| Bünyamin Aka |
Milli Mücadelede Atatürk ve Çukurova-4
Atatürk’ün yüzbaşısı Kozanlıların isteği doğrultusunda Mustafa Kemal, Adana cephesinin açılması kararını verir. Kilikya Kuvayı Milliye Komutanı olarak Binbaşı Kemal Doğan’ı (Kozanoğlu Doğan kod adı) ve yardımcılığına da Yüzbaşı Osman Nuri’yi (Aydınoğlu Osman Tufan kod adı) atar. Bu iki komutana harita üzerinde planını anlatır ve Çukurova’da, Kuvayı Milliye’yi kurmaları için görevlendirir. Mustafa Kemal bu iki komutanına, özellikle de Yüzbaşı Osman Nuri’ye çok güvenmektedir. Nutuk’ta, Yüzbaşı Osman Nuri’den iki yerde bahsetmektedir. İlk bahsettiği yer, Nutuk’un birinci, diğeri ise ikinci cildindedir. Birinci cildinde Mustafa Kemal, karargahıyla birlikte Erzurum’dan Sivas’a gitmek üzere yola çıkar. Erzincan Boğazı’na geldiği sırada jandarmalar heyecanlı ve biraz da korkarak araçları durdur. Komutanları, Dersim Kürtlerinin Boğazı tutmuş olduklarını, Boğazdan geçmenin tehlikeli olduğunu, merkezden kuvvet istediklerini ve gelecek kuvvetlerle Boğazı bu haydutlardan temizleyeceklerini söyler. Mustafa Kemal, bir an önce gitmek istediğinden bu durumu kabullenmez ve kararını verir: “Öyleyse karar, tehlikeyi göze alıp yola devam etmek. Başka türlü de yapamazdık. Yalnız küçük bir düzenleme yapmayı uygun buldum. Ellerinde hafif makineli tüfekler bulunan özverili arkadaşlarımızdan birkaçını (şimdi bir alay komutanı olan Osman Bey, ki Tufan Bey adıyla tanınmıştır, bunların başında idi) bir otomobil ile kendi otomobilimizin önüne geçirdik. Sağdan soldan gelecek, uzaktan açılmış ateşlere önem verilmeyerek otomobiller hızla karayolu üzerinde ileri yürümeye devam edecekler. Vurulan, ölen olursa onlarla ilgilenilmeyecek. Tam karayolu üzerinde ve yakınında, yolu kapayan haydutlarla karşılaşılırsa hepimiz otomobillerden atlayacağız ve bunlara saldırarak yolu açacağız ve kalanlar gene, kullanılabilecek durumda olan otomobillere binerek ve hızla ilerleyerek yola devam edecekler…” Atatürk, Nutuk’un ikinci cildinde ise: “Şarki Adana mıntıkasında Tufan Bey unvanı ile hareket eden Yüzbaşı Osman Bey’in kahramanlıkları kayda şayandır” demektedir. Aydınoğlu Tufan takma adı ile; Kilikya Doğu Bölgesinde, Seyhan Nehri’nin doğu bölümünden Maraş’a kadar uzanan ve Fransızların işgali altında bulunan geniş bölgede, Mustafa Kemal’in emirlerini başarıyla yerine getirmiştir. Osman Nuri, halk tarafından çok sevilmiştir. Rütbesi yüzbaşı olmasına rağmen halk arasında, Tufan Paşa diye ün salmış ve bir efsane olmuştur. Bugün de Çukurova’nın birçok yerleşim yerinde okul, cadde ve sokaklara ismi verilmiştir. Adana’nın Tufanbeyli ilçesi de, ismini Tufan Paşa’dan almıştır. Tufan Paşa, kendisini insanüstü bir gayretle davaya veren, gece gündüz yorulma nedir bilmeyen, bütün gücü ile vatanı kurtarmak için çalışan bir Milli Mücadele adamıdır. Halk bu kahramanını hiç unutmamıştır.
Osman Nuri Milli Mücadeleyi başlatmak için Ege’de Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik ayrıldığı için topraklarının büyük kısmını bırakarak askerlerini geri çekmektedir. Osman Nuri Bey, Birinci Dünya Savaşı’nda Irak cephesinde görev yapmış, savaş bittikten sonra da yüzbaşı olarak Irak’tan İstanbul’a tayin edilmiştir. İstanbul’a geldikten birkaç gün sonra Mondros Mütarekesi imzalanır. Mütarekeden sonra İtilaf Devletleri donanması ve askerleri İstanbul’a gelir. Bu durum Osman Nuri Bey’i derinden yaralar. Esaret hayatına dayanamayacağını, özellikle İstanbul hükümetinin gelen işgal kuvvetlerine karşı iyi ve nazik davranılmasını emretmesinden sonra katlanamayacağını anlar. Kendisi gibi esaret hayatını kabul edemeyenlerle gizli görüşmeler yapmaya başlar. Bir çare bulmak için, vatansever olduklarını düşündüğü devlet büyüklerine müracaat eder. Ayaklanarak Milli Mücadeleyi İstanbul’da başlatmak isterler ama önlerinde öyle engeller vardır ki bunu başaramazlar. Yüzbaşı Osman Nuri Bey, bu olayı kendi anılarında şöyle anlatmaktadır: “Milli Mücadele ile ayaklanmaya uğraştık. Düşmandan önde kendi hükümetimizi görüyorduk. İstanbul’da böyle bir teşebbüs iyi bir netice vermeyecekti. O sıralarda, İzmir de işgal edilmişti. Daha fazla düşünmeye vakit kalmamıştı. Büyük Harbin başında İran’a gittiğimizde, maiyetinde bulunduğum heyet reisimiz Hüseyin Rauf Bey’e müracaat etmiştim. Daha sonra, İzmir’i kurtarmak için Aydın bölgesinde çalışmak için birleşen birkaç arkadaş ile birlikte hükümetten gizli olarak, vapurla Bandırma’ya çıktık. Heyetimizde Aydın Mebusu Nazmi Topçuoğlu, İzmir Mebusu İbrahim Süreyya, Zonguldak Mebusu Recep Zühtü ve Eski Bahriye nazırı Hüseyin Rauf Bey ve birkaç arkadaş daha vardı. 24 Mayıs 1919.” Milli Mücadeleyi İstanbul’da başlatamayacaklarını anlamışlardır. Manisa üzerinden Aydın’a giderek, burada milli teşkilatı oluşturacaklar ve oluşan bu teşkilatla da İzmir’i kurtaracaklardır. Bandırma’ya vardıklarında her tarafta Fransız askerlerini görürler. Bandırma’dan gizlice trene binip Manisa’ya doğru yol aldıkları sırada, yolda, Yunanlıların Manisa’ya geldiklerini öğrenirler. Yakalanmamak için Akhisar istasyonunda inerler. Burada Fransız askerleri bunları fark ederek tutuklamak isterler. Bin bir güçlük içerisinde kaçıp kurtulurlar ve gece yarısı bir arabacı hanına sığınırlar. Ertesi gün Salihli’ye doğru yola çıkarlar. Burada da yine Fransız bayrakları vardır. Bir otele gizlenirler. Her taraf tehlike doludur. Doğal olarak en büyük tehlikeyi düşman askerleri, İstanbul hükümetinin memurları ve bir de düşmanla işbirliği yapanlar oluşturmaktadır. Azınlıklar önemli bir hizmet yaptıklarını göstermek için vatansever bildikleri kişileri hükümete yada işgal güçlerine teslim etmektedirler. Osman Nuri Bey Salihli’de durum tespiti yapmak için subay kıyafetlerini değiştirip, sahte bir memuriyet belgesi göstererek, şehrin müsait yerlerinde gezinir. Rumeli kıyafetli bazı kişilerin telaşlı ve gizli görüştüklerini görür. Kendisini “Rumeliliyim” diye tanıtarak gizledikleri şeyi öğrenmeye çalışır. Aslen Türk olan bir aile, hudutlarda ve Arnavutluk içinde oturamayarak anavatana yani Anadolu’ya göç etmiştir. En büyükleri Hacı Kurt Ali, Salihli’ye geldikten sonra çok zengin olmuş, diğerlerinin buna gıpta ile baktıklarını görmüş. Gizli konuştukları konu ise; daha önceleri Osmanlı ordusunda subay iken çıkarılan Kalkandelenli Rahmi isminde biri, İtalyanların vasıtası olmuş ve Rumelilileri Arnavut olarak kaydederek İtalyan vatandaşlığına alıyormuş. Birkaç gün sonra Salihli’ye gelecek olan Yunan ordusunun bunlara kötülük etmeyeceğini ve İtalyan vatandaşı yazılmayanları öldüreceklerini söylemiş. Osman Nuri bunları öğrendikten sonra Rumelililere sormadan edemez: “Siz Arnavut musunuz?” “Hayır” derler, çaresini ancak böyle bulduklarını söylerler. Yerli Türkler müracaat etseler dahi, Arnavut Rahmi’nin bunları İtalyan vatandaşlığına yazmadığını da söylerler. Yerli Rumlar ise Yunan bayraklarını hazırlamışlar, özgürlük telaşına düşmüşlerdir. Osman Nuri’nin ilk umutsuzluğa düşüşü Osman Nuri, daha akıllıları ve bu memlekette zengin olmuş bulunan Hacı Kurt Ali’nin yazıhanesine gider. Namaz kılıyordur. Namazı bitirip ve arkasından namaz duasını ederken, bir el işareti ile selam verir. Bu arada iki kişi daha gelir. Hacı Kurt Ali dua sırasında onlara; “Ne var?” diye sorar. İki kişi; “Yunanlılar geliyormuş” derler. Hacı cevaben; “Mülk Allah’ındır, kime isterse ona verir” deyince Osman Nuri bu söze çok kızar ve hiçbir şey söylemeden çıkıp gider. Osman Nuri bunlarda umut olmadığını anlayarak, yerli halkla görüşmek için kahvehaneye gider. Burada yerlilerle görüşmeler yapar. Kahvehanede biriyle tanışır. Konuşmalarından bu kişinin vatansever olduğunu düşünerek; “Silahlanalım, karşı koyalım” der. Ama karşısındaki kişi umutsuzca yanıt verir: “Çoluk çocuk ayak altında kalacak...” “Peki başka bir çareniz var mı?” diye sorduğunda ise, komşu Rumlara çok iyilik ettiklerini, şimdi sıranın Rumlar da olduğunu, evlerine Yunan bayrakları asarlarsa yardım edeceklerini söyler. Osman Nuri bu olaydan sonra; “Ümidim kırılmıştı. Durumu arkadaşlara anlattım. Hemen at kiralayıp, Ödemiş’e gitmeye karar verdik. Orada daha selametle teşkilat yapacağımızı zannediyorduk” demektedir. Yollar yine tehlikelidir. Ama içinde bulundukları umutsuzluktan da kurtulmaları gerektiğini bilmektedirler. Umudun bir yerlerde gizli olduğunu ve onu arayıp bulabilecekleri düşüncesiyle, Ödemiş’e doğru yola çıkarlar. Osman Nuri, Ödemiş’e vardıklarında yine resmi kıyafetini değiştirerek, daha önceden ismini duyduğu ve güvenilir olduğunu işittiği jandarma komutanı Yüzbaşı Tahir’i bulur. Ödemiş’te bulunma amacını anlatır. Yüzbaşı Tahir vatansever gözükmesine rağmen korkar ve Yunan heyetlerinin şehirde bulunduğunu, Yunan askerlerinin gelmesi için Rumlarla yerliler arasında anlaşma yapıldığını, kendisinin de kaçmaya hazır olduğunu söyleyerek Yüzbaşı Osman Nuri’yi de korkutmaya çalışır. Osman Nuri kararının uygun olduğunu söyleyerek, bölgeyi iyi bildiği için, “Beraberce hareket edelim” der ama Yüzbaşı Tahir kabul etmez. Yalnız Osman Nuri ve grubuna silah, at ve jandarma kılavuzu verir. Osman Nuri ve arkadaşları hiç dinlenmeden gece yarısı Balyanbolu nahiyesine hareket ederler. Ödemiş’te de teşkilat kurmak mümkün olmadığından, hayal kırıklığı biraz daha artmıştır. Yollar gerçekten çok tehlikeli durumdadır. Çünkü İstanbul hükümetinin hiçbir otoritesi kalmamış, otorite sağlayacak herhangi bir güç de olmadığından memleket tamamen başıbozuk ve anarşi içinde kalmıştır. Bu tehlikeleri göze alarak, yine gizli bir şekilde Nazilli’den Dinar’a trenle, oradan da karayolu ile Afyonkarahisar’a varırlar. Osman Nuri, Afyon’a geldikleri anı; “Afyonkarahisar’da, İstanbul hükümetinin bütün hainleri, kudurmuş gibi çalışıyorlardı. Müşkülatla Ankara’ya kaçabildik. Artık, Aydın havalisinde teşkilat yapmak, düşmanı İzmir’den kovmak ümitlerimiz sönmüş idi. Şimdi İstanbul hükümeti tarafından yakalanmamak ve milli mefkure ile çalışabilmek için, emin bir melce düşünüyorduk. Hüseyin Rauf Bey Bahriye Nazırlığı yapmış idi. Her birimiz vazifemizden veya başka bir suretlerle merbut bulunduğumuz yerlerden savuşmuş olduğumuzdan, yakalanırsak, İstanbul hükümeti tarafından ağır cezalara maruz kalacağımızı biliyorduk. Ankara’da her birimiz birer köşeye saklandık. Çünkü Ankara’da vali, polis ve tekmil hükümet teşkilatı, İstanbul hükümetinin düşmanla birleşen en şirret adamları ile dolmuş idi. Yalnız Ali Fuat Paşa’nın kumanda ettiği kolordu, en küçük erinden en büyüğüne kadar milli mefkürenin insanları idiler. Bizi bunlar sakladılar” diye anlatmaktadır. Yüzbaşı Osman Nuri ve beraberindekiler için artık gidecek güvenli bir yer kalmamış, milli teşkilat kurup İzmir’i kurtarma umutlarını da yitirmişlerdir. Bu arada Mustafa Kemal Samsun’a çıkmış, Anadolu içlerine doğru ilerlemektedir. Osman Nuri ve ekibi de artık karar verir ve Samsun’a doğru yola koyulurlar. Bu yolculuğa, İstanbul hükümetine haber vermeden gizlice Ali Fuat Paşa da katılmıştır. Bu yolculuğa çıkmalarının en iyi sonucu; artık tek güvenli yerin Mustafa Kemal’in yanı olduğunu ve kurtuluşu da ancak Mustafa Kemal’in yapabileceğini anlamaları olmuştur. Bir an önce Mustafa Kemal’in karargahına yetişip emrine girmek istemektedirler. Hiçbir yere uğramadan hızlı bir şekilde Havza’ya varırlar. Merzifon ve Havza Fransızlar tarafından işgal edilmiştir. Mustafa Kemal, karargahı ile Amasya’ya hareket ettiğinden, burada da yakalanmamak için değirmenlerde gecelerler. Sabaha doğru Amasya’ya hareket ederler. Yüzbaşı Osman Nuri Amasya’da Mustafa Kemal’in karargahına vardıkları o anı; “Amasya’da, Mustafa Kemal’in karargahına geldiğimiz zaman, hepimizde selamete ermiş insanlar gibi derin bir inşirah vardı” diye anlatır. Burada üzerinde durulması gereken konu Rauf Orbay’ın durumudur. Hüseyin Rauf Orbay, Osmanlı’nın eski Bahriye Nazırıdır. Kendisi o dönemde “Hamidiye Kahramanı” olarak bilinirdi. Aynı Rauf Orbay, Mondros Mütarekesi’ni de imzalayan kişidir. Yüzbaşı Osman Nuri Bey’in de anlattığı gibi, İzmir ve yöresini işgal eden Yunanlılara karşı Milli Mücadeleyi başlatmak için Ege bölgesinin çeşitli yerlerini dolaşır ama başarılı olamaz. Ve Mustafa Kemal’in yanına gelmekle belki de hayatını kurtarmıştır. Mustafa Kemal’in yanına geldikten sonra ise bu başarısızlıklarının altında ezilmiş, bu ezikliği aşmak ve kendi isteği doğrultusunda hareket etmek istemişse de Mustafa Kemal buna izin vermemiştir. Rauf Orbay yanına Kazım Karabekir ve Refet Bele’yi de alarak bazen doğrudan, bazen da dolaylı olarak Mustafa Kemal’le mücadele etmiştir. Üstelik bu üç kişi Cumhuriyet fikrine de temelden karşıdırlar. Bunların düşüncesi, ülke kurtarıldıktan sonra yönetimi tekrar padişah ve halife olan Vahdettin’e vermektir. Saltanat kaldırıldıktan sonra en azından halifelik kalsın diye muhalefet ederler ama Mustafa Kemal’in düşüncesi nettir. Cumhuriyet kurulduktan sonra da Mustafa Kemal’e karşı her türlü oyunu oynamışlardır. Ne yazıktır ki bu üçlünün düşüncesi bugün torunları tarafından Cumhuriyet’i yönetmektedir. Mustafa Kemal’in karargahında, Osman Nuri’ye verilen ilk görev Osman Nuri, Mustafa Kemal’in karargahında mutlu ve huzurludur ama daha bir görev verilmemiştir. Görev verilmediği için üzülmekte, görev verilmesini beklemektedir. Zamanın ne derece kıymetli olduğunu bilmekte ve Ege’de geçirdiği boş günlere de için için kızmaktadır. Mustafa Kemal’in karargahı Erzurum’a hareket eder. Tokat’ta konaklama yapılır. Yalnız eşyalar arasında bir bavul eksik çıkar. Kaybolan bavul içerisinde, milli işlerde kullanılmak üzere altı bin lira kadar para vardır. Bütün uğraşlara rağmen bavul bulunamaz. O an için görev bekleyen Osman Nuri, bavulu bulma görevini ister ve görevi alır. Hemen Manisa’ya gitmek için kiralık araba aramaya başlar. Hanlarda araba bulur ama yollarda eşkıya tehlikesi olduğundan arabacı da korkmaktadır. En sonunda iki misli ücrete arabacıyı ikna eder. Amasya’da bin bir güçlük içerisinde, henüz terhis edilmemiş bir Ermeni askerinin evinde bulur. Yine aynı tehlikeli yollardan ve o kadar para ile Erzurum’a, Mustafa Kemal’in karargahına gelir. Yüzbaşı Osman Nuri, bu olaydaki başarısı ile Mustafa Kemal’in güvenini kazanmış ve daha sonra Mustafa Kemal’in yanında aktif görevlerde bulunmuştur. Mustafa Kemal tarafından verilen en önemli görev: Çukurova’da Milli Mücadeleyi başlatmak olmuştur. Yüzbaşı Aydınoğlu Osman Tufan (Osman Nuri) ve Binbaşı Kozanoğlu Doğan (Kemal Doğan) bir yaylı araba ile Kayseri-Develi-Haçın-Kozan yolu ile Adana bölgesine doğru yola çıkarlar. |