokaklarında sanal özgürlük peşinde koşanların ellerinde sallanan Amerikan bayraklarını kıçlarına don yapacak kadar seven liboşlarımız, sözde solcularımız ve de özgürlükçülerimiz; yeni bir şeyler öğrenip kendilerini geliştirebilmek için, Yugoslavya’nın kurtuluş, kuruluş ve çözülüş sürecinin etmenlerini okuyup, kendilerine yararlı bir iş yapabilirler.

Anadolu’da yüz yıl önceki bir imparatorluğun çözülüşü ve küllerinden bir ulusun kuruluşu onlar için zaman aşımına uğramış olsa da; henüz üstünden yarım yüzyıl bile geçmemiş Balkanlar’daki bu mikro milliyetçilik tarihi, sözde özgürlükçülerimizin miyop gözleri için daha anlaşılır olabilir.

Çok mu iyimseriz dersiniz?...

(Bu yazı, sosyalist hümanizmaya ve “toplumsal zenginliklere” tapan kardeşlerimize ithaf olunmuştur.)

 


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe